Millî Reasürans Sanat Galerisi Arşivi

Avni Arbaş ve “Kendi Resmini Yapmak”

Millî Reasürans Sanat Galerisi yazı dizimizin yeni konuğu Avni Arbaş. Murat Ural’ın kaleme aldığı metin Argonotlar Kütüphanesinde.

Tuval üzerine yağlı boya, 50x71 cm

Türk resim sanatının önemli isimlerinden Avni Arbaş’ın 60 yıllık sanat yaşamını bir araya getiren “Retrospektif 98” sergisi, 5 Mayıs–7 Haziran 1998 tarihleri arasında Millî Reasürans Sanat Galerisi’nde gerçekleşti. Sanatçının farklı dönemlerinden eserleri bir araya getiren sergi, Arbaş’ın yıllar içinde geliştirdiği özgün resim dilini ve üretimindeki sürekliliği görünür kıldı.

1919’da doğan Arbaş’ın resimle ilişkisi çocukluk yıllarında başladı. Galatasaray Lisesi’nin ardından 1937’de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne giren sanatçı, burada Léopold Lévy’nin öğrencisi oldu. 1946’da Fransız hükümetinin bursuyla Paris’e giden Arbaş, yaklaşık otuz yıl boyunca burada yaşadı ve çalıştı. Paris’te geçirdiği yıllar, sanatçının resim anlayışının oluşumunda belirleyici oldu.

Figüratif resim anlayışını koruyarak kendi özgün dilini geliştiren Arbaş’ın çalışmalarında figür, portre, at, deniz ve tarihsel bellek öne çıktı. Özellikle Kuvayi Milliye ve atlar üzerine yaptığı resimler, sanatçının üretiminde önemli bir yer tuttu. Nâzım Hikmet’in, Arbaş’ın Kuvayi Milliye temalı resimlerinden etkilenerek yazdığı “Avni’nin Atları” şiiri de bu ilişkinin dikkat çekici örneklerinden biri oldu.

Arbaş’ın farklı sanat akımlarından beslenmekle birlikte kendi resmini yapma anlayışını koruması, sanat yaşamının temel özelliklerinden biriydi. “Retrospektif 98”, bu yaklaşımın farklı dönemlerdeki yansımalarını bir araya getirerek sanatçının altmış yılı aşan üretimine kapsamlı bir bakış sundu. Sergi, Millî Reasürans Sanat Galerisi’nin arşivinde de sanatçının uzun soluklu üretimini ve dönemin sergi anlayışını birlikte belgeleyen önemli çalışmalardan biri olarak yer alıyor.

Sergi nedeniyle hazırlanan kitap, Millî Reasürans T.A.Ş. tarafından basıldı. Amelié Edgü ve Ertan Mestçi’nin küratörlüğünü, Meral Bekar Gürbüz’ün yardımcı küratörlüğünü üstlendiği yayının metni Murat Ural’a, çevirisi Robert Bragner’a, grafik tasarımı Esen Karol’a, fotoğrafları ise Reha Arcan’a ait. Baskı öncesi hazırlıkları Kutlu Çanlıoğlu tarafından yapılan kitabın renk ayrımı ve baskısı Ofset Yapımevi tarafından gerçekleştirildi.

Yayın hakkında detaylı bilgi almak için Millî Reasürans Sanat Galerisi ile e-mail adresi  (sanatgalerisi@millireasuranssanatgalerisi.com) üzerinden iletişime geçilebilir.


“Onu dimdik ayakta tutan mesleğine beslediği sonsuz sevgi ve doğa ile kurduğu dörtbaşı mamur dostluk olmuştur… Avni’nin özelliklerinden biri de konularını boya kutusunda değil yüreğinde ve kafasında her saniye beraberinde taşımasıdır.”

Bedri Rahmi Eyüboğlu[1]

Avni Arbaş’ın resimle ilişkisi, kendi açıklamasına göre çocukluk günlerine, babasının çalışma odasında gördüğü suluboyalara, daha sonra babasıyla başladığı ilk resim alıştırmalarından Galatasaray’daki derslere, okuldan çıkınca koşarak gidilen Akademi’nin “Akşam Atölyesi”ndeki çalışmalara, nihayet 1937 yılında Akademi’ye kaydolup Léopold-Lévy’nin öğrencisi olmasına kadar uzanır. Sanatçı bu geçmişini, “Kendimi bildiğimden beri resimle içiçeyim. Hayatımın hiç bir döneminde ‘ne olmalıyım’, ‘ne yapmalıyım’ gibi bir düşüncem, bir endişem olmadı” sözleriyle açıklıyor.

Avni Arbaş, resimle ciddi ilişki kurması Akademi’ye girişi ile başlatılırsa, bugün altmış resim yılını geride bırakmıştır. Otuz yılı Paris’te geçen bu resim yaşamı, aynı zamanda, 20. yüzyıl resim sanatının Türkiye’deki ve Avrupa’daki serüvenine tanıklık gibidir.

Avni Arbaş’a ilişkin yorumlarda, güncel tartışmaların ve akımlarının dışında kalması, kendine özgü bir beğeni ya da bakışa sahip olması, doğadan ve yaşamdan esinlenmesi, gözlemlerini ve duygularını kendine özgü bir resim diline dönüştürerek aktarabilmesi gibi özellikleri üzerinde durulur.

Sanatçının açıklamaları da, ileride yeri geldikçe belirtileceği üzere, bu genellemeler doğrultusundadır.

Otoportre, kağıt üzerine karakalem, 30×175 cm, 1996

Aslında bu sonuçlar, Avni Arbaş’ın özgün kişiliğinde, bir bakıma gelenekle gelecek arasında sıkışan 20. yüzyıl toplumlarının ve sanat dünyasının belli başlı sorunlarına da işaret ediyor. Bu sorunlar, kavramsal düzeyde, gelenekçilikle-yenilikçilik, yöresellikle-ulusalcılık ve ulusallıkla-evrensellik, bireyle-toplum, içerikle-biçim çatışması olarak genelleştirilebilir.

Türkiye için, özellikle resim sanatı açısından bu sorunların düğümlendiği kritik ve belirleyici nokta Doğu-Batı ilişkisidir.

Avni Arbaş’ı bu genel tablo içinde belli bir yere oturtmak, resmin temel sorunlarıyla ilgisini kurmak, kolay değildir.

Resmin sorunları genellikle sanat akımları arasındaki tartışmalarda, yeni bir sanat akımının kendisini ifade etme çabasında, daha genel olarak sanatla toplum arasındaki gerilimli ilişkilerde ortaya çıkıyor.

Sanatçı güncel akımlar ve çatışmalar konusunda, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Bir takım akımlar geliyor, gidiyor. Bir sanatçı bunlara gözlerini kapatamaz. Ben de kapatmıyorum. Hepsinin verdiği, verebileceği şeyler var. Ama bunları alabilmeniz için önce kendi resminizi yapmanız lazım.”

Görüldüğü gibi Avni Arbaş, önce bir sanat akımı ya da anlayışından esin alarak “kendi resmine” doğru yol almak şeklindeki anlayışı tam tersinden ifade etmektedir. Bunlar 1998’de kavranmış ve açıklanmış düşünceler değildir. Sabahattin Batur’la 1963’de, o günlerin etkili akımı soyut sanat üzerine yaptığı ve Yeditepe’de yayınlanan söyleşisinde şunları belirtmişti: “Cezanne resmi Akademizmden kurtarmaya çalıştı. Nitekim kurtardı da. Fakat hemen bunun ardından bir takım yeni yeni araştırmalar çıktı. Kübizm de bunlardan biridir. 1910 yıllarında Kandinsky’nin yaptığı araştırmalar, denemeler çok önemliydi elbet. Ama şimdi abstra-it soyut resim kendini tekrar etmekten öteye geçemiyor. Yani soyut resim de bir çeşit Akademizme düşüyor. Her devrin kendine göre bir özelliği var. Nasıl bundan kısa bir süre önce kübizm diye bir akım var idi ise, şimdi de soyut resim anlayışı var ortalıkta. Ama, bu da ötekiler gibi geçecek. Ancak her denemenin az ya da çok yararı dokunduğu söylenebilir.”

Bu ifadeler karşısında sanatçının sanatın güncel gelişmelerinin ya da resmin güncel sorunlarının dışında olduğu kabul edilebilir. Hatta Ferit Edgü onun resmini “değişende değişmeyen” olarak nitelendirecektir.[2] Ancak bu belirlemeler Avni Arbaş’ın resim sanatıyla olan ilişkisini açıklamaya yetmez. Sanatçı güncel ve yenilikçi akımlara karşı mesafeli bir tutum içindeyse ve bunları gelip geçici olduğunu söylüyorsa yenilikçiliğe karşı mıdır? Sorunun devamı düz bir mantıkla sürdürülürse, yenilikçi değilse gelenekçi bir ressam mıdır?

Kuşkusuz Avni Arbaş bilinen anlamıyla yenilikçi bir ressam olmadığı gibi, basit anlamda gelenekçi bir ressam da değildir. Bu durumda, Avni Arbaş’ın “gelip geçen akımların” ötesinde nasıl bir resim sanatı bulduğunu ve bu resim dünyasıyla arasında nasıl bir ilişki kurduğunu tartışmak gerekir.

Sanatçı için bu soruların cevabı çok karmaşık değil: “Picasso’lar zamanında olsaydım, Akademizmden çıkışı yaşasaydım belki ben de kübizm akımına katılırdım. Bilemiyorum. O hareket kapıları açma hareketiydi. Kapılar açıldıktan sonra ben neden kendi yolumda yürümeyeyim.”

Avni Arbaş için 20. yüzyıl resmi Matisse, Cezanne, Gaugin gibi sanatçıların başlattıkları yolda ilerlemiş, nihayet Picasso döneminde 19. yüzyıl resmi ve Akademizmle son bir hesaplaşma yaparak “modern resmin” kapılarını açmıştır. Bu kapıdan artık bütün sanatçıları, bütün akımları kucaklayan büyük ve yeni bir dünyaya girilmiştir. Bu dünyanın altında ise bunların hepsinden süzülerek kalanların toplandığı bir büyük göl veya deniz bulunur. Bu bütün sanatçıları ve sanatlarını özümseyen “pür resim”dir.

Avni Arbaş’ın özlemi sonunda bu göl veya denize ulaşan bir ırmakta, bir kayıkta birçok sanatçıyla birlikte kürek çekmek çalışmak değildir. Onun amacı bu göle ya da denize, yani resmin özüne kendi başına, kendi serüvenini yaşayarak ulaşmaktır.

Avni Arbaş, sanat dünyasının ve resmin artık bu koşullara ya da olgunluğa kavuştuğu kanısındadır. Başka bir deyişle, artık günümüz sanatçısının önünde açılacak yepyeni kapılar yoktur. Yapılacak şey sabırla ve sürekli çalışmayla kendi resmini yapmaya çalışmaktır.

Bu noktada sanatçının “kendi resmini yapmak” ifadesi de anlam kazanıyor. Fransız eleştirmen Jacques Lassaigne, daha 1953 yılında Paris’te açtığı ilk sergisi için sanatçı hakkında şu değerlendirmeyi yapmıştı: “Avni Arbaş, … Egzotizmin ve mahalli renklerin cazibesine kapılmayarak, sabırlı bir yaklaşımla ana temalar (abc) üzerinde çalışıyor. Böylelikle insanın karşılaştığı sorunlara duyarlıkla yaklaşan sürekli araştırmayla sanatını ortaya koyuyor”

Bu açıklamalardan sonra Avni Arbaş’ın güncel resim tartışmalarından uzak dursa da resmin temel sorunlarına ilgisiz kalmadığı, tam tersine bu alanda kendisiyle, doğayla, insanlarla ve yeteneğiyle çetin bir mücadele içinde olduğunu söylemek gerekir. Belki de güncel ve çoğu biçimsel tartışmanın dışında kaldığı içindir ki resmin ve kendi resminin derinliklerine doğru sürekli bir yolculuğa yönelebilmiştir. Geleceğin veya geçmişin değil kendi resminin peşindedir; daha doğrusu kalıcı olan resmin.

Yine de Avni Arbaş’a alışılmış ve genel yöntemlerle yaklaşmaya çalışmak, bir sonuç vermeyeceği gibi, kargaşaya da yol açabilir. Bu nedenle sanatçıyı tartışabilmek için, onun sanatını ve sanat anlayışını açıklarken kullandığı tanımlardan hareket etmek daha yerinde bir yöntem olabilir.

“Kendi resmini yapmak”: Avni Arbaş’ın resimle ilişkisini açıklarken kullandığı bu tanımlama bugün anlaşılması ve uygulanması kolay bir kavram olarak algılanabilir. Hatta bir sanatçının doğal davranışının bu doğrultuda olması gerektiği söylenebilir. Ancak, bu noktaya ulaşmanın önemli bir çaba ve birikim gerektirdiği kavranmazsa, bir çok örnekte görüldüğü gibi, bir sonuca ulaşmak çok zor olabilir.

Tuval üzerine yağlı boya, 146×97 cm, 1981

Avni Arbaş, “kendi resmini yapmak” ya da “kendisi olmak” isteğini açık biçimde ifade ediyor ve ısrarla vurguluyor: “Benim en çok sevdiğim ressam Picasso’dur. Bir şans eseri diyebilirim Picasso ile de tanıştım. Ve iki ay kadar, hemen her gün görüştük, Antibes’de. Benim Picasso karşısında bir kompleksim yoktu. Çünkü hayatım boyunca hiç kimse olmak istemedim. Kendim olmak istedim. Hatta bir görüşme sırasında, ‘Picasso Picasso ise ben de Avni Arbaş’ım’ demiştim. Görüşme yayımlanınca bu sözlerimi, ‘Vay efendim kendini Picasso ile kıyaslıyor’ diye yorumlamışlardı. Tabii ilgisi yok. Corot’ya sormuşlar, ‘Niye Delacroix gibi resim yapmıyorsun’. Dermiş ki, ‘Nasıl yaparım ki o bir kartal bense bir tarlakuşuyum.’ İnsan ne ise onu olmalı. Şimdi ben nasıl Picasso olurum Picasso nasıl ben olurum. Ayrı ayrı insanlarız. Kötü de olsam ben, ben olmalıyım. Sen, sen ol. Önemli olan bu.”

1998’de söylenen bu sözler altmış yıllık bir birikimin eseri mi? Bu soruyu “Hayır” diye cevaplıyor Avni Arbaş ve, “Her zaman bu anlayıştaydım. Goya’yı çok severim. Hiç unutmam 1942’de bir resim yapmıştım. Akademi’deyim. Yeni evlenmiştim. Karımın bordo tuvalet ya da bornoz içinde bir resmini yapmaya başladım. Yaptım, yaptım, sonunda baktım Goya olmuş. Ben değilim. Kalktım bir tekme attım resme. Şimdi düşünüyorum bu resmi saklamam lazımdı. O kadar dalmışım ki sonunda bilmeden Goya gibi yapmışım. Yani taklit etme isteği içinde olmadan, belki içimde kalan etkilerle böyle olmuş. Ama bunu bile kabul etmemiştim. Keşke o sırada yanımda birisi olsaydı ve beni durdursaydı. Şimdi ona teşekkür ederdim” diyor.


[1] Zeynep Oral, “Otuz Yıl Aradan Sonra Türkiye’ye Gelen Avni Arbaş İlk Sergisini Açtı”, Milliyet, Sanat Sayfası, Ocak, 1977

[2] Ferit Edgü, “Avni’nin Resimleri”, Avni Arbaş, Ada Yayınları, İstanbul, 1992 içinde.

İlginizi Çekebilir

Millî Reasürans Sanat Galerisi Arşivi

Şiirleriyle olduğu kadar resimleriyle de özgün bir sanatçı kimliği oluşturan İlhan Berk'in "Kalan" sergisi için Abidin Dino'nun kaleme aldığı metin Argonotlar Kütüphanesinde.

Millî Reasürans Sanat Galerisi Arşivi

Millî Reasürans Sanat Galerisi yazı dizimizin yeni konuğu Anadolu kilimleri. Koleksiyoner Ayan Gülgönen'in yazısı Argonotlar Kütüphanesinde.

Millî Reasürans Sanat Galerisi Arşivi

Millî Reasürans Sanat Galerisi yazı dizimizin yeni konuğu Murat Germen. "%5" sergisi için Akgün İlhan'ın kaleme aldığı metin Argonotlar Kütüphanesinde.

Millî Reasürans Sanat Galerisi Arşivi

Millî Reasürans Sanat Galerisi yazı dizimizin yeni konuğu Cemre Yeşil! Ahu Antmen’in kaleme aldığı metin Argonotlar Kütüphanesinde.

© 2020

Mobil sürümden çık