Yeni Yayınlar

Görünmez kılınan ressam: Agop Arad

İnci Aydın’ın kaleme aldığı Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad kitabı resmi tarihin dışında bırakılan sanatçının yaşamını ele alıyor.

Eskilerin kitap künyelerinde sıkça görülen bir imza: A. Arad. 1950’lerin, 60’ların İstanbul’unda onlarca yazarın kitabına kapak yapan, gazete sayfalarını dolduran, edebiyat dergilerini resmeden bir A. Arad. Tam adı bilinmiyordu, ya da bilinse de söylenmiyordu. Metin Celâl yıllar sonra şunu itiraf edecekti: “Adını kitapların künye sayfalarında A. Arad olarak görür, kimdir diye merak ederdim.”[1] Tam adını öğrenmesi güç olmamış, ama yaşam öyküsüne dair pek fazla bilgiye ulaşamamış. Ressam, gazeteci, grafiker, yazar Agop Arad, onlarca yıl boyunca tam da gözümüzün önünde görünmez kalmayı başarmış; ya da başarmak zorunda kalmış.

Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad, sanat tarihçisi İnci Aydın’ın uzun yıllara yayılan titiz arşiv çalışmasının sonucu olarak Aras Yayıncılık’tan çıktı. Beyazıt Devlet Kütüphanesi gazete arşivlerinden çeşitli özel koleksiyonlara uzanan araştırma, 1940’ların kültür dünyasını çok katmanlı bir biçimde yeniden kuruyor. Kitabın yalnızca bir biyografiden ziyade, dönemin sanat, basın ve edebiyat çevrelerinin de haritası olduğunu söylemek mümkün, zira kitapta da ele alındığı gibi burada Sait Faik Abasıyanık’tan Orhan Veli’ye, Sabahattin Ali’den Yaşar Kemal’e, Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan Melih Cevdet Anday’a uzanan geniş bir ağ söz konusu.[2] Ama bu ağın tam ortasında duran, tüm bu isimlerin kitaplarını resmeden, gazetelerinde çizen, dergilerinde yazan biri daha var ki o birinin adı bugün tüm bu isimlerin yanında dahi zikredilmiyor.

Peki bu durum yalnızca basit bir talihsizlik olarak okunabilir mi, yoksa bu durumun ardında başka nedenler söz konusu mudur?

Agop Arad ve yaşamı

Agop Arad, 1913’te Eskişehir’de doğar. Balkan Savaşı yıllarında ailesiyle birlikte İstanbul’a göç eder, Gedikpaşa Saint Assomption Fransız Koleji’nde okur, ardından İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne girer. Nazmi Ziya Güran, İbrahim Çallı ve Léopold Lévy’nin atölyelerinde çalışır. 1953-1956 arasında Paris’te Frochot Akademisi’nde Jean Metzinger’in öğrencisi olur, yani kübizmi bizzat kaynağından öğrenir.[3] Ve bu akımı “gördüklerimi olduğu gibi tuvale yansıtmak istiyorum,” diyerek reddeder. Bu tercih, onun sanatını anlamanın da bir tür anahtarıdır: Batı’nın biçimsel devrimlerine sırtını dönmek değil, kendi gördüğü şeyin daha acil olduğuna inanmak.

Gördüğü şey İstanbul’un sokaklarıdır. Balıkçılar, seyyar satıcılar, ayakkabı boyacıları, çocuk işçiler… İçlerinde Nuri İyem, Avni Arbaş ve Fethi Karakaş gibi ressamların bulunduğu ve Türkiye resminde toplumsal gerçekçi anlayışı savunan ilk grup olarak anılan Yeniler Grubu’nun ilk sergisinde yer alan tablosunun adı Genelev Kadını’dır. Öyleyse Arad, toplumun en görünmez, en dışlanmış figürlerinden birini tuvalinin merkezine alır. Grup, 1941’de İstanbul Limanı’nı konu alan ortak bir sergiye imza atar. O zamanın ruhunu Turgut Atalay şu sözlerle dile getirir: “Resimde, sanatçının geniş anlamda yaşadığı ülkeyi kavraması, sırtını bir yere yaslaması gerektiğine inanıyorduk.” Arad da sırtını sokağa yaslar ve orada kalır.

Arad’ın çalışmalarında dikkat çeken yönlerden biri de kullandığı parlak renklerdir. Söz gelimi, yoksulluğu anlatmak için gri ve soluk bir palet seçmez; aksine konu ne kadar karanlıksa renkler bir o kadar canlı olur. Yoksul insanların hayatından kesitleri parlak renklerle tuvale taşıması, resmettiklerinin hayatın içinde olduğunu, varoluşlarının renk hakkı taşıdığını söyler gibidir. Bu, toplumsal gerçekçiliğin kimi zaman vaaz veren, üstenci eserlerine kıyasla çok daha eşitlikçi ve içten bir bakıştır.

Arad’ın bu bakışının en iyi eş değerini edebiyatta Sait Faik bulur. İkisi yakın dosttur ve bu dostluk tesadüf değildir: Aynı insanları sever, aynı sokakları görür, aynı tarafı tutarlar. Sait Faik bir metninde Arad’ı şöyle anlatır: “Canım ressam Arad ne oğlandır. Gözlüklerinin altındaki büyük ve koyu kahverengi gözlerinden dostluk akar.”[4] Arad da Sait Faik’in kitaplarını resmeder; Kestaneci Dostum’u, Şimdi Sevişme Vakti’ni. Sonunda Arad kendisi şunu söyleyecektir: “Sait Faik’in öyküde yaptığını resimle yapmak istiyorum.”[5] İnci Aydın bu bağı kitabında kurar: Arad’ın pek çok resmi, içerik itibarıyla Sait Faik’in öyküleriyle benzerlik gösterir.

“İyi bir solcu ve iyi bir Ermeni” olmanın bedelleri

Hrant Dink bir konuşmasında şöyle söyler: “Ben iyi bir solcuyum. İyi de bir Ermeni’yim. Bu ikisi bir araya geldiğinde belasın sen bu ülkede.”[6]

Bu yazıda ele almaya çalıştığım sebeplerle, bu cümlenin Arad için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz; hem de neredeyse yarım yüzyıl erken ortaya çıkan bir biçimde.

Agop Arad’ın asıl adı Agop Büyükandanoğlu’dur. İnci Aydın, kitabında imza değişikliklerini araştırmış ve katmanlı bir tablo ortaya koymuştur. Metin Celâl’e göre, “A. Arad” imzasını kullanmasının ardında etnik ve politik kökenli nedenler yatar.[7] “Agop” adının görünür olması ayrımcılığa kapı aralamasının yanı sıra Arad, sol yayınlara maddi karşılık beklemeksizin destek verir, toplumcu eğilimdeki Ermeni şair ve yazarların kitap kapakları için çizimler yapar. 1943’te bütün bunların bedelini ödemek zorunda kalır: Reha Oğuz Türkkan, Solcular ve Kızıllar adlı kitabında Arad’ı açıkça ihbar eder. Hem Ermeni hem solcu olmak: Bu iki kimliği bir arada taşımak, 1940’ların Türkiye’sinde sanatçının adını öne çıkarmasına izin vermez.

Arad’ın gazete ressamlığı yaptığı dönemde karşılaştığı en zorlu anlardan biri, Sabahattin Ali cinayeti davasını mahkeme salonunda canlı olarak resmetmesidir. İzledikleri ona davanın bir mizansen olduğunu, katilin olabildiğince az cezayla kurtarılmak istendiğini düşündürür ve bu düşüncesini çizimlerine de yansıtır.[8] Bu resimler dönemin gazetelerinde “A. Arad” imzasıyla çıkar. Yani Agop Arad bu sürece tanıklık etmek istese de, ancak bilhassa Ermeni ve sol kimliğiyle tanınan biri olmak aynı zamanda risklidir.

Bugün Agop Arad’ı hatırlıyor muyuz?

Peki bugün Yeniler Grubu’ndan bahsederken Agop Arad aklımıza kaçıncı sırada gelir? Veya hiç gelir mi? Bu gruptan Nuri İyem, Avni Arbaş, Selim Turan gibi isimler bahsedilirken anılır, ancak maalesef ki aynı atölyeden yetişmiş, aynı ilk sergiye katılmış, aynı manifestoyu paylaşmış bir isim olmasına karşın Arad neredeyse unutulmuştur.

Artık bilindiği üzere resmi tarih anlatısı azınlıkları dışlar. Peki ya sanat tarihi anlatısı? Tıpkı resmi tarih anlatısında olduğu gibi, sanat tarihi anlatısı da hangi ismin “Türk sanatı” başlığı altında hatırlanacağına dair bir karar ve kriter belirler ve bu kriter sanatsal değerlerden ziyade, kimin bu “Türk sanatı”nın öznesi sayıldığına göre şekillenir. Arad’ın Yeniler Grubu içindeki diğer isimlerden farkı nedir? Bu noktada Arad’ın Ermeni kimliği ön plana çıkıyor gibidir. Adını da gizlemek zorunda kalan Arad, silinmeyi daha hayattayken öğrenmiş gibidir.

Burada oldukça acı bir paradoks söz konusu olduğunu söyleyebiliriz: Onlarca yazar için kapak tasarlamış, birçok yazarın kitaplarını görünür kılmış Arad’ın kendisi görünmez olmuştur. Türkçe edebiyatın görsel hafızasını büyük ölçüde o oluşturmuştur, ancak bu hafıza Arad’ı kapsamamıştır.

“Renklerin Diyojen’i”

Kitabın adı, yazar Yervant Gobelyan’ın Arad için kullandığı bir deyimden geliyor: “Renklerin Diyojen’i.” Bilindiği üzere Diyojen, maddiyata ve dünyevi şeylere ilişkin her şeyi reddeden, en sade varoluşu seçen filozoftur. Arad da biçimsel devrimlere, akademik hiyerarşiye, etiketlere sırtını dönmüş; bunların karşılığını reddetmiş, kimliğini gizlemiş, ancak tuvalde gördüğü insanlara parlak renkleri ve yalın çizgileriyle sadık kalmıştır.

Bu kitap, geç de olsa Arad’a hakkını vermenin, geç olmasına karşın onu görünür kılmanın bir karşılığı olarak görülebilir. Ve bu durumun bize gösterdiği biraz da şudur: Bir sanatçının, çoğu zaman politik sebeplerle, görünmez kılınması, o sanatçının ve eserlerinin bir gün tekrar gün ışığına çıkmayacağı anlamına gelmez.


[1] Metin Celâl, “Türk Şiirinin, Edebiyatının Resmini Yapan Ressam Kimdi?” Edebiyat Haber, 24 Mayıs 2026, https://www.edebiyathaber.net/turk-siirinin-edebiyatinin-resmini-yapan-ressam-kimdi-metin-celal/.

[2] “Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad’ Kitabı Tanıtılıyor,” Agos, 7 Mayıs 2026, http://www.agos.com.tr/tr/haber/renklerin-diyojeni-ressam-agop-arad-kitabi-tanitiliyor-40379; “Tüm Renkleriyle Agop Arad ve Kitabı,” Agos, 14 Mayıs 2026, http://www.agos.com.tr/tr/haber/tum-renkleriyle-agop-arad-ve-kitabi-40448.

[3] Metin Celâl, “Türk Şiirinin, Edebiyatının Resmini Yapan Ressam Kimdi?” Edebiyat Haber, 24 Mayıs 2026.

[4] Sait Faik Abasıyanık, “Yaşasın Edebiyat,” Dergi, 15 Aralık 1949; alıntılandığı yer: Tahir Alangu, Sait Faik İçin (İstanbul: Yeditepe Yayınları, 1956).

[5] İnci Aydın. Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad. İstanbul: Aras Yayıncılık, 2026.

[6] Hrant Dink, Agos, 19 Ocak 2007; alıntılandığı yer: “Hrant Dink,” Vikisöz, erişim tarihi 24 Haziran 2026, https://tr.wikiquote.org/wiki/Hrant_Dink.

[7] “Metin Celâl’in Kaleminden: Türk Edebiyatının Görsel Hafızası Agop Arad,” Şiir Rafım, 2026, https://www.siirrafim.art/2026/05/metin-celalin-kaleminden-turk.html. Bu kaynak, Metin Celâl’in yazısını özetleyen ikincil bir kaynaktır; orijinal makalede bu ayrıntı doğrudan yer almamaktadır.

[8] “Metin Celâl’in Kaleminden: Türk Edebiyatının Görsel Hafızası Agop Arad,” Şiir Rafım, 2026.

İlginizi Çekebilir

Eleştiri

61'inci Venedik Bienali Türkiye Pavyonu'nda yer alan Nilbar Güreş'in “Gözlerinizden Öperim” sergisi üzerine

Eleştiri

"7. Mardin Bienali'yle birlikte kendi adıma belli bir düzlüğe, orada nasıl yüründüğü hiç deneyimlenmemiş düzlüğe, bir ovada olmamıza rağmen yabancısı olduğumuz düzlüğe, biraz daha...

Yeni Yayınlar

Nick Trend'in kaleme aldığı Sanat Tarihinde Aşk sanatın sadece teknik bir başarı değil, insan ruhunun en savunması hâli olduğunu gözler önüne seriyor.

Yeni Yayınlar

Paul Virilio'nun kitabı çağdaş dünyada hızı bir kader, sessizliği bir kayıp ve sanatı bir hayalet olarak görenler için bir manifesto niteliğinde.

© 2020

Exit mobile version