Queer sanat ve LGBTİ+ aktivizmi her zaman kol kola yürüdü. İlk dönemlerdeki çıkışlardan HIV/AIDS krizine, anti-militarist hareketlerden görünürlük politikalarına kadar birçok aktivist başlık queer sanatta kendine yer buldu. İçinde bulunduğumuz yüzyılda da bu birlikteliğin devam ettiği örnekleri görüyoruz.
İşte karşınızda LGBTİ+ aktivizmiyle queer sanatı birleştiren beş sanatçı!
Zanele Muholi
Film ve fotoğraf alanında çalışan Zanele Muholi, kendisini “görsel aktivist” olarak tanımlar. Güney Afrika’daki LGBTİ+ topluluğunun karşılaştığı şiddet ve önyargılara karşı duruş sergileyerek görsel tarihi kendi penceresinden adeta yeniden yazar. 2002 yılında siyah lezbiyen kadınların haklarını savunan Forum of Empowerment of Women örgütünün kurucuları arasında da yer alan Muholi, fotoğrafladığı kişileri sadece nesne olarak görmez, onları birer katılımcı olarak tarif eder. Sergileriyle ilgili yaptığı konuşmalara fotoğrafladığı kişileri de davet ederek aktivizmini sürdürür.
Muholi’nin en kapsamlı sergisi 2024 yılında Tate Modern’de gerçekleşti. Guardian’ın sanat yazarı Laura Cumming’e göre, Muholin’in fotoğraflarının izleyiciyi ırk, renk, emperyalist baskı ve her türlü devlet zulmü hakkında ikinci kez düşünmeye sevk ettiğini söylemek yetersiz kalır. Ona göre, bu yaşam boyu üretimi kapsayan sergideki otoportrelerden herhangi birinin karşısında durmak bile, olağanüstü bir estetik güce sahip imgelerle yüzleşmek anlamına gelir. Her biri kusursuz bir ışık kullanımıyla şekillenen, yaratıcı dehasıyla öne çıkan ve derin entelektüel katmanlar taşıyan eserlerdir. Ne var ki izleyici bu güzelliğin içinde kaybolup gitmez. Muholin’in sanatı öznenin eyleme geçme kapasitesini görünür kılan, sarsmayı amaçlayan bir sanattır; burada portre, bir aktivizm pratiğine dönüşür.
Öne çıkan eser: Faces and Phases, (Yüzler ve Evreler), 2006 – devam ediyor
Güney Afrika evlilik eşitliğini 2006 yılında yasalaştırmıştır, ancak LGBTİ+ toplumuna yönelik baskılar hâlen devam etmektedir. Muholi, 2006 yılında başladığı ve halen devam eden Yüzler ve Evreler serisinde siyah lezbiyenleri, trans erkekleri ve gender non-conforming kişileri fotoğraflar. Bu koleksiyon bir yandan bir topluluğu belgemekte, bir yandan da topluluğun acılarını ve travmalarını görerek kendisini iyileştirmesine yardımcı olmaktadır. Muholi, aynı kişileri yıllar boyunca birkaç kez fotoğraflayarak kişilerin bireysel hikâyelerini kolektif bir hikâyenin parçasına dönüştürmüştür.
Zanele Muholi ne dedi?
Görsel aktivist olmayı tercih ediyorum çünkü çalışmalarımda ele almaya çalıştığım konuların çoğu insan haklarıyla ilgili. Dolayısıyla görsel aktivizm temelde siyasi bir gündemle ilgilenmek ve görselleri bir ifade aracı olarak kullanmaktır.
Benim için isyan, cesaret demektir. Statükoyu kabullenmemek; cesaretiniz kırılsa veya susmanız gerektiği söylense bile paylaşmanız gereken mesaja inanmaya devam edecek cesareti göstermek demektir. Hayatım boyunca elde ettiğim her kazanım, varlığımın değerli olmadığını söyleyen sistemlere ve kurumlara bilinçli bir biçimde karşı çıkmam sayesinde mümkün oldu. İşte isyan budur.
Beden, hepimizin ortak olarak sahip olduğu tek şeydir ve tam da bu sebepten ayrımcılık da beden yüzünden ve beden aracılığıyla gerçekleşiyor. İnsanlar yargılarını beden üzerinden kurarlar. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de beden, en yoğun biçimde politikleştirilen bir uzam, bu nedenle de çalışmalarımın merkezinde yer alıyor. Fotoğraflarımda her zaman isimlere, tarihlere ve mekânlara yer veriyorum; çünkü fotoğraflarımın bağlamının açık ve anlaşılır olması benim için büyük önem taşıyor.
Amy Sherald
Amy Sherald ABD’li siyahları günlük yaşamlarında resmettiği portreleriyle bilinir. 2016 yılında National Portrait Gallery’nin portre yarışmasını Miss Everything (Unsuppressed Deliverance) adlı resmiyle kazanarak, bu ödüle layık görülen ilk Afrikalı Amerikalı olmuştur. Ertesi yıl First Lady Michelle Obama’nın bir portresini yapmıştır.
Öne çıkan eser: For Love and for Country, (Aşk ve Ülke İçin), 2022
Amy Sherald’ın Aşk ve Ülke İçin adlı eseri, denizci kıyafetleri giymiş iki Siyah erkek arasında tutkulu bir öpüşmeyi tasvir eder. Resim, Alfred Eisenstaedt’in Times Meydanı’nda Zafer Günü adlı ünlü fotoğrafının yeniden yorumlamasıdır. Bu fotoğrafta, 1945’te New York’taki Times Meydanı’nda Japonya’ya karşı Zafer Günü’nde bir ABD Donanması askeri bir kadını öpmektedir. Siyah deneyimini resmeden Sherald ise, savaş çabalarına katkıları çoğu zaman göz ardı edilen Siyah askerleri hatırlatıyor. Bir destekçi olarak, ABD’deki LGBTİ+ bireylere yönelik haksız muameleye yanıt olarak pozu farklı bir şekilde yorumluyor. Üç metreyi aşan boyutuyla resim, sanatçının en büyük eserlerinden biri ve anıtsal bir aşk ifadesidir.
Amy Sherald ne dedi?
Sanat tarihi anlatısında göremediğim şeyleri resmetme isteğiyle yola çıktım. Tam olarak hangisinin önce geldiğinden emin değilim. İnsan figürüne her zaman ilgi duydum. Kendime benzeyen insanları resmetmek bana doğal geliyordu. Ancak zamanla başvurduğum sanat tarihi kitaplarının kültürel olarak bana hitap etmediğini de fark ettim. Benim gibi görünen insanların resimleri orada yoktu. Kültürel düzeyde temsil edilmenin, kendinizin ve içinde yaşadığınız toplumun kültürdeki yansımalarını görebilmenin öneminin farkındayım. Temelde, dünyada var olduğunu görmek istediğim insanları resmediyorum. Bununla birlikte, egemen tarihsel anlatıdan bağımsız bir anlatı kurmaya da çalışıyorum. Kendi hikâyesini anlatabilmek, siyah insanlar olarak hiç sahip olamadığımız bir imkândı. Bu kültürel boşluğu doldurmak benim için son derece önemli hâle geldi. Bunun çalışmalarımın itici gücü olduğunu söyleyemem; çünkü yüksek lisansa gidiyorsunuz, yeni bir kavramsal dil kazanıyorsunuz ve dünya bambaşka görünmeye başlıyor. Tüm yapıları görebiliyor ve anlayabiliyorsunuz. Ardından sanatın ne işe yaradığını anlamaya başlıyorsunuz. Bir bakıma bu benim için bir tür toplumsal adalet pratiğine dönüştü; çünkü artık bir işle uğraşıyorum. Üstelik yapmayı sevdiğim bir iş. Hayal gücümü kullanabiliyorum, ki bu başlı başına bir ayrıcalık. İnsanlar gelecekte bu çalışmalara dönüp baktıklarında çalışmalarımın neyi temsil edeceğini, nasıl okunacağını düşünüyorum. Bu eserlerin, Amerikalıların günlük Amerikan işlerini yaparkenki portreleri olarak görülmesini istiyorum. Aynı zamanda bu çalışmalar, Amerika’da büyüyen Siyah bir kadın olarak deneyimimin birer parçası olduğunu düşündüğüm tüm yükleri geride bırakma çabasıyla da ilgili. Büyüdüğüm koşullardan kaynaklı, sınıftaki tek Siyah kişi ben olduğum için sürekli izleniyormuş gibi hissederdim. Bunun yarattığı özbilinç duygusunu hatırlıyorum. İnsanlar farklı olduğunuzu açıkça dile getirsin ya da getirmesin, bazıları vardır ki size farklı olduğunuzu bir şekilde hissettirir. Ve siz de o mekânın içinde kim olduğunuzun farkına varırsınız.
Fyodor Pavlov-Andreevich
Rusya doğumlu, Brezilyalı tiyatrocu ve performans sanatçısı Fyodor Pavlov-Andreevich, kendi bedenini kullanarak, dünyayla etkileşim biçimimize meydan okuyan ve genellikle insan deneyimiyle ilgili küresel sorunlara dikkat çeken, mekân özgü enstalasyonlar ve gerilla tarzı müdahaleler gerçekleştirmektedir. Fyodor Pavlov-Andreevich’in çalışmaları, Doğu Avrupa ve Güney Amerika’daki otoriter devletlere, baskıcı politikalara ve sistemik adaletsizliklere karşı açıktan ses çıkaran muhalefetini yansıtmaktadır. Eserleri, çeşitli yaratıcı medya aracılığıyla LGBTİ+ kimliklerinin kesişimi, postkolonyalizm, savaş karşıtı aktivizm ve insan hakları üzerine kültürlerarası tartışmalara katkıda bulunmaktadır. Sosyal adalet ve siyasi aktivizm temaları, çalışmalarının merkezinde yer almaktadır.
Öne çıkan eser: Temporary Monument 0, (Geçici Heykel 0), 2018
Geçici Heykel 0, 2017’de başlayan ve çoğunlukla eşcinsel erkekler olmak üzere cinsel yönelimleri nedeniyle hedef alınan kişilerin sistematik olarak gözaltına alındığı, işkence gördüğü ve hatta idam edildiği Çeçenistan’ın LGBTİ+ karşıtı kampanyasına yanıt olarak yaratılan, uzun süreli bir canlı performanstı. Sanatçının bedeni, hem Müslüman dua ritüellerine hem de Çeçen cenaze törenlerine gönderme yapan bir halıya sarılı olarak, Londra’daki Gazelli Art House’un ikinci kat penceresinden aşağıya beş saat boyunca asılı kaldı. Başının halının dışında, hiçbir fiziksel destek olmadan kalması, performans boyunca ona dayanılmaz bir acı verdi. Sanatçı, bu acının Çeçenistan’ın eşcinsel kurbanlarının çektiği acılarla karşılaştırıldığında oldukça “önemsiz” olduğunu düşündüğünü belirtti.
Fyodor Pavlov-Andreevich ne dedi?
Kendimi hiçbir zaman politik bir sanatçı, bir aktivist ya da bir protestocu olarak görmedim. Bir sanatçı olarak, kafamın içimde yanan fikirleri ifade etmenin çok da göze parmak şeklinde olmayan yollarını arardım hep. Ancak son dönemde bu artık imkânsız hâle geldi. Pek çok Rus, “Biz siyasetten uzak dururuz” demeyi sever. Ve bugün içinde bulunduğumuz noktaya da tam olarak bu yüzden geldik. Rusya’nın şu anda dünyayı içine sürüklediği yıkım karşısında kişisel bir sorumluluk hissediyorum. Bu benim de hatamdı; 2010 yılında Moskova’daki protestolara gitmeye üşenen, kendi kendine “Siyasetle başkaları uğraşsın, ben eserlerim aracılığıyla konuşurum” diye düşünen biriydim. Her şey için çok geç olmadan önceki son an oydu. Kırım olayının başlamasından sonra devlet memuru olarak çalışmaya devam etmem de benim hatamdı. Rusya’da tamamen canlı sanata odaklanan tek kurum olan Moskova’daki Solyanka Devlet Galerisi’ni dokuz yıl boyunca yönettim. Ardından, 2019 yılında küratörlüğünü yaptığım bir serginin politik mesajı nedeniyle polis tarafından kapatılması üzerine kurumdan ayrıldım. O noktada sesimi yükseltmem gerektiğini anladım. İlk doğrudan politik işimi 2017 yılında gerçekleştirdim. Londra’daki Dover Street’te bulunan Gazelli Art House’un cephesinden, Müslümanların cenaze örtüsüne sarılmış hâlde sarktım. Amacım insanların Çeçenya’daki LGBTİ+ bireylere yönelik ağır baskıları düşünmesini sağlamaktı. Yine de hâlâ, birçok aktivist sanatçı dostumun yaptığı gibi doğrudan politik mesajlar vermek konusunda yeterince donanımlı olduğuma inanmıyorum. Onlar bunu son derece etkileyici biçimlerde başarabiliyorlar. Ben ise geçmişte farklı hareket ediyordum; meseleleri daha şiirsel bir dille ele alıyordum. Ama savaş başlayınca şiir susar ya da yaralı ve son derece kırılgan bir şeye dönüşür. Bugün Rusya’da ne yaparsanız yapın, daha ağzınızı açmaya fırsat bile bulamadan tutuklanıyorsunuz. Bence bugünlerde bana düşen rol hapiste oturmak değil. Çalışmaya devam ederek çok daha fazla anlam üretebilirim. (Rus polisi performans sanatçılarının peşine düşüyor; görünüşe göre bizi tehlikeli bir kabile olarak görüyorlar.)
Osinachi
2021 yılında, 1-54 ve Christie’s, Osinachi’nin Different Shades of Water serisini satışa sunarak onu bu alanda yer alan ilk Afrikalı NFT sanatçısı olarak adını duyurdu. Seri, David Hockney’nin 1972 tarihli Portrait of an Artist (Pool with Two Figures) adlı tablosundan esinlenmişti. Eserleri Somerset House’da sergilendi. Osinachi’nin çalışmaları “siyasi konular, cinsiyet, gelenek ve ırk üzerine yapılan tartışmalardan beslenen, ilgi çekici derecede politik” olarak tanımlanmıştır.
Öne çıkan eser: Becoming Sochukwuma, (Sochukwuma Olmak), 2019
Nijerya’nın önde gelen kripto sanatçısı Osinachi’nin NFT ve dijital baskı eseri Becoming Sochukwuma, Chimamanda Adichie’nin, Nijerya’nın 2014 yılı Eşcinsellik Karşıtı Yasası’na yanıt olarak yazdığı bir denemeden ilham almıştır. Bu yasa, eşcinsel evliliği, eşcinsel ilişkilerin kamuya açık gösterimi ve LGBTİ+ hak gruplarına üye olmayı hapis cezasına çarptırmanın yanı sıra, ülkedeki eşcinsel yaşamı büyük ölçüde gizli hale getiren mevcut sodomi yasalarını da beraberinde getirmiştir.
Ödüllü yazarın “Neden Herkes Gibi Olamıyor?” başlıklı metni, henüz cinselliğini tanımlayacak bir dile sahip olmadan önce bile farklı olduğunu bilen genç bir çocuk olan Sochukwuma örneğini kullanarak yeni yasaya dair bir karşı duruş sergiliyor. Osinachi, Sochukwuma’yı güzel mavi bir elbise, altın dudaklar ve bale ayakkabıları giymiş, kendini çok seven ve resmin üzerinde dans eden bir yetişkin olarak hayal ediyor.
Osinachi ne dedi?
Sanatım aracılığıyla, kişisel deneyimlerimden beslenen otantik hikâyeler anlatmak istiyorum. Nijeryalı biri olarak deneyimlediğim şeylerden biri adaletsizliktir. Bir diğeri, eşitsizlik. Böyle böyle liste uzayıp gidiyor. Ben sanatımı bu meseleleri görünür kılmak için kullanıyorum. Özellikle kuirlik üzerine çalışırken, amacım kuir bedeni en otantik ve en cesur hâliyle temsil etmektir. Böylece eserdeki özne izleyiciye şöyle seslenebilir: “Evet, ben gerçeğim ve normalim. Ben buyum ve bunda yanlış olan hiçbir şey yok.” Toplum, nefreti ve bağnazlığı besleyen yanlış öğretilerle dolu. Örneğin, “Gerçek bir erkek şöyle olmalı, şöyle görünmeli ve şöyle davranmalıdır” gibi kabullerle. Benim pratiğim ise bir erkeğin farklı şekillerde de var olabileceğine, görünebileceğine ve davranabileceğine dikkat çekmeye ve böylece bu farklılığı normalleştirmeye yöneliktir. Benim protesto biçimim, şeyleri oldukları gibi göstermektir.
Alex Margo Arden
Video, enstalasyon ve performans alanlarında çalışan Alex Margo Arden görsel kültürdeki otoriteleri sorgular. Goldsmiths’ten ve Royal Academy’den mezun olan Arden, 2015 yılında Hamad Butt Anma Ödülü’nü kazanmıştır.
Öne çıkan eser: Scene 6, (Sahne 6), 2023
Sahne 6 eserinde, Diego Velasquez’in Venüs’ün Tuvaleti (1651) adlı eserini, 2023’te iklim protestocuları tarafından esere verilen çekiç darbeleri de dahil olmak üzere yeniden yarattı ve eserin süregelen tarihinde meydana gelen hasarı ön plana çıkardı. Bir diğer eseri olan Taş Kağıt Makas’ta (2023), 1960’larda kötü şöhretli İngiliz eşcinsel tiyatro ikilisi Joe Orton ve Kenneth Halliwell tarafından tahrip edilen kütüphane kitaplarını titizlikle yeniden yarattı. Her zaman geniş kapsamlı, çoğu zaman biraz abartılı olan Arden’in çalışmaları, tarihsel bağlama odaklanmanın yanı sıra kaçınılmaz bir yaramazlık içeriyor ve bu da onun esrarengiz müdahalelerini hem eylem hem de arşiv haline getiriyor.
Alex Margo Arden ne dedi?
“İlham kaynaklarımın önemli bir bölümü tarih, medya ve maddesellik arasındaki kesişim alanında şekilleniyor. Kültürel anların, protesto eylemlerinin ya da yaratıcı üretimlerin nasıl izler bıraktığına ve bu izlerin nasıl yeniden ele alınabileceğine, yeniden yorumlanabileceğine veya yeniden etkinleştirilebileceğine ilgi duyuyorum. Yaklaşımım oldukça disiplinlerarası ve kavramsal odaklı bir yaklaşım. Bu nedenle, fikrin gerektirdiği şeye bağlı olarak heykel, enstalasyon, resim, analog fotoğrafçılık, kolaj ve performans arasında akışkan bir şekilde hareket ediyorum.”
