Eleştiri

Gecenin, sınırların, manzaranın ötesinde: “Bir Peyzaj Olasılığı”

Gözde Mulla’nın Galeri Siyah Beyaz’da gerçekleşen “Bir Peyzaj Olasılığı” sergisi peyzaj kavramını tarihsel, estetik ve ideolojik bağlamlarıyla ele alıyor.

Gece Serisi III, 2025, asitsiz kağıt üzerine kurşun kalem, pastel, 75x103

Gözde Mulla’nın yeni kişisel sergisi “Bir Peyzaj Olasılığı”, Galeri Siyah Beyaz’ın proje alanı Özel Şeyler’de gerçekleşiyor. Bir “doğa parçası” olarak peyzaj ve bu fikrin etrafında şekillenen kavramları merkezine alan sergi; tarihsel, estetik ve kültürel olarak bu meseleye dair farklı yaklaşımları beraberinde getiriyor. Pastel, akrilik, karakalem ve ışığı araç olarak kullanan sergi, izleyicilere Mulla’nın sanat pratiğine dair farklı görünümler vadediyor.

“Bir Peyzaj Olasılığı”, peyzaj kavramını tarihsel, estetik ve ideolojik bağlamlarıyla yeniden düşünmeye çağıran, izleyicilere bu kavram etrafında şekillenen modern yaşama dair fikir veren, yeni araştırmalar öneren bir sergi olarak görülebilir. Peyzaj, modernitenin görsel rejimi içerisinde çoğu zaman insan merkezli bir bakışın ürünü olarak şekillenmiş, doğanın hem temsil edilen hem de denetim altına alınan bir yüzeyi hâline dönüşmüştür. Öyle ki bu yüzey zaman içerisinde insana farklı görünümler vadetmiş, ancak gerçekle kurgu arasında kişiyi bocalatan bir manzarayı da beraberinde getirmiştir. Hemen her boşluğun değerlendirilmesi, görselleştirilmesi, güzelleştirilmesi ve başıboşluğun ortadan kaldırılması ilkesi bu yeni yaşamın bir uzantısı olarak kabul edilmiştir. Kent yaşamı içinde planlanan, tasarlanan veya “temas edilebilir” kılınan tüm doğa parçaları peyzajın yalnızca estetik bir mesele olmadığını; aynı zamanda mekânsal, politik ve kültürel bir kurguyu beraberinde getirdiğini de açıkça ortaya koymuştur. Bu bağlamda Mulla’nın kişisel sergisi, peyzajı bir arka plan, bir fon veya edilgen bir görüntü olarak ele almanın ötesinde onun hangi koşullar altında görünür hâle geldiğini, nasıl kurgulandığını ve hangi olasılıkları dışarıda bıraktığını sorgulayan bir bütün olarak değerlendirilebilir. Söz konusu bu sorgulamayı özellikle gece kavramı etrafında yoğunlaştıran sergi, alışıldık görme biçimlerini askıya alan bir düşünme alanını peşi sıra sürükler. Böylelikle üzerine düşünmeye değer birçok başlık sergi ve sergide yer alan işler etrafında zihinde yeni bir rotayı beraberinde getirir, herkes için anlamlı bir bütünü kendi soğukkanlılığı içerisinde inşa eder.

Gece Serisi, Karanlık Orman, 2020, asitsiz kağıt üzerine kurşun kalem, 58×78 cm

Gece, modern kent deneyiminde çoğu zaman belirsizlik, tehdit ve boşlukla özdeşleştirilen özel bir başlık olarak değerlendirilebilir. Gündüzün düzenleyici, tanımlayıcı ve sınıflandırıcı ışığı çekildiğinde mekânın sınırları onun için muğlaklaşır; nesneler, yüzeyler ve derinlik durağan/sabit anlamlarını yitirir; kendisine yeni anlam alanları inşa eder. “Bir Peyzaj Olasılığı” sergisindeyse gece, yalnızca bir zaman dilimi/aralığı olarak değil, aynı zamanda algısal ve düşünsel bir eşik olarak da ele alınır. Karanlık, burada bir yokluk hâli değil; tersine, potansiyel/muhtemel anlamların çoğaldığı bir alan olarak belirir. Gecenin yarattığı boşluk, peyzajın sabitlenmiş temsillerini çözerken izleyiciyi görmeye değil, sezgisel olarak algılamaya davet eder. Tam da bu noktada sanatçının üretim pratiğine uygun bir şekilde pastel, akrilik, karakalem ve ışığın birlikte kullanımı bu sezgisel alanı hem maddesel hem de atmosferik düzeyde yeniden kurar. Görüntü, geceyle birlikte netliğini kaybederken peyzajın sınırları da kes(k)inliğini yitirir; böylece sergi, peyzajı tanımlanmış bir nesne olmaktan çıkarıp olasılıklar alanına taşır. Böylelikle her defasında yeniden kurulan/kurgulanan bir sergi olarak “Bir Peyzaj Olasılığı” kendi ihtimallerini beraberinde getirir.

Peyzajın tarihsel olarak taşıdığı ideolojik yük, serginin zihinsel haritasında öne çıkan başlıklardan bir diğeri olarak dikkat çeker. Söz konusu bu kavram zaman içerisinde insanın doğa üzerindeki hâkimiyetini, onu gözlemlenebilir, çerçevelenebilir ve düzenlenebilir kılan yapısının temelini oluşturur ve bir temsil değeri üstlenir. Özellikle büyük şehirlerde görülen kentleşme süreçleriyle birlikte peyzaj, doğanın “evcilleştirilmiş” bir versiyonu olarak gündelik yaşama eklemlenir. Parklar, bahçeler, rekreasyon alanları ve mimariyle bütünleşmiş yeşil yüzeyler, doğayı insan merkezli bir yaşamın uzantısı hâline getirir. Mulla’nın sergisi tam da bu noktada peyzajın konumunu, duruşunu, algı alanını sorunsallaştırır: Peyzaj, kentin eşlikçisi olmanın ötesinde nereye yerleştirilebilir ve ne tür bir manzarayı/alanı kendi içerisine hapseder? Doğa, yalnızca bakılan, tüketilen ve estetik haz üreten bir yüzey midir, yoksa kendi dinamikleriyle düşünülmesi gereken bir varlık mı? İzleyicilere bir taraftan bu sorular etrafında yeni düşünme alanları açan sergi, diğer taraftan onu belirsizlik ve kararsızlık iklimiyle başka kutuplara sürükler. Bu noktada Mulla’nın peyzaj kavramı üzerinden kentleşme süreci, insanın doğayla ilişkisi, manzaranın kişi üzerindeki etkisi gibi meseleler üzerine giderek açılımlanan işleri daha da anlam kazanır.

Gece Serisi XIII, 2025, asitsiz kağıt üzerine kurşun kalem, 51×38 cm,

Mulla’nın geceyle birlikte düşündüğü peyzaj, gündüzün rasyonel ve düzenleyici bakışına karşı bir direnç alanı oluşturur. Bunu sanatçının uzun soluklu bir dizi olarak planladığı/tasarladığı Gece Serisi’nde görmek mümkün. Bu seriyi meydana getiren işler, belirli bir ritim içerisinde geceyle peyzaj fikrini iç içe geçirir, bu meselenin izini sürer. Gündüz, peyzajı okunabilir, ölçülebilir ve kontrol edilebilir kılar; geceyse bu okunabilirliği askıya alır, onda farklı türden bir duygulanımı beraberinde getirir. Bu kimi noktada duyusal bir geçişlilik, kimi noktadaysa belirli bir ruh hâlini imleyen manzara karşısındaki seyir hâlidir. Sergide karanlığın merkezî bir unsur olarak ele alınması, doğanın yalnızca “güzel” ve “huzur verici” bir imge olarak sunulmasına karşı bir itiraz olarak görülebilir. Gece Serisi boyunca imlenen bu durum, kimi tereddüt ve aralıkları da açıkça gösterir. Beklenmedik bir anda ufukta beliren bir ışık/yıldırım/parıltı veya yangın/ateş imgesi, doğanın yıkıcı, tehditkâr ve kontrol edilemez yönlerini görünür kılar. Bu imgeler, peyzajın romantize edilmiş temsillerini bozar; doğayı insan yaşamının eklentisi olmaktan çıkararak onu kendi başına bir varlık alanı olarak düşünmeye zorlar. Böylece sergi, peyzajı yalnızca estetik bir kategori olarak değil, aynı zamanda etik ve politik bir mesele olarak da ele alır.

Gece, bu yeniden değerlendirme sürecinde hem bir metafor hem de bir yöntem olarak hemen bütün işlerde büyük bir anlam üstlenir. Metafor olarak bilinmeyeni, bastırılanı ve görünmez kılınanı temsil eder. Yöntem olaraksa görsel kes(k)inliği azaltarak izleyiciyi daha duyusal ve sezgisel bir algı biçimine yönlendirir. Sergi, gecenin sessizliği ve ışığın sınırlı varlığıyla, izleyicinin dikkatini ayrıntılara, geçişlere ve belirsizliklere çeker. Bu dikkat, peyzajın yalnızca görülen bir şey değil; aynı zamanda hissedilen, duyulan ve deneyimlenen bir olgu olduğunu da ortaya koyar.

Gece Serisi VII, 2025, asitsiz kağıt üzerine kurşun kalem, 70×75 cm

Gündelik yaşamda peyzaj aracılığıyla deneyimlenen “dışarı”, çoğu zaman sınırları önceden belirlenmiş, güvenli ve denetlenmiş bir alan olarak görülebilir. Bu durum kentleşme sürecinin bir uzantısı ve peyzaj konusundaki beklentinin bir yansıması olarak düşünülebilir. Öte taraftan söz konusu bu “dışarı” kavramında gerçek anlamda doğayla karşılaşmaktan ziyade doğanın yalnızca temsil düzeyinde kalmasına dair bir gönderme söz konusudur. “Bir Peyzaj Olasılığı”, bu temsilin kurmaca doğasını açığa çıkararak dışarının nasıl inşa edildiğini sorgular. Dışarı, burada yalnızca mekânsal bir kategori olarak değil; aynı zamanda zihinsel ve kültürel bir inşa alanı olarak belirir. İnsan merkezli yaşam biçimleri doğayı dışarıya konumlandırırken kendisini merkeze alır. Oysa Mulla’nın işleri bu merkezî konumu sarsarak izleyiciyi doğanın bir parçası olarak yeniden konumlandırır. Karanlık, bu yeniden konumlanmanın en etkili araçlarından biri hâline gelir; çünkü karanlıkta sınırlar silikleşir, merkezler kaybolur ve hiyerarşiler geçerliliğini yitirir. Böylelikle sergideki hemen bütün işlere yayılan bu dışarı meselesi, kişiyi içeriye dâhil ederek ona yeni bir görünüm alanı sunar. Kişi, bakmakta olduğu dışarıda şeylerin eskisi kadar düzenli, denetli ve güvenli olmadığının ayırdına varır. Bu yaklaşımla Mulla, başka türden bir dışarı üretir.

Sergide kullanılan malzemelerin çeşitliliği, Mulla’nın peyzaj kavramı etrafında geliştirdiği düşünsel çerçeveyi destekleyen özgün bir yapı kurar. Pastel ve karakalem, geçicilik ve kırılganlık hissini öne çıkarırken akrilik, daha yoğun ve katmanlı yüzeyler oluşturur. Bütün bu üretim ve malzeme seçimi özellikle de ışığın kullanımıyla daha farklı anlamlar üstlenir. Kimi işlerde ışık sayfanın doğal dokusuyla temsil edilirken kiminde bir yüzey alanı olarak belirir. Işığın hem görünürlüğü hem de gizlenmeyi mümkün kılan bir unsur olması söz konusu serileri daha da anlamlı kılar. Işığın yönü, yoğunluğu ve kırılma biçimleri izleyicinin mekânla kurduğu ilişkiyi sürekli olarak yeniden düzenler. Bu düzenleme, peyzajın sabit bir görüntü değil, algıya bağlı olarak değişen bir deneyim olduğunu vurgular. Sergi mekânı, bu anlamda yalnızca eserlerin sergilendiği bir alan değil; izleyicinin bedeninin, bakışının ve hareketinin bilfiil dâhil olduğu bir deneyim alanı hâline gelir.

Kurgu, hemen her şeyi kuşatan ve bir araya getirdiği değerlerle işlere anlam katan, bir dünya inşa edilmesine olanak tanıyan en önemli meselelerden biri olarak değerlendirilebilir. Nihayetinde kurgu, bir şeyler bütünü olarak toplamı anlamlı kılar. “Bir Peyzaj Olasılığı” da bu anlamda kendi kurgusunu beraberinde getiren, ayrı ayrı farklı değerlere işaret eden işlerden bir bütün olarak da anlam çıkarak bir sergidir. Burada saf/doğal bir gerçeklikten ziyade belirli tercihler ve dışlamalar sonucu oluşan bir kurgu ön plana çıkar. Doğanın görünen kısımları, aydınlıkta kalan parçaları, karanlığa itilen/sürüklenen uçları buradaki kurgu fikrini ön plana çıkarır. Nihayetinde sanatçı, işleri tekil olarak üretmekle kalmayıp onlardan bir bütün de inşa eder. Gece Serisi de Kara Orman da bu anlamda ortak bir kurgusal dünyanın parçasıdır ve tekil oldukları kadar çoğul olarak da yeni anlam dünyalarını beraberlerinde getirir.  Sergi boyunca görüntünün eksikliği veya belirsizliği, aydınlığı veya karanlığı, ortadalığı veya gizliliği izleyiciyi onu tamamlamaya, hayal etmeye ve sorgulamaya iter. Böylelikle her şey bütün bu kurmaca hikâyenin parçası hâline gelir.

İzleyicileri doğa ile insan arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmeye davet eden sergi, eleştirel ve çok katmanlı bir yapıyı da beraberinde getirir. Mulla, peyzajlarda vurgulanan ve dışarıdaki yaşama dair “güzel” ve “ehlileştirilmiş” görüntüler sunan imgelerden uzaklaşır; bunun yerine insanın olmadığı, her şeyin ışık üzerinden anlamlandırıldığı bir dünya kurar. Bunu kendi kurgusuyla birleştirirken insanı ancak ötedeki, alanın dışındaki bir varlık olarak kodlar. Öyle ki sergide yer alan işler kişiye kendisinden çok başka şeyleri, yaşamı ve öteyi düşündürür: ufukta beliren bulutları, manzaradaki boşluğu, karanlıklar arasında beliren ışık huzmelerini.

“Bir Peyzaj Olasılığı”, doğayı romantize etmeden, onu insan yaşamının dekoratif bir unsuru olmaktan çıkararak yeni bir kurgu etrafında değerlendirir. Peyzaj, burada ne tamamen yabancı ne de tamamen tanıdık bir alan olarak belirir; aksine, izleyicinin konumunu sürekli olarak sorgulayan bir eşik hâline gelir. Bu eşik, geceyle, serginin kendi kurgusuyla, ışıkla kurduğu diyalogla daha da belirginleşir. Sınırların bulanıklaştığı ve anlamların askıya alındığı bir zamansallıkta bütün bu işler kendi anlamlarını üretir. Böylece sergi, izleyiciyi yalnızca doğaya bakmaya değil, onunla yüzleşmeye, kendisiyle baş başa kalmaya da davet eder. Bu yüzleşme/karşılaşma, kişide türlü belirsizlik ve sorunun uyanmasına zemin hazırlar. Böylelikle iç açıcı peyzajlardan ve düzenden uzaklaşılarak kaosa, karanlığa, belirsizliklere alan açılır. “Bir Peyzaj Olasılığı”, böylelikle doğanın insan tarafından çizilmiş sınırlarını aşmayı, peyzajı bir kurgu olarak ifşa etmeyi ve gecenin karanlığında yeni olasılıkları düşünmeyi önererek izleyiciyi hem estetik hem de düşünsel bir deneyime davet sunar.

İlginizi Çekebilir

Eleştiri

Bilkent Üniversitesi'nde gerçekleşen "Ankara Fotoğrafları Seçkisi" şehrin Ara Güler imzalı arşivlerde kalan fotoğraflarını bir araya getiriyor.

Eleştiri

Hilal Can’ın Galeri Vitrin’deki Günebakanlar sergisi yaşamda, sanatta ve kimliklerimizde görünür olmaya dair bir anlatı sunuyor.

Eleştiri

Ressam yönü çok az bilinen Mehmet Nâzım'ın eserlerini yaşamöyküsü üzerinden Emre Zeytinoğlu değerlendirdi.

Kütüphane

Seval Şener’in Galeri Siyah Beyaz’da gerçekleşen “Uyuyan Venüs” sergisi üzerine Ozan Ünlükoç’la gerçekleştirdiği söyleşinin deşifresi Argonotlar Kütüphanesinde.

© 2020

Exit mobile version