Millî Reasürans Sanat Galerisi Arşivi

18. ve 19. yüzyıl Anadolu kilimleri

Millî Reasürans Sanat Galerisi yazı dizimizin yeni konuğu Anadolu kilimleri. Koleksiyoner Ayan Güngören’in yazısı Argonotlar Kütüphanesinde.

Kavak-Konya, 149x82.5 cm, 19. yy ilk yarısı

Millî Reasürans Sanat Galerisi, 2006 yılında Brigitte ve Ayan Gülgönen’in 18. ve 19. yüzyıl Anadolu kilimlerinden oluşan seçkin koleksiyonunu sanatseverlerle buluşturdu. Daha önce yayınlanmamış ya da çok az tanınan örnekleri bir araya getiren sergi, Anadolu kilimlerini yalnızca etnografik bir miras olarak değil; renk, kompozisyon ve yaratıcılık açısından değerlendirilmesi gereken özgün sanat yapıtları olarak ele aldı.

Dünyanın önde gelen Anadolu kilimi koleksiyonerleri arasında gösterilen Brigitte ve Ayan Gülgönen, uzun yıllara yayılan araştırma ve koleksiyon çalışmalarıyla Anadolu dokuma sanatının belgelenmesine önemli katkılar sundu. Sergi, hem uzmanlara hem de kilim sanatına ilgi duyan izleyicilere, literatürde sınırlı biçimde yer bulan sıra dışı örnekleri yakından inceleme olanağı sağladı.

Sergiye eşlik eden Türkçe ve İngilizce yayında, Josephine Powell’ın sunuş yazısı ile Dr. Ayan Gülgönen ve Şeref Özen’in metinleri yer aldı. Her kilime ilişkin açıklayıcı bilgiler ve Ahmet Gülgönen tarafından hazırlanan motif çizimleri ile zenginleşen yayın, Anadolu kilimleri üzerine başvuru niteliğinde önemli bir kaynak olarak hazırlandı.


Dokuma geleneğinin en eski örnekleri, dünyanın değişik bölgelerindeki yerleşimlerde, düz el dokumaları olarak ortaya çıkmıştır. Düz el dokumaları içinde özellikle Anadolu kilimleri, olağanüstü güzellikleri ve çeşit zenginlikleri ile kilimlerin tarihi ve kökeni konusundaki araştırmalarda, geleneksel şekil ve sembollerin değerlendirilmesinde öne çıkarak, son yirmi beş yılda Avrupa ve Amerika’daki el sanatları ile ilgili yayınlarda, kişisel ve kurumsal koleksiyonlarda önemli bir yer tutmuştur.

Aslında Türk ve İran halılarına (düğümlü dokumalara) Batı dünyası aristokrasisinde 15. yüzyıldan beri başlayan ilgi, bunların en güzel örneklerinin 20. yüzyılda Avrupa ülkeleri ve Amerika’nın çeşitli eyaletlerindeki Dekoratif Sanatlar ve İslam Sanatları müzelerinde yer bulmaları ile kendini gösteriyor. Günümüzde, halı sanatının tarihçesi, tekniği, yapı, renk ve tasarım özelliklerini inceleyen ve yorumlayan –büyük çoğunluğu Batı kaynaklı– çok sayıdaki makale ve kitaplar geniş bir literatür oluşturuyor.[1]

Göçebe ve köylülere özgü kullanım eşyasının bir bölümü olarak genelde etnografik ve geleneksel açıdan bakılan düz dokumalara (kilim, cicim, zili, sumak, vb) sanatsal açıdan ilgi ise, ancak 80’li yıllarda başlamış, bununla beraber -belki de bu geç “keşfin” sonucu- birden büyük bir patlama yaparak, çok sayıda birbiri ardına gerçekleştirilen sergiler, yayınlar, müzayedeler ile özel koleksiyonların oluşması ve müzelerin özel bölümler açması ile öyle bir gelişme göstermiştir ki, el sanatları dünyasında adeta bir “kilim çağı”nın doğduğu söylenebilmiştir.[2]

Belkıs Balpınar, 1989 Şubat’ında yazdığı “Kilim’in Yeniden Keşfi”[3] başlıklı makalesinde: “Türklerin öz ürünlerinin önemini fark etmeleri biraz zaman aldı tabii. Vakıflar Halı ve Kilim Müzesi ile, Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde yer verilen ufak bir kilim bölümü, kilimleri gün yüzüne çıkarmıştı gerçi. Ancak bu durum, öncelikle Batı dünyasındaki ilgiyi hızla arttırmaya yaradı.  Kilim koleksiyoncularının sayısı, bu konudaki sergiler ve yayınlar da hızla arttı ama, Türkiye’de kilim konusuna ancak son yıllarda -o da küçük bir grup tarafından- bir ilgi ve eğilim duyulduğu bir gerçektir. Ama bu, ne yazık ki -pek çok başka durumda olduğu gibi- Batının etkisiyle yapılan bir ‘yeniden keşif’tir. Bu konuda biraz geç kalındığı da açıktır” demişti.

Karapınar-Konya, 316×116 cm, 18. yy

Kasım 1989’da “Alikan Aşireti Saf Kilimleri” konulu yazımda ben de: “Bakalım eski kilimlerin gerçek kıymetleri sadece yabancılarca değil, yurt içinde bunlara sahip olabilecek potansiyeli olanlarca ne zaman anlaşılacak ve bu kültür hazinemizin çok küçük bir oranını da olsa, memleketimizde -sadece müzelerde değil- tutabilecek miyiz?”[4] diye sorgulamıştım.

1989’dan günümüze kadar geçen 15 yıl içinde, Anadolu kilimleri konusunda Türkiye’de -Vakıflar Kilim Müzesi’nin kapatılması (!) dışında- kayda değer bir etkinlik olmadı, ta ki saygıdeğer Josephine Powell’ın, hayatını adayarak yıllardır bilimsel ciddiyetle oluşturduğu ve Türk Tarih Vakfı’na bağışladığı olağanüstü etnolojik koleksiyonunun bir bölümünün iki sene önce Darphane’de sergilenmesine değin. En güzel ve artık bulunamayacak örnekleri göz önüne seren –ne yazık ki çok kısa süren– bu serginin, öznel Anadolu kilimlerinin tanıtımına –ki ziyaretçi defterindeki yazılardan, bu tanıtıma ne kadar gereksinim olduğu, konunun sanatla ilgili olanlar tarafından bile ne kadar az bilindiği apaçık görünüyordu– çok büyük bir katkıda bulunduğu, sergiyi gezenlerde yeni bir ufuk açtığı -yurt dışından sırf bu sergiyi görmek için gelenler dahil- herkesin ortak kanısıydı. 2004’te gerçekleşen diğer önemli girişim ise, yine yıllardır Türkiye’de yaşayan ve doğal boyalar konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından biri olan Harald Böhmer’in “Nomaden in Anatolien[5] isimli kitabının yayınlanmasıydı.

Bir tıp doktoru olarak, oldukça yoğun olan mesleki çalışmalarımın yanında, bir görsel sanatlar ve el sanatları meraklısı olarak Anadolu dokumalarına ilgim 1975’den beri sürüyor.  Beyazıt’taki üniversite binasında her Perşembe yapılan öğretim üyeleri toplantısından çıkışta Kapalıçarşı Sandal Bedesteni’nde o yıllarda yapılan -İstanbul Şehreminisi’nin (belediyesinin) geleneksel bir etkinliği olan– müzayedelere giderdim.  İran ve Anadolu halıları ağırlıklı olan arttırmalı satışlarda, arada çıkan kilimlere o yıllarda pek ilgi yoktu.  Ben de halıya ilgime karşın, kilim konusunda iyice geç kaldığımı şimdilerde daha iyi anlıyorum.

Elmadağ, 222×98 cm, 19.yy ikinci yarısı

1989 yılında Topkapı Sarayı’ndaki Karapınar Tülü Halıları sergisi (Kanuni Sultan Süleyman’ın bir “Tülü” namazlığı olduğu o zaman ortaya çıkmıştı[6] ve kataloğu[7] ile  Anadolu el dokumaları konusunda eşim Brigitte Gülgönen’le başladığımız çalışmalar daha sonra Mart 1998’de Dolmabahçe Kültür Merkezi’nde “Uçan Halı” başlığı altında Konya – Karapınar yöresine ait tülü sergisi, Sayın Nazan Ölçer’in katkı ve önderliği ile Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde 1997 ve 2001’de gerçekleştirdiğimiz “17. – 19. Yüzyıl Konya Kapadokya Halıları” sergileri ve Türkçe-İngilizce basılan kitabı ile sürdü[8]

Anadolu halıları içinde bizi ilgilendirenler, halı sanatının müzelerde de gördüğümüz klasik örnekleri dışında, 19. yüzyıl ilk yarısı ve öncesi göçer ve köylülerce kendi kullanımları için, serbest, şablonsuz dokunmuş halılardı. Konya, Kapadokya yöresinde yoğunlaşan yünleri doğal boyalarla boyanmış bu halı örnekleri, Anadolu halıları içinde, kilimlere en yakın grubu oluşturuyordu.

Günler geçtikçe, tekstil sanatına her şeyden önce, şekil ve renk kullanımının – hem ilk bakışta, hem de bakıp, elleyip, içine girdikçe – üzerimizde bıraktığı genel etki yönünden yaklaşan kişiler olarak, artık kilimlere yönelmek kaçınılmaz olmuştu.

                                                                       * * * *

Son yüzyıla kadar kilimler, dokuyanların hiçbir ticari amaç gütmeden gündelik yaşamlarında kendi kullanımları için (Osmanlı çadırları için dokunulduğu düşünülen Manisa-Selendi tipi,  Osmanlı sarayı kültüründe motifleri önceden nakkaşlarca belirlenmiş bir grup kilim dışında)[9] üretilmiştir. Dokuyanın formu görüp oluşturduğu farklı bir yaklaşım ve teknikle ortaya çıkardığı kilimler, ticari amaçla atölyelerde belli şablonların aynen uygulanarak (Balpınar şablona uyarak bir sıra halinde düğüm atmayı daktilo ile yazmaya benzetir.) renk, boyut ve şekilleri birbirlerinin aynı olan ve çok sayıda üretilen halılardan farklı olarak, kişisel yaratıcılık açısından değerlendirilmelidirler. Her ne kadar kilimler dokuyanların ait oldukları toplum birimlerine, coğrafi yerleşimlere ve zaman sürecine göre sınıflandırılsalar da; her birinin otantik olması, yaratıcılarının, doğaçlamalar ile kendilerine özgü ifadeler aramaları,

kilimleri tekstil sanatının ve görsel sanatların bir türü olarak algılayabilmemize yol açıyor.

Malatya, 83×168 cm, 19. yy ilk yarısı

Kilimler, esas olarak ait oldukları toplum birimi ve bölgeye has figürleri, sembolleri ve renkleri kullanan dokuyucuların elinde, çeşitlemeler ve farklı kompozisyonlarla son şekillerini alırlar. Kilim dokuyucuları sezgilerini özgün bir şekilde ifade ederler. Bu tür doğaçlamalar renklerin birbirleriyle ilişkilerinde, fon ile kullanılan figürlerin farklılaşma veya bütünlüklerinde, negatif-pozitif oyunlarında ve sembolik şekillerin kilim üzerindeki dağılımında görülür.

Bu yaratıcılık, kilimlerin ortaya koydukları değerler ile modern görsel sanatlar arasında bir ilişki oluşturuyor.  Yalnız görsel sanatlarla değil, müzikte, bilhassa cazda belli bir tema üzerinde yapılan doğaçlamalar ile de kavramsal ilişkiler kurulabilir.

Diğer görsel sanatlarda olduğu gibi, kilimler de, zaman, mekan ve ölçek özellikleri ile incelenebilir.

Zaman Boyutu:  Kilimlerde semboller, formlar ve renklerin kullanımı değişik ritimlerle tekrar edilir: Örneğin, Alikan aşireti çizgili “saf” kilimlerinde, enine paralel iki renkli 7 şeritten oluşan bir birimin, bütün örneklerde 7 adet kullanılması;  her iki uçtan başlayarak bu birimlerin 1-7, 2-6, 3-5 şeklinde aynı renklerden simetrik oluşması ve ortadaki dördüncünün tek ve farklı olması, bu birimler arasının her iki kenarda ve başlıklarda kullanılan motiflerle kesilmesi, özetle tasarımda çok sayıda ortak veri kullanılması, her kilimde son kombinasyonda ayrı bir sonuca ulaşılmasına karşın, sekans ve ritimlerdeki uyumu gösteriyor.

Mekan Özelliği: Kilimler, bir bakıma, bir hayal bahçesine açılan pencereler olarak düşünülebilir.  Ama bu pencereden görülen, bir bahçenin temsili resmi değil, böyle bir bahçeden alınabilecek hislerin ifadesidir. Bu hissi veren onun yapısal bütünlüğü ve dokusudur. Figüratif resim, sanki bir çerçeve içinden görülen bir anlatımdır.  Buna karşılık soyut sanat bir boyut sunar, temsil edilen bir mekan yerine kendi mekanı vardır; dokusuyla, renkleri ile.  Kilim mekanında ise, çerçeve yerine, çevre, kenar ve etekler, bunlar tarafından çevrilen orta figürler, semboller ve işlemelerle bir diyalog halindedir; soyut sanatta olduğu gibi.

Ölçek Boyutu: Ölçek yalnızca kilimlerin boyutsal özellikleri değil, verilen boyutların içinde figürlerin kendi aralarında ve bütünüyle olan ilişkilerindeki sayısal oranlar ve geometrisi ile ilgilidir.  Boyutlar her ne kadar kullanılış sebeplerine bağlı olsalar da, değişik boyutlardaki kilimlerin içindeki figürlerin dağılımı sanatsal bir yaklaşımın sonucu olarak algılanabilir.

18. ve 19. yüzyıllarda dokunmuş Anadolu kökenli 100 kilim ve cicimi içeren koleksiyonumuz, grafik etki ve renk kombinasyonlarına genelde aynı ölçüde ağırlık verilerek 30 yıl içinde göreceli olarak değişen kişisel bir zevk ve algılama sonucu oluşmuştur.  İlk sergileme mekanının bir sanat galerisi olması, çoğu fragman şeklindeki kilimlerin, kültür tarihi açısından önemleri dışında, tekstil sanatı örnekleri olarak sunulmasını vurgulamaktadır. 

Sergileme ve kitapta, haliyle sergi mekan olanakları göz önüne alınarak, özellikle büyük kilimlerin kullanımına sınırlama getirilmiş, fragman ve küçük kilimler sergilenebilmiştir.

Anadolu’nun tüm yörelerinde dokunmuş her türlü kilim, cicim tipinin düzenli dokümantasyonu ve sınıflandırılması amaçlanmamıştır.  Kültür tarihi ya da etnolojik orijin açısından kronolojik bir değerlendirmeye de gidilmemiştir.

Dokundukları zamanda Osmanlı sınırları içinde olan ve çok güzel örneklerini bildiğimiz Balkan, Trakya kilimleri (Şarköy, Pirot) ya da örneğin “Halep altı dokumaları” ve kendi içlerinde çok değerli Kafkas, İran, Orta Asya kilimleri de koleksiyona katılmamıştır.

Otantik parçaların eksik, tek kanat ya da sadece fragman olmaları seçimlerine engel olarak görülmemiştir.  Kilimin çok iyi durumda, komple ve teknikte özenli, kusursuz, simetrik ve düzgün, ayrıca ihtişamlı, dekoratif ve ticari değerinin yüksek olması, seçme kriterlerinde öncelik taşımamış;  şekillerde yalınlık, dokuyanın geleneksel tiplemeye kişisel katkısı, renk seçimi ve kullanımı, yani bütünüyle genel görünüm ve etki çoğunlukla öne geçmiştir.

1850’ler ve öncesinde dokunmuş olanlarda, kimyasal boyaların kullanılmamış olması, doğal boya kullanımının kesinliği önemli bir kriter olarak ortaya çıkarken, parçanın yaşıyla orantılı grafik ve renk etkinliği genelde kabul edilmekle beraber, örneğin 19. yüzyıl sonu kilimlerden orjinalitesi olanların da birikime katılmasında çok katı davranılmamıştır.

Buna karşın restorasyonda katı bir tutum izlenmiş, önceden tamirli birkaç eski katılım dışında -eski çıkma yün kullanılarak eksperlerce yapılacak da olsa– tamire gidilmemiş, kilim ve fragmanlar yıkandıktan sonra hiçbir parçası kesilmeden özenle kumaş üzerine dikilerek, oldukları gibi korunmuşlardır.

Benzerleri daha önce yayınlanmamış ya da az tanınmış parçalara ve sıra dışı özellikler gösterenlere ağırlık verilmiştir.  Önemli koleksiyonlarda çok daha iyi kondisyonda, eski ve etkili örneklerini gördüğümüz bilinen kilimlere benzer bir grup kilim ve fragman, biraz da tamamlayıcı olmaları nedeniyle birikime katılmışlardır.

Sonuçta sergi ve kitap, uzmanların yanında, sadece sanat meraklısı izleyicilerine de Anadolu göçerlerinin günlük yaşamlarının bir parçası ve topluluklarının bir simgesi olan el dokuması kilimlerden, meraklı bir koleksiyoner tarafından seçilmiş ve toplanmış örneklerin bir bölümünü sunarak, bilenlere bir hatırlatma, yeni ilgilenenlere de bir görsel sanat seçeneğini tanıtma işlevini yerine getirebilirse amacına ulaşmış olacaktır.


[1] David Blake ve Clive Loveless’in “The Undiscovered Kelim” (1979) kitabı ile başlayan, Yani Petropulos’un “Der Kelim” (1979) ve “100 Kelims” ile süren ilgi,  bu yayınlara kişisel katkısı yanında, Udo Hirsch ile “The Goddess from Anatolia”yı (1989) yazan Belkıs Balpınar’ın, Sultanahmet Camisi’nin altındaki Vakıflar Kilim Müzesi ile somutlaşan çalışmaları (Flatweaves of the Vakıflar Museum, İstanbul, 1982), Nazan Ölçer’in Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ndeki kilimleri yayınlaması (TIEM, Kilimler, 1988), 1990 yılında San Francisco’daki Doğu Halı ve Kilimleri 6. Uluslararası Konferansı’nda açılan sergi, The Caroline and H. McCoy Jones koleksiyonunu tanıtan “Anatolian Kilims” kataloğu ile doruk noktalara ulaşmıştı. 1993’de Frankfurt’ta Museum für Islamische Kunst’da açılan Yayla Sergisi ve Werner Brüggemann tarafından büyük emekle hazırlanan “Yayla, Form und Farbe in Türkischer Textilkunst” kitabı büyük bir ilgi uyandırmıştı.

[2] Balpınar, B.: “Kilimdeki Büyük Tartışma”, Arredamento-Dekorasyon, Sayı 5, Mayıs 1991, s.82

[3] Balpınar, B.: “Kilimin Yeniden Keşfi”. Arredamento-Dekorasyon, Sayı 1, Şubat 1989, s.128-129

[4] Gülgönen, A.: “Alikan Aşireti Saf Kilimleri”, Arredamento Dekorasyon, Sayı 10, Kasım 1989, s.100-104

[5] Böhmer, H.:  “Nomaden in Anatolien”, 2004

[6] Edgü, F.: “Karapınar Tülü Carpets” (The Collection of Dr. Ayan Gülgönen), Ada Press Publishers, Istanbul, 1989

[7] Ural, M.: “Tülü’nün Büyüsü”, Art-Decor, 1998, s.114-122

[8] Gülgönen, A.: “Konya Cappadocia Carpets from the 17th to 19th Centuries” Eren Yayıncılık, İstanbul 1997

[9] Ölçer, N.: “Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Kilimler”, Eren Yayıncılık, İstanbul 1988, s.76


İlginizi Çekebilir

Millî Reasürans Sanat Galerisi Arşivi

Millî Reasürans Sanat Galerisi yazı dizimizin yeni konuğu Murat Germen. "%5" sergisi için Akgün İlhan'ın kaleme aldığı metin Argonotlar Kütüphanesinde.

Millî Reasürans Sanat Galerisi Arşivi

Millî Reasürans Sanat Galerisi yazı dizimizin yeni konuğu Cemre Yeşil! Ahu Antmen’in kaleme aldığı metin Argonotlar Kütüphanesinde.

Millî Reasürans Sanat Galerisi Arşivi

Millî Reasürans Sanat Galerisi dizimizin yeni konuğu Polonya! 1989 sonrası ülkenin dönüşümünü fotoğraflarla ele alan serginin küratör metnini sunuyoruz.

Millî Reasürans Sanat Galerisi Arşivi

Millî Reasürans Sanat Galerisi arşivi dizimizin yeni konuğu Balkan Naci İslimyeli! Beral Madra'nın sergi metni Argonotlar Kütüphanesinde.

© 2020

Exit mobile version