İGA İstanbul Havalimanı’nın Türkiye’nin kültür ve sanat ortamına katkı sağlamak amacıyla hayata geçirdiği ve her öneriye, her tekniğe, her sanatçı ve tasarımcıya açık İGA ART Sanat Projeleri Yarışması’nın kazananı 2023 yılında sanatçı Hayri Karay olarak açıklanmıştı. Karay’ın eseri İGA İstanbul Havalimanı Giden Yolcu Katında, Terminal’in tam kalbinde yerini aldı.
Karay’ın 37,7 metre yüksekliğindeki ve devinim halindeki iki parçadan oluşan kinetik heykeli, Anadolu kültürünün çeşitliliğini ve etnografik sosyalliğini ışık-gölge-biçim oyunlarından yararlanan görsel bir dille anlatıyor. İGA İstanbul Havalimanı’nın merkezinde konumlanan heykel dinamik yapısıyla izleyenleri estetik bir yolculuğa davet ediyor.
Bu vesileyle 50 yıldan uzun süredir sanat yaşamını sürdüren Karay’la heykelin dönüşümünü, kinetik heykellerin izleyiciyle ilişkisini ve eserini konuştuk.
Elli yıldan uzun süredir heykelle uğraşıyorsunuz. 70-75 arası Akademi’de okumuşsunuz. Bu süreçte sizin heykel anlayışınız ne gibi değişikliklere uğradı? Dönemin heykel tartışmalarıyla bugünkü heykel tartışmaları arasında ne gibi farklar var?
Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde okudum. 70’li yıllar çok da farklı değildi aslında. Her heykeltıraşın kendine göre bir dünyası vardır ve kendine göre bir biçim anlayışı vardır. Özgün sanatçıların farklı farklı biçim anlayışları vardır. Ben, biçim anlayışımda geometrik ve organik formun, iki zıt formun bir dengede buluşmasını hedefliyorum.
Bu yarışmaya katılmaya nasıl karar verdiniz?
Yarışma açılmışsa, heykeltıraşın oraya verecekleri ve söyleyecekleri varsa, katılır o yarışmaya. İnsan, heykeltıraş daha doğrusu, bir düşünür; “O yarışmaya katılayım mı, benimseyeyim mi?” diye. Bu istekle ve orada bir eser üretme dürtüsüyle yani… Bu da öyle bir düşünceden doğdu.
Heykel ebatıyla da çok konuşuluyor. Bu ebatta daha önce iş üretmemişsinizdir tabii ki. Ama genel olarak büyük ebatlı işleriniz var mı?
Genelde yok. En fazla aşağı yukarı 2-3 metre civarında işlerim var. Ama ben genelde daha ufak heykeller yapıyorum, fakat ufak yaptığım zaman bile onun büyüğünü düşünerek yapıyorum.
Ben burayı gördüğüm anda “Benim heykelimin yeri burası” dedim. İGA’nın havalimanında heykel için ayırdığı alan etkileyiciydi. Ve benim bu iş için yaptığım ilk eskiz 11 cm boyundaydı. Dünyanın en büyük iç mekân heykellerinden biri oldu.
Genelde form olarak daha organik formlar tercih ediyorsunuz, bildiğim kadarıyla.
Organik ve geometrik, ikisinin dengesi.
Malzeme olarak, hiç daha önce paslanmaz çelik – ki çok parlak bir malzeme, kullandınız mı? Aslında görüntü olarak inorganik bir malzemeyi de hissettiriyor, değil mi?
Tabii işte; orası işin organik tarafı, daha düz olan tarafı da geometrik olan tarafı. Şimdi baktığınız zaman bu ikisi farklı; aynı zamanda heykel döndüğü için de bir farklılık görüyorsunuz. On metre ilerlerseniz başka, orada çok daha farklı bir siluet göreceksiniz. Sonsuz bir seyir hâli var bunda. İGA İstanbul Havalimanı çok kalabalık ve sirkülasyonu çok fazla olan bir yer. O kalabalığı da heykelde de vermek istedim, o yansımalarla. Heykelin malzemesini paslanmaz çelik olarak düşündüm. Yansıtıcı bir yüzey olması lazımdı. Çünkü etraftaki ışıkları alıp size yansıtması lazımdı.
Aslında en başında sorduğum “dönemin heykel tartışmaları” ile şunu kast ettim; genç heykeltıraşlar ve o dönemin heykeltıraşları arasında bence biraz uçurum var. Siz de bunu gözlemliyor musunuz?
Yok, çok iyi heykeltıraşlar var Türkiye’de. Ama gençleri çok fazla tanıyamıyorum çünkü sergi çok az oluyor. Bir de iş televizyondaki o hıza çok kaydı… Türkiye’de çok iyi heykeltıraşlar var. İsimlerini burada saymakla bitmez, hepsi benim abilerim, dönem arkadaşlarım, benden sonra olanlar… Ama maalesef bu tür kamusal heykel yarışmaları çok az açılıyor. Daha başka mekânlar da düşünülebilir.
Mesela Kuzgun Acar’ın Manifaturacılar Çarşısı’ndaki heykeli vardır. Sonra Ankara’da bir parkın oradaki heykeli vardı; o bir anda kayboldu, gitti. Cumhuriyet’in 50’inci yılında yapılmış olan aşağı yukarı 20 heykel falan vardı İstanbul’da, çoğu yok ortalıkta. Metin Haseki’nin heykeli vardı, ertesi gün çalındı çünkü bakırdan yapılmıştı.
Bir de Türkiye’de çok fazla kinetik heykel görmüyoruz aslında.
Evet, kinetik heykel bir dönemimde vardı ama onda da kendisi motorla falan dönmüyordu, seyirci döndürüyordu. Seyirci döndürerek onun duruşunu, yönünü değiştirerek hem kendisi katkı sağlıyor hem de heykel seyirciye katkı sağlıyor.
O yüzden bu heykel hem hareketli hem de durağan. Bakıyorsunuz ve biraz sonra gideceksiniz, unutacaksınız. Halbuki devingen bir nesnede, değişken bir yapıtın karşısında biraz daha zaman geçireceksiniz ve göreceksiniz. Bu da misafirlerde farklı hisler ve düşüncelerin doğmasına olanak sağlayacaktır.
Bu arada, eğitimci tarafınız da var aslında. Gençlere ne söylemek istersiniz son olarak, genç sanatçılara…
Bence çalışmak ve görmek çok önemli. Hem gezmesi hem de çok çalışması lazım. Uğraşması lazım, çünkü heykel farklı bir alan.
Son olarak İGA ziyaretçilerine ne söylemek istersiniz?
Orada duracak, İGA İstanbul Havalimanı’nda ve sonsuza kadar dönecek. İnsanlar bakacak, değişecek. İnsanlar değişecek ama o orada duracak. Bu çok önemli.
Hayri Karay kimdir?
1952 yılında Balıkesir’de doğan Hayri Karay, 1970-1975 yılları arasında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde heykel öğrenimini tamamladı. 1976-1984 yılları arasında aynı okulda öğretim üyeliği yardımcılığı ve heykel atölyelerinde eğitici-öğretmenlik yapan Karay, yükseköğretimde doktora karşılığı olarak “Sanatta Yeterlilik” derecesi aldı. Heykel Sanatında Geometri kitabını yazan Karay; 1973-74-75 Ahmet Andiçen Heykel Yarışması, 1974 Hadi Bara Heykel Yarışması, 1975-76 İstanbul Festivali Arkeoloji Müzeleri Resim-Heykel Yarışması, 1976 Yarımca Sanat Festivali Heykel Yarışması, 1977 İstanbul Sanat Bayramı “Yeni Eğilimler Sergisi”, 1987 Günümüz Sanatçıları Heykel Sergisi yarışmalarında ödüle layık görüldü. Sanatsal çalışmaları ulusal ve uluslararası sanat etkinliklerinde sergilenen Karay’ın müzelerde ve özel koleksiyonlarda da eserleri yer alıyor.
