Kitap Seçkileri

Yeni Materyalizm hakkında 16 kitap: Bir düşünsel harita 

Uras Kızıl’ın hazırladığı Yeni Materyalizm dosyasının üçüncü bölümünde geniş bir kitap seçkisiyle karşınızdayız!

Bir dağ, bir ağaç, bir taş olmak isterdim. 

Eğer bir insan olmayı sürdüreceksem 

ancak başıboş bir münzevi olmaya katlanabilirim.

Susan Sontag, Robot adlı öyküsünden

İlk bölümü iki yıl önce yayımlanan Yeni Materyalizm dosyasının üçüncü bölümü, yeni materyalizmi merkeze alan ve/ya çeperinde dolaşan kitaplara dair bir kartografi oluşturmayı amaçlıyor. Ancak bu bir araya getirme ve dışarıda bırakma pratiği, kantitatif bir kapsayıcılık iddiasına dayanmıyor; aksine öznel tercihleri, duygulanımları, teorik yakınlıkları gözeten kalitatif sonrası (post-qualitative) bir yaklaşımla kurgulandı. Bu yaklaşımın, bilen öznenin ve onunla beraber gelen akademik disiplinin mevcut konumunu tartışmaya açan yeni materyalizm gibi görece yeni bir düşünme pratiğiyle tutarlılık göstereceği kanısındayım.

13 Ocak 2023 tarihli “Yeni Materyalizm nedir?” bölümünün amacı, Türkiye ölçeğinde teorik düzeyde bilinirliği görece sınırlı olan bu düşüncenin ne olduğuna dair temel bir tanımlama yapmak; felsefenin kapsamı ve arka planı üzerinde durmaktı. 3 Şubat 2023’te yayımlanan “Yeni Materyalizm haritalandırması: Türkiye ölçeği” bölümünde ise, Türkiye bağlamında yeni materyalist felsefeden beslenen, madde-odaklı düşünen ve üreten sanatçı ve yazarlara yöneltilen sorular aracılığıyla görüşlerin bir dökümü sunuldu. 

Yeni Materyalizm literatürüne girmeden önce, hafızamızı tazelemek adına, felsefenin taşıdığı “yeni” ifadesi üzerinde kısaca durmakta fayda var. Yeni Materyalizm, en genel anlamıyla maddenin yeniden düşünülmesine dayanan bir yaklaşım önerir. Ancak burada söz konusu olan, klasik materyalizmden bildiğimiz edilgen bir madde anlayışı değildir. Aksine; madde, kendi başına etkin, üretken ve ilişkisel bir varlık olarak ele alınır.

Bu çerçevede madde, yalnızca insan amaçlarına hizmet eden bir araç olmaktan çıkar; kendi eyleyiciliğine sahip bir unsur olarak düşünülür. Klasik materyalist anlayıştan net bir biçimde ayrılan Yeni Materyalizm’in madde tanımında maddenin olanaklarını genişletmek, onun insan merkezci (antroposantrik) bilgi teorisinin sınırlarının ötesinde canlı, ilişkili, üretken oluşunu açığa çıkarmak amaçlanır. 

Gilles Deleuze & Félix Guattari; Bin Yayla: Kapitalizm ve Şizofreni 2; Çev: Emre Sünter; Norgunk Yayıncılık; 2024

1990’ların ikinci yarısından itibaren tartışılmaya başlanan Yeni Materyalizm literatürünün oluşumunda, Gilles Deleuze ve Félix Guattari’nin 1980 tarihli Bin Yayla (A Thousand Plateaus: Capitalism and Schizophrenia) kitabının belirleyici bir erken kaynak olduğunu söylemek mümkün. Nitekim, Yeni Materyalizm kavramının henüz literatürde yer bulmadığı bir dönemde bu eser, insan-olmayan varlıkların etkinliğini tanıması ve görünür kılması bakımından öncü bir metin olarak öne çıkar. Doğa-kültür ikiliğini aşmak için ürettikleri öbekleşme (assemblage) kavramı, Yeni Materyalizm literatürünün oluşmasında doğrudan ve dolaylı etkileri olan Manuel DeLanda, Jane Bennett ve Rosi Braidotti gibi düşünürlerin çalışmalarında da merkezi bir yer tutar.

Eser Türkçe’de ilk olarak 1990 yılında Bağlam Yayınları tarafından, Ali Akay çevirisiyle yayımlandı; kapsamlı edisyonu ise Emre Sünter çevirisiyle Norgunk Yayınevi tarafından 2024 yılında okurla buluşturuldu. Bin Yayla her ne kadar Yeni Materyalizm söz konusu olduğunda akla gelen ilk kitap olmasa da, felsefenin oluşumunda tetikleyici rolü bakımından kritik bir eşiğe yerleşir.  

Bruno Latour; Biz Hiç Modern Olmadık: Simetrik Antropoloji Denemesi; Çev: İnci Uysal; Norgunk Yayıncılık; 2008

Bruno Latour’un “insan-olmayan öteki”nin tanıklığını erken bir dönemde mesele eden bir yayın olarak Biz Hiç Modern Olmadık (We Have Never Been Modern, 1991) kitabı belirleyici bir eşik oluşturur. Maddenin failliğinin tartışılmaya başlanmasıyla birlikte, yalnızca insanın değil, insan olmayan varlıkların da üretken eyleyenler olduğu fikri gündeme gelir. Bu bağlamda kitap, Bruno Latour’un modernlik eleştirisini ortaya koyarken, modernliğin insan ile insan olmayanlar arasındaki ilişkiyi görünmez kıldığını vurgular. Latour, tanıklık kavramının insan-olmayanları da kapsayacak biçimde genişletilmesi gerektiğini ileri sürer ve laboratuvar deneylerinde cansız nesnelerin, çoğu zaman insanlardan daha güvenilir tanıklar olduğuna dikkat çeker. Latour’un bu kitabı, yalnızca modernliğin eleştirisini anlamak için değil, aynı zamanda insan ile insan-olmayan arasındaki ilişkileri yeniden formüle ederek günümüz sanatı, bilim ve felsefede ortaya çıkan yeni ontolojik ve etik sorulara dair eleştirel bir perspektif oluşturması; doğa-kültür gibi ayrımı kritize ederek toplumsal inşacı düşünceye alternatif bakış açısı getirmesi bakımından erken dönem metinlerinden biri olarak düşünülebilir. 

Manuel DeLanda; Çizgisel Olmayan Tarih: Bin Yılın Öyküsü; Çev: Ebru Kılıç; Metis Yayınları; 2006

Manuel DeLanda; Yeni Bir Toplum Felsefesi: Öbekleşme Teorisi ve Toplumsal Karmaşıklık; Çev: Sercan Çalcı; Kolektif Kitap, 2018

1990’lar itibarıyla maddenin potansiyelinin gündeme getirilmesiyle Manuel DeLanda önemli bir eşik olur. DeLanda, Çizgisel Olmayan Tarih (A Thousand Years of Nonlinear History, 1997) adlı kitabında gelişimin ve evrimsel süreçlerin çizgisel bir doğrultuda değil; kırılmalarla, zamanda sıçramalarla, geri ve ileri yönlü hareketlerle zuhur eden çizgisel olmayan dinamikler etrafında örgütlendiğini vurgular. Buradan hareketle, inorganik maddenin kendi kendini örgütleyebilme kapasitesinin hem doğrudan hem de dolaylı ifade biçimleriyle altını çizer. Böylelikle maddenin potansiyelini açığa çıkaran durumları ve türlerarası etkileşimin kurucu unsurlarını belirginleştirir. DeLanda, 2006 tarihli Yeni Bir Toplum Felsefesi: Öbekleşme Kuramı ve Toplumsal Karmaşıklık (A New Philosophy of Society: Assemblage Theory and Social Complexity) adlı kitabında ise, yeni bir toplum felsefesi formüle eder. Bu çerçevede toplumsal varlıkların yalnızca zihinsel temsillere indirgenemeyeceğini ileri sürer ve Gilles Deleuze’den ödünç aldığı “öbekleşme” (assemblage) kavramı etrafında argümanlarını genişleterek modern toplumun analizini ve eleştirisini sunar. DeLanda’nın “tarihsel öbekleşmeler” olarak adlandırdığı yapılar, yalnızca insan tarihine değil, tarihsel süreçler içinde oluşmuş tüm varoluş biçimlerine uzanır. Bu anlamda “öbekleşmeler, besin ve fiziksel emekten basit aletlere, karmaşık makinelerden binalara ve muhitlere dek, kendi fiziksel muhitleri olarak iş gören başka maddi bileşenlere de sahiptir.”

Her iki eser de, yeni bir ontolojik dönem(eç)in (ontological turn) habercisi olması nedeniyle temel kaynak metinleri olarak değerlendirilebilir. 

Jane Bennet; Canlı Madde: Şeylerin Politik Ekolojisi; Çev: Başak Ağın; Akademim Yayıncılık; 2024

Şüphesiz, insan olmayanlara dair tartışmaları tetikleyen en büyük etken olarak yaşanılan ekolojik kriz gösterilebilir. Ekolojik kriz; Yeni Materyalizm ve insan-sonrası gibi felsefelerin oluşumunda katalizör görevi görür. Yirminci yüzyılın ikinci yarısı boyunca liberal demokrasilerde ivme kazanan hayvan hakları meselesi, Berlin İklim Zirvesi (1995), Paris İklim Anlaşması (2015), 2000’lerle birlikte yürütülen antroposen tartışmaları, güncel feminist tartışmalar gibi unsurlar kümülatif olarak yeni bir metodolojiye dair kıvılcımı ateşler. İnsan sonrası düşünce, bilgi ve etik, insan ve insan-olmayanların örgütlenme biçimlerini anlamak açısından önemli olur.

Buradan hareketle vitalist düşünce günümüzde (yeniden) önem kazanır. Özellikle Jane Bennet’in Türkçe’ye 2024 yılında Başak Ağın tarafından kazandırılan Canlı Madde: Şeylerin Politik Ekolojisi (Vibrant Matter: A Political Ecology of Things, 2009) kitabı ile Rosi Braidotti’nin İnsan Sonrası (The Posthuman, 2013) adlı çalışması hem güncel ekoloji politikaları, hem insan-sonrası öznellik, hem de maddenin çeşitli ilişki ağlarını açık etme kudretine (thing power) sahip etkin bir eyleyen oluşu üzerine söz söyleyen kurucu metinlerdir. Benim nazarımda Jane Bennett’in “şey kudreti” (thing power) kavramı özel bir yere sahip. Bennett, kendi kendini örgütleyebilen madde fikrini daha sonra 2009 tarihli kitabında da yer vereceği 2005 yılında yayımlanan  The Agency of Assemblages and the North American Blackout makalesinde somut bir örnek üzerinden açıklar. Bu makalede, 2003 yılında Kuzey Amerika’da yaşanan büyük elektrik kesintisini yalnızca teknik bir arıza olarak değil, insan-dışı unsurların da rol oynadığı bir “fail” olarak ele alır. Böylece görünürde basit bir kesintinin etrafında işleyen çok sayıda insan-olmayan failin ve politik, toplumsal ve ekonomik ilişkiler ağının dağılımını belirler. Failliğin insan olmayanlar özelinde nasıl dağıldığını gösterir. 

Rosi Braidotti; İnsan Sonrası; Çev: Öznur Karakaş; Kolektif Kitap; 2018

Rosi Braidotti’nin İnsan Sonrası kitabı, monist bir evren anlayışı etrafında geliştirdiği vitalist dünya tahayyülü ile öne çıkar. Bu yaklaşım, Aydınlanma ve Hümanizm’in ürettiği insan-merkezli öznenin ötesine geçerek, transversal ilişkiler kuran, ilişkisel, etkileşimsel ve açık uçlu bir özne fikrini önerir. Braidotti yalnızca insan-olmayan ötekiye odaklanmakla kalmaz, aynı zamanda tarihsel olarak inşa edilmiş Pythagoras’ın “erkek-insan” figürünü yapıbozuma uğratarak, cinsiyet ve ırk temelli belirlenmiş ve doğal addedilmiş kategorilerden azade ötekiliklere doğru yeni oluş alanları açar. Batılı, beyaz, muktedir erkeği kritize ederek Avrupa merkezci egemen kültür anlatısını da tersine çevirir. Bu yönüyle de yeni feminist yönelimlerin alanını genişletir. Ayrıca kitap yaşamsal ve kendini örgütleyen, farka içkin monist bir madde mefhumunu ve kavramsallaştırdığı zoe gibi tanımlamaları açımlar. 

Benedictus Spinoza; Etika: Geometrik Düzene Göre Kanıtlanmış ve Beş Bölüme Ayrılmış Olan; Çev: Hilmi Ziya Ülken; Dost Kitabevi; 2011

Spinoza’ya ve Etika’sına da ayrı bir parantez açmak istiyorum. Bennet ve Braidotti’de gördüğümüz “çağdaş monist” yaklaşımların kökenleri Spinoza’ya ve özellikle de Gilles Deleuze’ün Spinoza’ya dair okumalarına dayanmaktadır. Spinoza’nın, Etika’nın birinci bölümünde temellendirdiği monizm düşüncesi, maddenin canlığının tartışılmasında ilk uğrak noktası olur; var olan her şeyin tek bir töze bağlı olduğunu ve bu tözün de her şeyi kuşattığını iddia eder. René Descartes’tan farklı olarak, var olan bireyler arasında tözsel bir ayrım kurulamayacağını, insan ve insan-olmayanlar arasındaki farklılıkların tözsel ayrımlardan kaynaklanmadığını vurgular. Böylelikle farklar daha ziyade kipsel varoluş tarzlarıyla ilgilidir. 

Graham Harman; Tool-Being: Heidegger and the Metaphysics of Objects; Open Court; 2002

Graham Harman; Nesne Yönelimli Ontoloji: Her Şeyin Yeni Bir Teorisi; Çev: Oğuz Karayemiş; Tellekt Yayınları, 2018

Yeni Materyalizm çerçevesi içinde değerlendirilmemekle birlikte, kendinden menkul bir felsefi yönelim olan Nesne Yönelimli Ontoloji, insan olmayan faillerin tartışılmasına yaptığı katkıyla literatürün genişlemesine önemli ölçüde etki etmektedir. Bu noktada felsefenin kurucu üyesi olarak Graham Harman önemli bir eşiktir. Harman’ın Tool-Being (2002) adlı doktora tezinden evrilen kitap, nesne yönelimli felsefenin gelişimindeki ilk uğrak noktası olarak kabul edilebilir. Harman’ın, Martin Heidegger’in Varlık ve Zaman (Sein Und Zeit, 1927) kitabındaki araç analizine dayanan nesne kavrayışı, kendinden ve diğer her şeyden “geri çekilmiş” bir nesne argümanına dayanmaktadır. Bu yönüyle Nesne Yönelimli Ontoloji, Kant’ın “kendinde şey”inin (ding an zig) yeniden okunmasına dayanır. Fakat bu yeniden okuma yalnızca insanları değil insan-olmayanları da kapsamaktadır. Geri çekilmiş nesne, nesnenin ontolojik bağımsızlığı üzerinde durarak insan-merkezci sistemin eleştirisini yapar. Harman’ın Türkçe’ye 2018 yılında Oğuz Karayemiş çevirisiyle geçen Nesne Yönelimli Ontoloji: Her Şeyin Yeni Bir Teorisi (Object-Oriented Ontology: A New Theory of Everything) kitabında ise nesnelerin insan dâhil olmak üzere her şeyden geri çekildiği fikri geliştirilerek varlığın insan-merkezci olamayacağı iddia edilir. Dağların, denizlerin, bulutların, ağaçların, göllerin, eşyaların kendinde oluşlarından; özerk, insandan bağımsız hareketlerinden söz eder. Ayrıca Harman, nesnenin de kapsamını belirleyerek insan dâhil her şeyin nesne olduğunu öne sürer.

Timothy Morton; Hipernesneler: Dünyanın Sonundan Sonra Felsefe ve Ekoloji; Çev: Bilge Demirtaş; Tellekt Yayınları; 2020

Timothy Morton, Nesne Yönelimli Ontoloji felsefesi ekolü içerisinde değerlendirebilecek Hipernesneler: Dünyanın Sonundan Sonra Felsefe ve Ekoloji (Hyperobjects: Philosophy and Ecology After the End of the World, 2013) kitabında kavramsallaştırdığı hipernesnelerin tanımlarını yaparak petrol, küresel ısınma ve deprem gibi fenomenleri birer hipernesne olarak tanımlar ve bu nesnelerin mekânsız ve belirsiz oldukları iddiasında bulunur. Morton nazarında nesneler, kendini herhangi bir ilişkide açık etmeyen/ortaya çıkarmayan son derece gizli bir öze işaret eder. Söz konusu hipernesneler, petrol, küresel ısınma, fırtına, dolu, deprem, kasırga, tsunami ve fay hatları olabileceği gibi Florida Everglades’i ya da atom bombası da birer hipernesne olarak tanımlanabilir. Bu açıdan Harman’ın nesne kavrayışıyla yakınlık gösteren hipernesne kavramı, Morton nazarında evreli oluşları itibarıyla her türlü ilişkiden geri çekilir. Özellikle hipernesneler içerisinde tartışılan ağdalılık kavramı, petrol gibi insan ve insan-olmayanlara bulaşan ve ekoloji üzerinde ciddi bir tehdit olan bir maddenin anlaşılması açısından önemli olur.

Martin Heidegger; Varlık ve Zaman; Çev: Kaan H. Ökten; Agora Kitaplığı, 2008

Nesne Yönelimli Ontoloji’de ortaya çıkan “geri çekilmiş nesne” kavramını ve sanat düşüncesini temellendirmek açısından, Martin Heidegger’in Varlık ve Zaman (Zeit und Sein, 1927) kitabına da  kısa bir parantez açmak gerekir. Heidegger’in hem bu eserinde hem de 1977 tarihli Teknoloji Hakkında Muhakeme (The Question Concerning Technology) başlıklı metninde gereçlere dair geliştirdiği saptamalar, onların varoluşsal durumlarına ilişkin önemli çıkarımlar sunar. Özellikle de nesnelerin bozulmaları neticesinde insan ölçeğinde görünür oldukları argümanı, aparatların canlılık ihtiva ettiğinin bir göstergesidir. Öte yandan, Teknoloji Hakkında Muhakeme metninde “techne”nin modern dönemde yaşadığı anlam kaybından söz ederek, teknoloji vesilesiyle doğanın ve nesnelerin insan ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik araçsallaştırıldığının ve bir anlamda kaynak vazifesi görmeye başladığını vurgulaması açısından örtük bir insanmerkezci kritiğin nüvelerini oluşturur. 

Quentin Meillassoux; Sonluluğun Sonrası; Çev: Kağan Kahveci; Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları; 2020

Levi R. Bryant; The Democracy of Objects; Open Humanities Press; 2011

Her iki yazar da Nesne Yönelimli Ontoloji külliyatını kendi felsefesinde devam ettirir. Her ikisinin ortak noktası, korelasyonizme getirdikleri eleştiridir. Buradan hareketle, nesnelerin düşünceden bağımsız gerçeklikleri savunulur. Nesnelerin davranışları, bilimsel kuramların erişiminin dışındadır. Ayrıca Byrant, The Democracy of Objects kitabında, tıpkı Harman’da olduğu gibi, nesnelerin doğrudan kavranılmaz oluşunu ve kavrayışın ancak üçüncü bir aracıyla mümkün oluşunun altını çizerek geri çekilme durumunu bir kez daha tanımlamış olur. 

Karen Barad; Meeting the Universe Halfway: Quantum Physics and the Entanglement of Matter and Meaning; Duke University Press; 2007

Karen Barad’ın 2007 tarihli Meeting the Universe Halfway: Quantum Physics and the Entanglement of Matter and Meaning adlı kitabı, Yeni Materyalizm’e doğrudan fizik alanından yaklaşması açısından diğer örneklerden kısmen ayrılır. Barad’ın, Niels Bohr’un Kuantum Teorisi’ni yeniden okuyarak geliştirdiği madde kavrayışı şeylerin ilişkiselliğine dayanmaktadır. Barad, küçük parçacıklar ve insanlar arasında anolojiler kurarak, bu ilişkilerin toplumsal hayata uygulabilirliğini araştırır. Barad’ın iç-etkileşim (intra-action) kavramı ise yazarın felsefesinde kurucu roldedir. İç-etkileşim kavramıyla malzeme, doğa ve diğer insan-olmayanlar arasındaki ilişkilerin yeniden tesis edilmesi amaçlanır.

Rick Dolphijn ve Iris van der Tuin (ed.); Yeni Materyalizm: Görüşmeler ve Kartografiler; Çev: Esra Erdoğan; Yort Kitap, 2019

Diana Coole ve Samantha Frost (der.); New Materialisms: Ontology, Agency, and Politics; Duke University Press; 2010

Rick Dolphijn ve Iris van der Tuin’in editörlüğünü üstlendiği kitap, Yeni Materyalizm’in oluşumunda etkili olmuş Rosi Braidotti, Manuel DeLanda, Karen Barad ve Quentin Meillassoux gibi düşünürlerle yapılan röportajlar aracılığıyla bir kartografi oluşturmayı ve bu düşünce alanındaki farklı yaklaşımları açımlamayı amaçlar. Diana Coole ve Samantha Frost’un derlemesi ise benzer biçimde Jane Bennett, Pheng Cheah, Elizabeth Grosz, Samantha Frost ve Sara Ahmed gibi yazarları bir araya getirir. Ancak diğer kitaptan farklı olarak röportajlardan değil, teorik makalelerden oluşur. Coole ve Frost’un ifadesiyle “yenilenmiş materyalizmler” argümanı çerçevesinde, maddenin politik, ekonomik ve toplumsal boyutları çeşitli metinler aracılığıyla tartışmaya açılır. Özellikle madde ve feminizm ilişkisine odaklanan çalışmalara yer verilir. Her iki derleme de, tekil ve yerleşik bir Yeni Materyalizm tanımının bulunmadığını; aksine, yazarlar arasında farklılaşan ve çoğullaşan materyalizm yaklaşımlarının söz konusu olduğunu ortaya koyar.

Yeni Materyalizm, postyapısalcı düşünceden devraldığı mirası genişleterek odağını insan-olmayan ötekiye doğru kaydırır. Bu bağlamda oluşturulan kartografide yer alan yazarların büyük çoğunluğu, postyapısalcılarla ya teorik düzeyde dirsek temasında olmuş ya da onların öğrencisi olarak doğrudan temas kurmuştur. Yeni Materyalizm dosyasının bu üçüncü bölümünde yer vermeye çalıştığım kitaplar ise bu geniş literatürün yalnızca sınırlı bir kestini, adeta buzdağının görünen yüzünü oluşturur. Nitekim, sunulan çerçeve öznel bir perspektiften süzülen, bütünlükten ziyade tartışmayı genişletmeye yönelik bir başlangıç sunar.  



İlginizi Çekebilir

İşbirliği

Hayri Karay’ın ödüllü eseri İGA İstanbul Havalimanı’nda görülmeye hazır. Karay’la heykelin dönüşümünü ve İGA’daki heykelini konuştuk. 

Gündem / Tartışma

Frieze'de yayımlanan "Bağımsız küratörü kim öldürdü?" makalesi üzerinden Türkiye'deki durumu inceledik.

Eleştiri

İstanbul Modern'de gerçekleşen "Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası" sergisi üzerinden sanatçının kuir bir okuması

Millî Reasürans Sanat Galerisi Arşivi

Millî Reasürans Sanat Galerisi arşivi dizimizin yeni konuğu Yurt Gezileri! Sergi kitabında yer alan Murat Ural'ın araştırması Argonotlar Kütüphanesinde.

© 2020

Exit mobile version