Connect with us

Ne arıyorsun?

Argonotlar

Gündem

İKSV’den yeni rapor: Kültür-Sanat Dünyasında Toplumsal Cinsiyet

Yaratıcılığın sembolize ettiği fikir açıklığı, hayatın pozitif inşası ve problem çözümü gibi değerlere tezat olarak, yaratıcı sektörler de toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda sorunlar barındırıyor.

Geçen bir tiyatro oyununa gittiniz ama oyuncuların tümü erkekti. Bugün konserde de sahnede sadece erkekler vardı. Televizyonu açtınız eve gelip, bir film izleyeceksiniz, ancak tüm oyuncular erkek… Garip olurdu değil mi? İşte toplumsal cinsiyet eşitliği böyle bir kabusu engelliyor. Günümüzde başrolde kadın oyuncuları, ünlü kadın müzisyenleri, sanat tarihine geçmiş sanatçı kadınlar hakkında yapılmış araştırmaları ve kadın-erkek eşitliği üzerine yapılan büyük panelleri görmek mümkün. Peki, bu kişilerin çalıştığı yaratıcı sektörlerde toplumsal cinsiyet eşitliği gerçekte ne durumda?

Toplumsal cinsiyet eşitliği, tüm sektörlerde olduğu gibi, yaratıcı sektörlerde de üzerinde durulması gereken önemli bir araştırma alanı. Yaratıcılığın sembolize ettiği fikir açıklığı, modernizm, hayatın pozitif inşası ve problem çözümü gibi değerlere tezat olarak, yaratıcı sektörler de toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda sorunlar barındırıyor ve bu noktada diğer sektörlerden ayrı konumlanamıyor.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) 50. yaş kutlamasına denk gelen ve Kültür Politikaları Çalışmaları kapsamında Nisan ayında yayınladığı onuncu rapor, hem Türkiye’de hem de dünyada kadın hakları etrafındaki tartışmaların yükselişinden yola çıkıyor. Prof. Dr. Itır Erhart’ın hazırladığı “Kültür Sanat Dünyasında Toplumsal Cinsiyet: Tartışmalı Konular, Yapısal Sorunlar, Çözüm Önerileri”adlı rapor; tiyatro, sinema ve müzik alanlarında çalışan kadın ve LGBTİ+ bireylerin karşılaştığı sorunları somut veriler olarak aktarıyor ve çözüm önerileri getiriyor.

İKSV, raporda ulaşılan verilerden üç yıllık stratejik planını oluşturmak için faydalanacak. Raporun hedefleri arasında; cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan sorunları görünür kılmak, kadınlara yönelik farklı eğitim ve mentorluk programları oluşturmak, finansman ve kaynak sağlamak, iletişim mekanizmaları oluşturmak, STK’lar ve sanat dünyasının aktörleri arasında diyaloğu güçlendirmek yer alıyor.

Rapordan bir özetle karşınızdayız.

Zor koşullar ve sanat tutkusu

Araştırma; tiyatro, sinema ve müzik alanlarında 157 kadın ve ayrıca odak grubu olarak 18 LGBTİ+ ile gerçekleştirildi. Katılımcılar ağırlıklı olarak sırasıyla tiyatro, sinema, müzik ve diğer yaratıcı sektörlerde çalışıyor. Araştırmaya katılanların %66’sı 25-44 yaş aralığında. Çoğunluğu %48 ile sanatçı, %38 ile idari pozisyonlarda. Neredeyse tamamı yüksek öğrenim görmüş; %61’lik kısmı üniversite, %33’ü lisansüstü eğitime sahip.

Araştırmaya katılanların %38’i sigortasız çalışıyor. Çalışma biçimleri çoğunlukla yaratıcı sektörlerde duyduğumuz “freelance”, bu şekilde çalışanların oranı %44, bir diğer %28’i ise iş başına ücret alıyor. Veriler en genel anlamıyla, kültür sanat çalışanlarının önemli bir kısmının sosyal güvenliğe ve düzenli gelire sahip olmadığına işaret ediyor.

Bu koşullara rağmen verilerde “deneyim” olarak gözüken çalışma süreleri epey uzun; araştırmaya katılanların %56’lık kesimi tiyatroda, %72’lik kesimi sinemada, %49’luk kesimi müzikte 10 ile 15 yıldan fazla süredir çalışıyor. Sanatta acıdan beslenildiğine dair bir mit vardır, zorlu koşullarda bu kadar uzun yıllar çalışmaya devam edilmesi bunun bir kanıtı olsa gerek (!). Ekonomik açıdan güvensiz çalışma koşullarında, Türkiye’de sahip olunan yetenekler topluma fayda sağlayabilecek bireysel potansiyellerden, taşıması zor yüklere dönüşüyor…

Ev işleri yine kadınlarda

Yemek-bulaşık-temizlik-market 2022 yılında hala çoğunlukla kadınlara atfedilen görevler. Araştırmaya katılanların %65’i ev işleriyle çoğunlukla veya tamamen kendilerinin ilgilendiklerini söylüyor. Bu oran alışverişte ise %74. Araştırmaya katılan her iki kadından biri, iş dışı sorumlulukların kariyer gelişimleri üzerinde negatif bir etkiye sahip olduğunu düşünüyor. Kadınların evcimen, anaç ve dişi oldukları için bu görevleri gerçekleştirmeleri gerektiğine yönelik önyargı, ev işlerinin kadınlara dayatılarak gelişimlerinden ve iş hayatlarından zaman çalmasına neden oluyor.

Raporda belirtildiği üzere bu durumun daha ötesinde, kadınlara atanan özellikler ve sosyal roller, kız çocuklarından başlamak üzere, kadınların kamusal alandan dışlanması, ayrımcılığa uğraması, fiziksel, psikolojik, ekonomik, cinsel şiddete maruz kalmalarına, kültürde ötekileştirilmelerine ve aşağılanmalarına neden oluyor. Kadınlar dünya genelinde erkeklerden %50 daha az yıllık gelir elde ediyor. 2021 yılında, Türkiye’de kadınların istihdam oranı %28, erkeklerin ise %62,8. Adaletsiz koşullar aslında erkeklerin lehine işliyor.

Kültür sanat sektöründe heteroseksüel erkek olmamak

Katılımcılara aile içinde, kamusal alanda ve iş hayatında cinsiyet eşitliği deneyimleri sorulduğunda, bu üç alandaki yanıtlar olumsuz bir tablo oluşturuyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin aile içinde sağlanmadığını düşünenlerin oranı %81, kamusal alanda %93, iş hayatında ise %81. Raporda, aile içinde yaşanan cinsiyet eşitsizliğinin, kamusal ve profesyonel alandakine paralel olduğu üzerinde duruluyor. Heteroseksüel erkek olmamak, “aslolanın alternatifi olmak”, “yardımcı olmak”, “destek olmak” ve “ikincil olmak” gibi ifadelerle tarif ediliyor, başka bir deyişle “İkinci Cinsiyet” olmak. Araştırmaya katılan kişilerin %53’ü sadece kadın olmanın kariyerlerinde olumsuz bir etkiye sahip olduğunu, %63’ü erkek olmadıkları için dezavantaj yaşadıklarını belirtiyor.

LGBTİ+ olmak

Araştırmada görüşülen sektör çalışanları, LGBTİ+’ların toplumsal cinsiyet eşitsizliğe ve ayrımcılığa daha şiddetli maruz kaldıklarını belirtiyor. Aşağılanma, temel haklara erişememe, belirli sektör ve semtler dışında var olamama, sapkın ya da hasta olarak damgalanma ve şiddete uğrama nedenleriyle cinsel kimliklerini gizlemek zorunda kalabiliyorlar. Profesyonel oyuncular, konservatuar öğrencileri, akademide ya da tiyatro topluluklarında rol alanlar, oyunların seçmelerinde yeteneklerinin değil dış görünüşlerinin değerlendirildiğini belirtiyor.

Kültür sanat alanında çalışan LGBTİ+’ların karşılaştığı sorunların ana başlıkları şunlar: Sansür ve otosansür; heteronormatif, homofobik, transfobik espriler ya da içerikler; LGBTİ+ kimliğini ifade eden oyunculara sürekli aynı rol tekliflerinin gelmesi. Bu sorunlara ise; kendi kumpanyasını kurmak, kendi oyun ve senaryolarını yazmak, yurtdışına gitmek veya iş alanı değiştirmek gibi kişisel çözümler bulunuyor.

Cinsiyet temelli görev dağılımı

Araştırmaya katılanların paylaşımlarıyla sektöre daha yakından bakıldığında ise görev dağılımlarının cinsiyet temelli gerçekleştiği ortaya çıkıyor. Ses, ışık tasarımı, görüntü yönetmenliği, kurgu gibi işler “teknik” yani erkeklerin yapabildikleri işler olarak değerlendiriliyor ve bu işler kadınlara çok az veriliyor. Yönetmenlik ve yazarlık konusunda da benzer şekilde kadınların sayısı çok az. Sektörden birkaç örnek; son on yılda Afife Jale Tiyatro Ödülleri’nde ışık tasarımcısı ödülü, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde de En İyi Görüntü Yönetmeni, İstanbul Film Festivali’nde En İyi Kurgu Ödülü ve En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü istisnasız hep erkeklere verilmiş… Toplumsal cinsiyet rollerine dair kalıplaşmış yargılar, bazı iş kolları her geçen gün daha da “erkekleşiyor”, diğerleri de “kadınlaşıyor.”

Taciz, mobbing ve cinsiyete dayalı ayrımcılıklar

Kültür sanat sektöründe, her iki kişiden biri cinsiyete dayalı ayrımcılığa maruz kaldığını söylüyor. Çoğunluğu (%62) taciz, mobbing veya ayrımcılık karşısında ne yapması gerektiğini biliyor. Taciz karşısında, bireysel mücadelenin değil kolektif bir duruşun baş etmekte etkili olacağı düşünülüyor, ancak kurumsal sistemlerden çok, kadınlar arası dayanışma ve örgütlenmelere güveniliyor. Yaşanan tacizler, bir yandan kadın erkek ilişkilerinde güvensizlik yaratıyor, bedensel ifade gerektiren oyunculuk mesleğinin icrasını güçleştiriyor. Psikolojik şiddet ise dilde varlığını sinsice sürdürüyor; katılımcılar diyaloglarda cinsiyetçi, argo ve homofobik ifadelerin kullanıldığını belirtiyor.

Ankete katılan kadınların %23’ü taciz karşısında muhatabıyla yüzleşmeyi ve tartışmayı tercih ettiğini belirtiyor. Bir kurum bünyesinde çalışılıyorsa tacizi yetkili kişilere aktarmak, çözüm alınamıyorsa ardından meslek örgütlerine, sendikalara, platformlara ve sivil toplum kuruluşlarına başvuruluyor. Ancak destek mekanizmaları ve örgütlü yapıların sayısı az ve her alan denetlenemiyor. Ayrıca taciz karşısında herkes kendini savunamıyor, %20’si yaşanan olaydan sonra sözkonusu işten ayrılıyor, %16’sı ise yaşanan olay karşısında susmayı ve unutmayı tercih ediyor.

Daha eşit bir kültür sanat ekosistemi için

Cinsiyete dayalı ayrımcılığa karşı, bireylerin alınmasını talep ettiği öne çıkan önlemler öncelikle; yasal düzenlemelerin yapılması, toplumsal cinsiyet eşitliğine eğitim müfredatında yer verilmesi ve örgütlenerek dayanışma ağları oluşturulması. İKSV’nin hazırladığı rapor, daha eşit ve kapsayıcı bir kültür sanat ekosistemi için, sektörün farklı paydaşlarına yönelik öneriler getiriyor. Aşağıda bu önerilerden kesitler sunuyoruz:

  • Senaryolar & Oyunlar: Tek tip insan, tek model hayat sunan, kalıpları, önyargıları yeniden üreten içerikler yerine farklı kadınlık ve erkeklik hâllerini anlatan hikâyeler yazmak; Ataerkil temalardan uzaklaşmak; Öteki hikâyeleri, LGBTİ+, göçmen, yaşlı, engelli deneyimlerini önyargıları yeniden üretmeden, tek boyutlu temsillerin ötesine geçerek anlatmak.
  • Setler, Tiyatrolar, Orkestralar: Ekiplerde kadın-erkek dengesini sağlamaya özen göstermek; Ayrımcılık, taciz, mobbing, özlük hakları konusunda ekipleri bilinçlendirici eğitimler tasarlamak.
  • Yapımcılar: Cinsiyet eşitliğini dikkate alan projeleri finanse etmek; Kadın yönetmenlerle çalışmayı önceliklendirmek.
  • Kültür Sanat Kurumları: Cinsiyet eşitliği ve kapsayıcılık politikaları geliştirmek, uygulamak, değerlendirmek; Sanatsal ve idari tüm süreçlerde toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetmek; Proaktif olarak katılımcı süreçler, kapsayıcı ortamlar yaratmak; Cinsiyet eşitliğini sağlamaya, kişisel ve mesleki gelişime yönelik ücretsiz eğitimler, atölyeler tasarlamak.
  • Sanat Liseleri, Güzel Sanatlar Akademileri & Konservatuvarlar: Müfredata toplumsal cinsiyet eşitliğini eklemek; Her cinsiyet, cinsiyet kimliği, ifadesi ve cinsel yönelime sahip öğrencinin akademik ortamda eşit olmasını gözetmek; Cinsiyete dayalı sanatsal disiplin ve müzik enstrümanı seçimini önlemeye yönelik destek mekanizmaları geliştirmek.
  • Sendikalar & Meslek Örgütleri: Cinsiyet eşitliği takip komisyonları kurmak, bu komisyonları düzenli raporlama yapmaya teşvik etmek, raporları yayımlamak; Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kapsayıcılık konularında bilinçlendirici eğitimler düzenlemek.

Raporun tamamı için: “Kültür Sanat Dünyasında Toplumsal Cinsiyet: Tartışmalı Konular, Yapısal Sorunlar, Çözüm Önerileri”

Derleyen: Nihan Karahan

İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları
Direktörü Özlem Ece’yle WOW İstanbul
kapsamında “Yaratıcı Alanda Eşitlik” üzerine

Abonelik alındı!

Bülten aboneliğinizi onaylamak için lütfen e-postanızı kontrol edin.

İlginizi Çekebilir

Gündem

3 Aralık Dünya Engelliler Günü vesilesiyle engelli hakları aktivizminin güncel sanattaki kesişimlerini, dünyadan erişilebilirlik ve dayanışma pratikleri ile Türkiye'deki örnekleri bir araya getirdik.

Kütüphane

Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi’nde gerçekleşen “Su Akar Dilini Bulur” başlıklı sergi kapsamında Ecem Arslanay'ın kaleme aldığı yazı Argonotlar Kütüphanesinde.

17. İstanbul Bienali

Bienale katıldıkları veri görselleştirmesi çalışmasıyla Türkiye'nin sosyolojik bir fotoğrafını çekmek isteyen KONDA’yla elde ettikleri verilerin çıkardığı resme birlikte bakıyoruz.

Söyleşi

Yaratıcı sektörün farklı alanlarından isimlerle toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine gerçekleşen podcast serisinin arka planını ve arşivsel niteliğini Duygu Demirdağ ve konuklara sorduk.