Connect with us

Ne arıyorsun?

Argonotlar

Kütüphane /

Monifesto

Sanatçı Moni Salim Özgilik’in 1989’da yazmaya başladığı ve Salt tarafından yayımlanan Moni kitabı için güncellediği biyografisi Argonotlar Kütüphanesinde.

Sakalın Hikâyesi, 1989
  • 1966 yılında Beyşehir’de kendi isteği dışında dünyaya geldi.
  • İlk ve orta öğrenimini kesintisiz tamamladı.
  • Her Türk genci gibi ne olduğunu bilmeden, Hacettepe Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nü kazandı (1983).
  • Böyle bir eğitimle jeoloji mühendisi olmanın kendine yetersizliğine ve gereksizliğine karar verdi (1985).
  • Aynı yıllarda pipo ve fular edinerek resimler yapmaya başladı.
  • Son sınıftan ayrıldı, Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’ne girdi (1986).
  • Başlangıçta çok şirin/berrak düşünceleri vardı. Arası herkesle iyiydi.
  • Kendi çapında, kendinden başlayarak, yıkıma girişti. Estetik ve sanat problemleri üzerine kafa yormaya kalkıştı.
  • Üç boyutlu düzenlemeler, aksiyon, performans ve happening’ler yaptı. Atık objeler, kıyıdaki düşünceler, kitapta kalan kavramlar üzerinde durmaya başladı.
  • Mekân kullanmak için egemenlerden milyon yere, milyon kere başvurdu. İzin alamadı.
  • Bu nedenle projelerinin çoğunu gerçekleştirme olanağı bulamadı.
  • Yapabildiklerini gerçekleştirebilmek için girip çıkmadığı iş kalmadı.
  • Uyarılara rağmen bildiğini yapmayı sürdürdüğü için insanlarla arası bozuldu.
  • Hiçbir sergiye katılmadı.
  • Hiçbir yarışmaya katılmadı.
  • Hiçbir ödül ya da mansiyon kazanmadı.
  • Başı belada…

Moni ‘89, sanatçı kitabı, Ankara, 1989.

1989-1992

  • Ankara’daki Abdi İpekçi Parkı’nda Metin Yurdakul’un Eller heykelini ve kendini –saksafoncu Tuna Atabinici’nin doğaçlama müziği eşliğinde– bezle sararak bir performans yaptı. “Memleketin yaralarını sarıyor” şüphesiyle içeri atıldı, örgüt lideri soruşturması geçirdi.
  • Bildiğini okumaya devam etmesine rağmen ilgi gördü, hoşuna gitti. Televizyon programlarına, gazete haberlerine çıktı. Uyarıldı, dalga geçildi.
  • Hafiften adı duyulunca sergilere davet edildi. Sergi mekânlarını sokağa çevirmeye kalkıştı.
  • Kalıcı, taşınabilir, biriktirilebilir ve satılabilir işler yerine tek seferlik, zaman sınırlı, deneyim odaklı işler üretmeye devam etti. 
  • Bu kadar hızlı bir şekilde, henüz yolun başındayken gösterilen ilgiden rahatsız oldu. Bu ilgiyi hak etmediğini, daha öğrenecek ve yapacak çok şeyi olduğunu biliyordu. Bunun Türkiye’deki sanat ortamının yetersizliğinden kaynaklandığını ve dünyada olup bitenleri yakından görmek, bunların bir parçası olmak gerektiğini düşündü. Okulda hoca olma teklifini kabul etmeyerek New York’ta sanat yapmaya karar verdi.
  • Gidip gelmenin zorluğu ve pratiğinin sekteye uğramaması için yurt dışına çıkmadan askerlik zorunluluğunu aradan çıkarmak istedi.
  • Dünyanın ve her şeyin sanattan ibaret olduğuna inanmışken başka dünyaların en az sanat kadar var ve önemli olduğunu gördü. Bir zamanlar hor gördüğü askerlik mesleğinin zekâ, bilgi, donanım ve yaratıcılık gerektiren bir yaşama biçimi olabildiğine tanıklık etti.
  • Torpil mekanizmasını işleterek ülkenin daha barışçıl bir yerinde askerlik yapma fikrini reddetti. Yere uzandığında baktığı gökyüzünün başka yerlerde gördüğünün aynısı olduğunu fark etti.
  • Bulunduğu yer ve yaşadığı an itibariyle hayatta kalmaktan ve yemeğini paylaştığı, gözlerinin içine baktığı insanların hayatını korumaktan daha önemli bir şey olamayacağını gördü.
  • Savaşçı değil de sanatçı olduğu için “istenmeyen adam” ilan edildi. Gene de savaştı, pusu attı, pusuya düştü, ölümü ve çaresizliği hissetti. Ölümle burun buruna yaşadı, bedenlerin birer istatistikten ibaret olduğunu anladı, korkuyu unuttuğu için irkildi. 
  • Yapılış biçimine tepkiler koymaya çalıştığı sanatın aslında sadece bir lüks olduğunu, “barış dönemi” işi olduğunu kavradı. Anlatması zevkli, koca bir yalan olduğunu biliyordu aslında ama bu kez daha başka bir açıdan sorgulamaya başladı sanatı. Koca yalanın içinde ve bir parçası olmaktan hoşlanmıştı. Gerçekten koca bir yalan olduğunu görünce boşluğa düştü.  
  • Hayatın devam ettiğini anladı. Ona sarılmanın kaçınılmaz olduğunu fark etti.
  • El bombasıyla balık tuttu. Bahçelerden üzüm, nar, incir toplayıp konserve kavurma ile servis etti. Siperde doğum günü partisi yaptı. Üstüne çığ düştü. Kar ve çamur içinde ya da 50 derece sıcakta ve her koşulda “bittim dediği anda bir adım daha atabilmeyi” öğrendi. Dayanma gücünün, toleransın nasıl bir üst noktaya çıkabileceğini gördü.
  • Geçtiği bir yoldan bir daha geçmemeyi; gündüzleri dumansız, geceleri alevsiz ateş yakmayı öğrendi.
  • Köylere baskın yaptı; biraz Türkçe konuşabilen insanlara sorular sordu, onlardan yardım gördü. İşgâl kuvvetlerinin bir üyesi gibi, başka bir ülkede gibi hissetti kendini ama kimseden daha üstün olmadığını anladı.
  • Kötü bir olay sonrası tüm köylüyü veya köydeki tüm erkekleri cezalandırmak yerine suçluyu bulup onu cezalandırmayı savunduğu için “komünist” ilan edildi.
  • Cizre otogarında kepenk indirme eylemi başlarken Nelson Mandela resimli beyaz tişörtüyle son otobüse binip ayrıldı. Olaylı son üç günün uykusuzluğu Batı’ya yaklaşıncaya kadar sürdü. Savaşın artık olmadığı bir yerlerde kendinden geçti. Uyandığında Ankara’daydı. Kâbusun içinde ama değil gibiydi.
  • Ankara’daki atölyeyi boşalttı ve birkaç ay içerisinde kaldığı yerden devam edebilmek düşüncesiyle planladığı gibi New York’a taşındı. Sadece, kaldığı yerin neresi olduğu konusunda emin değildi.  
Moni-Militamani, performans, Ankara, 1990

1992-2005

  • Cebindeki 500 Amerikan doları, üç kuruşluk İngilizcesi ve kabına sığamayan sanatçı ezberiyle New York mega kentinin ortasına indi.
  • Klasik bir Amerikan delicatessen [şarküteri] işinde çalıştı. Ton balığı, yumurta, patates ve makarna salatası ile bagel ve envaiçeşit sandviç yapmayı öğrendi. “Sabah işe giden New York”u tanıdı.
  • Studio 225’ta Minerva Durham’dan anatomi ve desen dersleri aldı. Çıplak modellik yaparak ders ücretini ödedi.
  • East Village 10th Street üzerinde atıl durumda bir dükkân ve bodrum katı kiraladı. Kendi başına tadilatını yaptı, orayı bir atölyeye dönüştürdü. O zamanlar Türkiye’de olmayan inşaat teknolojisi her şeyi kendi başına yapabilmeye olanak sağlıyordu, bayıldı buna. Kazandığı tüm parayı malzemeye harcadı, sayısız resim ve üç boyutlu işler üretti. 
  • İngilizcesini geliştirmek ve artık tüm inancını yitirdiği sanata yeniden sarılmak için The City College of New York’ta (CCNY) Sanat Tarihi ve Müzecilik yüksek lisansı yapmaya başladı.
  • Harriet F. Senie ve Laurie Schneider Adams’tan dersler aldı. Tezini Andres Serrano üzerine yazdı.
  • New Museum’da Dan Cameron, Alternative Museum’da Geno (Eugene) Rodriguez’in asistanı olarak staj yaptı.
  • Carolee Schneemann retrospektifinde asistan küratör olarak çalıştı.
  • Studio 225, Wisteria Art Space, CCNY Kütüphanesi, Brooklyn Art Walk, Williamsburg Initiative etkinliklerine katıldı, sergiler açtı. Mark Goldman, Selena Wang, Cem Aydoğan gibi sanatçılarla iş birlikleri yaptı.
  • Feng Shui, Tai Chi Chuan dersleri aldı ve Earthdance Movement girişimiyle performans çalışmaları yaptı.
  • Yenirakı adlı Türkçe bir fanzinin kurucuları arasında yer aldı ve yayımlanmasına katkıda bulundu.
  • Para kazanmak için el yapımı deri çantalar yapan bir mağazada tezgâhtarlığa başladı. Bir süre sonra kendi tasarımı çantalar üreterek bir marka kurdu. Ticaretten anlamadığı için bu kadarını yapabilmiş olmanın öz hayranlığıyla garip mutluluklar yaşadı. 
  • Brooklyn’de bir tapas restoranı açtı. Yine olacaklardan habersizdi; sadece aklındaki “az da olsa sürekliliği olacak bir gelirle Moğolistan’a yerleşme ve sanat yapma” fikrini gerçekleştirmeyi düşünüyordu.
  • Yemek dünyasının zenginliği, zorluğu ve gerçeklerini yaşayarak öğrendi. İyi şef, iyi malzeme, iyi konsept ve iyi ortam ile küçük bir Akdenizli/Avrupalı/Latin (Neo-New Yorklu) buluşma merkezi (hub) yarattı. 2002 yılında Zagat Survey’den çok yüksek puanlar alarak New York’un en iyi restoranları arasına girdi. Allioli, daha tabelasını asamadan önünde kuyruk oluşan bir yer hâline geldi ve bunun da sindirimi kolay olmadı. 
  • New York gece hayatının derinliklerine daldı. Yerinde duramadı, şımardı, Nar Meze Bar adlı ikinci bir mekân açtı ama zamanla dağıldı, kontrolü kaybetti; iki restoranı birden kapattı ve yine para kazanamadı.
  • Hep bir telaş içerisinde oldu. Atölyeyi yeniden kurup sanat üretmek, olduğu gibi yaşamak, yaşadığı şeyin performansın ve sanatın ta kendisi olduğuna inanmak, “Ben aslında sanatçıyım” düzeltmesi yapmak yerine bundan hiç bahsetmemek, karşılığını almadan bile yaptığı şeyin hakkını vermek, içgüdülerine güvenmek, çok çalışmak, sürekli üretmek, yarını düşünmemek arasında sürekli gitti, geldi.
  • New York’un dayanılmaz hafifliğinden sıkıldı. O dönem (11 Eylül sonrası) hemen herkes bir “yeniden yerleşme” arayışı içerisindeydi. Başka bir metropol yerine doğayı ve denizi olduğu hâliyle yaşayabileceği, yeni şeyler öğrenebileceği küçük ve sevimli bir Akdeniz kasabası olan Kaş’a taşınmayı tercih etti ve 26 Kasım 2005’te New York’tan ayrıldı.

2005-2025

  • New York’tan sonra Kaş’ta, her şeyin bir noktadan görülebildiği bir avuç içi coğrafyasında olmanın rahatlığını ve heyecanını yaşadı.
  • Üretmenin kendisinden ve artıda olmaktan zevk aldı. Bir restoran açtı, belgesel fotoğraf sergisi düzenledi, yelkencilik öğrendi, Likya harabelerinde dolaştı, atlara ilgi gösterdi. Çocuk yetiştirmek, civciv çoğaltmak, sosyal projeler için çalışmak, koruma kampanyalarına katılmak, su altındaki koskoca ve zengin dünyanın farkına varmak, ağaç dikmek, zeytin toplamak, ısırgan otunun erkeği ve dişisini ayırt edebilmek, kaya koruğu ve dağ eriği turşusu yapmak, dağ keçileri ve yaban domuzlarının geçiş yollarını öğrenmek, endemik bitkilerin peşine düşmek gibi sonsuz sayıda küçük (gibi görünen) şeyin zengin dünyasında eğlenceli, verimli, dolu dolu yıllar geçirdi.
  • Çocukların okulu ve entelektüel beslenme gerekçesiyle Los Angeles’ı hayatına dâhil etti. 2016 yılından bu yana Kaş ile Los Angeles arasında gidip gelmekte. Nevada ve California çöllerinde yeni maceralar peşinde. İstanbul’u bu “çokgen”in içine katma çabasında.
  • 2020 yılında arşivinin Salt tarafından dijital ortama taşınarak kayıt altına alınması ve ardından 2022-2024’te Sahnede 90’lar sergilerinde (Salt Beyoğlu ve Kunstverein Hamburg) yer almasıyla “sanat kariyeri” yeni bir ivme kazandı. Yeniden sergilenebilir, düzenlenebilir işler üretmeye, resimler yapmaya başladı. Atölyede daha fazla zaman harcamaya; her yerden malzemeler almaya, toplamaya ve biriktirmeye devam ediyor.

Moni ‘25

Sanatçı 1989’da yazımına başladığı bu biyografiyi Moni (Salt, 2025) kitabı için güncelledi. Kitap hakkında detaylı bilgiye bağlantıdan erişebilirsiniz.

İlginizi Çekebilir

Kütüphane

Salt’ın yeni yayını Moni, 1985’te üretime başlayan performans sanatçısı Moni Salim Özgilik'in pratiğine odaklanıyor. Sezin Romi'nin yayın için sanatçıyla gerçekleştirdiği söyleşi Argonotlar Kütüphanesinde.

Söyleşi

Civan Özkanoğlu ile .artSümer'de gerçekleşen ilk kişisel sergisi "Hepimiz Biliyoruz"u konuştuk.

Bülten Arşivi

Argonotlar Güncel Sanat Bülteni'nin bu özel sayısında 2022 yılında beklediğimiz sergileri derledik.

Söyleşi

SALT Araştırma ve Programlar ekibinden Meriç Öner ve Onur Yıldız'la “İKLİMCİL: Mevsimler Sürüklenirken” sergisi üzerine konuştuk. "Bu son şansımız mı?" gösterim programını ise Fatma...