Queer Feminist Atlas

Önde gelen 4 aktivist kadın sanatçı! 

Queer Feminist Atlas’ın yeni içeriğinde fotoğraftan performansa, videodan kamusal müdahaleye uzanan geniş bir yelpazede üretim yapan aktivist kadın sanatçılara bakıyoruz.

Aktivizm ve sanat ilişkisi her zaman tartışmalı oldu! Ancak özellikle 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren birçok kadın sanatçı aktivizm ve sanat ilişkisinin önde gelen örneklerini verdi. Bu içeriğimizde yer alan Barbara Kruger, Ana Mendieta, Hito Steyerl ve Tania Bruguera; kimlik, iktidar, şiddet ve bellek gibi meseleleri sanatın merkezine taşıyarak aktivizmi estetik bir dile dönüştürmüştür. Bu dört sanatçı, fotoğraftan performansa, videodan kamusal müdahaleye uzanan geniş bir yelpazede ürettikleri işlerle sanatın toplumsal dönüşüm için nasıl bir araç olabileceğini sorgulamış ve yeniden tanımlamıştır. 

İşte karşınızda önde gelen 4 aktivist sanatçı!

Barbara Kruger 

Doğum: 1945, ABD

Reklamcılığın altın çağında çalışmalarını gerçekleştiren Kruger, kavramsal sanatla reklamcılığın dilini birleştirerek cinsiyet ve kimlik politikalarını eleştirdi. Eserlerini, diline uygun olarak, galeriler ve müzeler dışında bilbordlarda, bina cephelerinde, otobüs duraklarında da sergiledi. 

1999’da Los Angeles’taki Museum of Contemporary Art, Kruger’ın 1978’den beri süregelen kariyerine kapsamlı bir genel bakış sunan ilk retrospektif sergiyi düzenledi; sergi 2000 yılında New York’taki Whitney Museum of American Art’a taşındı. Kruger 2021 yılında Time dergisinin En Etkileyici 100 İsim listesinde yer aldı.  

Öne çıkan eser: Untitled (Your body is a battleground), İsimsiz (Bedenin bir savaş alanıdır), 1989

Kruger’ın işlerini monokrom fotoğraflar üzerine Helvetica ve Futura fontlarıyla yazılmış sloganlı dilinden tanıyabilirsiniz. Kuruger’in ikonik eserlerinden İsimsiz (Bedenin bir savaş alanıdır) 9 Nisan 1989 tarihinde Washington’da düzenlenen kadınlar yürüyüşü sırasında broşür olması için tasarlandı. Kürtaj hakkı için yürüyen kadınlar, Baba Bush’ın başkanlık ettiği Beyaz Saray’a yürürken, Kruger’ın bu eserini poster yapıp taşıdılar. (O yılki eylemde yer alan oyuncu Jane Fonda, 2026 yılındaki kürtaj hakkı eylemlerine de katıldı.) Kruger, anonim bir kadın yüzünü kullanarak, o gün Washington’daki protestocuların bir uzantısı olarak New York sokaklarını bu resimlerle kapladı. Kruger’in eserinin söylediği hem bir tanı hem de uyarıdır. Bedeniniz politik, sosyal ve kültürel bir savaş alanıdır. Sadece tanımlamak için değil, aynı zamanda savunmak için de! 

Barbara Kruger ne dedi? 

Hiçbir zaman politik sanat yaptığımı söylemem. Feminist sanat da yapmam. Ben feminist bir kadınım ve sanat yapıyorum. Ama bence hangi eserin görünür hale geldiği ve hangi eserin görünmez kaldığı her zaman tarihsel koşulların, yani bir dereceye kadar sıkı çalışmanın ve sosyal ilişkilerin bir sonucudur. Bu yüzden yıllar önce MoMA’da kimsenin artık aklına bile gelmeyen “Büyüklüğü Resmetmek” sergisinin küratörlüğünü yaptım; orada portre koleksiyonlarını inceledim. Ünlü sanatçıların fotoğrafları vardı ve yazdıklarım “Şöhret nasıl üretilir?” veya “Değer nasıl üretilir?” üzerineydi. Galericilerle konuştuğunuzda, insanların sanata olan sevgilerinden dolayı sanat satın almak istemediklerini fark ediyorsunuz.

Bence, reklamlar ve fotoğraf, film ve video gibi teknolojik gelişmeler sayesinde çok akıcı bir şekilde okumayı öğrendiğimiz resimlere ve kelimelere erişilebilirlik söz konusu. Medyanın bugün yaptığı şey, erişilebilirliği sayesinde bir şeyi anlamsız hale getirmek. Benim ilgilendiğim şey ise bu erişilebilirliği alıp anlam yaratmak. Evet, karmaşıklıkla ilgileniyorum.

Ana Mendieta 

Doğum: 1948, Küba; Ölüm: 1985, ABD

Babası, Fidel Castro karşıtı örgütlere katıldığı için, Mendieta henüz 12 yaşındayken kız kardeşiyle birlikte bir operasyonla ABD’ye gönderilmişti. Ülkesinden ayrılmanın etkisini Mendieta’nın “toprak-beden” (earth-body) diye tariflediği işlerinde hissedebiliriz. 

Köklerini vurgulamak ve doğayla bütünleşmek için şamanist ritüelleri andıran performanslar gerçekleştiren sanatçı, Küba’nın Afrikalı köklerinde yer alan Santeria ayinlerine göndermede bulunur. 1979’da bir kadın kooperatifi olan A.I.R. Gallery’de fotoğraflarıyla ilk kişisel sergisini açtı. 1980’lerde Küba hükümetinden sergilere katılması için çağrı aldı, anavatanıyla yeniden ilişki kuracağı bir döneme girdi. Ancak Mendieta 1985 yılında henüz 36 yaşındayken şaibeli bir şekilde hayatını kaybetti. 

Öne çıkan eser: Silueta Series, Silüet Serisi, (1973–1985)

Silüet Serisi’nde Mendieta, doğada -çamurda, kumda ve çimende- yaprak ve dallardan kana kadar değişen çeşitli doğal malzemeler kullanarak kadın silüetleri yarattı ve vücut baskıları yaptı veya silüetini ya da ana hatlarını bir duvara boyadı. Bunu, kendisini toprağın bir parçası haline getirme ve bir ritüel sürecini somutlaştırma olarak ifade etmek için yaptı. 1970’lerde serisine başladığında Mendieta, ortaya çıkan arazi sanatı, beden sanatı ve performans sanatı türleriyle deneyler yapan birçok sanatçıdan biriydi. Silüetlerin filmleri ve fotoğrafları, bedenini çevreleyen figürlerle bağlantılıdır. Mendieta, muhtemelen bu türleri “toprak-beden” heykelleri olarak adlandırdığı şeyde birleştiren ilk kişiydi. Sıklıkla çıplak bedenini Dünya’yı keşfetmek ve onunla bağlantı kurmak için kullandı.

Ana Mendieta ne dedi?

Manzara ve kadın bedeni arasında (kendi silüetime dayanarak) bir diyalog yürütüyorum. Bunun, ergenliğimde anavatanımdan (Küba) koparılmamın doğrudan bir sonucu olduğuna inanıyorum. Rahimden (doğadan) atılmış olma hissi beni altüst ediyor. Sanatım, beni evrene bağlayan bağları yeniden kurma yolumdur. Anne kaynağına bir dönüş.

Okuma ve dinleme önerisi:

Son zamanlarda sanat dünyasındaki en tartışmalı konulardan birisi Helen Molesworth’ün hazırladığı Death of an Artist isimli podcast. Podcast dünyasının favorisi olan “true crime” türünü sanat dünyasına uyarlayan Molesworth, gazeteci Rob Katz’in araştırmalarından faydalanarak 80’ler New York’unu ikiye bölen Ana Mendieta cinayetini inceliyor. 

Takip etmeyenler için özetlemek gerekirse, 1985 yılında, minimalist sanatın öncü isimlerinden Carl Andre, evli olduğu feminist avangart sanatçı Ana Mendieta ile tartışıyor, sabaha karşı Mendieta’nın bedeni Andre’nin apartmanının 34. katından yere çakılıyor. Ölüm her ne kadar cinayet izlenimi verse de, Andre ifadesinde Mendieta’nın intihar ettiğini söylüyor. Son derece çekişmeli bir dava sonucunda da suçtan aklanıyor.

Hito Steyerl

Doğum: 1966, Almanya

Yazar, akademisyen, imgebilimci ve deneme belgesel (essay documentary) türünün öncülerinden Hito Steyerl’in çalışma konuları arasında medya, teknoloji, imgelerin dolaşımı ve sanat kurumlarının politik yapıları yer alıyor. 

Felsefe ve medya alanında akademik dereceleri olan Steyerl’in eserleri ve yazıları, imgelerin değişen doğası ve teknoloji aracılığıyla itildikleri küresel dolaşımlar hakkındadır. Güneş Fabrikası (Factory of the Sun) başlıklı yerleştirmesi, 56. Venedik Bienali’nde Alman pavyonunda sergilenmiştir. 

Steyerl, 2017 yılında ArtReview dergisinin sanat dünyasının en etkileyici isimleri listesinde birinci sırada, 2023 yılında da ikinci sırada yer almıştır. 

Öne çıkan eser: How Not to Be Seen, A Fucking Didactic Educational .MOV File, 2013 

Steyerl’in mizahi ve alaycı dilini en iyi Nasıl Görünmez Olunur isimli deneme belgeselinde görürürüz. Steyerl görünmez olmak için beş öneri verir: Bu, kadın sanatçıların sanat tarihindeki görünmezlikleri düşünülürse, ironi yüklü bir yapıttır.

Steyerl görünmez olmak için şu beş öneriyi verir: 1. Bir şeyi kamera için görünmez kılmak, 2. Göz önünde görünmez olmak, 3. Bir resim haline gelerek görünmez olmak, 4. Kaybolarak görünmez olmak ve 5. Resimlerden oluşan bir dünyaya karışarak görünmez olmak yer alıyor. 

Nasıl Görünmez Olunur, eğitim belgesellerine yönelik hicivli bir yaklaşımdır. Video temelde gözetim toplumu ve dijital görüntülemeyle ilgilidir. Eser, Frieze dergisi tarafından “21. Yüzyılın En İyi 25 Eseri” arasında 24. sırada yer aldı.

Hito Steyerl ne diyor?

Tüm bu karmaşa, sayısız çalışkan kadının dinamizmi sayesinde ayakta duruyor. Bu duygulanımsal emek, sermayenin sıkı denetimi altında tutuluyor ve sermayenin sayısız çelişkisiyle iç içe geçmiş durumda. Dolayısıyla günümüz gerçekliğiyle yakından ilişkili. Sanat, tam da bu gerçekliğin tüm saflarıyla bu derece içli dışlı olduğu için onu etkiliyor. Sanat da karmakarışık, iliştirilmiş, sorunlu ve karşı konulmaz. Hep uzaklarda bir yerlerde var olan bir politikayı temsil etmekle uğraşmak yerine, sanat alanını politik bir alan olduğunu anlamaya çalışabiliriz artık. Sanat, politikanın dışında değil. Bilakis, politika sanatın her safhasında, üretiminde, dağıtılmasında ve alımlanmasında, onun içinde yer alıyor. Eğer elimizi taşın altına koyabilirsek, işte o zaman temsil politikası düzlemini aşıp, gözümüzün tam önünde duran ve bizden ilgi bekleyen politikayı irdelemeye başlayabiliriz.

Tania Bruguera 

Küba, Doğum: 1968

Bruguera’nın babası Castro hükümetinde bir dönem bakanlık ve başkanlık yapmıştır. Buna rağmen sanatçı, Küba hükümetine yönelik eleştirileri nedeniyle birçok kez tutuklanmış ve hapse atılmıştır. 

Sanatı bir aktivizm aracı olarak kullanan Bruguera iktidar ilişkilerine saldırır. Amacı otoriter hükümetleri sarsmaktır. Sanatla siyasetin kesişim alanlarında işler üreten sanatçı, Kübalı dostu Ana Mendieta’nın ölümünün ardından ona adadığı  Ana Mendieta’ya Saygı isimli bir performans serisi de gerçekleştirmiştir. Bruguera izleyicilerin sanat üretimine katıldığı etkileşimli işler gerçekleştirir. Kendisini bir başlatıcı olarak konumlandırır. İzleyicileri sanatı kullananlara dönüştürür. 

Öne çıkan eser: Useful Art Association (Yararlı Sanat Ofisi)

Bruguera, 2013 yılında, New York’taki Queens Sanat Müzesi ve Eindhoven’daki Van Abbemuseum ile işbirliği içinde The Museum of Arte Útil projesini başlattı. İspanyolcada Arte Útil kabaca yararlı sanat anlamına gelir, ancak aynı zamanda sanatı bir araç veya alet olarak da önerir. 

Ofis, Tania Bruguera tarafından Uluslararası Göçmen Hareketi projesiyle başlatıldı. İzleyiciler aktif kullanıcılara dönüştürülerek, sanatın rolü pasif estetik alanından eylem ve aktivizm alanına kaydırılıyor. Buna örnek olarak, Tate Modern’de düzenlenen ve atlı polislerin kalabalık kontrolü yaparak ziyaretçileri çevreleyip hareketlerini kontrol ettiği Tatlin’in Whisper 5 adlı eseri gösterilebilir. Bruguera’nın da belirttiği gibi, “faydalı sanat, küçük ölçekte bile olsa insanların yaşamlarını dönüştürmekle ilgilidir. Aktivizm olarak sanat ve sanat olarak aktivizmdir.”

Tania Bruguera ne dedi?

Ben faydalı sanatın iki şekilde deneyimlenebileceğini düşünüyorum. Birincisi “sanat tarafı”ndan, yani sanatçının projeyi nasıl yapılandırdığına ve fikri nasıl geliştirdiğine bakarak. Eğer projeyi kullanıcı tarafından deneyimlerseniz, benim için daha çok “ondan ne elde ediyorum?” sorusu önemli. Sanat olup olmaması önemli değil. Bana kalırsa, projeye ne kadar dahil olduğunuza bağlı olarak bir tarafa veya diğerine geçebilirsiniz. Diyelim ki bir atölye çalışması yapıyorum ve siz sadece atölyeye katılıyorsunuz. Geliyorsunuz, bilgi alıyorsunuz ve gidiyorsunuz. Diyelim ki iki atölye çalışmasına katılıyorsunuz. Projenin çok önemli bir parçası olan, harekete geçirici alanı olan “Bir Hareket Yarat”a gelmeye başlıyorsunuz. Toplantılar yapıyoruz ve kendimizi sosyal alanda, politik alanda ve benzeri alanlarda nasıl ifade edeceğimizi konuşuyoruz. Ve bunun için sanatı devreye sokuyoruz. Kamusal alanda çağdaş sanat üzerine slayt gösterileri gibi sunumlar yapıyoruz.

Asociación de Arte Útil’e göre, bir işin “yararlı” kabul edilmesi için şu özelliklere sahip olması gerekiyor: 

1. Toplum içerisinde sanat için yeni kullanımlar önerir. 

2. Sanatın etkili olduğu (yönetimsel, hukuki, eğitsel, bilimsel, ekonomik vb.) açılardan alanın sınırlarını zorlar. 

3. Zamanın takipçisi olur, güncel gerekliliklere sessiz kalmaz. 

4. Uygulanabilirdir ve gerçek durumlarda işlev gösterir. 

5. Eser yaratıcılığı yerine girişimci olmayı, izleyici olmak yerine kullanıcı olmayı teşvik eder.

6. Kullanıcılara pratik, yararlı sonuçlar sunar. 

7. Değişen koşullara uyumlanırken sürdürülebilirliği benimser. 

8. Estetiği dönüşüme dayalı bir sistem olarak yeniden yapılandırır.

Barbara Kruger, Ana Mendieta, Hito Steyerl ve Tania Bruguera’nın pratikleri, sanatın yalnızca estetik bir deneyim olmadığını; aynı zamanda siyasi bir eylem, toplumsal bir müdahale ve kolektif bir bellek biçimi olabileceğini güçlü bir şekilde ortaya koyar. 

Bu dört sanatçının her biri, farklı coğrafyalardan ve deneyimlerden beslenmesine karşın ortak bir ısrarla iktidarın görünmez mekanizmalarını ifşa etmiş, susturulanların sesini kamusal alana taşımıştır. Günümüzde yükselen otoriter eğilimler, artan eşitsizlikler ve kimlik üzerindeki baskılar göz önünde bulundurulduğunda, bu sanatçıların açtığı yolun yalnızca tarihsel bir referans değil, yaşayan ve zorunlu bir direniş geleneği olduğu daha da belirginleşmektedir. Sanatın dönüştürücü gücüne duyulan inanç, bu dört öncü ismin mirasında en yalın ve en kararlı biçimiyle kendini göstermeye devam etmektedir.


İlginizi Çekebilir

Queer Feminist Atlas

LGBTİ+ Onur Ayı vesilesiyle başlattığımız dizimizin bu bölümünde dünyadan az bilinen 5 queer fotoğrafçıya yer verdik.

Queer Feminist Atlas

Queer Feminist Atlas'ın bu yeni içeriğinde günümüzün queer sanatında LGBTİ+ aktivizmine bakıyoruz!

Queer Feminist Atlas

LGBTİ+ Onur Ayı vesilesiyle başlattığımız serimizde bu kez queer sanatın kadın öncülerine bakıyoruz!

Queer Feminist Atlas

LGBTİ+ Onur Ayı vesilesiyle başlattığımız serimizde dünyadan queer sanata ve LGBTİ+ kültürüne adanmış müzelere bakıyoruz.

© 2020

Exit mobile version