LGBTİ+ hareketi güçlendikçe queer sanata ve LGBTİ+ kültürüne odaklanan müzelerin, galerilerin, yayınevlerinin, tiyatro gruplarının, film festivallerinin sayısı da artıyor. Bu içeriğimizde dünyada queer sanata ve LGBTİ+ kültürüne adanmış 8 müzeyi inceledik.
Schwules Museum, Berlin, Almanya

Berlin’in kuir mahallesi olarak bilinen Schöneberg’e çok da uzak olmayan bir noktada, Alman ve Avrupa LGBTİ+ tarihine adanmış bir müze bulunmaktadır. Müzenin önemli bir bölümü, genellikle belirli bir sanatçıya ya da sanatsal akıma, toplumsal bir meseleye veya harekete ya da belirli bir tarihsel döneme odaklanan özel sergilere ayrılmıştır. Çoğu sergi, anlatılarını kurarken fotoğraflar, çeşitli mecralarda kaydedilmiş yaşam tanıklıkları, giysiler ve diğer arşivsel nesneler gibi çoklu medya unsurlarından yararlanır.
Müzenin kütüphanesi ve arşivi, LGBTİ+ yaşamı ve kültürüne ilişkin süreli yayınların yanı sıra 25.000’i aşkın kitaba ev sahipliği yapmaktadır. Çoğunlukla dünyanın ilk eşcinsel müzesi olarak kabul edilen bu müzenin kökenleri 1984 yılına uzanır. O yıl Berlin Müzesi’nde güvenlik görevlisi olarak çalışan üç öğrenci, müze müdürünü kentin LGBTİ+ topluluğuna ilişkin bir sergi düzenlemeye ikna etti. Sergi büyük bir başarı elde etti. Bunun üzerine üçlü, ertesi yıl Berlin’de Eşcinsel Müzesi Dostları Derneği’ni kurdu. Başlangıçta eşcinsel erkeklerin tarihini ve kültürünü görünür kılma amacıyla ortaya çıkan girişim, zamanla çok çeşitli kuir kimlikleri kapsayacak şekilde genişledi.
2013 yılından bu yana Tiergarten semtinde faaliyet gösteren ve Almanya’nın en önemli kültür kurumlarından biri olarak kabul edilen müzede, ziyaretçiler dört farklı sergi salonuna yayılan sanat eserleri ve arşiv materyallerinin yanı sıra bir atölye, kafe ve çeşitli etkinlik alanlarıyla karşılaşmaktadır.

Ayrıca müze 2017 yılında Türkiye’den küratörlerin ve sanatçıların olduğu bir sergiye de yer vermiştir. “ğ – yumuşak g” adlı bu karma sergi, sanatsal göçün farklı yönlerdeki izlerini takip eden eserleri bir araya getirerek Türkiye ile Almanya, İstanbul ile Berlin arasındaki LGBTİ+ bireylerin kültürlerarası etkileşimlerini Almanya’da ilk kez kapsamlı biçimde ele almıştır. Sergi, Berlin’deki kuir göçmen deneyiminin ve düşünce yapısını, Türk alfabesindeki “ğ” (yumuşak g) harfi üzerinden görünür kılmayı amaçlamıştır. Serginin küratörlüğünü ise, sanatsal ve küratoryal çalışmalarında kuir göç, marjinalleştirilmiş cinsel kimlikler ve beden politikaları üzerine yoğunlaşan İstanbul kökenli sanatçılar Emre Busse ile Aykan Safoğlu üstlenmişlerdi.
Leslie+Lohman Museum of Gay and Lesbian Art, New York, ABD

Adını New Yorklu kurucuları Fritz Lohman ve Charles Leslie’den alan Leslie+Lohman Gey ve Lezbiyen Sanatı Müzesi, onlarca yıla yayılan mücadelelerin ve kurumsal engellerin sonucunda ortaya çıkmıştır. 1969’daki Stonewall Ayaklanması’ndan kısa bir süre sonra, Charles Leslie ve Fritz Lohman, SoHo’daki stüdyolarını eşcinsel sanatçıların eserlerini sergileyebileceği bir etkinlik için açtılar. Bu etkinlik, LGBTİ+’lar için devrim niteliğinde toplumsal dönüşümlerin yaşandığı bir dönemde sanatçıları görünür kılmış ve desteklemiş oldu. Günümüzde ikilinin vizyonu, SoHo’da çok daha geniş bir mekânda varlığını sürdürmektedir.
Kendini “dünyanın yalnızca LGBTİ+ sanatına adanmış tek müzesi” olarak tanımlayan Leslie+Lohman Müzesi, kuir sanatı korumanın yanı sıra bu eserleri üreten sanatçıları da desteklemektedir. Müzenin koleksiyonu, LGBTİ+ topluluğunun deneyimlerinin zengin çeşitliliğini yansıtan 25.000’den fazla eserden oluşmaktadır. Tom of Finland, Andy Warhol ve Deborah Bright gibi sanatçıların eserleri pek çok sanatsever için tanıdık olsa da müze, yeni kuir sanatçıları keşfetmek için de önemli bir platform sunmaktadır. Müzenin en dikkat çekici bölümlerinden biri, HIV/AIDS krizi sırasında toplanan eserlerden oluşan koleksiyonudur. Bu koleksiyon, eserleri sanatçıların ölümünden sonra aileleri tarafından utanç veya damgalanma korkusuyla yok edilme riski taşıyan bir kuşağın sanatsal mirasını koruma altına almaktadır.
Kuruluşundan bu yana geçen yarım yüzyılın ardından müze, dünyanın önde gelen LGBTİ+ müzelerinden biri hâline gelmiş ve üç yüzyıla yayılan bir zaman diliminden kuir sanatçılara ait eserleri bünyesinde toplamıştır. 2017 yılında Manhattan’ın güneyindeki Wooster Street’teki daha geniş mekânına taşınan müze, bugün çeşitli sergilere, bir kitabevine, konuşma dizilerine ve çok sayıda kamusal ve özel etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır.
Queer Britain, Londra, Birleşik Krallık

Birleşik Krallık’ın ilk LGBTİ+ müzesi olan ve 2023 yılında kapılarını açan Queer Britain, kısa süre önce müzenin hamileri olarak atanan Elton John ve David Furnish tarafından da özellikle tavsiye edilmektedir. İkili, göreve gelişleri vesilesiyle yaptıkları açıklamada, “Bu müze herkes için; insanların günümüzde LGBTİ+ olmanın ne anlama geldiğini öğrenebileceği, anlayabileceği ve kucaklayabileceği bir alan,” ifadelerini kullanmıştır.
Queer Britain, 2018 yılında Londra’nın farklı noktalarında gezici sergiler düzenleyerek faaliyetlerine başlamış, daha sonra King’s Cross’taki güncel mekânına taşınmıştır. Dört galeriden oluşan müzenin kalıcı koleksiyonu nispeten küçük olmakla birlikte, LGBTİ+ tarihine ışık tutan son derece etkileyici nitelikteki kültürel materyalleri içermektedir. Bunlar arasında rozetler, HIV/AIDS krizi dönemine ait güvenli cinsellik afişleri, fanzinler ve 1988-2003 yılları arasında yürürlükte kalan, yerel yönetimlerin ve okulların eşcinselliği “teşvik etmesini” yasaklayan Birleşik Krallık yasası Bölüm 28 ile ilişkili materyaller yer almaktadır.
Ancak müzeyi ilgi çekici kılan yalnızca küratöryel sergiler değildir. Giriş bölümünde yer alan renkli mesaj duvarı, dünyanın farklı yerlerinden gelen ziyaretçilerin çeşitli dillerde bıraktığı umut, dayanışma ve mizah dolu notlarla kaplıdır. Duvarda şu tür mesajlarla karşılaşmak mümkündür: “Trans kızımı seviyorum”, “Yalan değil beybi, bi, bi, bi” ve “Kuir aşk vardır ve güzeldir.” Bazı ziyaretçiler ise el çizimi görseller ve küçük sanat çalışmaları bırakarak bu kolektif anlatıya katkıda bulunmuştur. Hediyelik eşya dükkanında ise diğer renkli ürünlerin yanı sıra eşcinsel sanatçıların ürünleri de satılıyor. Müzenin hediyelik eşya mağazasında ise çeşitli ilgi çekici tematik objelerin yanı sıra kuir zanaatkârlar ve sanatçılar tarafından üretilen ürünler de satışa sunulmaktadır.
The Charlotte Museum, Auckland, Yeni Zelanda

Lezbiyenler tarih boyunca toplumsal dönüşümlerde önemli roller oynamış olsalar da, onların hikâyelerini anlatmaya adanmış dünyadaki tek müze The Charlotte Museum’dur. Müze, lezbiyen tarihine ilişkin materyalleri toplamakta, korumakta ve Auckland’ın canlı ve kültürel açıdan hareketli semtlerinden birinde yer alan küçük mor binasında halkla paylaşmaktadır.
The Charlotte yalnızca bir müze değil; aynı zamanda “Gökkuşağı+ Topluluğu” ile destekleyici müttefiklere açık bir topluluk galerisi ve araştırma kütüphanesi olarak da faaliyet göstermektedir. Sergiler ağırlıklı olarak Yeni Zelanda’daki lezbiyen deneyimlerine odaklanırken, bır kısmı da konuyu uluslararası bir perspektiften ele almaktadır.
Koleksiyonda 1980’lerde düzenlenen lezbiyen partilerin afişleri, lezbiyen sanatçıların eserleri ve 1990’lardaki protestolarda giyilmiş tişörtler de dâhil olmak üzere yaklaşık 3.000 materyal bulunmaktadır. Müze ayrıca performanslar, okuma etkinlikleri ve 40 yaş üstü bireylere yönelik sosyal buluşmalar gibi çeşitli programlara da ev sahipliği yapmaktadır.
Müzenin adı, topluluk içinde önemli katkılar sunmuş Charlotte Prime ve Charlotte Smith’i onurlandırmak amacıyla seçilmiştir. Her iki isim de, lezbiyen bir sosyal kulüp olan KG Club bünyesindeki çalışmaları da dâhil olmak üzere, kadınlara destek olmayı amaçlayan toplumsal girişimlerde aktif rol üstlenmiştir.
Museu da Diversidade Sexual, São Paulo, Brezilya

Guinness Rekorlar Kitabı’na göre São Paulo, dünyanın en büyük Onur Yürüyüşü’ne ev sahipliği yapmaktadır. Bu nedenle, kentin Latin Amerika’nın ilk LGBTİ+ müzesine de ev sahipliği yapıyor olması hiç de şaşırtıcı olmasa gerek. São Paulo’daki República metro istasyonunun içerisinde yer alan Museu da Diversidade Sexual (Cinsel Çeşitlilik Müzesi), ziyaretçilerini sanat ve kültür aracılığıyla LGBTİ+ topluluğuna ilişkin algılarını yeniden düşünmeye davet etmektedir.
Müzenin koleksiyonunda yer alan fotoğraflar, çizimler, heykeller ve çeşitli kültürel nesneler, hem Brezilya’da hem de küresel ölçekte LGBTİ+ meselelerine ilişkin farkındalık yaratmayı ve diyaloğu teşvik etmeyi amaçlamaktadır.
2024 yılında kapsamlı bir yeniden yapılanma sürecinin ardından kapılarını yeniden açan müze, artan fiziksel kapasitesi sayesinde kalıcı ve uzun dönemli sergilerin yanı sıra konferans, panel ve film gösterimlerinden oluşan kamusal programlarını da çeşitlendirmiştir.
Qtopia Sydney, Sidney, Avustralya

HIV/AIDS krizi, Yerli toplulukların deneyimleri ve günümüzde eşitlik ile kapsayıcılık için verilen mücadeleye ilişkin nesne ve anlatıları içeren koleksiyonu, bu müzenin sunduklarının yalnızca başlangıcıdır. Kuir hikâyeler yalnızca sergilerde değil, müzenin faaliyet gösterdiği binaların kendisinde ve kuruluş öyküsünde de derin biçimde yer almaktadır.
Qtopia Sydney, 2024 yılında açılmış ve kısa süre içinde 1.700 metrekareyi aşan alanıyla dünyanın en büyük “kuir tarih ve kültür merkezi” olduğunu duyurmuştur. Müzenin koleksiyonu üç farklı yerleşkeye yayılmış durumdadır. Bunlar, sergilerin büyük bölümüne ev sahipliği yapan Ana Bina (Main Building); kuir sanatçılara yönelik bir performans mekânı olan Substation; ve bir zamanlar izbe bir umumi tuvalet iken günümüzde çark (cruising) kültürü ve kuir cinsellik tarihine odaklanan bir sergi alanına dönüştürülen Toilet Block’tur.
Bu mekânların kendileri de LGBTİ+ tarihinin yeniden sahiplenilmesine yönelik güçlü örnekler sunmaktadır. Örneğin müzenin ana binası, Sydney’de 1978 yılında gerçekleştirilen ilk eşcinsel hakları protestoları sırasında çok sayıda aktivistin gözaltına alındığı eski Darlinghurst Polis Karakolu’nda bulunmaktadır. Aktivistlerin tutulduğu hücrelerden biri bugün, LGBTİ+ topluluğuna yönelik polis şiddetinin tarihini anlatan bir sergi alanı olarak kullanılmaktadır.
Müzenin kurucusu David Polson, Avustralya’da HIV/AIDS tanısı alan ilk 400 erkekten biriydi ve bugün hala hayatta olan 32 kişiden biri. Polson, sendromun anlaşılması ve tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi amacıyla Prof. David Cooper tarafından yürütülen 28 farklı ilaç araştırmasına katılmıştır. Polson ve Cooper, HIV/AIDS’ten etkilenenlerin deneyimlerini onurlandıracak ve bu tarihin unutulmasını engelleyecek bir kurum kurma hayalini paylaşmaktaydı. Cooper bu hayalin gerçekleştiğini göremeden hayatını kaybetmiş olsa da, Polson bu hayali gerçeğe dönüştürmeyi başarmıştır.
Queer Muzeum, Varşova, Polonya

2024 yılının sonlarında faaliyetine başlayan Queer Muzeum, kendisini “komünizm sonrası Avrupa’nın tamamındaki ilk LGBTQ+ müzesi” olarak tanımlamaktadır. Müze, Polonya’nın hâlen faaliyet gösteren en eski LGBTQ+ örgütü olan Lambda Warszawa tarafından toplanmış yaklaşık 150 eseri sergilemektedir. Ancak bu eserler, derneğin sahip olduğu yaklaşık 100.000 parçalık arşivin yüzde birinden bile daha azını oluşturmaktadır.
Müzenin aktardığı kuir Polonya tarihi, 16. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Koleksiyonun en dikkat çekici parçalarından biri, ülkede eşcinselliği suç olmaktan çıkaran 1932 tarihli yasal metindir. Müze ziyaretçileri ayrıca, İkinci Dünya Savaşı ile HIV/AIDS krizinin başlangıcı arasındaki dönemin, kuir bireylere yönelik yoğun gözetim, polis baskısı ve ayrımcılıkla karakterize edildiğini öğrenmektedir. Almanya’nın 1939 yılında Polonya’yı işgal etmesinin ardından Nazi yönetimi eşcinselliği yeniden suç kapsamına almış; bu süreçte birçok LGBTQ+ birey görünmez kalmayı ve kimliğini gizlemeyi tercih etmek zorunda bırakılmıştır.
Eşcinsellik Polonya’da 1932 yılından bu yana yasal olmasına rağmen, ülke günümüzde hâlen eşcinsel evlilikleri tanımamakta ve eşcinsel çiftlerin evlat edinmesine izin vermemektedir. Bu bağlamda müzenin açılışı, LGBTİ+ haklarına daha olumlu yaklaşan bir hükümetin seçilmesinden bir yıl sonra gerçekleşmiş olması nedeniyle, toplumsal ve kültürel görünürlük açısından önemli bir ilerleme olarak değerlendirilmektedir.
Stonewall National Museum & Archives, Fort Lauderdale, ABD

ABD’deki Fort Lauderdale kenti, Stonewall Ayaklanmaları’nı anmak denildiğinde akla gelen ilk yerlerden biri olmayabilir. Ancak kentte bulunan Stonewall Ulusal Müzesi ve Arşivleri (Stonewall National Museum & Archives), Uluslararası Gay ve Lezbiyen Seyahat Birliği (IGLTA) ve Florida Onur Merkezi (Pride Center of Florida) gibi diğer kurumlarla birlikte, oldukça güçlü ve örgütlü bir yerel LGBTİ+ topluluğuna hizmet vermektedir.
1984 yılında bir kütüphane olarak kurulan Stonewall, zamanla istikrarlı bir şekilde büyüyerek New York’ta 1969 yılında gerçekleşen Stonewall Ayaklanmaları’yla ilişkili 30.000’den fazla sanat eseri, tarihî belge, kayıt ve efemerayı koleksiyonuna katmıştır.
Günümüzde Wilton Manors’da faaliyet gösteren ve Florida’nın önde gelen LGBTİ+ müzelerinden biri olarak kabul edilen kurum, yıl boyunca dönüşümlü sergiler, film gösterimleri, okuma etkinlikleri ve bağış toplama organizasyonlarına ev sahipliği yapmaktadır.



























