Girne’de yer alan çağdaş sanat galerisi Art Rooms’un yeni karma sergisi “Soil & Water: Mediterranean Crossing” (Toprak ve Su: Akdeniz Geçişi), Başak Şenova küratörlüğünde gerçekleşti. Sergi, toprağı ve suyu yalnızca doğal kaynaklar olarak değil; aynı zamanda maddi, ekolojik, kültürel ve politik boyutlarıyla ele alarak ortaya üzerine düşünmeye değer bir kapsam çıkarıyor. Heykel, performans ve araştırma temelli çalışmalar aracılığıyla toprak ve suya dair uzun soluklu bir araştırma geliştiren sergi, söz konusu iki unsuru hafıza ve deneyime kılavuzluk eden etkin güçler olarak ön plana çıkarıyor.
Arkın Yaratıcı Sanatlar ve Tasarım Üniversitesi (ARUCAD) işbirliğiyle gerçekleştirilen sergiyi küratörüyle konuştuk.
Girne’de bulunan Art Rooms’ta açılan “Soil & Water: Mediterranean Crossing” “toprak” ve “su” meselesi üzerinden birçok temel meseleyi tartışmaya açan bir sergi olarak izleyicilerle buluştu. Proje, ekolojik bir sorunla doğrudan temas eden uzun soluklu bir araştırmaya dayanıyor. Bu proje küratoryal olarak nasıl bir çıkış noktası üzerinden gelişti?
“Soil & Water: Mediterranean Crossing” Güney Afrika’da UNESCO mirası Cradle of Humankind bölgesindeki su kirliliğinden yola çıkan, araştırmaya dayalı “Soil & Water” (Toprak ve Su)projesinin kavramsal bir uzantısı olarak gelişti. Küratoryal çıkış noktası, toprağı ve suyu yalnızca doğal kaynaklar olarak değil, tarih, hafıza, ideoloji ve politik süreçleri taşıyan etkin aktörler olarak ele almaktı. Bu yaklaşım, projeyi başından itibaren salt ekolojik bir çerçevenin ötesine taşıyarak, sosyal, kültürel ve tarihsel katmanları birlikte düşünen bir araştırma alanı olarak kurgulamayı mümkün kıldı.
“Mediterranean Crossing” alt başlığı bugünün Akdeniz’i için nasıl bir kavramsal ve politik alan açıyor? Akdeniz sergiye nasıl merkezlik yaptı?
“Mediterranean Crossing” (Akdeniz Geçişi), altbaşlığı, Akdeniz’i sabit bir coğrafya olarak değil, yüzyıllardır geçişlerin, çatışmaların, dolaşımların ve eşitsizliklerin yoğunlaştığı bir kesişim alanı olarak düşünmeyi öneriyor. Bugünün Akdeniz’i, göç, sınırlar, kaynak paylaşımı ve ekolojik kırılganlıklar üzerinden son derece politik bir zemine sahip. Sergide Akdeniz merkez olarak alınmadı, benzerlikler üzerinden diğer coğrafyalardan gelen üretimlerle birlikte işlendi. Afrika, Avrupa ve Güney Amerika gibi farklı coğrafyalardan üretimlerle birlikte bir düşünme alanı sundu.
Sergi, toprağı ve suyu doğal kaynaklar olarak değil, maddi, ekolojik, kültürel ve politik meseleler etrafında ele alan ve bu nokta üzerinden hareket eden bir düşünsel zemini beraberinde getiriyor. Sizi bu sergi etrafında “toprak” ve “su” üzerine düşündüren ne oldu?
Toprak ve su, hem maddi hem de simgesel olarak yaşamı mümkün kılan, ancak aynı zamanda eşitsizliklerin, sömürünün ve politik gerilimlerin en açık biçimde izlenebildiği unsurlar. Sadece bu sergi değil, bu proje bağlamında toprağın ve suyun önemi yalnızca üzerinde yaşadığımız ya da kullandığımız zeminler değil, hafıza biriktiren, tarih taşıyan ve politik süreçleri açığa çıkaran varlıklar olmasıydı. Sanatın bu karmaşık ilişkileri görünür kılma potansiyeli, serginin düşünsel zeminini belirleyen temel etkenlerden biri oldu.
Akdeniz havzasında/ikliminde bütün bir dünyada olduğu gibi suyun kendisine ayrıksı bir karşılık ürettiği, bunun günümüz koşullarında çok anlamlı bir karşılık bulduğu ifade edilebilir. Öte taraftan su birçok sanatçı için üzerine düşünmeye değer bir başlık da. Peki suyu hem kültürel olarak hem de maddi ve politik olarak günümüz dünyasında bu kadar anlamlandıran, sanatçılar için bu kadar değerli bir hâle getiren temel düşünce nedir? Bu sergi üzerine çalışırken buna dair nasıl bir gözlem yaptınız?
Projenin çıkış noktası özellikle su kirliliğine bir cevap niteliği taşıdığı için suyun yaşamın vazgeçilmez koşulu olmasının ötesinde, proje suyun günümüzde giderek daha fazla politikleşen bir unsur olduğu düşüncesi etrafında şekillendi. Erişim, mülkiyet, kirlilik ve iklim krizi bağlamında su, eşitsizliklerin ve kırılganlıkların somutlaştığı bir alan hâline geliyor. Sergi üzerinde çalışırken, sanatçıların suyu yalnızca bir tema olarak değil, beden, hafıza, sınır ve tanıklıkla ilişkili bir düşünme aracı olarak ele aldıklarını gözlemledim. Bu da suyu hem kültürel hem de politik olarak son derece güçlü bir ifade alanına dönüştürüyor.
Sanatın eleştirel düşünce ve aciliyet duygusu üretmesi serginin mekânsal ve anlatısal kurgusuna nasıl yansıdı?
Sergide izleyiciyi düşünmeye ve konum almaya davet eden bir yapı oluşturmaya çalıştım. İşler arasında konulara ve formlara dayalı köprüler var. Mekânsal kurgu, işler arasında birden fazla okumaya ve anlatıya yer veriyor. Dolayısıyla iş yerleştirmeleri, farklı yoğunluklarda karşılaşmalar yaratacak şekilde tasarlandı. Örneğin Hera Büyüktaşçıyan’ın tek bir dar odadaki videosuna, Alet Pretorius’un fotoğraf serisini takip ederek varıyorsunuz. Ya da aynı odada Diego Masera’nın yerleştirmesi ve Johan Thom’un fotoğraf serisi birbirlerine özellikle altın, eşitsiz yaşam koşulları ve ölüm üzerine sayısız referans veriyor. Serginin üniversite kampüsüne doğru yayılmasıyla da deneyim alanı katlanıyor.
Farklı sanat pratiklerini bir araya getirirken sanatçılarda nasıl bir ortak bilinç üzerinden hareket ettiniz?
Sanatçı seçiminde belirleyici olan, tek bir estetik ya da üretim biçimi değil, toprağa ve suya eleştirel, araştırmaya dayalı ve sorumluluk alan bir yaklaşım geliştirmeleriydi. Güney Afrika’da devam etmekte olan “Soil & Water” (Toprak ve Su) sergisi yaklaşık 300 dönümlük bir alana yayılan Nirox Heykel Parkı’nda hem parkta yer alan büyük ve küçük ölçekte birçok heykel ve park içindeki yedi binada ise resim, fotoğraf, heykel, obje, video, ses-yerleştirmesi, yerleştirme gibi farklı mecrada işleri Kasım 2025 ve Nisan 2026 arasında dönüşümlü olarak 60’a yakın sanatçıdan işler sergiliyor. Kıbrıs’taki sergiyse daha çok fotoğraf, baskı, video, film ve küçük ölçekli objeleri kapsıyor.
Galeri ile akademik alan arasında kurulan diyalog sergiye nasıl bir katkı sağladı?
Öncelikle bu proje araştırmaya dayalı bir doğası yüzünden baştan bu yana bilim insanı moleküler biyologlar, genetikçiler, botanikçiler, toprak, çevre ve ekosistem uzmanları, ziraat bilimcileri, tarım ve biyoçeşitlilik üzerine araştırma yapan uzmanlar, orman mühendisleri ve su bilimcileri gibi akademisyen ve bilim insanlarıyla işbirlikleri yapmaktayız, dolayısıyla sanatçılar bu bilim insanlarının çeşitli araştırmalarından yararlanmaktalar. Güney Afrika’da devam etmekte olan “Soil & Water” sergisi yaklaşık 300 dönümlük bir alana yayılan Nirox Heykel Parkı’nda hem parkta yer alan büyük ve küçük ölçekte birçok heykel ve park içindeki yedi binada ise resim, fotoğraf, heykel, obje, video, ses-yerleştirmesi, yerleştirme gibi farklı mecrada işleri Kasım 2025 ve Nisan 2026 arasında dönüşümlü olarak 60’a yakın sanatçıdan işler sergiliyor. Kıbrıs’taki sergi ise daha çok fotoğraf, baskı, video, film ve küçük ölçekli objeleri kapsıyor. Ek olarak da Güney Afrika’daki büyük ölçekli heykellere bir nevi referans veren Ledelle Moe’nin Nirox Heykel Parkı’nda sergilenen heykelinin ¼ boyutunda tekrar ARUCAD öğrencileriyle atölye çalışmaları yaparak ürettiği, ARUCAD bahçesine kalıcı olarak yerleştirilen heykel yer alıyor. Ledelle’in heykelinin yanı sıra, sizin de belirttiğiniz gibi bazı işler ARUCAD Girne kampüsünde ve Lefkoşa Bandabuliya kampüsünde, öğrencilerin yoğun olarak kullandığı kütüphane, öğrenci işleri, kafeterya gibi mekânlarda yer alıyor. Bu mekânların kullanımı bir taraftan projenin bilim insanlarıyla işbirliklerine gönderme yaparken, bir taraftan da Güney Afrika’da Pretoria Üniversitesi öğrencileriyle kurulan bağa yakın bir bağı öğrencilerle kurmayı hedefliyor.
“Soil & Water: Mediterranean Crossing” [Toprak ve Su: Akdeniz Geçişi]sergisinde Alet Pretorius (ZA), Atul Bhalla (IN), Barbara Putz Plecko (AT), Christophe Fellay (CH), Diana Vives ve Douglas Gimberg (CH/ZA), Diego Masera (AR), Ebru Kurbak (TR/AT), Egle Oddo (IT/FI), Eugénie Touzé (FR), Francesco Bellina (IT), Hera Büyüktaşcıyan (TR), Herrana Addisu (ET), Inma Herrera (ES/FI), Isa Rosenberger (AT), Jessica Ostrowicz (UK), Johan Thom (ZA), Ledelle Moe (ZA), Lundahl & Seitl (SE), Mithu Sen (IN), Robin Rhode (ZA/DE), Rojda Tugrul (TR/AT), Senzo Masondo (ZA), Seretse Moletsane (ZA), The Centre for the Less Good Idea (ZA), Tshepiso Mahooe (ZA), and The ZoNE (AT/CH/TR/ZA) yer alıyor. Sergi ayrıca, 2024–2025 yıllarında Avusturya’nın Graz kentindeki <rotor> Çağdaş Sanat Merkezi’nde düzenlenen Sediment adlı başka bir serginin sergi arşivine de yer veriyor. Başak Şenova ve Dicle Beştaş’ın küratörlüğünü üstlendiği bu grup sergisinde Rozelin Akgün, Hristina Ivanoska, Leyla Keskin, Aylin Kızıl, Barbara Schmid ve Rojda Tuğrul’un işleri sunuldu.







































