Connect with us
Argonotlar

Bağımsız Alan

Eda Kehale Argün: Salon ve online müzayede satış oranlarının paralel olduğunu görüyoruz

Christie’s Türkiye sorumlusu Eda Kehale Argün’le Christie’s Türkiye’nin çalışmalarını,Türkiye ve dünya sanat piyasasının pandemi sürecinde geçirdiği dönüşümü konuştuk.

Fotoğraf: Alkan Akdamar

Christie’s Türkiye sorumlusu olarak Türkiye’de gerçekleştirdiğiniz çalışmalarınızı merak ediyoruz. Christie’s Türkiye olarak neler yapıyorsunuz ve sizin buradaki çalışmalarınız neler? 

Christie’s Müzayede’nin Türkiye’de kırk senenin üzerinde varlığı var. Türkiye’deki koleksiyonerler ve sanatseverlerin Christie’s ile iletişimini sağlamaktan sorumluyum. Gerek alıcıların eser alması, gerekse elindeki eserlerin değerlendirilmesi için Christie’s ile iletişimi sağlıyorum. Christie’s Müzayede Evi’nin yetmişi aşkın departmanı var. Bu doğrultuda başta sanat eserleri olmak üzere; mücevher, saat, şarap, mobilya ve yeri geldiğinde vintage posterlerin satışını gerçekleştiriyoruz. Türkiye’de müzayede yapmıyoruz. Bir nevi ‘liaison ofisi’ olarak çalışıyoruz.

Biraz daha detaylandıracak olursam; koleksiyonerlerin ilgisi doğrultusunda o eser hakkında doğru ve sağlıklı bilgiyi almalarını sağlamak, eğer arzu ederlerse de müzayedeye katılmalarını sağlamaktan görevliyim. Müzayedeye katılımları online, pey bırakarak, şahsen müzayedeye katılarak ya da en tipik örneği  telefonla olabilir. Müzayede öncesinde alıcıların müzayedeye katılımları ve pey vermelerinin yanı sıra; alıcıların eser alımı sonrasında eserlerin nakliyesi ve getirilmesi gibi konularda da koleksiyonerlere destek veriyoruz. 

Aynı zamanda eser değerlendirmesi konusuna gelirsek, eserin satışı için en doğru yeri, zamanı ve stratejiyi belirleme konusunda yardımcı olmak da görevlerimiz arasında.

Türkiye sanat piyasası hakkında değerlendirmeleriniz neler? 

Uluslararası müzayedeler perspektifinden baktığımızda en büyük hareketin  çağdaş sanatta olduğunu görüyoruz. Aynı zamanda İslam sanatları, klasik Türk sanatı ve 19’uncu yüzyılda üretilmiş Türk konulu oryantalist eserlerin piyasası oldukça hareketli. Bunun yanında empresyonist modern dönemlerden koleksiyonerler var. Her alanda nadir eserler piyasanın günlük şartlarından bağımsız olarak her zaman ilgi görüyor, zira fırsat kaçırılınca ikinci bir şans bulmak oluyor.

Baktığımızda hem uluslararası alım yapan koleksiyoner sayısı olarak, hem de ciro bazında çağdaş sanat gerek alım, gerekse satışta öne çıkıyor. Türkiye’de yüz seneden daha eski eserlerin ülkeden çıkarılması için, eserine göre, Resim ve Heykel Müzesi ya da İslam Eserleri Müzesi’nden onay alınması gerekiyor. Bu doğrultuda Türkiye’deki koleksiyonerlerin satın aldığı yüz yılın üzerindeki eserler Türkiye’de kalıyor, daha sonrasında yurtdışına çıkarmak pek mümkün olmuyor. Bundan dolayı Türkiye’den satışlarımız çağdaş eserler ağırlıklı. 

Salgın dönemi sizce Türkiye’deki ve dünyadaki sanat piyasasını nasıl etkiledi? Salon müzayedeleri yerine çevrimiçi müzayedelerde artış olduğunu görüyoruz. Sizin bu konudaki değerlendirmeleriniz neler? 

Pek çok alanda olduğu gibi sanat dünyasında da çok ciddi bir geçiş sürecine tanık olduk. Bu geçişi hep beraber keşfettiğimizi düşünüyorum.

Çok dar bir çevrenin dışında sanatseverlerin sanatçıların stüdyolarını, pratiklerini sanal olarak keşfetme şansları oldu. Aynı şekilde kişisel/kurumsal koleksiyonları gezebildiler, koleksiyonerler ve küratörlerden koleksiyon ve sergileri birebir dinleyebildiler. Biz de Christie’s olarak Türk koleksiyonerlerimize yönelik, Wedel Art Services’in kurucusu Amelie Von Wedel, Pace Gallery Direktörü Tamara Corm ve Christie’s Çağdaş sanat departmanı direktörlerinden Leonie Mir ile sanat piyasasının gittiği yön ile ilgili bir sohbet organize ettik.

Bu dönemde sanat piyasasının zorlandığı alanlardan biri, koleksiyonerlerin yakından tanımadığı sanatçıları ve format olarak ekrandan algılanması zor eserleri paylaşmak oldu.

Sanatçıların eser üretimleri süreçlerinde doğru ilhama veya malzemeye ulaşması konusunda engeller yaşandı ama zaman zaman yaratıcı anlara şahitlik ettik. Belirli kısıtlamalar içerisinde üretime devam ettiğinizde disiplininizi ve pratiğinizi zorlamak durumunda kalıyorsunuz. Bu sürecin ortaya çıkardıklarını hep beraber göreceğiz.

Uluslararası galeri piyasalarına bakacak olursak; nisbeten küçük ve genç galeriler daha kolay küçülebiliyorken, büyük galeriler de nakit akışını daha rahat yönetebiliyor. Ancak orta ölçekli piyasa hakkında endişeler var. Umarım iyi ve olumlu bir şekilde ilerler. Herhalde hiçbirimiz pek kolay bir kış beklemiyoruz. 

Müzayedelere baktığımızda kimisi çevrimiçine taşındı, kimisiyse ertelendi. Belirli bir rakamın altında bedeli olan ve pratikleri yerleşmiş sanatçıların satılmaya devam etmesi daha kolayken, örneğin bir enstalasyonu çevrimiçi satmanız daha zor. Devam eden online müzayedelerde salonlardaki satış oranları hep yakalandı. 

Satış oranları ve başarısı, biraz da alıcı kitlesi ve ne sattığınıza göre değişiyor. İslam eserlerinden bir örnek vermem gerekirse, bir levhayı satmak bir kitabı almaktan ve satmaktan daha kolay. Kitabı alırken eline alıp inceleme ihtiyacı ve alışkanlığı çok daha fazla, özellikle yeniyseniz dikkatli ve konservatif olabiliyorsunuz. Bu sebeple Christie’s’in İslam eserleri müzayedesi birkaç kez ertelendi ve sonunda biliyorsunuz Bellini’nin atölyesinde üretilen Fatih Sultan Mehmet ikili portresinin de olduğu müzayede 26 Haziran’da gerçekleşti. Fakat bu sırada da eserler kontrollü olarak görülebildi. 

Müzayede salonda canlı olarak, ancak sınırlı sayıda kişinin katılımıyla gerçekleşti. Pandemi dönemi öncesinde müzayede haftası, yurtdışından İslam Eserleri dünyasının ziyaretleriyle uluslararası bir buluşma noktasına dönüşüyordu. Bu dönemde yaşanan seyahat kısıtlamaları, ön gösterimlerin çok daha lokal katılımcı almasıyla sonuçlandı. Müzayede genelinde en çok hareket salonda telefonlarda gerçekleşir, dolayısıyla genel olarak katılımcı sayısının çok etkilendiğini söyleyemeyiz. Daha konservatif ve zor bir alıcı kitlesinin olduğunu düşündüğümüz bir alanda son yılların en iyi müzayedesini yaptık.

Temmuz ayında One: A Global Sale of the 20th Century adlı müzayedenizi Hong Kong, Paris, Londra ve New York olmak üzere farklı şehirlerde gerçekleştirdiniz. Bu süreci biraz paylaşabilir misiniz? 

Bu yeni format tek müzayede, dört lokasyon mantığıyla ilerliyor. Müzayedeciliğe yenilikçi bir yaklaşım oldu. Müzayede Hong Kong’dan başlayarak sırayla diğer şehirlerde devam etti. Hangi lokasyon aktifse o müzayedecinin önderliğinde koordine edildi. Bu format, Ekim ayında Londra – Paris arasında da başarıyla uygulandı.

Bellini atölyesinde üretilen tablonun İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından alınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Öncelikle eserin Türkiye’ye gelmiş olması beni bir Türk olarak çok mutlu etti. Müzayede öncesinde benim de çaba gösterdiğim bir konuydu. Esere hem Türkiye’den hem de dünyadan talipliler vardı. 

Bellini’nin atölyesinde yapıldığı söylenilen bu eserin basında National Gallery’nin daimi koleksiyonunda olduğu ve sonrasında müzayedeye çıkarıldığı yer alıyor. Biraz eserin geçmişinden ve müzayedeye gelişinden bahsedebilir misiniz? 

Eserin alımının Türkiye açısından kimliksel bir boyutunun olması,  sanat dünyasının dışından, yanıltıcı ve yanlış pek çok bilginin yayılmasına yol açtı. Eserin daha önce National Gallery koleksiyonunda yer aldığı doğru değil, geçmişine bakıldığında 16. Yüzyıl’da Basel’a dayanıyor. Sonrasında ise farklı koleksiyonlardan geçerek, 2015 yılında Sotheby’s tarafından satışa çıkarılıyor. Bu müzayededen sonra Christie’s bünyesinde önce Klasik Ustalar Müzayedesi’nde satışa sunulmasına rağmen satılmıyor, daha sonra  ise Haziran ayında bildiğiniz gibi İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından satın alınıyor. Eser, şu anda Saraçhane’deki Büyükşehir Belediyesi merkez binasında sergileniyor.

Fatih Sultan Mehmet ve Genç Rütbe Sahibi, Fotoğraf: Christie's
Fatih Sultan Mehmet ve Genç Rütbe Sahibi, Fotoğraf: Christie’s

Bu ikili portre, zaman zaman Bellini adıyla kategorize edildi, zaman zaman da Bellini atölyesinden şeklinde. En son konunun uzmanları bu doğrultuda yorumladığı için o şekilde ilerledik. Dolayısıyla bu konuyu netleştirmek gerekiyor, eser sanatçının eliyle de, atölyesindeki yardımcılarının eliyle de yapılmış olsa uzmanlar Bellini’nin atölyesinden çıktığına kesin gözüyle bakıyor. Tarih boyunca bu konu farklı bir şekilde değerlendirilmemiş. 

Sayın İlber Ortaylı’nın bir televizyon programında belirtmiş olduğu gibi bence her şeyden önemlisi eserin önemi Türk/Osmanlı tarihinde önemli bir noktayı temsil ediyor olması. Doğudan gelen Türk kültürünün ortaya çıkardığı bir padişah, önce Ortodoks dünyasının dini ve kültürel merkezi İstanbul’u fethediyor, ardından Avrupa’yla ilişkilerini geliştirmek amacıyla Venedik’ten en önde gelen şehir ressamlarını İstanbul’a göndermelerini istiyor. Bellini, asistanıyla bir yıl boyunca sadece padişahın portrelerini değil, saray erkanı için  pek çok eser üretiyor. 

Bu dönemden çıkan üç tane Fatih Sultan Mehmet tablosu var ve bunlardan birinin Türkiye’ye gelmesinin mutluluğunu yaşıyoruz şu an.

Türkiye’den çalıntı olduğu veya kültürel miras değeri taşıdığı iddia edilen objeler ve eserler daha önceki bazı müzayedelerde satış dışına çıkarılmıştı. Türkiye’de yer alan tarihi değer taşıyan eser ve objeler için sınırlamalar nedir?

Türkiye’de yüz seneden daha eski eserler ‘Ulusal Varlık Kategorisi’ne girdiğinden dolayı Türkiye’den çıkarılması doğrultusunda müzeden onay alınması gerekiyor. Bu doğrultuda Türkiye’ye sattığımız eserler burada kalıyor ve milli hazinemizin bir parçası haline geliyor. 

Bir eserin Türkiye’den uluslararası kanunlara aykırı şekilde çıktığı anlaşılırsa, ilgili resmi merciler müdahale ediyor. Daha önce Christie’s dahil olmak üzere çeşitli müzayede evlerinde satıştan çekilen eserler söz konusudur. 

Müzayede evleri bu tip durumlarda eser satışı için bir aracı kurumdur ve bu sürecin hukuki yollarla yürütülmesi gerekir. Hukuki süreç devam ettiği takdirde bize resmi mercilerden müzayedenin durdurulması söylenirse, o müzayede durdurulur.

Yeni normal’ döneminde hem Türkiye hem de dünya sanat piyasasında neler öngörüyorsunuz? 

Çevrimiçine hep birlikte, hızlı bir geçiş yaptık. Şu anda, bu olanakların limitlerini test ediyoruz. Galeri ve müzayede evlerine bakıldığında geçiş aşamasında teknoloji müthiş gelişti. Günün sonunda benim için bir tuvalin önünde durmak gibisi yoktur, fakat yeterince bilindik bir sanatçının eserini alırken çok daha az çekince yaşanıyor. Türk alıcılarımız bu dönem öncesinde de %85 – %90 oranında eserleri kendileri görmeden satın alıyorlardı. Koleksiyonerlerle eser bilgisi, kondisyonu, görseller ve uzmanlarımızın görüşlerini elbette paylaşıyoruz, ancak bu aynı zamanda da bir güven meselesi. Karşı tarafta eseri gören ve size tavsiye veren kişiye güveniyorsanız o alım çok daha rahat oluyor.

Salon müzayedesinin elektriği gibisi yoktur, o kalabalığı hepimiz özledik. Daha önce belirttiğim gibi müzayedelerin performansına baktığımızda, oransal olarak çok ciddi bir etki olduğunu söylemek zor. Salon ve online müzayede satış oranlarını kıyasladığımızda, paralel olduğunu görüyoruz. Toplam cirolarda ise dönemin getirdiği zorluk ve bilinmezliklerden kaynaklanan bir etki tabii ki var.

Herhangi bir alıcıya benim önerim, müzayedeye ister online, ister canlı ya da telefonla katılıyor olsun; eser ve sanatçı hakkında güvendiği bir uzmandan bilgi alması, alım motivasyonunu değerlendirmesi ve önceden kendi rakamını belirlemesi olacaktır. Müzayede sırasında heyecanınızla bir veya iki üzerine çıkarsınız fakat mantıklı olan limiti bilmek. Bazen de öyle nadir şeyler çıkıyor ki, alım gücü olan bir kişi için fiyat pek bir sınırlama olmuyor. Ona sahip olmak istiyorsunuz çünkü arkasından bir tane daha çıkmayacak. Örneğin bir daha Fatih Sultan Mehmet’in kendi döneminde yapılmış bir portresi daha olmayacak. Dolayısıyla aldınız aldınız. Kaldı ki aynısı mücevher için de geçerli veya aynı konu 4-5 sene galerilerin sanat listesinde beklediğiniz eserler için de geçerli. Müzayede biraz daha demokratik bir ortam. Galeriler alım yaparken en başta sanatçının piyasa fiyatını doğru yönetmek adına çok seçici olabiliyor. İkincil piyasada böyle bir ayrım yok, bu doğrultuda daha nadir parçalara ulaşım kolaylaşıyor.

Christie’s’de müzayede dışında özel satışlar da mevcut. Ancak biz nadir parçaların müzayedelere konması gerektiğini düşünüyoruz. Örneğin Türkiye’de Bellini tablosunun alıcısı olarak İBB ilk akla gelen isim olmayabilirdi. Eseri müzayedede sunmak, bu yolu açtı. Klasik Ustalar Müzayedesi’ne konulduğunda Türkiye’de bu kadar bilinirliği olmadığı için satılmadı. Bahsettiğim müzayedede eser 600 bin Pound’dan satışa sunulmuştu, ancak bu son müzayedede bilinirliğin artmasıyla 450 bin Pound’dan başlayıp, 935 bin Pound’a satıldı. 

Bu örnek en başta doğru insan ve doğru platformun önemini gösteriyor. Daha önce Genç Osman’ın Tahta Yükselişi tablosu Sotheby’s müzayede evinden satışa sunulmuş olup, Kültür Bakanlığı tarafından alımı gerçekleşti. Bu eser şu anda Topkapı Sarayı Müzesi koleksiyonunda bulunuyor. Türkiye’de Bakanlıklar’ın müzayedelere katılıp eser alması tipik bir durum değil, fakat çok güzel bir gelişme. Belediyenin de şu anda sergilenmeyen, iyi bir koleksiyonu mevcut. Umarım en kısa zamanda bu koleksiyonu da belediyenin projeleri dahilinde daha yakından tanıma fırsatını buluruz.  

''Genç Osman'ın Yükselişi''
Genç Osman’ın Yükselişi Fotoğraf: Sotheby’s

Haftalık Güncel Sanat Gazetesi

İlginizi Çekebilir

Bağımsız Alan

Nergis Abıyeva, doğum günü vesilesiyle Tiraje Dikmen'in sanatını ve yıllardır akıbeti belirsiz olan mirasını yazdı.

Bağımsız Alan

Oktay Orhun, Murat Germen'in Ferda Art Platform'da açılan Feyezan sergisini değerlendirdi.

Queer Sanat

Queer Sanat yazı dizisi kapsamında bağımsız araştırmacı Serdar Soydan Türkiye müzik tarihindeki queer potansiyelleri yazdı.

Bağımsız Alan

Uras Kızıl, Balzac'ın 1831 tarihli Bilinmeyen Şaheser romanını sanat tarihindeki temsil tartışmaları üzerinden değerlendirdi.