Connect with us

Ne arıyorsun?

Argonotlar

Gündem / Tartışma /

İznik’i ziyaret etmek için 11 sebep

Papa 14. Leo’nun ziyaretiyle İznik yeniden gündemde! Şimdi katman katman İznik’in derinlerine inelim…

Anadolu’nun en katmanlı tarihlerinden birine sahip olan İznik, Papa 14. Leo’nun Kasım ayı sonundaki ziyaretiyle yeniden gündeme geldi. Katolik dünyasının ruhani liderinin ziyaretinin Birinci İznik Konsili’nin 1700. yıl dönümüne denk gelmesi de şehrin tarihi, kültürel ve sanatsal önemini hatırlatmış oldu. Papa, 28 Kasım Cuma günü antik Aziz Neophytos Bazilikası’nın arkeolojik kazıları yakınında ekümenik dua törenine katıldı. 

İznik Roma’dan Bizans’a, Selçuklular’dan Osmanlı’ya, dört farklı medeniyetin ardışık değil, iç içe geçmiş izleriyle okunur. Bu nedenle güncel tartışmaların dışında İznik’e sanat tarihsel bağlamda göz atmak önemli! 

Şimdi katman katman İznik’in derinlerine inelim…

1493’te İznik’in genel görünümü

Helenistik dönem: Nikaia

İznik’in bilinen en eski adı Nikaia. MÖ 4. yüzyılda Lysimakhos tarafından kuruldu ve kısa sürede Bithynia bölgesinin en düzenli kentlerinden biri hâline geldi. Tiyatro, agora, hamamlar ve sur altyapısıyla Anadolu’daki klasik şehircilik anlayışının en güçlü örneklerinden biri oldu. 

Bu dönemin İznik açısından önemi yalnızca mimari değil, aynı zamanda kent kimliğinin ilk kez bir kültür mekânı olarak şekillenmesidir. Nikaia, bir polis olarak hem siyasal bir özerklik alanı hem de sanatsal üretimin toplumsal yaşama eşlik ettiği bir sahneydi. Antik tiyatroda bulunan sahne mimarisi, oymalar ve kabartmalar bunun güçlü örnekleridir.

Roma döneminde ise kent surlarla güçlendirilmiş, anıtsal kapılar süslemelerle donatılmış ve bir metropolis kimliğiyle bölgenin yönetim ve kültür merkezi hâline gelmiştir. Roma kültürünün simgesel dili olan kabartma, heykel ve yazıtlar, İznik’in hem bir askeri hem de estetik merkez olduğunu gösterir. Bu dönem aynı zamanda Nikaia’nın uluslararası tanınırlığının ilk kez pekiştiği çağdır.

ROTA 1: Aziz Neophytos Bazilikası

KONUM

Papa’nın ziyaret ettiği bazilikaya dair ilk kaynaklar 16. yüzyılda bölgeye ziyaret gerçekleştiren seyyahların yazdıklarıdır. 2014 yılının başlarında Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin “Tarihî Kültürel Mirası Tespit ve Havadan Fotoğraflama Çalışmaları” esnasında göl içindeki kalıntılar keşfedilmiştir. Su altı arkeolojisi alanında son yıllardaki en önemli keşiflerden birisi olmuş ve “Archaeology Magazine” dergisinde 2014 yılının en önemli 10 keşfi arasında gösterilmiştir. Bazilika, kıyıdan yaklaşık 50 m açıkta, 2-3 m derinlikte su altında bulunmaktadır. Yapı, yaklaşık 41 m uzunluğa, 18,5 m genişliğe sahiptir. Dikdörtgen planlı yapı doğu-batı doğrultulu olup, üç nefli, atrium, narteks, apsis ve pastophorium mekânları ile Erken Hıristiyanlık dönemi dinî mimarisi açısından önemli olan bazilikal planlı kilise, bema duvarının altında uzanan mezarlarda bulunan sikkelere göre MS 4-5 yüzyılda inşa edilmiş olmalıdır. Vatikan müzelerinden birisi olan Cappella Sistina’da yer alan freskodaki betimin işaret ettiği toplantı salonuna göre I. Konsil’in burada olması kuvvetle muhtemeldir.

ROTA 2: İznik Müzesi

KONUM

İznik Yenişehir Kapı yakınında bulunan müze 2023 yılı Ocak ayında ziyarete açılmıştır. İznik Müzesi’nde M.Ö. 6500’den günümüze ulaşan 1500’e yakın eser sergilenmektedir. 

Roma dönemine ait bir oyun olan “On İki Yazıt Oyunu”, Troya Savaşı’nı ve Yunan mitolojisine göre bu savaşta yer alan yarı tanrI Akhilleus’u resmeden Aşil Lahdi, Hisardere Nekropolünün lahdi başta olmak üzere birçok önemli tarihi eser sergileniyor. 

ROTA 3: Antik Roma Tiyatrosu

KONUM

Roma İmparatoru Trajanus’un emriyle yaptırılmıştır. 2015 yılında yapılan kazılarda vahşi hayvan dövüşlerinin resmedildiği bir kemik levha bulunmuştur. Kentte bulunan iki gladyatör mezar taşı ve Yunanca kitabelerden, tiyatronun vahşi hayvan ve gladyatör dövüşlerinde kullanıldığı anlaşılmaktadır. 

Hristiyanlık tarihinde İznik: Konsillerin şehri

İznik’in dünya kültür mirasındaki en kritik konumu, hiç kuşkusuz Hristiyanlık tarihinin dönüm noktalarına evsahipliği yapmasından gelir. 325 ve 787 yıllarında düzenlenen iki büyük konsil, yalnızca teolojik tartışmaları değil, tüm Orta Çağ sanatını belirleyen imgeler dünyasını şekillendirmiştir.

325 Konsili: İnanç birliğinin tesisi

Roma İmparatoru Konstantin’in çağrısıyla toplanan Birinci İznik Konsili, Hristiyanlığın inanç esaslarını belirleyen Teslis (Trinitarian) öğretisini resmileştirmiştir. Bu karar, yalnızca dini değil, sanat tarihsel bir dönüm noktasıdır çünkü imgesel temsilin (İsa Peygamberin tanrısallığının nasıl gösterildiği gibi) sonraki yüzyıllarda nasıl gelişeceğini doğrudan etkilemiştir.

787 Konsili: İkonoklazmın Sonu

İznik’in küresel ölçekte en çok bilinen kültür katkısı, ikonoklazmın sonlandırıldığı İkinci İznik Konsilidir. İkonoklazm (tasvir kırıcılık), Bizans sanatında imgelerin üretimini sınırlayan bir dönemdi. 787’deki konsilde imgelerin meşruiyeti yeniden kabul edildi, İkonoklast anlayış yıkılarak Hıristiyanlıkta ikonalara saygı gösterilme serbestliği getirildi, ancak tasvirlere tapınılması veya tapınma aracı yapılması yasaklandı.

Bu karar yalnızca teolojik değil, sanat tarihsel anlamda da bir “yeniden doğuş”tur. Orta Çağ boyunca kiliselerde, manastırlarda ve saraylarda gelişen ikona kültürü, doğrudan İznik’te alınan bu kararla mümkün olmuştur. Bu nedenle İznik, bir anlamda Avrupa ve Yakın Doğu’nun Hristiyan imgeler dünyasının doğumhanesidir.

Kilise resminin kuramsal dayanakları, ikonaların nasıl yapılacağına dair ilk ilkesel açıklamalar bu dönemde sistemleştirilmiştir. Sanat tarihi açısından kritik olan şudur: 787’de alınan kararlar olmadan ne Bizans mozaikleri ne de Rus ikonaları bugün bildiğimiz biçimde gelişebilirdi.

İkinci İznik Konsili’ne dair tasvir

“Kutsal ve hayat veren Haç’ın her yerde bir simge olarak dikilmesi gibi, saygı duyulan ve kutsal tasvirler, ister resim, ister mozaik, ya da başka uygun bir malzemeden olsun, kutsal kiliselerde, kutsal kaplarda ve giysilerde, duvarlarda ve panolarda, evlerde ve yollar boyunca konulmalıdır. Bunlar, Rabbimiz, Tanrımız ve Kurtarıcımız İsa Mesih’in; Bakire Meryem’in; saygıdeğer meleklerin ve kutsal azizlerin tasvirleridir. Çünkü bunlar ne kadar çok görüldükçe, onları görenler model aldıkları kişilerin hatırasına o kadar güçlü biçimde yönelirler. Bu tasvirlere saygı ve hürmet gösterilmesi uygun olsa da, imanımıza göre yalnıza Tanrı’ya ait olan gerçek ibadet değildir. Tıpkı kutsal ve hayat veren Haç’a gösterilen hürmet gibi, kutsal kitaplara ve diğer kutsal nesnelere gösterilen hürmete benzer şekilde saygı gösterilmelidir. Çünkü tasvirlere verilen onur, temsil edilen kişiye iletilir; ve tasvirlere hürmet eden, o tasvirde temsil edilen gerçek kişiye hürmet eder.” (İkinci İznik Konsili’ne dair tasvir kararından.)

ROTA 4: İznik Ayasofyası

KONUM

Papa’nın ziyareti açısından önemli olan bu yapı, aslında 4. yüzyıldaki ilk konsilin gerçekleştirildiği mekânın üzerine inşa edilmiş bir Bizans kilisesidir. İkinci İznik Konsil’inin de burada yapıldığı düşünülür. Hem pagan hem Hristiyan hem de İslam hafızasını birlikte taşıyan bir çoksesli mekân olmasıyla İznik’in çok katmanlı kimliğini temsil eder.

Romalılar tarafından gymnasium olarak inşa edilen taş yapının üzerine oturtulmuştur. İlk çizilen duvar resimlerinin de yine bu yapının içinde olduğu düşünülmektedir. Yapı 1605’teki büyük depremde bütünüyle yıkılmış, ardından zemini yükseltilerek yeniden inşa edilmiştir. 1331’de İznik’in Osmanlı egemenliğine girmesiyle “Hagia Sophia” camiye çevrilmiştir. 17. yüzyılda çıkan bir yangın sonucu harebeye dönmüş, Koca Sinan tarafından büyük ölçüde mimarisi değiştirilerek onarılmıştır. 

18. ve 19. yüzyıllar arasaında terkedilen yapı 1935 yılındaki restorasyon çalışmalasıyla müze olarak ziyarete açılmıştır. 2007’de de Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından başlatılan restorasyon sonrasında 2011’de cami olarak yeniden açılmıştır. 

Bizans Dönemi: Savunma mimarisi ve mozaik geleneği

Bizans egemenliği boyunca İznik, özellikle 11. ve 12. yüzyıllarda imparatorluğun en önemli kentlerinden biri olmuş; Haçlı Seferleri sırasında kısa süreliğine başkentlik bile yapmıştır. Bu dönem kente iki önemli kültürel miras bırakmıştır.

Surlar ve kapılar

İznik surları, Anadolu’daki en iyi korunmuş antik Bizans savunma mimarisi örneklerindendir. 5 kilometrelik sur hattı, 4 anıtsal kapı (İstanbul, Yenişehir, Lefke ve Göl kapıları) ve 100’den fazla kule ile Bizans’ın askeri mimarlığının gelişimini gözlemlemeyi mümkün kılar. Surlar üzerindeki taş işçiliği, hem Roma hem Bizans dönemlerinin izlerini birlikte taşır.

Mozaik ve fresk kalıntıları

Bugün yalnızca parçaları kalsa da İznik kiliselerinin mozaik programları, ikonoklazm sonrası Bizans sanatının yeniden canlanan figür üretimini temsil eder. Mozaiklerdeki renk paleti ve figürlerin stilizasyonu, İstanbul’daki Ayasofya Mozaiği ile akraba bir estetik dili paylaşır.

Bursa’nın ikizi sayılabilecek İznik ise, Bizans döneminin en önemli kentlerinden biri ve Roma döneminden başlayarak önemli ticari yollar üzerinde, bir askeri merkezdi. Güçlü sınırlarıyla Arap hücumlarına karşı durmuş, 1801’de Türkmen emiri Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın elinde Birinci Haçlı Seferi’ne kadar Türkler’in yönetiminde kalmıştır. 1204’te Konstantinopolis Haçlılar’ın eline geçince Teodor Laskaris kenti Bizans devletinin merkezi yapmıştı. (Prof. Dr. Doğan Kuban’ın Osmanlı Mimarisi kitabından)

İznik surlarından görünüm

ROTA 5: Koimesis Tes Theotokos Kilisesi 

KONUM

Bizans sanatının değerli örneklerinden biridir. Meryem’in göğe çıkışına (Koimesis) adanmıştır. Piskopos Hyankinthos tarafından 750 yılına doğru inşa edilmiştir. 1955 yılında yapılan kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan kalıntılar koruma altına alınmıştır. Şu an temel, ayak, sütuun ve sütun başlığı ile duvar kalıntıları görülebilir. 

ROTA 6: Böcek Ayazması / Vaftizhane 

KONUM

6. yüzyıl Bizans Dönemi’ne ait olan yapı vaftizhane olarak inşa edilmiştir, 20. yüzyılın başından itibaren ayazma olarak kullanılmıştır. Vaftizhaneye 11 basamaklı bir merdivenle inilmektedir. 

Selçuklu ve Beylikler Dönemi

1075’te Selçukluların İznik’i fethetmesi, kente bambaşka bir mekânsal düzen ve sanatsal üretim anlayışı kazandırdı. Bu dönem aynı zamanda İslam mimarisinin Bizans mekân organizasyonuyla temasa geçtiği ve yeni hibrit formların oluştuğu bir deney alanıdır.

Bu dönem, İznik’in hem bir geçiş hem de sentez mekânı olduğunu gösterir: İki farklı uygarlığın estetik ve mekânsal dillerinin bir araya geldiği bir eşik.

Osmanlı Dönemi

İznik’in en parlak ve küresel ölçekte en bilinen dönemi şüphesiz Osmanlı’dır. 15. yüzyıldan itibaren Osmanlı sarayının en önemli seramik ve çini üretim merkezi hâline gelen İznik, sadece bir üretim atölyesi değil, bir sanat üslubu yaratıcısıdır.

Bursa ve onun yamacında vaktiyle ondan daha önemli bir kent olan İznik (Nicea), Erken Osmanlı tarihinin simge kentleridir. Çünkü o mekânlarda göçer olduğu düşünülen Türkmen kentli oluşmaktadır. Bursa, imparatorluk’un temellerinin atıldığı kenttir. İmparatorluk’un örgütlenmesi ve kurumsallaşması, kent kurumunun öğelerinin fiziksel biçimleriyle bir kent vizyonu oluşturması, Osman Bey’in ölümü ile birlikte ele geçirilen bu antik kentin, eski sınırları dışında bir Osmanlı kenti olarak büyümesi Yıldırım Bayezid’in Ankara Savaşı’nda Timur’a yenilmesine kadar geçen üç çeyrek yüzyılda gerçekleşmiştir. Bir küçük Batı Anadolu Beyliği’nden büyük bir Balkan Devleti olmaya geçiş, Konstantinopolis’in izole edilmesi, bu kısa döneme sığmıştır. Bugüne kadar yaşamış mimari yapıtlarıyla Bursa ve İznik’te Osmanlı Devleti’nin oluşum tarihini büyük bir açıklıkla izleyebiliyoruz. Fakat bugünkü milyonluk sanayi kentinde anıtların yoğunlaştığı birkaç nokta dışında bir 14. yy Bursa’sı hayal etmek hemen hemen olanaksızdır. (Doğan Kuban’ın Osmanlı Mimarisi kitabından)

Mimari Bellek: Cami, Medrese, Hamam ve Çarşılar

İznik, Osmanlı döneminde mimari çeşitliliğin gözlemlenebildiği bir açık hava müzesi gibidir. Prof. Dr. Doğan Kuban’a göre 14. yy yapılaşma açısından izlendiği zaman Orhan Bey döneminde İznik’in Bursa kadar önemli olduğu söylenebilir. Yine Kuban’a göre yüzyılın ikinci yarısında 1. Murad ve Yıldırım dönemlerinde başkent yeni yapılarla döşenmeye başlanmıştır. 

ROTA 7: Süleyman Paşa Medresesi (Çini Çarşısı)

KONUM

Osmanlı’nın ilk medreselerinden biri olan yapı, erken dönem mimarinin sade geometrik anlayışını sergiler. Yapının banisi, Süleyman Paşa olarak bilinen Şehzade Süleyman’dır. 14. yüzyılın ilk yarısında Selçuklu mimarisinin etkisinden sıyrılarak kendine özgü niteliklerle inşa edilen ilk medresedir. Aslına uygun olarak onarılan medrese, günümüzde Türk el sanatlarının icra edildiği bir mekân ve İznik Tarih Arşiv Merkezi olarak kullanılmaktadır. 

ROTA 8: Yeşil Cami

KONUM

Minaredeki yeşil–turkuaz çiniler, Osmanlı mimarisinin erken çini kullanımına iyi bir örnektir. 1378-1379 yıllarında Çandarlı Halil Hayreddin Paşa tarafından inşası başlatılan camii, paşanın ölümünden sonra oğlu Ali Paşa tarafından 1391-1392 yılları arasında tamamlanmıştır. Caminin yapımı 14 yıl sürmüş olup kitabesinde yer alan bilgiye göre mimarı musaoğlu Hacı’dır. 

1956-1969 yılları arasında ciddi bir onarıma tabi tutulmuş ve depremde zarar gören minare, çinileriyle birlikte restore edilerek bugünkü görünümüne kavuşmuştur. Camiye adını veren bir şaheser olan minaresi, çini süslemeleriyle devrine damga vurmuştur. Yalnızca minarede yer alan çiniler turkuaz, yeşil ve mor reklerde zikzaklı bir motif oluşturur. Son restorasyonu 2015 yılında yapılmıştır. 

ROTA 9: Murad Hüdavendigar Hamamı

KONUM

Hamam mimarisi, Osmanlı sosyal yaşamının kentsel mekânlara nasıl yayıldığını gösterir. Bu yapılar, yalnızca fonksiyonel değil, aynı zamanda estetik ve kültürel birer göstergedir. Mimari özellikleri göz önüne alındığında Sultan 1. Murat döneminde yaptırıldığı düşünülen yapı iki büyük kubbeyle örtülü soyunmaz yerleri ve halvet bölümlerinden oluşur. Harabe durumda olan hamam 2007’de restora edilmiştir. Günümüzde kültür merkezi, seminer salonu ve sergi alanı olarak kullanılmaktadır. 

Neden İznik Çinisi?

İznik çinilerini benzersiz kılan birkaç unsur vardır:

16’ıncı yüzyılın ikinci yarısında geliştirilen “Erguvani/Armut kırmızısı”, dünyada benzeri az görülen bir sır altı pigmentidir. Bu renk, Kanuni Sultan Süleyman döneminden itibaren İznik üretiminin ayırt edici imzası hâline gelmiştir.

İznik çinilerindeki lale, sümbül, karanfil, saz yolu, rumi ve hatayi motifleri, hem saray estetiğini hem de doğanın idealleştirilmiş formunu temsil eder. Klasik Osmanlı sanatının görsel hafızası büyük ölçüde İznik desenlerinden beslenir.

Topkapı Sarayı’ndan Rüstem Paşa Camii’ne, Sokollu Mehmet Paşa Camii’nden Süleymaniye’ye kadar İstanbul’un en önemli yapılarını süsleyen çinilerin çoğu İznik’te üretilmiştir. Böylece İznik, başkentteki mimari estetiğin başlıca biçimlendirici aktörlerinden biri olmuştur.

İznik üslubu yalnızca Osmanlı mimarisini değil, Avrupa’da “Oryantalizm” etkisiyle gelişen seramik modasını da belirlemiştir. 17. ve 18. yüzyılda Avrupa’daki pek çok çini merkezinin İznik desenlerini kopyalaması bunun göstergesidir.

ROTA 10: Çini Fırınları Kazı Alanı

KONUM

1984 yılından itibaren düzenli olarak kazılan bu alanda Roma ve Bizans dönemlerine ait yapı kalıntıları ve Osmanlı Dönemi’nde faaliyet gösterdiği tespit edilen çini atölyeleri açığa çıkmıştır. 15. ve 17. yüzyıllara tarihlenen dokuz fırın ortaya çıkarılmış ve koruma altına alınmıştır. Çalışmalarda bulunan çini ve seramik örnekleri ile fırınlama malzemeleri İznik Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde görülebilir. 

ROTA 11: İznik Nilüfer Hatun İmareti Türk İslam Eserleri Müzesi

KONUM

Osmanlı Sultanı I. Murat’ın annesi Nilüfer Hatun anısına 1388 yılında imarethane olarak inşa ettirdiği yapı, 1960 yılında Türk İslam Eserleri Müzesi olarak hizmete açılmıştır. 14. yüzyıl Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan yapı, Bizans’a özgü renkli taş ve tuğla işçiliği ile yapılmıştır. Osmanlı mimarisinde “T” planı ilk kez bu yapıda görülür. Kubbe ve tonoz kemerlerin örttüğü revakla başlayan yapının giriş kapısında bir kitabe mevcuttur. Kubbe ile örtülü ana bölümden yan mekânlara geçilmektedir.

İznik neden hâlâ sanat tarihsel açıdan önemli?

İznik’in hikâyesi, yalnızca Anadolu’nun değil, Akdeniz dünyasının da ortak hikâyesidir. Bugün uluslararası ziyaretler, özellikle de Papa gibi figürlerin temsili ziyaretleri, İznik’in bu çokkatmanlı kültürel dokusunun küresel ölçekte hâlâ önem taşıdığını gösterir. Yeni kazılar, çini atölyelerinin ortaya çıkarılması ve sur restorasyonları, İznik’i akademik olarak yeniden cazip bir araştırma alanına dönüştürmüştür.

İlginizi Çekebilir

Gündem / Tartışma

Kültür ve özel sektör ilişkisinde etki, anlam, topluluk, katılım ve tabii ki sürdürülebilirlik kavramlarını, çerçeveleri ve bagajları sorgulamadan nasıl kullanabiliriz?

Eleştiri

18. İstanbul Bienali bu ilk sergide dünyada, bölgede ve de Türkiye'de tutunulabilecek umutların gündelik azlığı gibi oldukça zayıflamış bağlarla karşımızda. Gene de umudu elden...

Eleştiri

“Şeylerin Fısıltısı” sergisi güçlü sesinden çok fısıltısıyla; sarıp sarmalamasından çok mesafesiyle izleyicideki yerini buluyor.

Gündem / Tartışma

İsrail'in Gazze'yi işgalinin kültürel bilançocu ağır. UNESCO raporuna göre 114 tarihi ve kültürel yapı tahrip edildi ya da tamamen yıkıldı.