Connect with us

Ne arıyorsun?

Argonotlar

Eleştiri

Kendine ait bir uydu*

İstanbul’da yaşayan İranlı sanatçı Nazlı Khoshkhabar’ın 14 Mayıs’a kadar sürecek ilk kişisel sergisi Türkiye sanatının çoğunlukla beyaz ve homojen yapısına yeni bir ses oluyor.

Nazlı Khoshkhabar, Yuvasında Yuvarlak sergisinden görünüm. Yazıda yer alan tüm sergi fotoğrafları: Zeynep Fırat.

İran’da sahip olunması yasaklı 100.000 uydu çanağı 2016 yılında toplatılır ve imha edilir. Yasal televizyon kanalları devlet tarafından denetlenirken dünyanın farklı yerlerindeki televizyon yayınları “ahlakı ve kültürü saptırması’’ sebebiyle bugün hâlâ yasaklı. Hükümetin yaptığı baskınlara, çanak antenlerin toplanmasına ve uydu sinyallerinin karıştırılmasına rağmen toplumun %70’i yasaları ihlal etmekte ve İran sansürünün kapsama alanının dışında kalan dünyaya böylece bağlanmakta.[1]

İmha edilmeyi bekleyen el konmuş uydu çanakları. Fotoğraf İslam Cumhuriyeti Haber Ajansı’nın izniyle.

Yapay bir uydu fikri ilk kez Ekim 1945’te, 2001: A Space Odyssey yazarı Arthur C. Clarke tarafından ortaya atılır. Eğer bir radyo uzayda bulunursa, Dünya’dan o radyoya bir sinyal gönderebileceğimizi, böylece, gönderilen sinyalin radyodan sıçrayabileceğini ve uzayda bir yere yeniden gönderilebileceğini öne sürer. Bundan on iki yıl sonra, Sputnik 1 adlı ilk yapay uydu, Sovyetler Birliği tarafından 1957’de yörüngeye yerleştirilir, ve bu ilk uzay işgali bugün uzay çağı denilen dönemin başlamasına vesile olur.[2]

İstanbul’da yaşayan İranlı sanatçı Nazlı Khoshkhabar Nisan başında 5533’te açılan ve 14 Mayıs’a kadar sürecek olan ilk kişisel sergisi, Yuvasında Yuvarlak’ta televizyonun ve internetin herkes için bir medyaya dönüşmesi arasında sıkışmış bir dönem fenomeni olarak düşünülüp kapsama alanı göz ardı edilen uydu teknolojisini hem form hem de çalışma prensibiyle taklit ederek ele alır. Çoğunlukla babasının, ara sıra da bir başka aile üyesinin çektiği 1991 ve 2002 yılları arasından İran’da geçen gündelik yaşam görüntülerini bir dramaturji içinde kurgular. Vitrin camları alüminyum folyo kaplanarak karartılmış 5533’ün mekânına girdiğimizde ilk karşılaştığımız üç duvara hatta tavana yansıtılan ve eşzamanlı oynayan toplam 8 adet videodur. Bunun çok kanallı bir video yerleştirmesi olduğu yanılgısından kurtulmak odayı neredeyse kaplayan demir strüktür ve bu endüstriyel yapının muhtelif yerlerine yerleştirilmiş aynaları görünce mümkün olur.

Nazlı Khoshkhabar, Yuvasında Yuvarlak sergisinden görünüm.

Serginin ortasında, yaydığı ve üzerinden yansıyan ışıkla neredeyse görünmez olan tek bir projektörden yansıyan video, strüktür üzerindeki farklı boyutlarda, formlarda ve işlevlerdeki aynaların üzerine çarpar ve duvara naklolur. Sanatçı bu tek videonun içine 8 ayrı kanalın her biri farklı aynaların tam üzerine yansıyacak şekilde milimetrik bir işlemle yerleştirir. Tek kanal bu nakil işlemiyle parçalara ayrılır ve mekâna dağılır. Khoshkhabar kişisel anlatısını kurarken özünde bir ayna olarak çalışan uyduyu hem pratik bir buluş, sergiyi çalıştıran bir aksam, hem de imajın bir veri olarak yolculuğunu, her daim yabancılığını, çarpıp geri dönüşünü düşünmek için bir medyum olarak kullanır. Dünyanın kendi ürettiği imajı dünyaya yaymak için başvurduğu yöntemin imajı dünya dışına göndermesi imajın tabiatı hakkıda ne söyler? Radyo dalgalarının gezegen ötesi turu ve aynalanması, hafızaya, hafızanın özneden doğan ve ona dönen ama ondan bağımsız hareketine ne kadar benzer?

Doğup büyüdüğü ve hayatının büyük bir kısmını geçirdiği İran’dan 2011’de Türkiye’ye gelen, Bilgi Üniversitesi’nde Sinema Televizyon lisansının ardından Sussex’de Sinema Teorisi okuyan Nazlı Khoshkhabar, 90’lı yıllarda, çocukluğundan beri uydu yayınlarıyla izlediği Türkiye kanalları, ana-akım medya ve bu akımın yarattığı kurgu/gerçek temsiller aracılığıyla Türkiye’yi öğrenir; İran’daki ev-içi dünyasına kayan imajlarla sızan Türkiye şekillendirir. Kendisi ve diğer birçok diğer aile üyesi gibi annesi Mitra için de Türkiye bir nevi özgürlük istikameti olmuştur. 80’li yıllarda Türkiye’ye gelip diş hekimliği eğitimini sürdüren, türlü koşullar sebebiyle İran’a dönmeye ve orada kalmaya mecbur kalan annesi İran’da bunaldığı zaman gözlerini kapatıp İstanbul’da olduğunu hayal ettiği anları anlatır. 80’lerin bu uzak, anı ile hayal arasındaki İstanbul imajı, 90’larda uydu yayınlarının İran’a gelmesiyle silinir; naklen yayınlar gelir ve zihinsel imajlara gerek kalmaz. Mitra artık televizyonda ilk kez çok sevdiği Sezen Aksu’yu gördüğü anı ve yaşadığı mutluluğu hatırlar. Özlem biter. Yerine imaj gelir. Nazlı Khoshkhabar göre, uydunun ve böylece 1979’da İran İslam Devrimi’yle bağı kesilen dış dünyanın İran’a televizyon temsilleriyle geri gelişi, siyasi islam altında kıvranan internet öncesi jenerasyon için sakinleştirici etkisi yapar. Bugün hâlâ başkaldırmayan öfkesi uyuşmuş bir kalabalık varsa, uyuşukluğun bir sebebi sadece kitlelerin afyonu televizyon değil, aynı zamanda televizyona bağlı soketler, onlara bağlı kablolar, evlerin çatılarına, pencerelerine asılmış beyaz metal çanaklar, görünmez dalgalardır. 

Nazlı Khoshkhabar, Yuvasında Yuvarlak sergisinden görünüm.

Khoshkhabar’ın video yerleştirmesini uyduyu taklit ederek kurgulaması; işin arka planında İran’ın ve kendi ailesinin uydu kanalları ve televizyon imajıyla olan geçmişinin bulunması video sanatının televizyonla ilişkisi üzerine de bir söz söyler. Nam June Paik’ten Martha Rossler’a, video üretimi yapan bir çok sanatçı televize imajla diyalektik bir ilişki kurar; ya televizyon imajlarını, stratjilerini, klişelerini temellük eder, ya da videoyu televizyonda asla görülmeyecek bir estetiği ve televizyonda asla anlatılmayacak hikayeleri oluşturmak için kullanır. Ortaya çıkışlarının tarihsel yakınlığıyla da video sanatı, kayan imaj spekturumunda sinemadan çok televizyonun akrabasıdır[3]. Kendine ait bir uydu kuran Khoshkhabar aynı zamanda kendi kanallarını da yaratır, ve imajları bir televizyon akışındaki gibi sürekli oynar. Khoshkhabar’ın kanallarının farkı tüm kanallarının eş zamanlı hareketidir. Televizyon sürekli akışıyla unutuşun medyasıyken Khoshkhabar hatırlamanın aygıtını bu akışlarla yaratır. Geçmiş lineer bir çizgide kaydedilmez, hafıza tek tek değil her şeyi aynı anda hatırlar. Travmatik geçmiş geri döner ve geri döndüğünde etraftaki her şeye musallat olur.

Nazlı Khoshkhabar, Yuvasında Yuvarlak sergisinden görünüm.

1992 doğumlu Khoshkhabar, video yerleştirmesinin ham materyali olan, diğer aile üyeleriyle birlikte kendi hayatının ilk on yılını dökümente eden onlarca saatlik VHS kayıtlarının peşine 2020’da düşer. Sinema teorisi yüksek lisansı sırasında birinci-tekil şahıs filmlerinden ilhamla kendi ailesinin ürettiği ev-filmleri (home-movies) tekrar izlemek ve bu kişisel hafıza & hatırlama objeleriyle yüzleşmek ister. Anne ve babasının düğünüyle başlayan, aile büyüklerinin, çocukların, kardeşlerin mutluluk, kutlama anlarının yanında bir de daha rastlantısal yol sahneleri, evin içinde herhangi anlar, kurban kesim törenleri ve bağırsakları boşaltılan hayvanlar, yılın en uzun gecesi kutlanırken yenilen karpuzlar da vardır. Ailenin kamerayla ve gündeliğin kaydedilişine olan hevesi, 2002’de Khoskhabar’ın kendinden beş yaş küçükkızkardeşinin ölmesiyle bıçak gibi kesilir. Bu trajediden sonra kimse video çekmez. VHS kasetler ortadan kaybolur, herkes bu görüntüleri unutur. Khoshkhabar, 2020’de COVID-19 pandemisinin ilk yılında İran’a hapsolduğunda bu kasetleri babannesinin deposunda bulur. Kasetleri dijitalle aktarır ve saatlerce süren, travmatik anının etkisiyle bilerek unutulan ve kaybettirilen görüntüleri çalışmaya başlar. Bu görüntüleri annesi ve babasıyla ara ara paylaşmak ister, fakat ikisi de asla bu geçmiş görüntülerle, artık çok uzakta olan küçük kızlarıyla tekrar karşılaşmak istemezler. Nostalji hissinin hafızada geçmiş imajını oluştuduğu düşünülür, oysa özlem imajı sansürlemek de ister. Bu görüntülerle çalışmak, Khoshkhabar için kolektif bir travmayı çalışmak, onu sağaltmak, çoğaltarak ve yayarak tekrar yaşamak alamına gelir. Bu sergi yoluyla aile hafızasında bastırılanı ortaya çıkarır, sergiyi görmeye annesi de dahil olmak üzere gelen aile üyelerine yıllar boyunca kaçtıkları görüntüleri sağaltılmış, bir forma sokulmuş halde gösterir. Annesi yirmi yıldan uzun süre sonra bu geçmiş görüntüleri ilk kez görür.

Nazlı Khoshkhabar, Yuvasında Yuvarlak sergisinden görünüm.

Khoshkhabar görüntüleri bir kareografi içerisine yerleştirirken bu aile arşivini kategorize eder. Seyahat görüntüleri, akan yollar, araba radyosunda çalan Ben de Özledim Ben de, gidilenvarılan yerler bir dikiz aynasına yansıtılır. Annesine ait görüntüler ufacık bir dişçi aynasından duvara naklolur, duvarda küçücük bir gözetleme deliği yaratır. Kalp formunda bir aynadan içinde bir nevi şiddet olan anlar görünür. Ev içi anılar 5533’in iki duvarına mekânda kırılarak transfer olur. Ara ara tüm yansımalarda kutlamalar belirir, danslar, şarkılar duyulur. On sekiz yaşına kadar hayatını uydu vasıtasıyla Türkiye görüntüleri izleyerek geçiren Khoshkhabar, İstanbul’da kendi kişisel uydusunu kurarak, kendi hikayesini İstanbul seyircisine aktarır.

Can Küçük’ün programlamasıyla son bir buçuk yıldır 5533’te üretilen heyecan verici sergilerden biri olan bu iş ile Nazlı Khoshkhabar, Türkiye sanatının çoğunlukla beyaz ve homojen yapısına yeni bir ses olarak eklenir. Umarım yakın gelecekte Türkiye’den kaçma anlatısına bir alternatif oluşturarak, Türkiye’ye kaçan, Türkiye’de göçmen olan daha çok sanatçının üretimlerinin gettolardan çıkıp alternatif mekânlarda gösterildiğine tanık oluruz.


*Yazı boyuca kullandığım kişisel anekdotlar, Nazlı Khoshkhabar’la sergi etrafında yaptığımız konuşmalardan, yıllardır süren diyaloğumuzdan Khoshkhabar’ın izniyle alıntılanmıştır. Bu sergiyi bir arkadaş olarak yazarken görevimin çoğunlukla ancak bir arkadaşın haberdar olacağı işin önündeki ve arkasındaki detayları aktarmak olduğuna inanıyorum.  

[1] https://www.aljazeera.com/news/2016/7/24/iran-destroys-100000-depraving-satellite-dishes

[2] Mike Mills (3 August 1997). “Orbit Wars”. The Washington Post. Retrieved 1 January 2021.

[3] Westgeest, Helen. Immediacy versus Memory: Video Art in Relation to Television, Performance Art, and Home Video, Video art theory: a comparative approach. John Wiley & Sons, 2015

İlginizi Çekebilir

Gündem

Sakıp Sabancı Müzesi'nde izleyiciyle buluşan sergisi vesilesiyle yirminci yüzyılın en etkili sanatçılarından biri olan David Hockney'nin altmış yıla yayılan sanat hayatında bir yolculuğa çıkıyoruz.

Söyleşi

Teneffüs sergisi sırtını İstanbul Erkek Lisesi isimli, benim de bir ara öğrencisi olduğum okulun, binanın tarihçesine yaslıyor, diye söze başlıyor Aykan Safoğlu.

Söyleşi

Denef Huvaj’ın Karadeniz’in iki kıyısına dağılan Kuzey Kafkas halklarını fotoğrafladığı “Aramızdaki Deniz” sergisi ayrılık ve özlem gibi duygulara odaklanıyor.

Gündem

Raporun konu edindiği alan profesyonellerinden biri, raporun öznesi olarak Esra Aysun İKSV'nin Kültür-Sanat Dünyasında Toplumsal Cinsiyet raporunun düşündürdükleri üzerine yazdı.