Kürtçe tiyatro ve kültürün yaşatılması, her geçen gün artan baskılara rağmen dirençli bir şekilde devam ediyor. Anadolu Kültür ve zusa girişimi olan VAHA gibi bir ulusötesi kültür sanat programının sağladığı finansal ve sosyal destek, sanatın toplumsal entegrasyonda oynadığı rolü daha da görünür hâle getiriyor. Program, aynı kentten veya komşu kentlerden iki-üç inisiyatifin bir araya gelmesini teşvik eden “hub” sistemiyle yereldeki kültür sanat altyapısını güçlendirirken, ulusötesi bağlantılar kurarak işbirlikleri geliştirmek için ayrıca destekler sunuyor. Bu tür destekler sayesinde hayata geçirilen projeler, kentlerde yalnızca göçmen topluluklar için değil, kentin tüm sakinleri için ortak bir hafıza ve paylaşım alanı yaratıyor. Kentsel dönüşüm ve sosyal ayrışma gibi güncel sorunlar karşısında, sanatın birleştirici gücü, toplumsal değişimin merkezinde yer alıyor.
VAHA işbirliğiyle hazırladığımız bu yazı dizimizde programın ikinci döneminde (2023-2024) yer alan hubları yakından tanıyoruz. İkinci söyleşimizde yer alan üç hub da Kürtçe kültürel mirasın ve sanatsal üretimlerin korunması, kayıt altına alınması ve yaygınlaştırılması üzerine farklı açılardan çalışmalar yürüttü. Batman’dan PlayRoots hub’ı Dîwan Uluslararası Tiyatro Akademi ve Batman Yenisahne ortaklığında çalışmalar yürüttürken, Diyarbakır’dan Tora Çand û Hûnera Kurdî hub ise Amed Şehir Tiyatrosu, Mezopotamya Vakfı ve Ortadoğu Sinema Akademisi Derneği (OSAD) işbirliğinde yürütüldü. Diyarbakır’dan Mordem Sanat, Batman’dan Nîsk Huner ve Mardin’den Şaneşîn Performas ise biraraya gelerek LabHub çatısı altında faaliyetler yürüttü. Bu çalışmaların nasıl gerçekleştirildiğini ve karşılaşılan zorlukları, PlayRoots’u temsilen Dîwan Akademi’den Kenan Demir, Tora Çand û Hûnera Kurdî hub adına Amed Şehir Tiyatrosu’ndan Yavuz Akkuzu ve LabHub’ı temsilen Mordem Sanat’tan Barış Işık ile konuştuk.
Söyleşide Kürtçe tiyatro özelinde anadilinde sanat yapmanın önemini, geleneksel oyunların sahneye taşınmasını, sanata erişimin engellerini ve uluslararası işbirliklerinin gücünü ele aldık. Her biri farklı alanlarda faaliyet gösteren kurumlar, kültürel mirasın korunmasından sanat terapisine kadar geniş bir yelpazede çalışmalarını sürdürüyor. Tiyatro, sadece bir sanat dalı değil, aynı zamanda bir direniş biçimi olarak, bu gruplar için toplumsal hafızanın canlı tutulmasında hayati bir rol oynuyor.
Öncelikle derneğinizi tanıtabilir misiniz?
Kenan Demir: Dîwan Akademi, Kürtçe tiyatro ve sanat eğitimi vermek, Kürtlerin hâlâ çok canlı olan sözlü, sesli ve fiziksel kültürünü (danslar, oyunlar, ritüeller, mitler, şarkılar vb.) araştırmak ve çağdaş tiyatroyla bağlantısını kurmak amacıyla Batman’da kurulan bir tiyatro okulu. Aynı zamanda bu alanda uluslararası işbirliklerini geliştirmeyi hedefliyor.
Ne yazık ki Türkiye’de Kürt dili, kültürü ve sanatı baskı altında. Dîwan Akademi, sanat yoluyla sesleri özgürleştirmeye yönelik estetik ve anti-kolonyal bir müdahale olarak tanımlanabilir. Akademi, Şermola Performans ve Dîwan Akademi’nin kurucu direktörü Mîrza Metîn’in Ateşin Dramaturjisi ve Sesin Karnavalı adını verdiği düşünsel ve pratik çalışmalara dayanıyor.
Barış Işık: Mordem Sanat’ı 2017’de bir yerleşke olarak kurduk; ancak köklerimiz 2007’ye kadar uzanıyor. İlk yıllarımızda tiyatro ve sinema odaklı bir dernek olarak faaliyet gösterirken, zamanla ekolojiye yöneldik. Batman’da bir ekoloji merkezi kurmaya çalıştık, Dersim’den ötesine 950 km’lik bir yolculuk yaparak ekolojik tahribatları belgeledik. Amacımız sadece doğa tahribatını göstermek değil, insan-doğa ve tahakküm ilişkilerini de sorgulamaktı.
Ancak kayyım atamalarıyla birlikte Batman’daki tiyatro faaliyetlerimiz sona erdi. Ben de şehir tiyatrosunun kurucu üyelerinden biriydim, kayyımdan sonra biz de bağımsız bir alan yaratmak istedik. Kardeşimle birlikte dedemizden kalan tarla ve arsaları satarak Mordem Sanat’ı kurduk. Burayı dört temel prensip üzerine inşa ettik: Kültürel mirasın korunması, sanata erişim hakkı, ekoloji odaklı çalışmalar ve bağımsız sanatçılar için alan yaratma…
Yavuz Akkuzu: Geçmişi 1990’lara dayanan bir tiyatro grubuyuz. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olarak kurulan Diyarbakır Şehir Tiyatrosu, 2016 Kasım ayında kayyım atanmasıyla birlikte kapatıldı ve oyuncuları işten çıkarıldı. 2017 yılının Şubat ayında ise özel tiyatro olarak yolumuza “Amed Tiyatro” adıyla devam ettik.
Aslında kökleri belediye şehir tiyatrosuna dayanan bir grubuz ve 2017’den bu yana özel bir tiyatro olarak varlığımızı sürdürüyoruz. 2003 yılına kadar kamusal alanda Kürtçe yasak olduğu için tiyatromuzda yalnızca Türkçe oyunlar sahneleniyordu. Ancak 2003 yılında ilk kez Kürtçe bir oyun oynandı ve 2009 yılına kadar her yıl bir Türkçe ve bir Kürtçe oyun sahnelemeye başladık. 2009’dan itibaren ise yalnızca Kürtçe tiyatro yapıyoruz.

Bugüne dek gerçekleştirmek istediğiniz işlerden hangilerini hayata geçirebildiniz?
D.A: Çocuklara anadilinde yaratıcı drama dersleri sunarak onların sanatsal ifade becerilerini geliştirmeyi hedefliyoruz. Uluslararası tiyatro ve dans kurumlarıyla işbirlikleri kurarak atölyeler düzenliyoruz; bu kapsamda Sabine Choucair ile palyaço atölyesi, Roberta Carreri ile The Dance of Intentions atölyesi gibi etkinlikleri hayata geçirdik. Kürtçe tiyatro eğitimleri organize ederek dilin sanatsal üretimde aktif bir şekilde kullanılması için alan açıyoruz. Aynı zamanda, Kürt ritüellerini, seslerini ve danslarını araştırarak kayıt altına alıyor, bunları modern ve estetik bir çerçevede sahneye taşıyoruz. Kürt danslarının yanı sıra çağdaş dans derslerini de Kürtçe olarak sunarak sanat eğitiminde dilin önemini vurguluyoruz. Geleneksel Kürt oyunlarını halka açık alanlarda sahneleyerek bu kültürel mirası görünür kılmayı amaçlıyoruz.
Dîwan Akademi olarak yeni bir kurum olsak da, Şermola Performans 2008’den bu yana İstanbul, Almanya ve Batman’da metinler üreterek tiyatro prodüksiyonları gerçekleştiriyor. Dîwan Akademi de Şermola Performans’ın uzun yıllardır hayalini kurduğu bir projeydi ve bu hayali gerçeğe dönüştürmeyi başardık.
M.S: Sanata erişim bizim için en önemli meselelerden biri. Özellikle kırsal bölgelerde çocukların, kız çocuklarının ve engelli bireylerin sanata ulaşımı oldukça sınırlı. Devletin bu konudaki eksikliklerini sanat yoluyla kapatmaya çalışıyoruz. Deprem sonrası kırsal alanlarda sanat terapisi yöntemleriyle çalışan eğitmenleri yetiştirerek çocuklarla çalışmalar yürüttük.
Kültürel mirasın korunması da bizim için hayati bir konu. Geleneksel sanat formlarını ve şenlikleri araştırarak, bunların yaşamasına katkıda bulunuyoruz. Baharın gelişini ve doğanın yeniden uyanışını kutlayan ritüeller her halkta olduğu gibi Kürt kültüründe de önemli bir yer tutuyor. Sanatın bu döngüsel sürecin bir parçası olduğuna inanıyoruz. Ekoloji, yalnızca çevresel bir mesele değil; toplumsal hafıza ve kültürel kimlik açısından da büyük önem taşıyor. Geleneksel tarım pratikleri, şenlikler ve ritüeller doğayla iç içe geçmiş durumda. Biz de bu bağı güçlendirmek adına yaklaşık 100’den fazla atalık tohumu muhafaza ediyor ve çiftçilere dağıtıyoruz. Çiftçiler ekim yaptıktan sonra hasat ettikleri tohumları tekrar bize getiriyor, böylece sürekli bir döngü sağlanıyor ve yerel tarım desteklenmiş oluyor.
A.T: Türkiye’de binlerce Türkçe tiyatro grubu bulunmasına karşın, Kürtçe tiyatro yapan sadece yaklaşık 10 grup var. Bizim için Kürtçe tiyatro yapma kararı, sadece sanatsal bir tercih değil, aynı zamanda politik bir duruşun ifadesi. Geçmişte Türkçe tiyatro da yaptık, ancak Kürtçe sahnede kendimizi daha güçlü ve özgür bir şekilde ifade edebileceğimizi fark ettik. Bu süreç, sadece dilin değil, kimliğin ve kültürün de sahnede vücut bulması anlamına geliyor. Seyirciyle kurduğumuz bağ, anadilimizde çok daha derin ve anlamlı oluyor.
Seyircilerimizin demografik yapısı da ilginç bir tablo oluşturuyor. İzleyicilerimizin yaklaşık yüzde 65-70’ini gençler oluşturuyor, orta yaş grubu ise yüzde 20 civarında. Yaşlı izleyici kitlesi ise yaklaşık yüzde 10 gibi bir oranı kapsıyor. Yaşlı kuşağın tiyatro izleme alışkanlığı olmadığı için genellikle daha az ilgi gösteriyorlar. Ancak, gençlerin aile büyüklerini oyunlarımıza getirmesiyle birlikte, zamanla yaşlı izleyiciler de tiyatromuza ısınmaya başlıyorlar. Bu, bizim için büyük bir kazanım çünkü tiyatro, kuşaklar arası bir iletişim ve kültürel aktarımın aracı.

VAHA Projesi kapsamında düzenlediğiniz etkinliklerden bahsedebilir misiniz? Program sayesinde dahil olduğunuz ulusötesi ağların çalışmalarınıza etkisi nasıl oldu?
D.A.: VAHA Projesi kapsamında, Batman ve Diyarbakır’ın köylerinden 70’ten fazla geleneksel Kürt oyununu derledik ve bu oyunların atölye çalışmalarını gerçekleştirdik. Bu süreçte, derlediğimiz oyunlardan üç tanesini halka açık beş farklı alanda sahneleyerek geleneksel tiyatro mirasını geniş kitlelerle buluşturduk ve bu gösterimlere devam ediyoruz. Proje sayesinde elde ettiğimiz iki temel kazanım, geleneksel oyunları tiyatro eğitiminde materyal olarak kullanabilmek ve eski ile geleneksel oyunlara seyircinin ilgisini gözlemleme fırsatını elde etmek oldu. Bu gözlemler, hem bu tür oyunların sahnelemesi konusunda daha fazla yaratıcı alan açmamıza, hem de seyircinin kültürel mirasa olan ilgisini anlamamıza yardımcı oldu.
Proje, aynı zamanda uzun yıllardır birlikte çalışmak istediğimiz Odin Teatret gibi Avrupa’nın köklü tiyatro kurumlarından biriyle işbirliği yapmamıza olanak tanıdı. Bu ortaklık sayesinde, birlikte atölyeler düzenleyerek, farklı deneyimlerden beslendik ve uluslararası alanda daha güçlü bir bağ kurduk. Bu bağlantılar, gelecekte Erasmus+ programları kapsamında öğrenci değişim projeleri gerçekleştirme planlarımızı pekiştirdi. VAHA Projesi, Avrupa’daki tiyatro kurumlarıyla olan ilişkilerimizi derinleştirerek, uluslararası bir tiyatro okulu olma hedefimize önemli bir katkı sundu.
Ayrıca, farklı ülkelerden gelen sanatçılarla tanışma fırsatı bulduk, onların deneyimlerinden faydalandık ve kendi deneyimlerimizi paylaştık. Bu süreç, sanatın sınırlarını aşan bir paylaşıma olanak tanıdı ve bizlere global tiyatro pratiği hakkında yeni bakış açıları kazandırdı. Bu tür projeler, öncelikle gerekli mali desteği sağlayarak fikirlerimizi hayata geçirmemizi kolaylaştırıyor. Bunun yanı sıra, hem yerel hem de uluslararası kurumlarla işbirlikleri geliştirmemize olanak tanıyor. Ulusötesi bağlantılar kurmak, özellikle uluslararası bir tiyatro okulu olma hedefi taşıyan kurumlar için büyük önem taşıyor.
VAHA Projesi sayesinde ortaklık kurduğumuz bazı kurumlarla gelecekte de işbirliğimizi sürdürmeyi planlıyoruz. Ayrıca, proje sürecinde tanıştığımız ve oyunculuk potansiyeli olan bazı kişileri ekibimize dâhil ederek, yeni prodüksiyonlarımız için oyuncu kadromuzu genişlettik.
M.S: Bağımsız sanatçılar için Türkiye’de alan bulmak giderek zorlaşıyor. Devlet destekleri sınırlı ve çoğu zaman adil dağıtılmıyor. Kültür Bakanlığı’nın fonları genellikle “Türk tiyatrosunu geliştirme” kriterine dayanıyor, bu yüzden Kürt tiyatrosu yapan gruplar başvurularının reddedileceğini bildikleri için fonlara başvurmuyor. Sanatçılar ya dış fonlara bağımlı kalıyor ya da tamamen kendi imkânlarıyla ayakta durmaya çalışıyor. Bu nedenle Mordem Sanat’ta sanatçılar için sürdürülebilir bir üretim alanı yaratmayı hedefliyoruz.
VAHA Projesi ile işbirliği yaparak kaybolmaya yüz tutmuş ritüelleri yeniden canlandırmaya çalıştık. Şubat ayının son çarşambası, yani “Axir Çarşem”, Kürtler için kışın sona erdiği ve baharın başlangıcı olarak kabul edilir. Biz de bu geleneği yeniden görünür kılmak için “Çarşema Zîpa” kutlamalarını Batman, Mardin ve Diyarbakır’da gerçekleştirdik. Kutlamalarda geleneksel figürleri kuklalarla canlandırdık, Muş kökenli karabuğday tohumu takasları düzenledik ve dilek ağaçları oluşturarak doğaya şükran sunma geleneğini yeniden canlandırdık.
Bu ritüel, newroza bağlanarak Diyarbakır’daki büyük kutlamaların bir parçası hâline geldi. Sosyal medyada “Böyle bir kültür mü var?” gibi yorumlarla karşılaşsak da, başka kullanıcılar bu geleneğin varlığını kendi ailelerinden örneklerle doğruladı. “Ben çocukken anneannem anlatırdı” veya “Bizde hâlâ benzer bir uygulama var” gibi yorumlar, projemizin kültürel hafızayı canlandırmadaki etkisini gösterdi.

A.T: VAHA gibi projeler, özellikle belediyelerin tiyatrolara destek sağlayamadığı dönemlerde büyük bir anlam taşıyor. Salon bulma sıkıntısının olduğu zamanlarda, oyunlarımız için daha iyi bir dekor, daha iyi bir kostüm, daha fazla turne imkânı yaratabiliyoruz. Bu tür projeler sayesinde 9. Amed Tiyatro Günleri’nde İran ve Irak Kürdistan Bölgesi’nden (IKBY) tiyatro gruplarını getirme fırsatımız oldu. İstanbul, Diyarbakır, Batman ve Mardin’den Kürt tiyatro gruplarını bir araya getirdik. Bu tür destekler olmasaydı, belki de sadece üç-dört grubu davet edebilirdik.
Proje kapsamında ayrıca Mezopotamya Vakfı ile birlikte Kürtçe tiyatro terimlerine dair bir sözlük çalışması yürüttük. Bu tür işbirlikleri, Kürt kültür-sanat alanındaki ağın genişlemesine olanak sağlıyor. Kürt sanatçılar olarak dört parçaya bölünmüş bir halkın temsilcileriyiz ve politik, ekonomik nedenlerle bir araya gelmek her zaman kolay olmuyor. Ancak bu tür projeler, kültürel ve sanatsal işbirliklerimizi güçlendirerek bizi bir araya getirebiliyor. Bu, bizim açımızdan son derece mutluluk verici.
Karşılaştığınız zorluklar nelerdir?
D.A: Tiyatro alanında deneyimli bir geçmişe sahip olduğumuz için sanatsal anlamda büyük zorluklar yaşamadık. Ancak Dîwan Akademi olarak ilk kez bir dernek kurduğumuz için bürokratik süreçleri deneyimlerken bazı zorluklarla karşılaştık. Özellikle dernek prosedürlerini ilk defa uyguladığımız için başlangıçta alışma sürecimiz oldu. Ancak VAHA Projesi sayesinde bu konuda da önemli bir deneyim kazandık.
M.S: Türkiye’de sanatçılar için en büyük sorunlardan biri belirsizlik. Her an her şey değişebilir; sizi destekleyen belediyelere kayyım atanabilir, bir tiyatro kapatılabilir, bir proje iptal edilebilir. Bu durum sanatçıların gelecek planlamasını neredeyse imkânsız hâle getiriyor. Sürekli ekonomik ve politik baskı altında olmak, sanatçılar üzerinde ciddi bir psikolojik yük yaratıyor. Belirsizlik, psikolojik olarak ölümle eşdeğer. Bir sanatçının yarın ne yapacağını bilememesi, ürettiği sanatın devam edip etmeyeceğini bilmemesi büyük bir sorun.
Ancak tüm bu zorluklara rağmen biz sanatımızı ve kültürel mirasımızı yaşatmaya devam ediyoruz. Çünkü sanat, yalnızca bir üretim biçimi değil, aynı zamanda bir direniş biçimi.
A.T.: Kürtçe tiyatro yapmanın getirdiği ek zorluklar var. Zaman zaman oyunlarımız yasaklanıyor, turnelerimiz iptal ediliyor. Örneğin, geçtiğimiz yıllarda Adana ve Mersin’de sahneye koymak istediğimiz oyunlarımız yasaklandı. Ayrıca, Türkiye’deki tüm özel tiyatroların yaşadığı ekonomik sıkıntıları biz de yaşıyoruz. Devlet desteği sınırlı olduğu için kendi imkânlarımızla ayakta kalmaya çalışıyoruz. Bunun yanında tiyatro salonu işletmek de büyük bir maliyet gerektiriyor. Elektrik, gaz ve diğer giderler oldukça yüksek.
Bir diğer önemli sorun ise anadilinde eğitim alamayan tiyatrocuların karşılaştığı zorluklar. Kürtçe eğitimin önünün kapalı olması, oyuncuların dil yeterliliğini geliştirmesini de zorlaştırıyor. Bizim için dil, sadece sahnede konuşulan bir araç değil; aynı zamanda entelektüel bir zemin. Bu yüzden, tiyatrocularımızın dil yetkinliğini artırmak için ekstra çaba harcamamız gerekiyor. Yerel yönetimler kayyım yönetiminden çıktı, ancak tekrar kayyım atanma riski her zaman var. Belediye Şehir Tiyatrosu yeniden kuruldu ve işten çıkarılan oyuncular geri döndü. Ancak biz Amed Tiyatro’yu da kapatmadık. Türkiye’de ne zaman nereye kayyım atanacağı, tiyatroların tekrar kapatılıp kapatılmayacağı belirsiz olduğu için, hem özel tiyatro olarak hem de şehir tiyatrosu zemininde ilerlemek zorundayız.
Belediyelerin desteği yavaş yavaş artıyor. Batman, Mardin gibi şehirlerden tiyatro grupları geldiğinde salon desteği veriliyor. İstanbul, İzmir, Ankara’dan gelen ekipler de belediyelerin sağladığı mekânları kullanabiliyor. Ancak kayyum atanan belediyelerde durum farklı. Örneğin, Batman’da tiyatro grupları kayyImla çalışmayı politik olarak doğru bulmadıkları için belediyeden destek almıyor.
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
D.A.: VAHA gibi projeler, Kürtçe faaliyet yürüten kurumlar için kritik bir öneme sahip. Türkiye’de Kürtçe çalışan kurumlar, devletin sunduğu doğrudan veya dolaylı desteklerden mahrum bırakılıyor ve hatta baskılarla karşılaşıyor. Bu nedenle uluslararası projeler, bu kurumların faaliyetlerini sürdürebilmeleri açısından önemli bir itici güç oluyor.
Ancak, belediyelerin bizim için alan açabileceğini düşünmüyoruz. Şu an Batman Belediyesi kayyım yönetiminde ve kayyım atandıktan sonra belediye salonunda düzenlenen tüm Kürtçe programlar iptal edildi. Ayrıca, kayyımları irade gaspı olarak gördüğümüz için herhangi bir işbirliği teklifleri olsa dahi kabul etmiyoruz. Buna rağmen, kayyım öncesinde belediyeyle görüşmelerimiz oldu. Playroots projemizin son iki gösterimini, belediyenin bize tahsis ettiği salonlarda ve teknik destek sağladığı alanlarda sergiledik.
Sivil toplum kuruluşlarının desteği, bizim için çok önemli bir kaynak oluşturuyor. Örneğin, maddi yardımlar sanat üretimlerimizi sürdürebilmek ve projelerimizi hayata geçirmek için kritik bir rol oynuyor. Bunun yanı sıra, hukuki destek de büyük bir önem taşıyor. Batman Barosu ile yaptığımız görüşmelerde, herhangi bir hukuki sorunla karşılaştığımızda, bize yardımcı olacaklarını belirttiler. Bu tür destekler, karşılaştığımız zorluklarla başa çıkabilmemiz için güvence sağlıyor.
Ayrıca ortak etkinlikler düzenleyerek, farklı sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte projeler gerçekleştirebiliyoruz. Eğitim Sen ile birlikte paneller ve sanatsal etkinlikler düzenliyoruz ve bu tür işbirlikleri, hem toplumla daha fazla etkileşimde bulunmamızı sağlıyor hem de sanat üretimlerimize farklı bakış açıları ve derinlikler kazandırıyor. Sivil toplum, sadece maddi ve hukuki destek sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda işbirlikleri ve dayanışma ağları kurarak da bize büyük katkılar sunuyor. Bu tür destekler sayesinde sanatsal üretimlerimizi daha güçlü bir şekilde sürdürebilme imkânı buluyoruz ve toplumla daha güçlü bağlar kuruyoruz.
M.S: Diyarbakır’da, kayyım atanmazsa belediyelerin kent konseyleri kuruluyor, ancak bu yapılar bağımsız. Kültür Sanat Meclisi’nde biz kurum olarak yer alıyoruz ve yürütme görevini üstleniyoruz. Kayyım geldiğinde ise yerel yönetimler destek verse bile, biz bu süreçlere dahil olmayacağız, çünkü irade gaspı söz konusu. Seçilmiş bir yönetim olsa, kapılarını çalarak destek isteyebiliriz tabii ki, ancak kayyımla işbirliği yapmak anlamlı olmaz.
Türkiye’deki sanatçılar için en büyük sorun kaynak bulma ve siyasi belirsizlik. Kültür Bakanlığı fonları gibi destekler, erişilemez ve sınırlı. Kürt sanatçılar için ise bu engeller iki kat daha fazla.
A.T: Kürtçe tiyatronun varlığı, bir sanat meselesi olmanın ötesinde, kültürel bir direniş biçimi olarak karşımıza çıkıyor. Bu sanat dalı, yalnızca sahnede bir ifade biçimi yaratmakla kalmaz, aynı zamanda bir halkın kimliğini, tarihini ve mücadelesini yansıtan önemli bir platforma dönüşür. Ancak bu süreç, zorluklarla dolu. Özellikle Kürt sanatçılar için, dil ve kimlik üzerinden yapılan baskılar, sanatı ve sanatsal ifade biçimlerini engellemeye yönelik büyük bir engel teşkil ediyor.
Kürtçe tiyatro, bir kültürel direniş olarak varlığını sürdürebilmek için sürekli bir destek ve dayanışma gerektiriyor. Bu desteğin, sadece sanatçılardan değil, aynı zamanda seyircilerden, kültür-sanat çevrelerinden ve tüm toplumdan gelmesi gerektiğine inanıyoruz. Seyircilerimiz, bu sanatın bir parçası olmalı ve kültürel değerlerimize sahip çıkarak bizleri yalnız bırakmamalı. Aynı şekilde, kültür-sanat çevrelerinin de Kürtçe tiyatroya daha fazla alan açarak, bu sanatın gelişmesine katkıda bulunmaları kritik öneme sahip.
Sanatın sürdürülebilirliği, sadece ekonomik destekle değil, toplumsal bir bilinç ve anlayışla da sağlanır. Kültür-sanat politikalarının, Kürtçe tiyatro gibi direniş alanlarına daha fazla yer açması, bu sanatı yalnızca sanatseverlerle değil, geniş bir toplumsal kesimle buluşturmak adına büyük önem taşıyor. Sanatımızı sürdürebilmek bu yolu hep birlikte yürümeliyiz.
VAHA Programı hakkında
VAHA programı, Türkiye ve Avrupa’daki bağımsız kültür sanat mekânları ve kurumlarını desteklemek ve ulusötesi dayanışma ağı kurmak amacıyla 2020’de başladı. Program, Türkiye’nin çeşitli kentlerinden iki veya üç kültür sanat mekânı/ kurumunun biraraya gelerek oluşturduğu hub’ların hem yereldeki faaliyetlerini hem de ulusötesi ortaklıklar kurup geliştirmelerini desteklerken, bir yandan da kültür aktörleri ve sanatçıların profesyonel gelişimlerine katkıda bulunacak çeşitli olanaklar sunar. VAHA, Anadolu Kültür ve zusa girişimi olup, Stiftung Mercator ve European Cultural Foundation tarafından finanse edilmektedir.
Programa ve VAHA hub’larına dair daha detaylı bilgiye VAHA web sitesi üzerinden erişebilir, hub’ların çalışmaları ve etkinliklerini VAHA instagram sayfasından takip edebilirsiniz.