Körfez ülkelerinden Katar’ın başkenti Doha semalarında günlerdir yankılanan sirenler ve imha edilen İran füzeleri ve dronlarının parıltısı, ilk saldırılar henüz gerçekleşmeden yaklaşık üç hafta önce biten Mathaf: Arap Modern Sanat Müzesi’ndeki “We Refuse_d” sergisine retrospektif bir ışık tutuyor. İsrail ve ABD’nin İran’a karşı başlattığı, İran’ın bölgedeki ABD üslerini ve İsrail’i hedef alarak karşı koyduğu, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla dünya petrol piyasalarının sallandığı bu acayip günlerin dumanları arasından bu sergiye dönüp baktığımızda sanatçıların yalnızca geçmişteki mücadeleleri belgelemekle yetinmediğini görüyoruz. “Savaşı reddedenlerin reddedilebildiği” bir sanat ekosistemini ifşa eden bu serginin, şu an kendisi ateş altında kalan bir şehirde izleyicilerle buluşuyor veya buluşamıyor olmasındaki ironinin de altını çiziyoruz.
Katar’ın başkenti Doha’daki Mathaf: Arap Modern Sanat Müzesi’nin on beşinci kuruluş yıl dönümü, çağdaş Arap sanatı tarih-yazımı ve onun küresel dolaşımı için de ayrı bir dönemeci işaret ediyor. Bu yıldönümü vesilesiyle düzenlenen “Resolutions” sergisinde[1], kurum kendi tarihine dair bir arşiv kazısı gerçekleştirerek müzenin kuruluşundan bu yana gerçekleşen süreli sergiler ve koleksiyonun oluşum süreci, bir kurumsal hafıza vakası olarak inceleniyor. Müzenin bu geçmiş etkinliklerine dair paylaşılan belgeler ve fotoğraflar, bölgedeki hiper olarak addedilebilecek hızdaki modernizasyon sürecine dair baskın söylemleri kıran, bunu yaparken aynı zamanda kendi arşivini dekolonize eden bir pratik anlamına da geliyor.

Bu çerçevede, söz konusu bu yıl dönümü sergisiyle eş zamanlı olarak 31 Ekim 2025-8 Şubat 2026 tarihleri arasında gerçekleşen “We refuse_d” sergisi, Mathaf’ın sadece geçmişi arşivleyen bir kurum değil, aynı zamanda güncel siyasi gelişmelere de doğrudan angaje olan bir alan olabildiğini kanıtlıyor. Müzenin, küresel sanat piyasasının -kökleri oryantalizme dek sürülebilecek olan- egzotik veya turistik bir meta olarak kodlamaya çalıştığı Arap sanatını, böyle bir sergi aracılığıyla politik bir direnç ve var oluş alanı olarak tescillemesini, kurumun küresel dolaşımdaki ağırlığını değiştiren bir manevra olarak görebiliriz. Buna ek olarak, serginin son günlerinin ilk defa MENA coğrafyasında bir ülkede düzenlenen ve “Oluş” (Becoming) teması altında seksen dört uluslararası sanatçının eserlerine yer veren 2026 Art Basel Katar’a denk gelmesiyle bir sanat fuarının ticari odağını dengelediğini de ifade edebiliriz.
Nadia Radwan ve Vasıf Kortun küratörlüğünde 15 sanatçının (Jumana Manna, Barış Doğrusöz, Nour Shantout, Samia Halaby, Emily Jacir, Taysir Batniji, yasmine eid-sabbagh -Tabara Korka Ndiaye ve Ndeye Debo Seck ile birlikte-, Khalil Rabah, Oraib Toukan, DAAR -Sandi Hilal, Alessandro Petti-, Abdul Hay Mosallam Zarara, Majd Abdelhamid, Dima Srouji, Suha Shoman, ve Walid Raad -Pierre Huyghebaert ile birlikte-) eserleriyle yer aldığı “We Refuse_d” sergisi, Filistin sorunundaki tavırları nedeniyle küresel sanat ekosistemine yönelik sofistike bir politik ve epistemik müdahale olarak dikkat çekiyor. Söz konusu sergide sansür, kurumsal iptal kültürü ve baskın ama sözde evrensel bir ahlaki vizyondan sapan söylemlerin sistematik olarak dışlanmasıyla tanımlanan sanat gündemi içinde yaratıcı ve alternatif seslerin maruz kaldığı güvencesizlik iklimi gözler önüne seriliyor. 1936 ile 1991 yılları arasında doğan dört kuşağa mensup sanatçıların bir araya gelişleri, direniş stratejilerinin modernist tuvallerden spekülatif mimari tasarımlara, oradan da dijital alt üst oluşlara kadar zaman içinde her şeyin nasıl dönüştüğünün keşfine de olanak sağlıyor.

Mathaf, bu sergi aracılığıyla kendisini sanat yapma eyleminin bir meta üretme veya tarihin pasif bir tanığı olmaktan ziyade tarihin çeperine süpürülmeye çalışılan mağdurların söz söyleme haklarını geri kazandığı bir “reddetme alanı” olarak konumlandırdığını kayıtlara geçirmiş oldu. Her şeyden evvel serginin başlığı olan “We Refuse_d” ifadesi, direncin ikili modalitesini belirtmek için alt tire işaretini kullanmasıyla bir dilbilimsel kopuşu performe ediyor. Bir yandan, “Biz, Reddedilenler” anlamında dışlanmışlığın geçmiş zamanına, yani egemen kurumsal güçler tarafından reddedilme durumuna işaret ederken; diğer yandan “Biz Reddediyoruz” anlamında failliğin geniş zamanına atıfta bulunarak sessiz kalmayı reddeden sanatçıların benimsediği aktif ve kolektif bir reddetme duruşunun altını çiziyor. Bu semantik gerilim, müzenin özellikle Filistin’deki işgal ve savaş bağlamında Batı yönelimli kültürel ortamlarda yoğunlaşan dışlayıcı uygulamalara cevaben bir sığınak işlevi görmesiyle neticeleniyor. Sergi, kurumsal ret ile sanatsal özgürlük arasındaki çatışmada dışlanmış olma durumuyla (“refused”) muhalefet eylemi (“refusal”) denkleminde iki ucu birleştiren bir köprüye dönüşüyor.
“We Refuse_d” sergisinin kavramsal kökenlerinin geleneksel bir kurumsal ana planı takip etmeden, küratörler ve sanatçılar arasında aylarca süren diyaloglar yoluyla organik olarak ortaya çıktığını öğreniyoruz.[2] Küratörler Nadia Radwan ve Vasıf Kortun, iki temel tarihsel çıpaya dayanan bir anlatı kurgulamışlar: Hannah Arendt’in 1943 tarihli “Biz Mülteciler” (“We Refugees”) makalesi ve 19. yüzyıl Paris’indeki Salon des Refusés (Reddedilenler Salonu).

Arendt bu makalesinde mültecileri sadece acınası mağdurlar olarak görmekten ziyade onları Avrupa medeniyetinin ve ulus-devlet yapısının krizini önceden haber veren “tarihin öncüleri” olarak tanımlar.[3] Eğer bir halk, sadece öteki olduğu için dışlanıyor ve varlığı yok sayılıyorsa, bu durum modern dünyanın siyasi yapısının da çöktüğünü kanıtlar. Yahudi mültecilerin durumu, aslında tüm insanlığın gelecekte karşı karşıya kalabileceği bir dışlanma biçiminin de provası olarak bir ön-uyarı hükmündedir. Arendt’e göre mülteciler sorununda çözüm, onların asimile olup kimliklerini gizlemeleri değil, siyasi bir topluluğun parçası olarak eylemde bulunma ve söz söyleme haklarını yeniden kazanmalarıdır.
Buna paralel olarak Gustave Courbet ve Édouard Manet gibi sanatçıların Fransız Akademisi tarafından reddedilmesinin ardından eserlerini sergiledikleri 1863 tarihli Salon des Refusés, yerleşik kanonlara ve baskın estetik ideolojilere alternatif karşıt-söylem alanlarının inşa edilebileceğine dair sanat tarihsel bir örnek teşkil eder. Günümüzde markalaşmış mega-müzelerin politik güç ve kapitalist sermaye ile (suç) ortaklığına yönelik eleştirileri de akla getirir. Bu tarihsel ve felsefi referanslara atıfta bulunan küratörler, aynı zamanda reddetmeyi ve reddedilmeyi alternatif gelecekler hayal etmek için üretken bir alan olarak çerçevelemiş de olurlar. Bu noktada küratörlerin daha sonra “Reddedilenler Salonu”na yapılan vurgudan, serginin konvansiyonel Batı sanat tarihine eklemlenme riskine karşı vazgeçtiklerini eklemek gerekir.

Sergide yer alan 15 sanatçı içinde bilhassa 2015’ten beri Lübnan’da yerleşik olan Barış Doğrusöz’ün eserleri, geçtiğimiz günlerde başlayan İsrail-ABD-İran ve Körfez ülkeleri arasındaki askeri çatışmalar sonrasında ayrıca söz konusu edilmeyi hak ediyor. Çünkü Doğrusöz’ün pratiği, bir bölgenin askeri altyapılar ve araçlar yoluyla nasıl mekânsal olarak kodlandığına dair disiplinlerarası bir eleştiriyi beraberinde getiriyor. Bu kodlamaya fiilen günlerdir haber kanalları ve sosyal medyada askeri üsler, uçaklar, enerji rafinerileri vb. ekonomik-askeri komplekslerin temsilleri üzerinden şahit oluyoruz. “We Refuse_d” için sanatçı, 2018 tarihli INTERSTICES enstalasyonunu[4] Lübnan, Filistin ve Suriye’deki askeri-mimari eserlerden esinlenen yeni heykellerle genişletiyor. Enstalasyon, “pillbox” (makineli tüfek yuvası) formuna dayanan soyutlanmış heykellerden oluşuyor. Bu yapılar, manzara içinde yer aldığında geçilmesi mümkün olmayan ve neredeyse görünmez olacak şekilde tasarlandığından dan izleyiciler için bir erişim ve gözetleme hattı oluşturuyor. Doğrusöz, bu formları orijinal işlevlerinden arındırıp hafif ahşaptan yapılmış diyagramatik sivil nesneler olarak yeniden sunarak onları âdeta bir direniş envanterine dönüştürüyor. Çalışma, böylelikle şiddet ve savaş aparatlarının bellek ve eleştiri nesneleri olarak nasıl yeniden yorumlanabileceğine dair biçimsel bir çalışma işlevi de üstleniyor.
Küratörler, Avrupa’daki pek çok kurumun, ABD’dekilerinse hiçbirinin mevcut siyasi iklimde “We Refuse_d” gibi bir projeyi desteklemeyeceğini açıkça belirterek[5], küresel sanat dünyasında büyüyen bir ayrışmaya da işaret etmiş oluyorlar. Bununla birlikte serginin ikinci edisyonunun 7 Haziran 2026 tarihine kadar Antwerp, Belçika’daki çağdaş sanat müzesi M HKA’da izleyicilerle buluşacağını da belirtmek gerekiyor.[6] Mathaf ve Antwerp’teki M HKA arasındaki ortaklık, Doha’da dile getirilen bu “reddetme” halinin Avrupa’nın kalbine taşınmasını sağlıyor. Antwerp’in bahar sergisi sezonuna “Gazze İçin Göçebe Anıt”ın dahil edilmesi, Avrupalı izleyicileri Mathaf’taki serginin odağında yer alan temalarla doğrudan yüzleştirmeye çalışıyor.

“We Refuse_d”, nihayetinde felaket zamanlarında hayatta kalma ve sanat yapmanın gerekliliğini hatırlatan bir sergi olarak tarihe not düşüyor. Sergi, nakış, film, mimari ve soyutlamayı kapsayan; kuşaklararası pratikleri bir araya getirerek direnişin sanatsal kipini bir senfoni zenginliğinde görselleştiriyor ve izleyicinin sadece pasif bir şekilde kurbanlaştırılanları izlediği bir konumda kalmasını reddediyor. Bunun yerine izleyiciyi reddetmenin ve reddedilmenin de pekâlâ üretken bir aksiyon biçimine dönüştürebileceğini anladığı bir dayanışma alanına çağırıyor.
[1] https://mathaf.org.qa/en/calendar/resolutions-celebrating-15-years-of-mathaf
[2] http://www.thirdtext.org/atallah-we-refus_d
[3] Flohr, M. (2024). Beyond the nation state: Rereading Hannah Arendt’s “we refugees” eighty years later. New Political Science, 46(1), 6-20.
[4] https://www.barisdogrusoz.com/interstices
[5] https://qm.org.qa/en/stories/all-stories/we-refuse_d-curators-note


























