Connect with us

Ne arıyorsun?

Argonotlar

Söyleşi

Antakya unutulmasın diye…

Tuğçe Tezer’in 2013’ten bu yana yürüttüğü çalışmaların ürünü olan Antakya Yürünebilir Kent Tarihi Rehberi projesi bugün ayrı bir önem taşıyor. Yürünebilir Tarih turlarının ilki 12 Temmuz’da gerçekleşecek.

Maraş merkezli 6 Şubat depreminde en çok zarar gören kentlerden biri de Antakya’ydı. Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış kent, kültür varlıkları açısından da büyük bir yıkıma uğradı. Depremin ardından kente dair bu anlamda da çeşitli çalışmalar yapıldı ya da yapılıyor elbette ancak kent morfolojisi alanında uzman bir akademisyen ve şehir plancısı olan Tuğçe Tezer’in kentin önemli tarihi kültür varlıklarını bir kent rehberinde bir araya getirdiği Antakya Yürünebilir Kent Tarihi Rehberi projesi depremden çok daha önceye, 2013 yılına tarihleniyor. Tezer’in şu anda büyük bir kısmı yerinde olmayan bir kentin yapı tarihini kayıt altına almış olması da ayrı bir önem taşıyor. Tezer’in bu çalışmaya Antakya Yürünebilir Kent Tarihi Rehberi adını vermesinin nedeni, kenti keşfetme arzusunu yürüme eylemiyle bağdaştırması. Rehberde şehirde yer alan yapılar, yapı kartlarıyla tanıtılıyor; bu kartlarda yapıların eski ve şimdiki fotoğraflarına, tarihçelerine, tamir ve restorasyon tarihleri gibi detaylı bilgilere yer veriliyor. Tezer bu yapı kartlarıyla şehri tanımayanlar için çeşitli yürüme rotaları sunarken rehbere dair paylaşımlarını ise Instagram’daki Yürünebilir Tarih hesabından yapıyor.

Antakya Yürünebilir Kent Tarihi Rehberi yapı kartları.

Tuğçe Tezer’in Antakya ile 11 yıl öncesine uzanan ilişkisi ise yoğun ve zorlu. İlk olarak 2013 yılında, Antakya’nın meşhur biberli ekmeğini tadarak bağ kuruyor kentle. Bu tanışmadan 10 gün sonra da Antakya çalışmak üzere doktora başvurusunu yapıyor. Antakya Yürünebilir Kent Tarihi Rehberi projesi bu süreçte şekillenmeye başlıyor. Tezer projeyi 2021 yılında Salt Araştırma Fonu’ndan aldığı destekle tamamlıyor. Ardından, bahsi geçen yapı kartlarını mobil bir uygulamayla kullanıma açmayı ve rehberden hareketle çeşitli yürüme rotaları oluşturarak kentte turlar yapmayı düşünüyor. Bu planı hayata geçirmek için akademik araştırmalar sebebiyle bulunduğu Portekiz’den döneceği günü ise 6 Şubat 2023 olarak belirliyor. Ancak o 6 Şubat günü uçuşlar İstanbul’daki hava koşulları yüzünden iptal edilince, depremi Portekiz’de öğreniyor…

Tuğçe Tezer

Tezer, depremin ardından artık turları rehberin de parçası olan Antakya yapılarının; örneğin Affan Kahvesi’nin yeri, anlamı, tarihi unutulmasın diye yapacağını söylüyor. Senelerdir hayal ettiği Yürünebilir Tarih turlarının ilkini ise 12 Temmuz’da Evvel Temmuz Festivali kapsamında gerçekleştirecek.

Tuğçe Tezer’le Antakya ile kurduğu tutkulu ilişkinin izlerini sürerek Antakya Yürünebilir Kent Tarihi Rehberi’ni nasıl ortaya çıkardığını ve kentin kültürel mirasını koruma çabasını konuştuk.

Antakya Yürünebilir Kent Tarihi Rehberi’nin hikâyesi uzun. Antakya’ya dair böyle bir çalışma yapma fikri nasıl ortaya çıktı?

Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki lisans eğitimimden itibaren insan yerleşmelerinin evrimine ve yerleşmeler tarihine ilgi duyuyorum. Antakya’yla tanışmam biraz ilginç oldu. Antakya’nın biberli ekmeği meşhurdur. Yemeklerin kültürle ve dolayısıyla yerleşim yerinin tarihiyle ilgisi olduğunu düşünüyorum. Biberli ekmeği ilk kez tattıktan 10 gün sonra Antakya çalışmak üzere doktora başvurumu yaptım. Tezimin adı “Yerleşmeler Tarihi İçin Bir Çerçeve: Antakya Örneği”ydi. Antakya tarih boyunca çok fazla teritoryal ilişkinin ve akışın olduğu bir yer olmuş; insanlar, ekonomik ilişkiler ve ham madde hep Antakya üzerinden hareket etmiş. Bu nedenle kentsel morfolojinin yanında kentsel morfolojinin temel yaklaşımlarından biri olan tarihsel coğrafya metodunu da Antakya’yı anlamak için kullandım. 19. yüzyıldan 2019’a kadar detaylı bir inceleme yapmaya çalıştım. Tez bittiğinde Antakya ile çok hemhâl olmuş durumdaydım. Çünkü tez bahanesiyle yılın bir buçuk ayını Antakya’da geçiriyordum.

Bu süreçte Antakya ile ilgili keşfettiğim her şey beni çok heyecanlandırdı, diyebilirim ki diğer bütün şehirlere ilgimi kaybettim. Tezin ardından gelen pandemi süreci kendi adıma bu yüzden de çok sıkıntılı geçti. Tam da o günlerde Salt Araştırma Fonu’nu gördüm. Salt’a 2020’nin sonlarında başvurdum ve Antakya Yürünebilir Kent Tarihi Rehberi projesinin son sunumunu 2021 Aralık’ta tamamladım. Ocak 2022’de ise Porto Üniversitesi’ne Antakya’nın 1910-1960 yılları arasındaki dönemini çalışmaya gittim. Porto’dan döndükten sonra Yürünebilir Tarih Rehberi’ni kenti merak edenlere turlar düzenleyerek anlatmak istiyordum. Bu turlara Nisan 2023’te başlamak niyetindeydim. 6 Şubat benim Türkiye’ye dönüş günümdü ama İstanbul’da kar fırtınası olduğu için uçuşlar bir gün ertelenmişti. Portekiz’de kira sürem dolduğu ve evimi boşalttığım için üst kat komşularım Isabelle ve Hugo’nun evindeydim. O gece Portekiz televizyonunda ilk defa Türkçe sesler duydum. Çok garip bir andı, zaten o günden sonra da hayatlarımız çok garip bir hal aldı.

Cumhuriyet Meydanı

Antakya Yürünebilir Kent Tarihi Rehberi çeşitli dönemlerde yapılmış yapıları tanıtan yapı kartlarından oluşuyor. Antakya’nın kültürel miras statüsünde olan yapılarını referans alan rehber, mimari açıdan ve kentin tarihi özelinde birçok bilgi sunuyor. Tüm bunlarla beraber kenti belli rotalar üzerinden yürüyerek keşfetme fikrine vurgu yapıyorsunuz çalışmada. Yürüyerek kenti keşfetmenin karşılığı nedir sizin için?

Yürümeyi çok seviyorum, ayrıca yürümek beraberinde bir sürü aktiviteye imkân veren bir eylem. Yürürken etrafa bakar, düşünür, konuşur, müzik dinleriz mesela. Antakya’yla ilgili de hep “İnsanlar nasıl bu kadar güzel bir yerde etraflarına bakmadan geçip gidebilirler” diye düşünüyordum. Mesela Antakya’ya beraber gittiğim arkadaşlarım Kurtuluş Caddesi’ni çok eskimiş bulurlardı. Bir yürüyüş sırasında ilk defa onların gözünden bakmaya çalıştığımda kendimi 19. yüzyılda hissederek yürüdüğümü fark ettim. O eski yapıları görmeye çalışarak, alttaki sütunlu caddeyi, tarihi hissetmeye, hayal etmeye çabalayarak yürüyordum. Bu yapıları bir rehberde bir araya getirmek üzerine düşünmeye başladım. Örneğin Hatay Meclis Binası; insanlar bu yapının geçmişini ve kimliğini öğrense, onunla bir kişiyle tanışır gibi tanışsa nasıl olurdu? Herkes bu gibi yapılara dair bilgide eşitlense, kolektif bir koruma hâli kendiliğinden gelişir diye düşündüm.

Ayrıca bu yapılar üzerinden süreklilikleri ve kopuşları da incelemek istemiştim. Orada hatıra sürüyor ama bazı alanlarda ne yapı ne işlev yerinde. Mesela Antakya’da bazı yapılar sapasağlamken, işlevlerinin defalarca değiştirildiğini gördüm. Örneğin Valilik Binası Mısırlı İbrahim Paşa’nın sarayı olarak yapılıyor, sonra Emniyet Müdürlüğü olarak kullanılıyor, daha sonra ise Bağımsız Hatay Devleti’nin meclis toplantılarının yapıldığı bina oluyor. Yapısal süreklilikleri ve kopuşları bir yapı üzerinden takip etmek müthiş heyecan verici. Yapılara eklentiler yapılıyor, restorasyon çalışmaları oluyor, sonra o eklentiler belli bir süre sonra yapıyı koruma anlayışı değişince temizleniyor, kaldırılıyor… Sadece yürürken bile buna benzer birçok değişimi gözlemleyebiliyorsunuz.

Antakya Meclis Binası

Çok katmanlılık, Antakya’da belirgin bir özellik. Kurtuluş Caddesi’ne askeri kışla tarafından girip yürüdüğümüzde o caddede gördüğümüz bazı yapılar bizi Fransız dönemine götürüyor, bazı yapılar ise Osmanlı ya da erken Cumhuriyet dönemine. Habib-i Neccar Camii’ne baktığımızda orada bir kilisenin, altında da bir pagan tapınağının olduğunu biliyoruz. Zaten Kurtuluş Caddesi (Roma dönemindeki adıyla Herod Caddesi) dünyanın meşalelerle aydınlatılan ilk caddesi. Yerin 11 metre altında ise sütunlu bir Roma Caddesi var. Bazı yapılar bizi tarihin içinde alt katmanlara götürebilir. Bir gün, Antakya’nın Osmanlı dönemini yürümek veya Affan Kahvesi’nden başlayarak erken Cumhuriyet dönemini keşfetmek isteyebilirsiniz. Bu ve benzeri düşünceler beni çok heyecanlandırmıştı. Bir yandan mobil bir uygulama yapmanın yollarını araştırıyordum. Bir yandan da Nisan 2023 itibariyle her ay bir “Yürünebilir Tarih Turu” yapmayı hedefliyordum. Mobil uygulamada da yapı kartlarını birleştirmek istiyordum. Hangi yapının önündeyseniz, navigasyon o mekânla yapı kartını eşleştirip size anlatacaktı. “Tasarladığım uygulamayı görme ve yürüme engelli insanlar nasıl kullanabilir” diye de düşünüyordum. Artık turları rehberin de parçası olan Antakya yapılarının; örneğin Affan Kahvesi’nin yeri, anlamı, tarihi unutulmasın diye yapacağız. Bu turu hem Antakya’ya gitmek isteyenlerle hem de orada yaşayanlarla yapmak arzusundayım. Bu yapılarla ilgili anılarını herkes anlatabilsin istiyorum. Yürünebilir Tarih turlarının ilkini 12 Temmuz’da Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali kapsamında gerçekleştireceğim. Katılmak isteyen herkes davetli. Festival kapsamında ayrıca 13 Temmuz’da “Depremden Sonra Antakya Kent Hafızası” başlıklı bir de atölye düzenliyoruz.

Rehberi oluştururken şehrin çeşitli yıllarda çizilmiş haritalarından ilk fotoğraflarına kadar çeşitli kaynaklara başvurmuşsunuz. Bu kaynaklara, referanslara ulaşmak zor oldu mu? Hangi kurumlardan destek aldınız?

Şehrin Fransız yönetimi altında olduğu dönemde çizilmiş 18 parçadan oluşan Fransız Kadastral Haritası, Hatay Büyükşehir Belediyesi’nin arşivinde vardı. Birkaç gün üst üste belediyeye gittikten sonra, benimle hem taranmış olarak 18 parçalı Fransız Kadastral Haritası’nı hem de 1906’dan 1930’lara kadar çekilmiş olan Antakya fotoğraflarını paylaştılar.

Bu haritalar farklı ölçeklerde çok detaylı haritalardı. Dönemi dolayısıyla Fransız Kadastral Haritaları diyoruz, fakat içerikleri bugün bildiğimiz anlamıyla kadastral harita olmanın çok ötesinde. Haritalardan farklı ağaç türlerini tespit etmek bile mümkün. İşlevler çok detaylı yazılmış. (Antakya üzerine çalışmak, kendi başına bir okul gibi oldu. Sadece haritaları okuyabilmek için iki kur Osmanlıca, iki kur da Fransızca dersi aldım) Haritalar farklı bir haritalama tekniği ile çizildiği için kuzey yönünün doğrulanması, rotasyonunun yapılması gerekiyordu. Haritaları birleştirip koordinatlarına yerleştirmeye çalıştım ve böylece kullanılabilir hale geldi. Tez döneminde de araştırma yaparken arşivde Hatay-Halep ölçeğinde bölgesel haritalar, Antakya kent merkezinin bütününü ele alan haritalar buldum. Haritaların rotasyonunu da yaptıktan sonra rehberi hazırladığım dönemi, yani 2021 yılını esas alarak geçmiş ve bugünü karşılaştırmalı olarak değerlendirmeye çalıştım.

Princeton Üniversitesi’nin 1932-1939 tarihleri arasında gerçekleştirdiği Antakya kazılarından fotoğraf

Akademik bir çalışma yerine daha görsel ve paylaşılabilir yapı kartlarını neden tercih ettiniz?

Pratiğe dönüşmeyen akademik bilgiden pek hoşlanmıyorum. Gündelik hayatta kullanamadığımız, ilişkilenemediğimiz akademik bilgiyi yeterince işlevli bulmuyorum. Yapı kartları olarak adlandırdığım o kartlarda yer alan, ayrıca rehberi hazırlarken bulduğum bütün verileri sosyal medyada da paylaşıyorum. Fotoğraflardan haritalara kadar her şeyi araştırmacılarla ve yerel halkla paylaşmayı tercih ediyorum; özellikle Antakya’da gittiğim seminer ve konferanslarda da talep edenlere bu kaynakları iletiyorum. Benim ulaşmak için bir buçuk iki sene harcadığım kaynaklara başka araştırmacıların da zaman harcamasına gerek yok. Çünkü akademik çalışmaların, daha önce yapılmış çalışmaların üstüne eklenerek gelişebileceğine inanıyorum.

Antakya Yürünebilir Kent Tarihi Rehberi projesi için kullanılan kaynaklardan bir seçki

Rehber bir yandan da kentin kültürel miras varlıklarının çekilmiş son fotoğrafı gibi. Bu yapıların depremden sonraki durumu için neler söylersiniz?

Ben depremden sonra birçok platformda farklı mesafelerde ve kültürel mirasla ilgili bazı toplantılarda bulundum. Onların içinde aynı zamanda bir parçası olduğum Antakya Kentsel Sit Girişimi’ni çok önemsiyorum. Özellikle enkaz kaldırma çalışmaları sırasında toplum adına izleme ve denetleme rolü üstlenmiş olmaları çok önemliydi. Sahada ise daha farklı şeyler yaşanıyor. 6306 sayılı yasa kapsamında Antakya’nın tarihi merkezi, yani somut kültürel mirasın büyük bir kısmının olduğu alan, riskli alan ilan edildi ve geçen yıl temmuz ayında başlayan Koruma Amaçlı İmar Planı Revizyonu çalışması haziran ayı itibariyle tamamlandı. Bu süreçte, enkaz kaldırma çalışmaları için görevlendirilen Afet Bölgesi Kazı Başkanlığı, hızı ve tekniğiyle eleştirilen bir enkaz kaldırma sürecine girdi. Bu sürecin Antakya’yı seven herkes için zor bir süreç olduğunu söyleyebilirim. 2023 Kasım’da Antakya’ya gittiğimde, yürütülen enkaz kaldırma çalışmalarının sonucunda kentte çok büyük boşluklar gördüm. Gördüğüm bu tablo da Yürünebilir Tarih Turu’nu gerçekleştirme kararımı kesinleştirmişti. Bence başka türlü kolektif kent belleğini tutma imkânı yok. Bir yere bağlılığın en önemli dinamiklerinden birinin fiziksel mekân olduğunu düşünüyorum. Fiziksel mekân, kentin bütün anılarını yüklenmiş yer demek ve Antakya’da da bu fiziksel mekânı tekrar onarılana kadar en iyi haliyle aklımızda tutmamız gerekiyor.

İnsanların projeye tepkileri nasıl oldu? Projenin başında Yürünebilir Kent Tarihi Rehberi’ni başka kentler için de yapmayı istediğinizi söylemişsiniz, bunu gerçekleştirmeyi hâlâ düşünüyor musunuz?

Yapı kartlarını Yürünebilir Tarih adı altında Instagram hesabından paylaşıyorum. Bu kartların arka planları farklı renklerde ve her renk farklı bir dönemi temsil ediyor. Sosyal medyadan bazı yapıları paylaşıp rota önerileri de yapıyorum. Yerelden bazı insanlar paylaşımlarımla ilgili düzeltme notu yazıyorlar, bu çok hoşuma gidiyor. Bu bilgileri rehbere ekleyip yeniden paylaşıyorum.

Başka şehirler hususuna gelirsek, tezden sonra Antakya’dan uzaklaşmayı pek istemedim. Deprem olmasaydı geçen sene nisan ayında turlara başlayacaktım. Antakya’yı gezenler rehberin uygulamasını kullanabilecekti. Tüm bu çalışmaları tamamladıktan sonra, başka şehirler için de bu çalışmayı yapacaktım. Aklımda bu çalışmaları yapmak istediğim birkaç şehir vardı. İçinden nehir geçen şehirler özellikle ilgimi çekiyor. Dersim, Amasya, Eskişehir, Foça… Ama şimdilik böyle belirsiz bir süreçte, uzunca bir süre Antakya dışında başka hiçbir yerle ilgili çalışmayı düşünmüyorum.


Yürünebilir Tarih turlarının ilki 12 Temmuz 2024 Cuma günü saat 18:00-20:00 arasında, Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali çerçevesinde gerçekleştirilecek. Etkinliğe, ilgi duyan ve vakti olan herkes davetli.

İlginizi Çekebilir

Söyleşi

Rezzan Gümgüm’le 2019 yılında Ankara’da gerçekleştirdiği uzun süreli performansın kayıtlarını video, fotoğraf ve mekâna özgü yerleştirmelerle bir araya getiren sergisini konuştuk.

Eleştiri

Leman Sevda Darıcıoğlu, Elif Saydam ve Ndayé Kouagou'yu bir araya getiren “Filizlendiğimiz Bir Çatlak” sergisi mekânlardaki ilişki sistemlerinin sınırlarını ve imkânlarını gözler önüne seriyor.

Eleştiri

Johanna Gustafsson Fürst ve Dilek Winchester’ın dans, tipografi, heykel, şiir gibi farklı mecralarda ürettikleri eserleri Arter'de GLOSSOLALALA sergisinde bir araya geliyor.

Eleştiri

Bu yazı, “Dön-Dün Bak: Türkiye’de Trans Hareketinin Tarihi” sergisini Benjamin’le ilişkilendirerek geçmişin devrimciliği, hafıza, direniş, nostalji/anti-nostalji gibi temalar altında analiz etme amacı taşıyordu. Ancak...