Connect with us

Ne arıyorsun?

Argonotlar

Gündem

Cesarete yeniden davet: Dördüncü yılında 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı

2023 Avrupa Yılın En İyi Müzesi (EMYA) Kenneth Hudson – Kurumsal Cesaret ve Doğruluk ödülü alan “23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı”nı sundukları ve hissettirdikleriyle dördüncü yılında yeniden gözlemledik.

“23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı”ndan görüntü

19 Ocak 2007 tarihinde haber merkezleri “Gazeteci Hrant Dink öldürüldü” haberini geçtiğinde bir kuşağın hafızasından hiç silinmeyecek o elim görüntü, bir utanç vesikası olarak zihinlerdeki yerini alıyordu. Kendi kurduğu Agos gazetesinin önünde gazeteyle örtülmüş yerde yatan bedeninin hafızalara kazındığı o kış gününde, fiziksel hayatından ve sevenlerinden koparıldı belki ama cesaretiyle, mücadelesi ve insanlığıyla sonsuzluğa taşındı. Bugün Hrant Dink’in önünde katledildiği bina olan Sebat Apartmanı’nın birinci katı “23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı” olarak hizmet veriyor. 23 Nisan 2019 yılında ön açılışını yaptıktan sonra 17 Haziran 2019’da ziyarete açılan bu kalıcı müze mekânı, geçtiğimiz mayıs ayında 2023 Avrupa Yılın En İyi Müzesi (EMYA) ödül töreninde Kenneth Hudson – Kurumsal Cesaret ve Doğruluk ödülünü aldı. Hrant Dink’in yaşamı ve üretimlerinin yanı sıra Türkiye’nin yakın tarihine bir tanıklık sunan mekân, aynı zamanda Türkiye’nin azınlık politikasını anlamak ve Hrant Dink’i yakından tanımak için de bir panorama vadediyor. European Museum Forum tarafından verilen ödülün yeniden gündeme getirdiği “23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı”nı hatırlattıkları, hissettirdikleri ve düşündürttükleriyle yeniden gözlemledik.

Binaya adımınızı attığınız anda adından da anlaşılacağı üzere bir hafıza mekânı olduğu hissiyle çok katmanlı bir hafızası olduğunu anlıyorsunuz. İstanbul Osmanbey’de, Halaskargazi Caddesi üzerinde bulunan Sebat Apartmanı, 1920’lerin ortasında Mimar Rafael Alguadiş tarafından tasarlanıp inşa edilmiş bir yapı. Mimar Rafel Alguadiş, aynı zamanda Şişli ve Nişantaşı’nda bulunan birçok yapının da mimarı ama en çok hafızada kalan eseri eski adıyla Melek sonraki adıyla Emek Sineması. Binaya girerken benzer bir üslubun bu yapıda da olduğunu görüyoruz. Yüz yıllık geçmişe sahip binayı adımlarken yapı; Türkiye’nin azınlık politikasını, yakın Türkiye tarihini ve binanın son misafiri olan Agos gazetesini gözlemleyebileceğiniz bir platform sunuyor. Agos gazetesinin ve Hrant Dink’in bu binaya girişi 1999 yılında oluyor. Burası uzun yıllar Cumhuriyet Dönemi’nin Türkçe-Ermenice olarak yayımlanan ilk gazetesi olan ve ismi Ermenice “tohum atmak veya fidan dikmek için açılan oyuk” anlamına gelen Agos gazetesinin ofisi olarak kullanılıyor. Hafıza mekânına ilk girişte bizi dijital iki ekran karşılıyor. İki ekranda da Agos’un dijital arşivini bulabiliyorsunuz. 1996-2007 aralığında olan bu arşivi tarih-gün ya da bir kelime seçerek kullanabiliyorsunuz. Ofisin hatıralardan kalmış izlerini gözler önüne getirirken Hafıza Mekânı Program Koordinatörü Nayat Karaköse ve Ziyaretçi Programları Koordinatörü Aslı Yolcu Sağlam karşılıyor bizi. Pazartesi hariç her gün ücret ödemeden gezdiğiniz bu mekânı gezerken hem bize eşlik ediyorlar hem de ayrıntıları konuşabiliyorsunuz.

Sebat Apartmanındaki video projeksiyon, Fotoğraf: Hrant Dink Vakfı

“Dünyanın farklı bölgelerindeki hafıza mekânlarını ve müzelerini gezdikten sonra kendimize bir yol haritası belirledik.” diyor Karaköse. “Güney Afrika’sından Güney Amerika’ya kadar yüze yakın uzmanla bire bir görüşmeler yaptık. Onları Türkiye’ye davet ettik. Bu odada toplanıp birlikte neler yapılabileceğinin üzerine düşündük. Fikir alışverişinde bulunduğumuz başka bir danışma kurulu oldu. Onun haricinde buraya ziyaretçi olarak gelen insanlara burada neleri görmek isterdiniz diye fikirlerini aldık,” diye sözlerini sürdürüyor. 

Hafıza mekânları etkileşimli ve soru sorduran yerler, onun için mekânda etkileşimli bölümler bulunuyor. Ziyaretçilerin en çok kullandığı alanlardan birinin ziyaretçi kartları bölümü olduğunu öğreniyoruz. Bu bölümde, ziyaretçiler duygu ve düşüncelerini dile getiriyor. Farklı dillerle yazılan ve farklı fikirler içeren notlar daha sonra toplanıp sosyal medyada kullanılıyor ve ardından arşive ekleniyor. Bu mekân aynı zamanda çoklu etkinliklerin yapıldığı bir alan olarak da kullanılıyor.

Ziyaretçi kartları bölümü ve Agos arşivi, Fotoğraf: Hrant Dink Vakfı

Mekâna adını veren makale: “23,5 Nisan”

Aynı odanın bir diğer köşesinde Hrant Dink’in makaleleriyle karşılaşıyorsunuz. Mekânın adı Hrant Dink’in 1996 yılında yazdığı “23,5 Nisan” başlıklı bir makaleden geliyor. Bu yazıda Dink iki tarih arasında kalmanın bir metaforu olarak 23 Nisan Çocuk Bayramı ile 24 Nisan 1915 tarihini sentezliyor. Bu iki tarih arasında kalıp “23,5 Nisan” adında yeni bir gün icat ederek “Madem bu bir çocuk bayramı öyleyse Ermeni çocuklarını da buna dahil edelim ve bahar bütün seneye uzasın, böylelikle barış da kendiliğinden gelecektir,” diyor.

“Amacımız buradan bir ağlama duvarı gibi çıkılsın değil, aksine ilham alınsın”

Konuşmalarımız sırasında “Bizim amacımız ziyaretçiler gelince buradan bir ağlama duvarı gibi çıksın değil aksine ilham alsın,” diyor Karaköse ve hafıza mekânında yaşadığı ilginç bir anektodu paylaşıyor:

“On beş yaşındaki bir kız çocuğu gelmişti halasıyla birlikte. Ermenilerden ve Hrant Dink’ten habersizdi. Ne kadar vakit harcar diye merak edip baktım, iki saat vakit geçirdi. Çıkarken çok etkileyici olmuş dedi ve çıktı. Beş dakika sonra kapıyı çaldı. ‘Bir şey mi unuttunuz?’ dedim. ‘Üzerinde Hepimiz Hrant Dink’iz yazan yuvarlak dövizlerden birini alabilir miyim, eve onunla yürümek istiyorum,’ dedi. O iki saat boyunca bir şey yapma ve eve öyle dönme ihtiyacı duydu. Bizim yapmayı istediğimiz şey tam da bu.”

Birinci ağızdan Hrant Dink’i dinlemek

Hafıza mekânın dikkat çeken interaktif alanlarından birisi de belirli butonlarla Hafıza mekânının dikkat çeken interaktif alanlarından birisi de belirli butonlara basıldığında her soruyu Hrant Dink’in cevapladığı bölüm. Mekândaki ana anlatıcının Hrant Dink olduğu bu bölüm Hrant Dink’i çok tanımayanlar için bir fırsat çünkü birinci ağızdan dinlemiş oluyorlar. Ziyaretçilere sorular sordurarak ilerleyen video içerik, mekânın ilgi çeken noktalarından.

Ziyaretçilerin en çok şaşırdığı şeylerden birinin Hrant Dink’in adını Türkçeleştirmek zorunda kalması olduğunu öğreniyoruz. Birçok insan halen erkek çocuklarını askerde başına bir şey gelmesin diye resmi nüfusuna Türkçe bir isimle kaydediyor. Bugün Kapalıçarşı’da birçok Ermeni’nin kartvizitinin Türkçe isimle basılı olmasının nedeni de bu. Ticaret yaptıkları insanlar onların Ermeni olduklarını bilmiyorlar. Aynı şey Hrant Dink’in de başına gelmiş. Bununla ilgili olarak Hrant Dink’in pasaportu da sergileniyor ve pasaporttaki adı: Fırat. Kırk sekiz yaşına kadar çeşitli nedenlerle Hrant Dink’e pasaport verilmemiş, hayatını kaybetmeden altı yıl önce almış ilk pasaportunu. Dink’in pasaport başvurusunun her seferinde gerekçesiz bir şekilde reddedildiğini öğreniyoruz.

Teneke bir barakanın içinde ağladığı duyulmasın diye…

“Tırttava” ismi verilen bölüm, Hrant Dink’in askerlik yaparken başına gelen bir hikâyesinden ilhamla tasarlanan bir oda. Dink, 1986’da Denizli’de askerlik yaparken evli ve çocuğu olan bir yetişkin. Askerlikte bir ayrımcılığa uğruyor. Yemin töreninde bölükteki diğer arkadaşları rütbe alırken kendisi aynı rütbede kalıyor ve birtakım ağır işlere maruz bırakılıyor. Yemin töreninden sonra kışlada teneke bir baraka buluyor. İçine girip ağlıyor ve ağladığı duyulmasın diye elini tenekeye sürüp ses çıkartıyor. Burası ziyaretçilerin gelip diledikleri gibi dertlerini dökebilecekleri, kendi hikâyelerini, görüntü kaydı yaparak ya da yazarak dile getirebilecekleri bir paylaşım alanı sunuyor.

Tırttava bölümü, Fotoğraf: Hrant Dink Vakfı

“Bütün gece İstiklal Marşı okuyunca Türkleşmiş mi olduk?”

Hemen yanındaki bir başka alanda ise küçücük bir tuvalet göze çarpıyor. Mekânın normal tuvaletiyken değiştirilmiş bir alan burası. Bu enstalasyon 12 Eylül askeri darbesinde gözaltına alınan Hrant Dink’in bir hikâyesinden yola çıkarak tasarlanmış. Hrant Dink gözaltı sırasında o ve onun gibi başka Ermenilere gece boyunca sürekli İstiklal Marşı okutulduğundan bahsediyor. Aradan zaman geçtikten sonra bir konuşmasında da: “Bunun amacı neydi, bütün gece İstiklal Marşı okuyunca Türkleşmiş mi olduk?” diye soruyor. Burası Hrant Dink’in askerlik yaparken gözaltına alındığı sürede kaldığı tuvalete benzer boyutlarda.

Agos’un kuruluş hikâyesi ve gelişimini görebiliyorsunuz

Hafıza mekânında Agos gazetesinin matbu arşivinin olduğu bir bölüm de bulunuyor. Konuyla ilgili araştırma yapmak isteyenlerin gelip çalışabilecekleri bir bölüm bu. Agos‘u daha önce ziyaret eden ünlü simaların ve Hrant Dink’in seyahatlerinden fotoğraflar bulunuyor. Ayrıca açılış zamanı boş olan duvarlar, Agos’un çizerleri tarafından performatif bir şekilde doldurulmuş. Burada dikkat çeken noktalardan birisi ise ‘akrabamı arıyorum’ ilanları. Agos’un en önemli misyonlarından birisi Ermenileri kayıp arkadaşları ve akrabalarıyla buluşturmak. Ücretsiz olarak bu ilanlara başlıyorlar ve izini kaybettiğiniz bir akrabanız varsa ki halen devam ediyor bu uygulama.

Hrant Dink’in çocukluğunun geçtiği ve Rakel ile tanıştığı yer: Kamp Armen

Hrant Dink, beş yaşında İstanbul’a geldikten sonra yedi yaşından itibaren Kamp Armen adıyla bilinen bir yetimhanede büyüyor. Gedikpaşa Protestan Kilisesi’ne bağlı bu yapının hikâyesi ise 1960’lı yıllarda Anadolu’daki yoksul ve yetim Ermeni çocukları İstanbul’a getirip kilisenin alt katında bir yatakhaneye yerleştirilmesiyle başlıyor. Çocuk sayısı gittikçe artınca yazlık bir kamp satın alalım fikri ortaya çıkıyor. Biraz destek bulduktan sonra ise Tuzla’daki bir araziyi satın alıyorlar. Hrant Dink’in de çocukluk anılarında önemli yer kaplayan bu mekânda ilk yaptıkları iş ağaç dikmek oluyor. Hrant Dink’in bahçe işlerine ilgisi Kamp Armen’de büyümenin de bir neticesi olarak yorumlanıyor. Kampın bir diğer önemi ise Hrant Dink’in eşi Rakel Dink ile tanıştığı yerin burası olması. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Kamp Armen’e el konuluyor. “Atlantis Uygarlığı” adı verilen hafıza mekanının bu bölümünde Hrant Dink’in çocukluğunun geçtiği Kamp Armen’in yapılış sürecinden başlayıp nasıl geliştiğini gösteren birçok doneye rastlayabiliyorsunuz. Kamp Armen’in daha sonraki akıbeti ise şöyle oluyor; 2015 yılında arazisindeki binaya yıkım kararı alınıyor ve buna karşı gösterilen direnişin sonunda devlet bu araziyi Gedikpaşa Kilisesi Vakfı’na geri veriyor.

Hrant Dink’in çalışma odası son bıraktığı haliyle duruyor

Mekânın en can alıcı bölümlerden birisi ise Hrant Dink’in çalışma odası. Tüyleriniz diken diken olarak girdiğiniz odada Hrant Dink ile duygusal bağı olan birinin etkilenmemesi mümkün değil. Çünkü Dink’in ölümünden sonra hiçbir obje değişmeden yerli yerinde duruyor. Olduğu gibi korunmuş çalışma masası, duvardaki resimler, bilgisayar koltuğunu görünce 19 Ocak 2007 tarihinin bu odada donduğunu hissediyorsunuz. Birçok ziyaretçi için de çok özel deneyim sunan odada Hrant Dink’i eski video görüntülerinden dinleyip onun kürasyonunu ve koleksiyonunu ait resimleri görebiliyorsunuz. Oda içerisinde çok fazla obje, fotoğraf ve portrenin yanı sıra Ermeni kültürü ve tarihini yansıtan birçok unsur da dikkat çekiyor.

Hrant Dink’in çalışma odası, Fotoğraf: Hrant Dink Vakfı

Oyuklarda ‘tamata’lar ve acılardan pırlanta yaratmak: Tuz ve Işık

Eskiden Agos’un arşivi olarak kullanılan küçük bölmede sanatçı Sarkis’in bir yerleştirmesi bulunuyor. Orası boşaltıldıktan sonra Sarkis’e gösterildiğinde boya yapılması beklenen duvarlara kesinlikle dokundurtmuyor ve orada katman katman bir yaşanmışlık olduğunu belirtiyor. Duvardaki çatlakları fark edince de Hrant Dink’in vizyonu acılardan pırlanta yazmak üzerine kurulu olduğu için Japonların kırık vazoları gümüşle onarma tekniğini uyguluyor ve Japonya’dan gümüş tozu getirerek dolduruyor. Böylelikle ışık yaradan sızar metaforunu yansıtıyor. Konuyla ilgili bir diğer ayrıntı ise Ortodoks geleneğinde yaygın olarak kullanılan ve dua yerine geçen tamata’lar (eski adaklar), Hrant Dink hayatını kaybettikten sonra çekmecesinde bulunuyor. Sarkis ise bu ‘tamata’ları iyiliği çoğaltma adına gelen ziyaretçiler assınlar düşüncesi ile duvarda kullanıma açıyor. “Tuz ve Işık” adı verilen bu odada Sarkis’in 2015 yılında Rakel Dink’e hediye ettiği 18. yüzyıldan kalma Ermenice harflerle yazılmış bir dua rulosu da göze çarpıyor. Ayrıca Kamp Armen binasının şeklini yansıtan bir tasarım da mevcut. Bu odanın isim hikâyesi ise Rakel Dink ve Sarkis tarafından birlikte düşünülüyor. Tuz kelimesi, İncil’den referansla insanın tuzdan yaratıldığı ve çürümeyi önlemesi yönüne vurgu yaparken ışık ise geleceğe dair umudu simgeliyor. “Acılardan pırlanta yaratma” metaforunu esas alan “Tuz ve Işık” yerleştirmesi çok yalın ve etkileyici bir alan yaratırken görkemli bir sadelik sunduğunu söyleyebiliriz.

Sarkis’in “Tuz ve Işık” odası, Fotoğaf: Hrant Dink Vakfı

Hafıza Mekânın Etkinlikleri

“23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı” aynı zamanda birçok etkinliğin yapılabildiği bir yer. Mekânda hangi etkinliklerin yapıldığını Ziyaretçi Programları Koordinatörü Aslı Yolcu Sağlam şöyle anlatıyor: “Burayla ilgili öğrenme programları aktifleştirmeye çalışıyoruz. Halihazırda devam eden rehberli turlarımız var. Çevrimiçi versiyonları da bulunuyor. Hrant Dink’in çalışma odasında Ermeni tarihi ve kültürüne bakış diye bir atölye yapıyoruz. Hem fiziksel hem çevrimiçi. Çevrimiçi versiyonunda bu odanın üç boyutlu bir sanal turu var. Onun yanı sıra “Demokrasi Şehrinde” adı verilen çocuklara yönelik bir oyun var. Çocukların aslında kendi demokratik şehirlerini kurdukları bir rol oyunu. Bu mekâna gelip oynayabiliyorlar ya da biz okullara gidip oynayabiliyoruz. Çocukların 3,5 saat boyunca adapte oldukları adalet, eşitlik, eğitim sistemi gibi konularda eleştirel kabiliyetlerini geliştirebildikleri bir oyun bu. Onun dışında hak temelli farklı atölyeler geliştiriliyor. Vakfın halihazırda devam eden kapsayıcı dil eğitimleri de var. Hepsinin buraya entegre bir biçimde devam ettiği daha çok öğrenci gruplarını hedefleyen bir öğrenme alanı burası.”

“Ödül alacağımızı o anda öğrendik”

European Museum Forum’un verdiği Kenneth Hudson – Kurumsal Cesaret ve Doğruluk ödülü için ise Nayat Karaköse duygularını şu şekilde paylaşıyor: “Bizim için çok özel bir deneyim oldu. Adaydık ama öncesinde bilmiyorduk, ödül alacağımızı gerçekten o anda öğrendik. Çok ilgi gördü bizim ödül almamız çünkü European Museum Forum tarafından düzenlenen ve yıllar boyunca verilen prestijli bir ödül bu. Ödül komitesi adayları gezdikten sonra en iyi müze dahil olmak üzere cesaret ödülü, angajman ödülü gibi temel kategorileri var. Bu yılın mayıs ayında biz de ödülü almış olduk. Çok prestijli bir ödül ve Avrupa’da bu alanda verilen başka bir ödül yok. Çok da anlamlı bir ödül oldu çünkü adı ‘cesaret’. Çünkü burası aslında cesaret etmeye bir davet. Aynı zamanda hakikati keşfetmeye de bir davet.”

Sonuç itibariyle “23,5 Hrant Dink Hafıza Mekanı” Hrant Dink’in vurulduğu gün kalbi titreyenler ve yarım kalan hikâyesini onun bıraktığı yerden devam ettirmek isteyenler için bir yeniden tanıklık. Onu hiç tanımayanlar için ise bir farkındalık alanı. Koridorlarında ve odalarında gezerken onun izlerini hissedeceğiniz ve aynı zamanda mücadeleyle geçen ömründen ilham alabileceğiniz bir platform.

İlginizi Çekebilir

Eleştiri

İzmir’in sanatsal geleneğinin bir halkası olarak ilk kez düzenlenen İzmir Akdeniz Bienali’nin çağrışımları; organizasyon şeması ve kentin sanatla ilişkisi üzerine düşünceler doğuruyor.

Söyleşi

Tuğçe Tezer’in 2013’ten bu yana yürüttüğü çalışmaların ürünü olan Antakya Yürünebilir Kent Tarihi Rehberi projesi bugün ayrı bir önem taşıyor. Yürünebilir Tarih turlarının ilki...

Eleştiri

Yapı Kredi Sanat Galerisi'nde sürmekte olan “Bugünü Resmetmek” sergisini Fatih Özgüven değerlendirdi: Nedir bugünü resmetmek? Yoksa kastedilen bu günü resmetmek mi?

Eleştiri

Duraklamalardan, düşünmeler ve hatırlamalardan ibaret, tanıdık nesneler ve hikâyelerin kesişenlerinin bol olduğu “Elinin Emeği Gözünün Nuru” yaz boyu Eskişehir’de Eldem Sanat Alanı’nda.