Connect with us

Ne arıyorsun?

Argonotlar

Kütüphane

Kanonun dışındakiler: Rus Ezoterikleri

Moskova’da gerçekleşen Rus Ezoterikleri sergisi hem düşünsel hem de pratik zeminde gereken değeri göremeyen sanatçıların izini sürerken alternatif bir tarihin varlığını da kanıtlamaya çalışıyor.

We Treasure Our Lucid Dreams: The Other East and Esoteric Knowledge in Russian Art, 1905-1969” adlı sergi, 31 Ocak 2020 tarihlerinde Rusya’nın başkenti Moskova’da yer alan Garage Çağdaş Sanat Müzesi’nde açıldı. Garage ekibiyle kolektif bir şekilde çalışan sanat eleştirmeni Alexey Ulko ve sanatçı Alexandra Sukhareva’nın etraflıca yürüttükleri araştırmaların neticesinde hayata geçen sergi, 150’nin üzerinde sanat eserine/işine, arşivsel belge ve dokümana yer verirken, aynı zamanda ezoterik yanı kuvvetli işler üreten sanatçıları da görme fırsatı sunuyor.

20. yüzyılın ilk yarısında özellikle Rusya’da etkin olan söz konusu sanatçılar, Rus Avangartları olarak bildiğimiz Aleksandr Rodçenko, Vladimir Tatlin, Lyubov Popova gibi sanatçılarla eş zamanlı olarak sanat üretimi gerçekleştirir. Ancak aynı dönemlerde üretim faaliyetinde bulunmalarına rağmen, 20. Yüzyıl Rus Avangartları’nın gerisine itilmiş ve kanonun dışında bırakılmışlardır. Üstelik, Rus “ezoterik sanatçıları” olarak ifade edebileceğimiz bu kuşak, yeni Sovyet hükümeti tarafından desteklenen radikal Rus Avangartları’nın gölgesinde bırakılarak unutturulmuştur. Masonluk gibi gizli kuruluşların da üyesi olan bu sanatçılar, Stalin dönemi baskılarına kurban düşmüş; bir kısmı idam edilirken, birçoğu da hapishanelere gönderilmiş ve inançlarını terk etmek zorunda bırakılmışlardır. Garage Museum of Contemporary Art’ta gerçekleşen bu sergi, vakti zamanında, hatta günümüzde de hem düşünsel hem de pratik zeminde gereken değeri göremeyen bu sanatçıların izini sürerken alternatif bir tarihin varlığını da kanıtlamaya çalışıyor.

İlk olarak sergi temasıyla koşut düşen serginin mekânsal düzeninden söz etmekte yarar var. Dairesel bir yapıyı andıran sergi mekânını deneyimlemeye gelen seyirci, dairesel formda kurgulanmış hikâyenin akışına dahil oluyor. Sergiyi tamamlamak için çevresel yapıyı dolaşmak durumunda olan seyircinin ilk uğrak noktası Rudolf Steiner’in bulunduğu oda. Kendi dönemi içerisinde son derece avangart ve aykırı sayılabilecek düşüncelere sahip olan filozof Steiner, yazar ve teorisyen kimliğinin dışında aynı zamanda Antropozofi, yani ezoterik hareketin, akımın kurucusu. Rudolf Steiner’in öğretileri ve Antropozofi’yle ilgili verdiği dersler Kandinsky başta olmak üzere dönemin Rus düşünürleri, entelijansiyası ve sanatçıları üzerinde etkili olmuştur. Nitekim serginin Rudolf Steiner’le başlıyor olması, sergideki diğer sanatçı ve düşünürlerin Steiner etkisinde kalarak çalıştıkları göz önüne alındığında son derece manidar.

Sergide Rudolf Steiner’in 1913 yılında tasarladığı ve yapımına 1914’te başlanan, kolektif bir çabanın ürünü olarak inşa edilen the First Goetheanum yapısına dair arşivsel fotoğraflar, çizimler, yazılar ve çeşitli mimari kalıntılarla karşılaşıyoruz. Rudolf Steiner, Richard Wagner’in Gesamtkunstwerk (Topyekûn Sanat) kavramının etkisinde kalarak tasarladığı mimari projenin “yaşayan bir heykel” olmasını amaçlamış; tabiri caizse yapının resim, heykel, dans, performans, tiyatro ve bale gibi her türlü sanatın icra edildiği canlı ve nefes alan bir mekân olmasını arzu etmiştir. The First Goetheanum’un inşasında bu sergide yer alan şair Andrei Bely, sanatçı Anna (Asya) Turgeneva ve Margarita Sabashnikova gibi birçok sanatçı, eleştirmen ve yazar aktif rol almıştır. Bu bağlamda yapı, Steiner’in arzuladığı şekilde Wagner’in Gesamtkunstwerk idealini hem düşünsel hem de pratik anlamda gerçekleştirir. Wagner’in Gesamtkunstwerk kavramıyla tüm sanatların özerkliklerini kaybetmemek şartıyla bütünsel olarak ele alınması gerekliliğini ifade ettiği anlayışının tezahürünü bu yapıda rahatlıkla görebiliriz. Öte yandan, The First Goetheanum yapısının Gesamtkunstwerk kavramına ek olarak Johann Wolfgang von Goethe’nin Metamorphosis kavramının etkisi altında şekillendiği söylenebilir. Steiner’in formun kesintisiz dönüşümünü görünür kılmayı, değişiklikleri ve kalıcılığı ortaya çıkarmayı amaçlaması bu anlayışın bir göstergesidir. The First Goetheanum, zaman içerisinde çeşitli ülkelerden gelen sanatçıların, şairlerin, yazarların toplanma yeri olurken, aynı zamanda Steiner’in Antropozofi, spiritüalizm ve çeşitli konularda dersler verdiği bir merkez halini alır. Sergide, bunlara dair arşivsel belgelere de yer veriliyor.

Rudolf Steiner’in ileri sürdüğü nesnel ve entelektüel olarak kavranabilen tinsel bir dünya düzenini öngören Antropozofi anlayışı sergide yer alan Andrei Bely ve eşi Anna (Asya) Turgeneva’nın çizimlerinde görülüyor. Bely’nin Rudolf Steiner’den aldığı meditasyon ve antropozofi derslerinin görselleştirmesine dayanan çizimleri ile Turgeneva’nın Richard Wagner’in çalışmalarına dayanan Fantastical Composition illüstrasyon serileri sergide hatırı sayılır bir yer teşkil ediyor.

Tüm bunlara ek olarak, bu sanatçıların eserlerindeki renk kullanımına ayrı bir parantez açmak gerekir. Andrei Bely, Margarita Sabashnikova gibi Rus sanatçılar, tıpkı diğer dışavurumcular gibi rengi dışavurumun bir ifade aracı olarak ele alırlar. Romantik dönemden devraldıkları bu anlayış, rengin belli duygulara karşılık gelmesiyle açıklanabilir. Goethe, 1810 yılında yayınladığı Theory of Colours kitabında renk kuramı teorisiyle duyguların renklerle ifade edilebileceğini ileri sürer. Rudolf Steiner’in The First Goetheanum yapısını renkli vitray camlarla renklendirmesindeki belirleyici etkenlerin başında bu anlayış gelir: Spiritüel duyguları kuvvetlendirmek. Margarita Sabashnikova da sanatında daima “saf rengin dünyasını aramış, sanat ve resmin spiritüel yanıyla ilgilenmiştir. Antropozofi etkisiyle portre, mitoloji, halk hikayeleri ve efsanelerine dayanan resimler icra etmiştir.

Serginin bir diğer ilgi çekici uğrak noktalarından biri de George Gurdjieff’e ayrılan odadır. Bu odada Gurdjieff’in ileri sürdüğü teorilerin dansla nasıl bir bütünsellik kurduğunu gösteren video performansla karşılaşıyoruz. Videoda, Gurdjieff’in şematik olarak planladığı dans gösterisini icra eden sanatçıların performansları yer alıyor. Bunun 1900’lerin başında icra edilen koreografik dans sunumu/performansı olduğu düşünülürse, erken dönem performans örneklerine göz kırptığı rahatlıkla söylenebilir. Gurdjieff, dansı içsel deneyimleri ifade etme ve hayal gücünü etkinleştirmenin bir yöntemi olarak görür. Ancak bu tür bir yaklaşımla kişi şeylerle arasında aşkın ve uhrevi bir ilişki kurabilir. Keza aynı dönemde Rudolf Steiner’in Eurythmy kuramı Gurdjieff üzerinde etkili olmuştur. Eurythmy, müzik ya da şiirsel metinlerle dansı birleştiren ezoterik bir sanat anlayışıdır ve dili, müzikteki ilişkileri, motifleri ifade etmek için insan vücudunun hareketini kullanır. Müzik ve metnin yorumlanması dayanan bir form oluşturulur. George Gurdjieff, Fourth Way kitabında bu dansın kategorilerini belirler. Esasında her ikisi de (Gurdjieff ve Steiner) dansı bir anlamda sağaltım aracı olarak da görürler. Gurdjieff nazarında dans, insanın farkında olmadan içine düştüğü hapishaneden kurutulmasının bir aracıdır. Ayrıca sergide Mirela Faldey’in huş ağacından yapılma kontrplak heykelciklerine yer veriliyor. Rudolf Steiner’in eurythmic jestleri canlandıran heykeller, dışavurumcu bir anlayışla renklendirilmiş.

Serginin son bölümüne yaklaştığımızda kimi Rus sanatçıların tek (Batı) merkezci anlayışı sorguladıkları; farklı spiritüel ve alternatif temel arayışı sebebiyle Doğu’ya yöneldiklerini görülüyor. Garage ekibinin küratörlerinden biri olan Andrey Misiano, Doğu’da yeni bir öz ve farklı bir tinsellik arayışının altında yatan en önemli gerekçenin Hristiyan dünya görüşündeki krizde saklı olduğunu söyler. Bu sergide yer alan çoğu sanatçı 20. yüzyılın ilk yarısında Doğu estetiği ve felsefesiyle ilgilenmiş; Semerkant, Taşkent gibi şehirlerde yaşamış ve çalışmışlardır. Özellikle, Doğu’daki sanatsal ilham arayışı -egzotik görünümler- Sovyetler Birliği’nin ilk yıllarında ciddi bir ivme kazanır. Bu dönemde Sovyet hükümeti tarafından da desteklenen sanatçılar Semerkant bölgesine şehrin Orta Çağ anıtlarını restore etmeleri için gönderilirler. Semerkant’a giden Daniil Stepanov, Usto Mumin, Alexei Isupov gibi sanatçılar, İtalyan Rönesans’ı ile Pers minyatür resim tekniği, Rus ikon resmi ve bacha bazi gibi yerel kültürel motifleri birleştiren resimler yapmıştır. Kullandıkları teknikten ötürü bu gruba “Semerkant’ın Ön Raffaellocuları” denmektedir.

Garage Museum of Contemporary Art, We Treasure Our Lucid Dreams: The Other East and Esoteric Knowledge in Russian Art, 1905- 1969 adlı sergisiyle tüm sanat tarihine mal olmuş Suprematizm, Küba-Fütürizmi ve Konstrüktivizm kadar esaslı ve hatırı sayılır bir külliyata sahip bir akımın, Rus ezoterik sanatçılarının, varlığını gözler önüne seriyor. Hem kanonun dışına itilmiş bir hakikati açık ederken hem de iade-i itibar yapıyor; alternatif bir sanat tarihi yazımına girişiyor.


Bu yazı ilk kez Artam dergisinin Haziran 2020 sayısında yayımlanmıştır. 

İlginizi Çekebilir