Connect with us

Ne arıyorsun?

Argonotlar

Eleştiri

Karanlıktan ışık sızdıran manzaralar

Olimpos Sergileri’nin ikincisi “peyzaj” temasıyla bugünün manzarasına çaresizlik kadar umutla, başka türlü hayat formları önerisiyle bakan yapıtlar bütününden oluşuyor.

İstanbul’un peyzajında gizli saklı tarihi bir yapı olan Zülfaris Sinagogu’nun, adını şimdiye kadar pek duymadığımız genç sanatçıların çalışmalarına peyzaj başlığı altında mekân olması bir tesadüf değil elbette.

Taner Ceylan’ın öncülüğünde 2019 yılında “portre” temasıyla ilki gerçekleşen Olimpos Sergileri serisinin, pandemi sebebiyle bir yıl rötar yapmış ikinci ayağı olan bu sergiyle birlikte özenle kurulmuş mikro bir model olduğunu söylemek erken bir tespit olmayacaktır.

Sergiler serisinin Ceylan’ın Olimpos’taki zeytinliğinden elde edilen gelirle gerçekleşmesi, sanatçının projeye dahil olan isimlerle hem sanatçı hem de küratör olarak kurduğu emek yoğun ilişki, sergileri katmanlandıran ve tamamlayan kitapları, seçilen mekânlar ve mekânların tasarımıyla tüm bu işleyiş, Taner Ceylan’ın sanatsal üretimine paralel bir yerlere de konumlandırılabilecek bir bütün.

Olimpos Sergileri II: Peyzaj sergi görüntüsü.

Ceylan’ın temalarını sanatın temel kavramları etrafında şekillendirdiği serinin ilk sergisi, kendi üretiminde de ağırlıklı olarak karşımıza çıkan portreyi odağına alıyordu. Serinin açılış sergisi olarak bütüne dair bir fikir sunması açısından da anlamlıydı bu ilk sergi, çünkü bir yandan da Olimpos Sergileri’nin portresini çiziyordu.

Cihangir’deki Sadık Paşa Konağı’nda gerçekleşen ilk sergide 10 sanatçının üretimlerine yer veren serinin ikinci ayağında 13 sanatçının işleri bulunuyor. Tüm bu sanatçılar Ceylan’ın uzun süredir beraber mesai harcadığı isimler. Bir dikkat çekici nokta da “Portre” sergisine katılan Gizem Akkoyunoğlu ve Yunus Emre Erdoğan’ın “Peyzaj” sergisinin kitabına yazılarıyla katkıda bulunmuş olmaları. Projeye dair bu gibi veriler kalıcı bir ilişkiler ağına ve kolektif bir üretime de işaret ediyor.

11 Haziran’a kadar Zülfaris Sinagogu’nda sürecek “Peyzaj” sergisinde Ahu Akgün, Akın Güreş, Ayşe Tuğ, Ayşenur Şentürk, Aysun Şentürk, Can Ünlü, Elif Çatlıoğlu, Gurur Birsin, Hazal Aktaş, İsmail Yılmaz, Kadir Selçuk, Özlem Yılmaz ve Yağız Gülseven’in fotoğraf, desen, heykel ve resimden oluşan çalışmaları yer alıyor.

Geçmişi 1671 yılına kadar uzanan ve Karaköy’ün mücevher kutusu diye anılan bu eski sinagog, duvar süslemeleri, tavan aydınlatmaları, resim panoları, dini objeleriyle bir sergiyi yutabilecek kudrette bir karaktere sahipken yapılan düzenlemelerle mekânla işler arasında uyumlu bir denge kurulmuş. Bir dönem müze olarak da hizmet veren ibadethane, ana salonunun bulunduğu giriş katı, alt ve üst katlardan oluşuyor. Giriş katında eserlerin mücevher kutusunu andıran yapıların ya da duvardan sarkıtılan panoların içine yerleştirildiği düzenlemeler dikkat çekiyor.

Serginin “kapısı”, izleyicinin mekâna bir perdeyi açar gibi girmesine olanak tanıyan İsmail Yılmaz’ın fotoğraf baskısıyla aralanıyor. İbadethanelerin insanda bıraktığı yalnızlık hissini de çağrıştıran bir dokusu var Yılmaz’ın fotoğraflarının. Issız, zamansız ve yer yer de kasvetli doğa görüntüleri içine kendi çıplak bedenini yatırdığı bu kadrajlar, ruhsal yolculuğundaki manzaralardan kesitler gibi. Yılmaz’ın ardından Akın Güreş’in büyük boyutlu tuval resimlerinde de izi sürülebilecek distopik atmosfer daha kalın bir tabakaya dönüşüyor sergide. Savaşın ya da dünyaya çarpmış bir göktaşının bıraktığı hasarı, bu insansız harabelerin soğukluğunu üç boyuta da taşıyor Güreş çalışmalarında.

Olimpos Sergileri II: Peyzaj sergi görüntüsü.

Pelin Hazal Aktaş’ın yüzlerce görüntünün birbirine girdiği büyük boyutlu kolaj çalışmalarında ihtişamla dinginlik, parçalanmışlıkla bütünlük tuhaf bir biçimde yan yana geliyor. Kolajın parçalı doğasının da etkisi bu elbette ancak biçim ve içeriğin bu denli iç içe geçmesi bu etkiyi daha da büyütüyor. Doğayla bedenin, yaşamla ölümün birbirine girdiği uzun bir yolculuğun izlerini takip ettiriyor izleyiciye.

Elif Çatlıoğlu’nun “resim içindeki resim”lerinde figürle doğanın kapalı mekândaki imtihanı var sanki. Duvar, duvardaki manzara resmi, odaya yayılan bulutlar ve bitki dalları… Figürün zihninde mi yaşanıyor, gerçek mi tüm bunlar? Yoksa her iki seçeneği de mümkün kılan bir çaresizlik hali mi? Can Ülke ise Endre Tot’un Very Special Drawings adlı sanatçı kitabındaki minimal desenler ve onlara eşlik eden metinlerden oluşan çalışmalarını, çektiği yalın mimari fotoğraflarla yan yana getirirken Tot’un işleriyle detayda gizli ve yüklü metaforlarla naif bir bağ kuruyor.

Ayşe Tuğ’un İstanbul’un dokusuna ait tarihi mekânları dar alana hapsolmuş, etrafı kuşatılmış hallerinden çıkararak boyutlandırdığı çalışmalarının naif ama güçlü bir isyanı var kente. Kendi peyzaj ve perspektiflerini kuran yapılar, içlerini dışarı çıkararak saklı hazineleri sunar gibiler. Ahu Akgün ise mekânın çeşitli yerlerine dağılmış resimlerinde doğa ile kent, içerisi ile dışarısı arasına sıkışmış insanı, yalın ancak keskin kontraslarla anlatıyor, en başta da bu kadrajlara insan yerine insan eli değmiş nesneleri yerleştirerek.

Sinagogun U şeklinde uzanan galeri katında Özlem Yılmaz’ın uçucu gök manzaraları, Gurur Birsin’in Caspar David Friedrich’in resimlerindeki tekinsiz atmosferi hatırlatan “ölüdoğa” manzaraları,  Ayşenur Şentürk’ün henüz oluşum aşamasında ürkütücü olduğu kadar tanıdık başka evren tasvirleri yer alıyor. Kadir Selçuk Yaşa’nın üç müzisyenin; Şostakoviç, Cliff Burton ve Nusrat Fateh Ali Khan’ın portreleri ve müzikleri arasında kurduğu ilişkiyle ortaya çıkan görüntüler, suretin, ruhun ve müziğin peyzajını yaratma çabası olarak değerlendirilebilir.

Olimpos Sergileri II: Peyzaj sergi görüntüsü.

Alt katta ise bir çakılmışlık var. Özellikle Yağız Gülseven’in desen serisinin düzenlemesi- yerleştirme mi demeli- sebep oluyor buna. Kendi perspektifini kuran bu parçalı bütünde hem sert hem kırılgan bir gerçeklik var. Yılanlarla kuşlar arasındaki savaşın kaybedeninin yere doğru çakılmakta olan ve nihayetinde zemindeki ölü kuşlar olduğunu kademe kademe anladığımızda yerdeki hayvan postu, kuru kafa ve ölü bebekle kaybedenin kim olduğu sorusu da karmaşıklaşıyor. Birbirini yok eden canlıların, yaşamsızlığın mekânını kuran bu çalışmanın yoğun etkisi desenlerin gücünden de kaynaklanıyor. Aysun Şentürk’ün soyut kolajları ise incelikli işler, karanlığı yırtıp kendine yaşam alanı oluşturmaya çalışan bilmediğimiz bir bitki örtüsünün, canlı türlerinin neredeyse kıpırdanışlarını duymak mümkün.

Bugünün manzarasına çaresizlik kadar umutla, başka türlü hayat formları önerisiyle bakan, geçmişin ve geleceğin belirsizliğinin yükünü güçlü bir biçimde yansıtan yapıtlar bütününden oluşuyor “Peyzaj” sergisi.

Serginin kitabı için de geniş bir parantez açmalı: Kitabın tasarımını Vahit Tuna üstleniyor. Tuna’nın Caspar David Friedrich’in “Bulutların Üzerine Yolculuk”u üzerine kurduğu kolaj işi kapağa taşınırken kitapta Tuna’nın bu katmanlı çalışmanın çağrıştırdıklarına dair bir yazısı da bulunuyor. Kitaba yazılarıyla katkıda bulunan diğer isimleri de tek tek saymak lazım; Gizem Akkoyunoğlu, Tufan Baltalar, Mehtap Baydu, Kerem Ozan Bayraktar, Metin Çelik, Özgür Demirci, Ali Mahmut Demirel, Ebru Döşekçi, Nezaket Ekici, Nermin Er, Yunus Emre Erdoğan, Gözde İlkin, Ahmet Doğu İpek, Borga Kantürk, Sebla ve Serhat Kiraz, Yasemin Özcan; Ferhat Özgür, Necla Rüzgar. Kitabın ilk bölümünde farklı üretim pratikleri olan bu sanatçıların bir eser seçerek peyzajın çağrıştırdıklarını aktardıkları yazıları yer alıyor. Yer yer öyküye, şiire dönüşen, yer yer kendi peyzajını yaratan, peyzaj üzerine farklı yaklaşımlar sunan metinler bunlar. İkinci bölümde ise Taner Ceylan’ın serginin sanatçıları ve onların işleri üzerine kaleme aldığı metinler bulunuyor.

11 Haziran’a kadar sürecek sergiyi Zülfaris Sinagogu’nda görmek ayrı bir tecrübe ve keyif, sergiye eşlik eden ve neredeyse sanatçı kitabı kategorisinde bir çalışma olan kitapla izini sürmek ise apayrı.

Haftalık Güncel Sanat Gazetesi

İlginizi Çekebilir

Gündem

Güncel veriler eşliğinde Mart 2020’den Ocak 2021’ye kadar sanat kurumları yaşadıkları zorlukları ve dönüşümleri anlatıyor.

Eleştiri

Bir yılı aşkın süredir mikro ya da makro ölçekli mesafelerden konuşurken Etel’in “İmkânsız Eve Dönüşü” bana tam tersi bir etkiyle mesafeler yerine yakınlıkları düşündürdü.

Gündem

Kent ve doğa ilişkisinden salgın pratiklerimize, müzik ve sese dayalı anlatılardan video yerleştirmelerine birçok farklı bakışı odağına alan sergiler Haziran ayında ziyaretçilerini bekliyor.

Queer Sanat

Marina Papazyan’la poşe’deki sergisi Hemoglobinler & Karıncalar’daki metin-imge ilişkisini, sergideki anlatının parçası olan vampirliğin edebi, politik ve erotik çağrışımlarını, ve işlerinin materyal, mekânsal ve...