Connect with us

Ne arıyorsun?

Argonotlar

Kütüphane

Söylem imgeleri

Leyla Emadi’nin Vision Art Platform’da gerçekleşen Diken Üstünde sergisinin broşüründe yayınlanan Beral Madra’nın “Söylem İmgeleri” metni Argonotlar Kütüphanesinde.

Leyla Emadi, Diken Üstünde
Leyla Emadi, Diken Üstünde, Vision Art Platform

2000’lerin siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel koşullarında sanat üreten bir sanatçının önündeki seçenekler nelerdir?  Her konuda Hakikat sonrası ideoloji, aşırılık ve imaj manipülasyonuna takıntılı, güçlü ataerkil motivasyonlara sahip bir tüketim kapitalizmi giderek zor bir yaşam sunarken, sanat üretimi nasıl bir işlev taşıyor? 2000’lerin başında sanat üretimine başlayan bir sanatçı bu sürecin çeşitli aşamalarını yaşayan küresel kitlelerle karşılaşıyor ve kavramsal, biçimsel, estetik seçeneklerle düşüncesini, yorumunu ve eleştirisini bu toplumlara yöneltme yollarını mı arıyor?

Küresel çağdaş sanat ortamlarında sanatçıların yapıtlarının kavram ve biçimleri, 20.yy sanat akımlarının sunduğu kavram ve biçimlerde temellenirken ve bu bellek etkisini sürdürürken sanatçılar güncel mikro ve makro hakikatler, gerçekler ve bilgiler üstüne cüretkar üretimleriyle sanat uzmanlarına ve kitlelere seslenirken, kendi bilgi, beceri ve özgüven sınırlarını da zorluyor. Çeşitli disiplinlerde üretilmiş, her türlü riski göze alan işlerde gözlemlerini, yorumlarını ve eleştirilerini kendilerine özgü görsel şifrelerle sunuyor. Bu şifrelerin ve ifadelerin görüntüleri, izleyicilerin yalnızca onlara bakıp yanlarından geçmeleri için değildir; anlatının ve imgelemenin derin kıvrımlarında, izleyiciyle karşılıklı bir ilişkiye girme istenci ve hedefi vardır. Leyla Emadi’nin resimleri, yazı, söz ve metinlerden oluşan beton duvar yerleştirmeleri, karışık malzeme ve teknik yerleştirmelerinden oluşan yapıt külliyatında bu özelliklerin ve istencin güçlü, atak ve etkin sonuçları izlenir.

Leyla Emadi 2002’den beri özellikle heykel üretiminde kullanılan betonla yazı, söz ve metinlerden oluşan yerleştirmeler üretiyor. Sert ve itici bir malzeme olan beton ve  gri rengin yansıttığı minimalist estetik tasarım söylem ve felsefi içerikli metinlerle birleştiğinde kullandığı dil ve sözler kışkırtıcı ve uyarıcı  görsel imgelere dönüşüyor. 

Beton’un İnglizce karşılığı olan Concrete’in  Türkçe’de şu anlamları var: Çimento ile oluşturulan yapı malzemesi ve Maddi, Maddesel, Somut, Gerçekten Var Olan ve Duyu organlarıyla algılanabilir ya da doğrudan görsel gerçekliği olan nesne.(1) Emadi’nin yapıtlarında kullandığı malzemenin beton olması birincil anlamlandırmada Concrete sözcüğünün sosyolojik, felsefi, epistemolojik anlamlarını içeriyor. İkincil anlamlandırma ise “beton”un Türkiye’nin ekonomik kalkınmasında başat malzeme olmasını işaret etmek gerekiyor; başka bir deyişle beton genel izleyicinin yaşamında ikilemli, olumlu ve olumsuz yönden etkin bir malzemedir. Betonun sağlamlığı ve dayanıklılığı, onun modern yaşamın yapı taşı yapıyor; ancak doğa ve çevre sorunları bağlamında da bu malzemenin zararları da biliniyor. Emadi’nin yapıtlarında malzeme olarak betonu kullanması, sanat yapıtı sağlam ve dayanıklıdır; sanat yapıtı izleyiciyi olumsuz gerçekler üstüne uyarıcıdır gibi bilgileri de içeriyor.

Dil, hem geleneksel hem de güncel açıdan güçlü bir araç olarak kullanılıyor; Emadi sanatsal ifadesinde mesajı iletmek için toplumsal yaşam içinde belleğinde yer etmiş olan ve deneyimlerinde öne çıkan düşünceleri sözel kültürün direncine dayanarak aktarıyor.  Seçtiği sözler ve metinlerle bir kaligraf ya da tipograf gibi çalışarak oluşturduğu yapıtlar şu soruları dikkate almış olduğunu gösteriyor: Bu alışılagelmiş resim ve heykel türlerinden ayrı bir tür oluşturan üretimle ne amaçlanıyor? Kime hitap ediliyor? Kapsadığı anlam nedir?


İlk bakışta beton kalıplarla oluşturulmuş harflerle düzenlenmiş metinleri içeren bu kaligrafik yapıtlar, küresel bağlamda Erken Modernizm’den günümüze sürmekte olan Maddesel Sanat (Concrete art) ve sanat olarak metin oluşumunun özgün bir örneğidir. Süprematizm, Konstrüktivizm, De Stijl ve Minimalizm ile birlikte Maddesel Sanat, 20. yüzyılda, kabaca 1913 ve 1970 yılları arasında ortaya çıkan yarım düzine soyut sanat hareketinden biridir. 1950’lerden itibaren, özellikle Maddesel Sanat, Fluksus, Kavramsal Sanat  ve Pop Sanat alanlarında üretim yapan sanatçılar sözel kültüre yazı ve sözleri kullanarak odaklandı. Yazı ve sözün sanat alanına girişi yeni değildi; Dada ve Sürrealizm’de şaşırtıcı örnekler üretilmişti. Dil, söz ve yazının geleneksel ve yaygın etkisinin yapıt teknikleriyle görselleştirilip izleyiciyi düşünmeye zorlaması iletişimi güçlendirmek için kullanıldı. Zeki, mizahçı ve tedirgin edici kelime oyunları, siyasal eylemcilik, Pop sanatın hicivci özellikleri metin sanatının ortak özelliklerinden sadece birkaçıdır. Emadi için hem kendi yarattığı hem de var olan Türkçe ve İngilizce deyimleri kullanması etkili ve zengin bir anlatıma ulaşmanın yöntemidir; deyimler sözlü kültürde halkın gelenek ve anlatı istencine en kolay ulaşan tümcelerdir. 

1980’lerden günümüze yapıtları dil, yazı, deyimlerden oluşan Jenny Holzer elektronik medyayı, Barbara Kruger afiş teknolojisini, On Kawara ve John Baldessari düz levha üstüne yazı tekniğini, Hanne Darboven el yazısı ile liste tekniğini kullandılar. Emadi’nin 2004-2022 arasında ürettiği beton yazı ve söz bireşiminden oluşan yapıtları bu ünlülerin üretimine eklemlenirken, Foucault’ın , Gösterge olarak harf, sözcükleri sabitleştirme olanağını verir; satır olarak da, bir şeyi figürleştirme olanağını sağlar.  Böylece kaligram, bizim abeceli uygarlığımızın en eski karşıtlıklarını şakacılıkla ortadan kaldırmaya yönelir. Bu karşıtlıklar, göstermek ve adlandırmak, figürleştirmek ve söylemek, yeniden üretmek ve telaffuz etmek, taklit etmek ve imlemek, bakmak ve okumaktır.( 2) saptamasına da yanıt veriyor.

 Emadi’nin bu beton-yazı yapıtlarına Türkiye bağlamında bakıldığında iki tarihsel geleneksel oluşuma da değinmek gerekiyor: Tarihsel süreçte kamusal söylemi yansıtan metinler önceleri tarihsel bir kayıt olarak taş ve nesnelere kazınarak topluma sunulmuştur. Orhun Yazıtları ile başlayan bu belge niteliğindeki yazıtlar tarih süreç içerisinde gelişerek dini, ilmi, ticari ve sivil mimari yapılara işlenmiş ve binaların kimliğini tanımlamıştır.  Tarihsel Binaların iç ve dış duvarlarında mermer, taş, ahşap, çini, maden gibi maddeler üzerine oymak veya kabartmak suretiyle işlenmiş kitabeler tarihsel bilgiyi kuşaklara aktarır. Diğer gönderme ise, yine tarihsel bağlamda değer içeren sözlü kültürün varlığı ve bunun yazıya dönüşmesidir. Sözlü kültür toplum belleğinde yüzyıllarca gelişerek varlığını sürdürmüş ve halkaların bilincine yerleşmiştir. Yazının icadına kadar, tarihsel gerçekler ve bellek sözlü kaynaklar tarafından aktarılmış; görsel bilgi ve malzeme üreten tüm teknolojilerin ve araçların yaygınlaşmasına kadar söz ve yazı birlikteliğinin oluşturduğu kültür egemen olmuştur. Günümüzdeki görsel bilgi ve dilin çeşitliliğinde ve egemenliğinde sözsel bilginin anlamı ve değeri değişmeden sürüyor. Leyla Emadi’nin beton duvar yazıları, kaligrafi geleneğini de içeren bir yöntemle bu belleği güncelleştiriyor ve siyasal, toplumsal, kültürel konuları yansıtan yeni-kitabeler’i oluşturuyor. 

Emadi’nin yeni-kitabelerindeki tümcelerin, deyimlerin, sözcüklerin toplamı onun yerel ve küresel gerçekler ve sorunlar üstüne söyleminin toplum tarafından çözülmesini beklediği şifreleridir ve bu şifrelerin söylem içeriği 2004’den günümüze başlıca üç alanda izlenir. 

Birincisi, kendi kimliğini açıklayan Ben (I) ile başlayan tümcelerdir: Ben bir inançlıyım (I am a believer), Ben bir hayalperestim (I am a dreamer), Ben kimsem oyum (I am who I am), Sınırlarım yoktur (I have no borders), Dünyayı sarsabilirim (I can shake the world), Çok nazik bir biçimde yeniden başlayacağım (In a very gentle way I am going to start again). Bu genel olarak da kadın kimliğini ilerici demokrasi bağlamında açıklayan ve kimliğin mevcut düzende nasıl direnmesi gerektiğini öneren bir dizidir. Bu söylem diğer beton yazılarda daha güçlenerek sürdürülür: Kendini durdurmaktan vazgeç (Stop stopping yourself),  Su gibiyim ben, usul usul akarken hayat verir, kabarıp taştığında boğabilirim  (2020) ile bu direnişe işaret edilir. Kadın kimliğinin yıpratıldığı ve tehdit edildiği bir düzende yol gösterici yeni-kitabelerle karşılaşır izleyici.

İkinci söylem güncel siyasal ve toplumsal olayları irdeler: Bıçak yarası geçer, Dil Yarası Geçmez (2018), Körler Memleketi-TR Haritası (2019) ve Yeni Nesil Gençliğe Hitabe (The Whole Is Grater Than Sum Of It’s Parts / Bütün Parçalarının Toplamından Daha Anlamlıdır) (2020). Bu üç yapıtta izleyiciye söylemi çözmekten öte bir de bu söylemin bir bulmaca düzeninde sunulmasıyla yeni bir görev veriliyor.

Üçüncü söylem, küresel sorunların insanlar üstündeki psikolojik etkilerine ve bu etkileri sanat aracılığıyla iyileştirme olanaklarına yönelmiştir. Bu söylem özellikle 2021’de gerçekleştirdiği Gel-Git (Tidal Wave) başlıklı sergisinde sunuluyor. Bu sergideki Derin bir Nefes Al ve Yeniden Başla  (Take a Deep Breath and Start Again) bu söylemi açıklayıcı bir tümcedir. Sanatın iyileştirici gücü insanların bireysel ve toplumsal sorunlar karşısındaki gerginlik, travma ve ıstıraplarını yaratıcı sürecin sunduğu olanakları benimseyerek iyileşmeyi seçme istencine dayanmaktadır. Emadi, sanat yapıtı aracılığıyla sağlanabilen bir iyileşmenin, sanatın düşünce ve duyguları ifade etmek için güçlü bir araç olabileceğine inanmakla gerçekleşebileceğini savunuyor. İnsanlar onun yapıtlarında kendi yaşamları, düşünceleri ve duygularına ilişkin özellikler bulduklarında bu iyileştirmeye yaklaşabilirler. 

Bu söylemlerin görsel karşılıklarını ve siyasal, toplumsal konulara ve sorunlara yoğun ilgisini yansıtan görüşleri 2010-2022 arasında çeşitli teknikler ve malzemelerle gerçekleştirdiği yerleştirmelerde de izlenir. İdam mekanizmasının simülasyonu Darağacı (2011), insanın yaşam ve ölüm arasında teknolojiyle ilişkisini irdeleyen Homotechnologicus (Gerçeklik Terörü sergisi-Depo, 2012) kara mizahçı işlerdir. Magritte’e gönderme yapan This is not a Gun (2013) ile silah egemenliğini yansıtan Sarmaş-Dolaş (2014) ve Beşi Bi Yerde (2016) topluma yaşadığı sorunları ışıklı ve oyuncu bir anlatımla sunar. Buna karşın Molotof kokteyli ve Ukrayna diliyle bezenmiş beyaz mendilden oluşan duvar yerleştirmesi Savaşın Cinsiyeti Yok (2022) başlığıyla, güncel savaşın dramatik bir anlatımıdır.

Türkiye’nin kadın kimliği sorunları koşullarında siyasal-toplumsal-kültürel düzenin çarpıklığını ve sorunları irdeleyen STOP (2014), Girift (2012) Babamın Sütü Çok Acı ( 2016),  Istanbul Sözleşmesı Yaşatır (2021), Sessiz Çığlıklarım Var Benim (2021),  If One Man Can Destroy Everything Why Cant One Girl Change İt? (Bir Erkek Her Şeyi Yıkabilirse, Bir Kız Neden Bunu Değiştiremesin? 2022) yapıtları dolayısıyla Emadi’nin feminist yaklaşımda olduğu düşünülebilir. Ancak, görsel bilgi ve dille sunduğu koşullar ve sorunlar, demokratik düzende cinsiyet eşitliğini amaçlayan feminist hareketle çözülemeyecek kadar ağır ve belalı olduğunun da göstergesidir. Yaşadığı toplumsal-siyasal coğrafyada onun, kadınların kararlı, örgütlü, dirençli, dayanışmalı uzun bir süreci göğüslemelerini önerdiğini düşünmek daha doğrudur. Emadi’nin bu yapıtları bu zorlu sürecin görsel-dilsel uyarıcıları olarak var oluyor.  10 adet fotoğraftan oluşan ve bir performans belgesi anlamı taşıyan ve kendisini başı çeşitli biçimlerde örtülmüş olarak gösteren Benim Saçım Yok/ I Have No Hair (2011 Depo Sergisi, Gerçeklik Terörü) bu yapıt dizisinin ve içerdiği uyarıların ve eleştirinin temelindeki ödünsüz hakikat arayışıdır. Hakikat arayışı umut vericidir ve sanatın iyileştirici gücüyle birleşir. Küresel bağlamda Hakikat-sonrası dönem özellikle Neo-kapitalistlerin ve onlarla iş birliği yapan siyasal aktörlerin görünürlük için, etki ve katılım alanlarını yönetmek için her türlü sözsel ve görsel bilgiyi ve dili kullanmaya giriştikleri bir siyaset-sonrası ya da demokrasi-sonrası stratejinin ürünüdür. Leyla Emadi’nin yapıtlarında izlenen hakikat şifreleri ve bu şifrelerin dilsel ve görsel açılımları güçlü ve etkin bir karşı-strateji olarak değerlendirilebilir.


  1.  https://nedir.ileilgili.org/concrete
  2. Michel Foucault, Bu bir Pipo Değildir, Çev. Selahattin Hilav, YKY, 7.baskı 2010, s.24

Bu yazı ilk olarak Leyla Emadi’nin Vision Art Platform‘da yer alan Diken Üstünde sergisinin broşüründe yayınlanmıştır.

Abonelik alındı!

Bülten aboneliğinizi onaylamak için lütfen e-postanızı kontrol edin.

İlginizi Çekebilir

Söyleşi

Yaratıcı sektörün farklı alanlarından isimlerle toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine gerçekleşen podcast serisinin arka planını ve arşivsel niteliğini Duygu Demirdağ ve konuklara sorduk.

Eleştiri

Küratörü Sevim Sancaktar’ın uzundur üzerinde düşündüğü bir konseptin sonucu olan Maharetli Şeyler, 3 Aralık’a kadar görülebilecek. Millî Reasürans işbirliğiyle serginin kapsamlı bir okuması Argonotlar'da.

Eleştiri

“Hareket içinde temsille sürekli bir çekişme var” İnci Eviner’e göre. "Bu kadınlar sonsuz bir zaman içinde mücadelelerini sürdürürlerken onlara yüklenmiş kimliklerle de mücadele ediyorlar."

17. İstanbul Bienali

17. İstanbul Bienali kapsamında katılımcılarla gerçekleştirdiğimiz söyleşi serimiz devam ediyor. Yenikapı, Langa bölgesindeki biyoçeşitliliği merkezine alan çalışmasıyla Orkan Telhan'ı dinliyoruz.