Connect with us
Argonotlar

SAHA Yazı Dizisi 2020

‘Toksik Pozitivite’ Çağında Sanat Eleştirisi

Acı, mutsuzluk, yas gibi ‘olumsuz’luk taşıyan duygulara ihtiyacımız olduğu gibi, onaylamayan, daha iyisinin yapılabileceğini söyleyen bir eleştiriye de ihtiyacımız var.

Görsel: Berkay Tuncay, Smiley Column (Buttons), detay, 2020, rozet, değişken boyutlar, sınırsız kopya.

Sanat eleştirisinin dönüşümünün ve bu dönüşümün sebeplerinin içinde yaşadığımız ‘toksik pozitivite’ çağıyla ilişkisine dair spekülatif bir bakış geliştirmeyi hedefleyen bu metin, zamanın ruhunun sanat eleştirisi üzerindeki etkisinin izini sürüyor. Burada, 2000’li yıllardan günümüze gelen süreçte “olumsuz düşüncelerden uzak dur, pozitif ol, ne olursa olsun üretken ol, başına gelen felaketlerden iyi dersler çıkar, her şeyin iyi yanlarını gör, kendini mutlu etmek için harekete geç” şeklinde söylemlere maruz kaldığımız ‘toksik pozitivite’ çağının sanat eleştirisine yansımalarını tartışmaya açmak ve zihinde akış şeklinde gelişen düşünceleri yazıya dökerek kavramsallaştırmak amaçlanmıştır.

Sanat eleştirisinin olumlayıcı ve tanıtıcı başka bir dönemine tanıklık ettiğimiz üzerine bir süredir konuşuyoruz. Bu dönüşümün neoliberal politikalarla ve sermayeyle ilişkisi üzerine gerek Türkiye’de gerek dünya genelinde çokça tartışıldı.[1] 1960’lardan itibaren aktif sanat eleştirmeni olan Dave Hickey, 2012 yılında Observer’a yaptığı açıklamada, sanat eleştirmenliğinin, sanat eserlerini riski olmayan birer yatırım aracı olarak gören zengin koleksiyonculara yatırım danışmanlığı yapmaya dönüştüğünü ve buna daha fazla devam edemeyeceğini açıklamıştı.

“Eleştiri yazılarından yazarın görüşünü, yapıt ya da sanatçı hakkındaki düşüncesini öğrenmeyi beklemek demode bir istek mi? Post-modernist düşüncelerin eleştirinin bu yönünü etkilediği kesin.”

Sarah Thornton da aynı yıl Economist’te yayınlanan ‘Sanat piyasası hakkında yazmamak için 10 neden’ adlı bir makale kaleme alarak sanat üzerine yazmayı bıraktığını duyurmuştu. 2017 yılında Artist Sanat Fuarı’na konuşmacı olarak gelen Julian Stallabrass ise sanat ile sermaye ilişkisini şöyle özetlemişti:

“…Popülist sanat ile bienal sanatının buluşma noktasına denk düşen bir eleştiri biçimi vardır gerçekten ve bu eleştirinin en sık ve kusursuz haliyle karşımıza çıktığı yer de yaşayan bir sanatçının eserlerine hasredilmiş katalog yazılarıdır. Eleştiri kisvesine bürünmüş bir dil ile halkla ilişkilerin buluştuğu bu makaleler için çok iyi paralar ödenir. İsim vermeyeceğim ama zaten hepimiz propaganda kokan bu olumlayıcı yazın türüne aşinayız: bir dizi sanatsal metayı muteber kılmak adına teori dünyasında otorite sahibi olan bir alay mühim ismin gevşek ya da muğlak bir şekilde devreye sokulduğu yazılardır bunlar. Bu yazıların belirli kuralları vardır: eleştirel bir saygınlık havası yaratmak gerekir ve bu da genellikle okuması güç, zor anlaşılır bir stil kullanılarak yapılır. Doğru isimleri ve kavramları kullanmak, arada bir de hoşluk olsun diye birtakım paradokslar devreye sokmak gerekir (bu bazen yukarıda saydığım filozoflara başvurarak yapılır). Ve hepsinden önemlisi, olumlayıcı olmak gerekir.”[2]

Bir süredir, Dave Hickey, Sarah Thornton, Julian Stallabrass ve daha pek çok eleştirmenin bahsettiği olumlayıcı tavrın, yalnızca sermayeyle değil, aynı zamanda içinde yaşadığımız toksik pozitivite çağıyla da ilgili olduğunu düşünüyorum. Son yıllarda, sanatın iyileştirici gücü üzerine sayısız serginin yapıldığını, eleştiri yazılarında sanatın iyileştiriciliğinden dem vurulduğunu saptamak zor değil. Eleştirmenlerin, beğendikleri sergileri, çalışmaları yazdıklarında hiçbir itirazla karşılaşmadıklarını ancak, en ufak bir eleştirinin kişiler ve kurumlar tarafından dirençle karşılandığını gözlemlemek de… Daima pozitif duygular içinde olma, negatif duyguları bastırma ve ifade etmeme gibi içtenliksiz, insan doğasıyla bağdaşmayan ve nihayetinde zararlı bir çaba olan toksik pozitivite, sanata ve sanat eleştirisine de yansımış gibi. Stephan Preston, pozitifliğin insanlarda onları daha uyumlu ve akranları arasında daha popüler hale getiren çekici bir davranış olduğunu, bu yüzden insanların olumlu görünmek veya pozitif olmak istemelerinin birçok nedeni olduğunu belirtiyor.[3] Bu tavır, eleştiriye tahammülsüz bir ortam yaratıyor ve sanat eleştirisinde de ‘pozitif olana odaklanma’ olarak karşımıza çıkıyor.

Bugün, sanattan adeta bir şifacı görevi üstlenerek insanlığı sağaltması beklendiğini anlamak için, Google’a ‘sanatın iyileştirici gücü’ yazıp çıkan sonuçların incelenmesi yeterlidir.

Eleştiri yazılarından yazarın görüşünü, yapıt ya da sanatçı hakkındaki düşüncesini öğrenmeyi beklemek demode bir istek mi? Post-modernist düşüncelerin eleştirinin bu yönünü etkilediği kesin. Nusret Polat, bugün eleştiri (kritik) denilen olgunun 18’inci yüzyıldan beri gelen hâkim biçimini 1960’larla birlikte değiştirerek yargı bildiriminden özenle sakınmakta olduğunu belirtiyor.[4] Posteleştiri (post-critique) olarak adlandırılan ve yeni bir dönemi işaret eden kuram da aslında kökünü bu değişimden almakta. Post-eleştiri kuramcıları arasında bulunan Rita Felski, Eleştirinin Sınırları kitabında şüpheciliği değil, merakı öne koyan bir önerme sunmuştu. Felski, burada eleştirmen kimliğiyle dedektif kimliği arasındaki paralelliklerden söz ederek, ikisinin de keskin bakışlara ve kuvvetli algılama yeteneğine sahip olmalarıyla övündüklerini ileri sürer. Deşifre eden, ipuçlarını çözen, yani kısaca suçluyu arayan eleştirinin alternatif biçimlerini aramaya girişir. Pelin Kıvrak, Felski’nin argümanının pozitif bir dil ve yapıcı okuma teknikleri kullanılarak bugün edebiyat ve sanatın neden önemli olduğunu vurguladığını belirtir.[5] Felski’nin özellikle edebiyat eleştirisi olmak üzere, sosyal bilimlere uygulanabilir ‘yeni bir eleştiri’den söz ederken vurguladığı ‘pozitif’lik, bana, yazarın toksik pozitivite çağıyla kesişmesinin bir tezahürü gibi geliyor.

Bu yazıyı yazarken, Varlık dergisinin ‘Yeni Bir Eleştiri Mümkün mü?’ başlıklı Kasım sayısında[6] Gülüş G. Türkmen’in kaleme aldığı yazıda “ekosistemde eleştirmen için oksijen var mı?” sorusuna rastladım. Toksik pozitivite çağında, ekosistemde eleştirmen için oksijenin giderek azaldığı kesin. Bugün, sanattan adeta bir şifacı görevi üstlenerek insanlığı sağaltması beklendiğini anlamak için, Google’a ‘sanatın iyileştirici gücü’ yazıp çıkan sonuçların incelenmesi yeterlidir. ‘Sadece pozitif hisler/ortamlar!’ (Only positive vibes) diyen bir sanat ortamında, ‘daha iyisinin olabileceğini’ söyleyen bir sanat eleştirisine tahammül yok denecek kadar azaldı. Bu anlamda eleştirmenlerin, kendi kişisel deneyimleri bir referans olabilir. ‘Yapıcı eleştiri’ her zaman onaylayan bir eleştiri olmak zorunda değil. ‘İyileştiriciliğin’ ikincil anlamı düşünüldüğünde, daha iyisinin yapılabileceğini iddia eden ve buna dair önermeler sunan metinler de yapıcıdır. Eleştirmen, Walter Benjamin’in literatüre kazandırdığı ‘yargıç eleştirmen’ rolünü reddetse bile, kendi fikirlerini yazabilecek bir eleştiri kültürünün içinde olmalıdır. Bunun için yapılması gerekense, suçu eleştirmenlerde aramak yerine, toksik pozitivite çağında yükselen kırılganlığı törpülemek ve böyle bir eleştiri için elverişli koşulları yaratmak gibi gözüküyor.

Hayatı sağlıklı bir şekilde yaşayabilmek için acı, mutsuzluk, yas gibi ‘olumsuz’luk taşıyan duygulara da ihtiyacımız olduğu gibi, onaylamayan, daha iyisinin yapılabileceğini söyleyen bir eleştiriye de ihtiyacımız var. Sosyal İkilem (The Social Dilemma) belgeselinde Jaron Lanier’in söylediği şu cümleyle bu yazıyı bitirelim: “Tarih boyunca, her seferinde bir şey daha iyi hale geldiğinde, bunun nedeni birinin çıkıp bunun aptalca olduğunu, daha iyisinin yapılabileceğini söylemesindendir. Aslında, gelişmeyi sağlayan eleştirmenlerdir. Bu yüzden, gerçek iyimserler eleştirmenlerdir.”

SAHA Yazı Dizisi kapsamında 2020 yılının konuk yazarı Kültigin Kağan Akbulut’un davetiyle
Nergis Abıyeva tarafından SAHA Derneği desteğiyle yazılmıştır. Aralık 2020 www.saha.org.tr


[1] Meraklı okur için, Türkiye’den eleştirinin tartışıldığı metinleri sıralayacak olursam: -Ebru Yetişkin, “Şikayetim Yaratana”, Art Unlimited Dergisi, Mart-Nisan 2013, http://www.ebruyetiskin.com/sikayetim-yaratana/ -Cem Erciyes, ‘Yazar Nasıl Bağımsız Olsun?’, Radikal, 12.01.2013, http://www.radikal.com.tr/yazarlar/cemerciyes/yazar-nasil-bagimsiz-olsun-1116482/ -Nusret Polat, “Çağdaş Sanatta Eleştirinin Durumu, Artful Living, 13 Haziran 2014, https://www.artfulliving.com.tr/sanat/cagdas-sanatta-elestirinin-durumu-i-1117, -Nergis Abıyeva, “Türkiye’de eleştiri yok mu?”, Istanbul Art News, Ekim 2018. -Kültigin Kağan Akbulut, Yeni Medya ve Kutuplaşma Çağında eleştiri, T24, 6 Aralık 2018, https://t24.com.tr/k24/yazi/kultur-sanat-ve-kutuplasma,2059

[2] Julian Stallabrass, “Elit Sanat, Popülizm ve Eleştiri”, e-skop dergisi, 21 Kasım 2017, https://www.eskop.com/skopbulten/elit-sanat-populizm-ve-elestiri/3591

[3] Allyson Chiu, Time to ditch ‘toxic positivity,’ experts say: ‘It’s okay not to be okay’, 19 Ağustos 2020. https://www.washingtonpost.com/lifestyle/wellness/toxic-positivity-mental-health-covid/2020/08/19/5dff8d16-e0c8- 11ea-8181-606e603bb1c4_story.html

[4]  Nusret Polat, “Çağdaş Sanatta Eleştirinin Durumu, Artful Living, 13 Haziran 2014, https://www.artfulliving.com.tr/sanat/cagdas-sanatta-elestirinin-durumu-i-1117,

[5] Pelin Kıvrak, “Post-eleştiri Çağında Karamsarlık”, Varlık Dergisi, Kasım 2020.

[6] Mehmet Erte’nin editörlüğünde hazırlanan Kasım 2020 tarihli bu sayıya Barış Acar, Pelin Kıvrak, Gülüş G. Türkmen ve Baki Ayhan T. metinleriyle katkıda bulundu.

Haftalık Güncel Sanat Gazetesi

İlginizi Çekebilir

Queer Sanat

Queer Sanat yazı dizisi kapsamında bağımsız araştırmacı Serdar Soydan Türkiye müzik tarihindeki queer potansiyelleri yazdı.

Eleştiri

Sergide aynaların özel bir yeri var; hem eserlerin kendilerine, onları mekân içinde algılama biçimimize dönük olarak hem de kendimize dönük sorgulamamızda bir araç olarak.

Eleştiri

Nergis Abıyeva, doğum günü vesilesiyle Tiraje Dikmen'in sanatını ve yıllardır akıbeti belirsiz olan mirasını yazdı.

Eleştiri

Uras Kızıl, Balzac'ın 1831 tarihli Bilinmeyen Şaheser romanını sanat tarihindeki temsil tartışmaları üzerinden değerlendirdi.