Connect with us

Ne arıyorsun?

Argonotlar

Gündem

Trans ilham perisi ve anne: “Biz”in içindeki “ben” ve “ben”in içindeki “biz”

Küratör Alper Turan, gelenekçi bir bakış açısıyla cinsiyetlendirilen ilham perisi kavramını yeniden tanımlayarak hem yerel hem de uluslararası sanatçılar için trans bir ilham perisi olan sanatçı/performansçı Kübra Uzun, nam-ı diğer Q-BRA üzerine yazdı.

Kübra Uzun, fotoğraf: Deniz Erol, 2016

Bu PROTODISPACH için Alper Turan, Kübra Uzun’un kendi iradesini nasıl ortaya koyduğunu ve Bülent Ersoy, Zeki Müren ve Huysuz Virjin’in sanatsal mirası da dâhil olmak üzere Türkiye’deki son kırk yıllık LGBTQIA+ tarihine ilişkin bilgi birikimini nasıl paylaştığını yazıyor.

Kübra Uzun; Bülent Ersoy, Zeki Müren ve Huysuz Virjin’in sanatsal çizgisinde çağdaş bir persona’lar bütünü olarak ortaya çıkıyor. Hem bu üç selefinin mirasının varisi hem de onların tam karşısında bir noktada. Kübra Uzun’un işleri ve persona’ları bir yandan başına buyruk bir yandan da birbiriyle iç içe geçmiş durumda; ister sahnede olsun isterse de sahnenin dışında, benimsediği queer tarzlar her zaman performatif bir yapıda. Ya da belki daha doğru bir ifadeyle, Uzun için sahne sonsuz bir alan ve orada performans hiç bitmiyor. Kübra Uzun, nam-ı diğer Q-BRA, İstanbul’da yaşayan bir şarkıcı, söz yazarı, performans sanatçısı ve DJ, ve de aynı zamanda LGBTQIA+ hakları aktivisti, mikro-ünlü, devrimci bir trans anne ve topluluk organizatörü.

Bülent Ersoy’un hayatını bitmek bilmeyen bir ıstıraba dönüştüren darbenin hemen ardından, çalkantılı 1980 senesinde doğan Uzun;  Bülent Ersoy ve Huysuz’un yıldızlaşmasını sağlayan kişisel özgürlükler olgusunun gelişmesine izin veren Türkiye neoliberalizminin ilk yıllarında büyüdü. Büyüme çağını kültürel ve toplumsal bir dönüşümün ortasında geçirdi. Daha dokuz yaşındayken müziğe karşı ilgi duymaya başladı. Müzik kariyerine yönelik arzuları, babasının annesine yönelik saldırgan tavırları ve Uzun’un bu duruma bizzat tanık olması nedeniyle sekteye uğradı ve yaşadığı bu travma yüzünden Moskova P. I. Tchaikovsky Konservatuarı’nın piyano bölümünün seçmelerini tamamlayamadı. Teselliyi ve kendini ifade etme şansını lise müzik gruplarında buldu, müzikal oyunculuk çalışmalarını sürdürdü ve kendini tiyatro prodüksiyonlarına ve müzikallere kaptırdı. Ayrıca pop ikonlarından Candan Erçetin ve Nilüfer’e vokalistlik de yaptı.

Bu süre zarfında kendi mahrem alanı olan ev içerisinde ilk cross-dresser deneyimlerini yaşamaya başladı. İşten ya da okuldan döndüğünde peruk takıyor ve makyaj yapıyor, çeşitli takma adlar altında çevrimiçi sohbet sitelerine giriyordu. Bu durum sadece anonimlik ya da anlık bir dönüşümün heyecanıyla ilgili değildi; onu büyüleyen şey bu performansa verilen tepkiler ve gerçekleştirdiği performansın kendi içerisinde daha fazlasına dönüşme potansiyelini bandırıyor olmasıydı. “Yanlış bedende sıkışıp kalma” anlatılarının aksine, onun yolculuğu erkek/kadın ikilemine ya da derinlerde yatan bir kadın olma arzusuna dayanmıyordu. Tam tersine, bu süreçten keyif aldığı ve performansın tadını çıkardığı için bu yola girmişti. Hormon tedavisi, burun estetiği, meme büyütme ve lazer tedavileri sonrasında 2015 yılında Kübra Uzun doğmuş oldu.

Uzun, geçiş sürecinden sonraki üç yıl boyunca seks işçiliği yaptı. Yeni bir bedenle yaşamında nasıl hareket edeceğini sorguladığı, gördüğü ve deneyimlediği bir süreçten geçti. Uzun siyah saçları, gösterişli kıyafetleri ve femme-fatale tavrıyla hiperseksüel bir fem persona sergiledi. Rosza Daniel Lang/Levitsky, “fem” kavramına ilişkin analizlerinde şunları ileri sürer: ”Fem olmak… görünür olmak anlamına geliyordu… Kendinizi tanınır kılmak demekti, böylece yardıma ihtiyacınız olduğunda çevrenizdekiler sizi tanıyacak ve yardıma ihtiyaç duyduklarında arkanızda olacağınızı bileceklerdi. Fem tarzı, sahiplenicisinin diğer queer’lerle belirgin bir şekilde özdeşleşmiş olduğunu gösterir”1. İşte bu fem tarz, Uzun’un görünürlük anlayışının temelini oluşturuyor – Ersoy, Müren veya Huysuz’a benzeyen uhrevi bir diva performansı sergilemektedir, ancak bir farkla: sahnesi onun hayatıdır ve bu sahne aracılığıyla bir destek yapısı inşa etmektedir.

Kübra Uzun, Koli Kanonu‘ndan bir kare, 2021

Uzun, bedensel keşif yolculuğunun ilk dönemlerinden itibaren yarattığı bu persona’ları yaygınlaştırdı ve performans sergilemek için eline geçen her fırsatı değerlendirdi.Örneğin, Vintage Porn 2 adlı erken dönem video işinde aryalar söyler ve gündelik hayatındaki seks işçiliği performansını bir kamera objektifi aracılığıyla görünür kılarak yeniden canlandırır, değişen memelerini ve müşteriler için nasıl amuda kalktığını veya onlarla nasıl konuştuğunu sergiler.

İlham perisi Q-BRA

Yıllar geçtikçe Uzun, hem yerel hem de uluslararası sanatçılar için bir trans ilham perisi olarak kendisini kabul ettirdi ve gelenekçi bir bakış açısıyla cinsiyetlendirilen ilham perisi kavramını yeniden tanımladı. Tarihsel olarak ilham perisi, yaratıcısının sevgilisi, eşi ve yakın arkadaşıdır. Mizahları, karizmaları, bilgelikleri, incelikleri ve erotizmleri nedeniyle ilham perileri hep pasif bir ilham kaynağı olarak algılanmıştır. Bir trans ilham perisi olarak Uzun, salt nesneleştirmenin ötesine geçerek bir çalışmanın numunesi ya da deneği olmaya indirgenmeyi kesinlikle reddeder. O sadece merak uyandıran, durağan bir ötekilik imgesi olarak sınıflandırılamaz; erkek bakışı üzerinden taciz edilemez. Uzun, kamera karşısında sergilediği performansta, bir başkası tarafından yönetilse bile, kendi iradesini ortaya koyar ve kendi kaderini tayin etme gücünü tartışmasız bir netlikle pekiştirir. Böylelikle esarete meydan okuyarak bedeni, görünüşü veya anlatısı üzerinde sahiplik iddiasında bulunacak her türlü hiyerarşik konumu geçersiz kılan bir yaşam tarzı, bir performans, bir persona yaratır. Uzun, yarattığı imgeyi zaman zaman beraberindekilere sunuyor ve böylece personaları üzerinden (kültürel) sermaye edindiren bir temsili mümkün kılıyor olsa da,  bu durumun kendisi bir sömürü olarak asla düşünülemez. Aksine, onun iştiraki çok sayıda veya çok çeşitli benliklerini ayrıştırarak onları yeni arkadaşlara dönüştürmeye yardımcı oluyor.

Uzun’un ilham perisi olarak yaptığı işler doğası gereği işbirlikçidir. İlham perileri tarihsel olarak sanatçılara göz kulak olan, öğreten, akıl hocalığı yapan veya onları destekleyen insanlardan farklı bir kategori olarak kabul edilir. Uzun, göz kulak olma meselesini bir nevi yeniden anlamlandırıyor; onun ilham periliği başkaları için alanlar yaratarak onlarla işbirliği yapmak ve onlara ilham vererek destek olmaktan geçiyor.

Zamanla kendine yer edindikçe sosyal hayata yeniden dâhil olan Uzun, DJ’liğe adım attı ve böylece yeni bir kişilik yarattı: Q-BRA. DJ’lik, onun geçmiş deneyimlerini arzularıyla harmanlamasına, müzik ve gece hayatı sahnesinde benzersiz bir varlık sergilemesine, sahneye çıkabilmesine ve ortak bir alan yaratmasına olanak sağladı. Onun yarattığı DJ setleri, queer atalardan alınan örneklerin zenginliğiyle ve topluluğun kendine ait ses arşivi aracılığıyla azınlık yaşamını yeniden canlandıran birer “ses yolculukları” ve “ruh hali heykelleri”dir.3 O, sadece şarkı çalmakla yetinmedi. Köklerini unutmayarak, müzikallerden ve aryalardan bir kolaj oluşturarak kabare tarzı bir yaklaşımla eş zamanlı olarak canlı performanslar da sergiledi. Performanslarının ötesinde Uzun, genç nesil trans ve queer bireyler için dönüştürücü bir trans anne figürü olarak da hareket ediyor; Batı’daki drag race şovlarında popüler olan podyum yürüyüşleri ve balo salonu sahnelerinden uyarlanarak yerelleştirilen bir tarzda sahneye çıkan yeni nesillerin performans dünyasına dâhil olmasına öncülük ediyor.

Video: Kübra Uzun, Elmas Gözlüklerimiz, Pera Müzesi, 20214

Uzun, bir video röportajında sözlerine ben diye başlayıp biz diye devam ederek birey ile kolektif arasındaki o bölünmez bağı vurguluyor ve ben’in biz, biz’in de ben içindeki o iç içe geçen özdeşliğinin altını çiziyor:

“Sahnede olduğum, olduğumuz, şarkı söylediğim, söylediğimiz, performans yaptığım, yaptığımız her an, bizim için, varoluşumuz adına, varoluşumuzu besleyen, haykırdığımız anlar, kendimizi ifade ettiğimiz anlar oluşları adına başlı başına aslında aktivizmin öğesi, o anların her biri. O yüzden her birimiz, tüm queer’ler, her bir performansımız neticesinde aktivizmin öğesi oluyoruz.”

Uzun’un selefleri

1980 yılının buhranlı bir sonbahar akşamında, askeri darbenin Türkiye demokrasisini sonsuza dek değiştirmesinden hemen önce, trans şarkıcı Bülent Ersoy sahneye çıkarak beklentilere meydan okudu. Geçiş sürecini halkın gözü önünde yaşayan Ersoy, hormon tedavisini merak eden bir izleyici kitlesiyle karşı karşıyaydı. İzleyicilerin, Ersoy’un yeni yaptırdığı memelerini göstermesi için yaptığı tezahüratlar, kişisel özgürlüklerin tehdit altında olduğu bir dönemde, alelade bir sansasyondan ziyade, güçlü bir ‘kendi kaderini tayin etme’ beyanı sayılabilecek cesur bir teşhircilik anına yol açtı. Savcılar bu durumun Türkiye’nin ahlaki değerlerine zarar verdiğini ve bu yapılanla Ersoy’un yasalarca kabul edilmeyen kadınlığını ironik bir şekilde kabul ettirmeye çalıştığını iddia ederek söz konusu eylem hakkında suç duyurusunda bulundular. Ersoy’un avukatı ise, devletin Ersoy’u erkek olarak görmesi nedeniyle, memelerinin teşhir edilmesinin bu standartlar altında uygunsuz olmadığını savunarak karşı çıktı. 1980’lerdeki rejim bu “genel ahlaksızlığı” ortadan kaldırmak adına, “kıyafetleri ve sahnedeki davranışlarıyla erkekten çok kadına benzeyen” Ersoy ve diğer sanatçıları hedef alarak kadından erkeğe trans ve cross-dresser sanatçılar için sahne yasağı getirdi.5 Bu yasak, sonrasında sahnelerle sınırlı kalmayıp trans bireylere yönelik işkence, görünüşlerinde zorla değişiklik ve şehirlerden sürgün edilme de dâhil olmak üzere yaygın bir zulme dönüştü.

“Toplumun yüz karası” olarak etiketlenen Ersoy bu duruma, cinsel azınlıkların topyekûn kötü bir durumda olduğunu vurgulamak için “biz” ve “ben” arasında gidip gelen sözler içeren “Yüz Karası” adlı şarkısıyla yanıt verdi:6

Kimimiz köşelerde, kimimiz dillerde
Çekeriz biz bu derdi, her birimiz bir yerde

Sende feryat ederdin, düşsen böyle bir derde
Felek yazarken kaderimi, melekler ağlamış göklerde (…)

Geçirdiği beden uyum ameliyatından sonra Ersoy, cinsiyetinin tanınması ve performanslarına getirilen yasağın kaldırılması için ciddi hukuki mücadeleler vermek durumunda kaldı. Mahkemeler, bedensel özerkliği kısıtlayan katı tıbbi ve yasal yorumlara atıfta bulunarak, onu “erkek eşcinsel” olarak sınıflandırdı ve dolayısıyla kadınlığını tanımayarak cinsiyet geçişinin meşruiyetini reddetti. Ersoy’un Türkiye’deki sahne varlığını geri kazanması ve “pembe kimlikli” bir kadın olarak yasal anlamda tanınması sekiz yıl sürdü; diğer yandan bu kazanım yeni oluşan neoliberal hükümetin de kendisine özgü “özgürlük” anlayışını yansıtan bir kilometre taşı oldu.

Ancak Ersoy, deneyimlediği bu cinsiyet ve cinsel kimlik yolculuğuna rağmen LGBTIQ+ hakları savunuculuğunu benimsemedi. Bunun yerine, muhafazakâr ve milliyetçi idealler doğrultusunda hareket ederek LGBTIQ+ topluluğundan uzaklaştı ve hatta İstanbul’daki 2016 Onur Yürüyüşü’nün gerçekleştirildiği günde, eşcinseller zorbaca engellenirken Cumhurbaşkanı’nın iftar yemeğine katıldı. Bu tarihten bir ay sonra ise trans aktivist Hande Kader tecavüze uğramış, parçalanmış ve yakılmış bir halde ölü olarak bulundu. Saldırgan ve otoriter Erdoğan rejimi altındaki Türkiye, Avrupa’daki trans cinayetlerinin merkez üssü haline geldi.

Ersoy’un yanı sıra Huysuz Virjin ve Zeki Müren gibi cinsiyet normlarına meydan okuyan önemli isimler de halka açık gösteri ve yayın yasaklarıyla karşı karşıya kaldı. “Türkiye’nin Liberace’ı” lakaplı Müren, yalnızca müzik yeteneğiyle değil, aynı zamanda militarist rejim içinde seküler bir sembol olarak; taşralı, modern-öncesi, Batılı olmayanın tam zıttını temsil etmesi nedeniyle de kutsanıyordu. Müren’in mini eteklerden platform ayakkabılara kadar giderek daha gösterişli bir hal alan kostümleri, cinselliğinin bir ifadesi olmaktan çok, onun kendine özgü tarzıydı. Abartılı görünümüne rağmen, ortalama bir Türk erkeğinden ziyade Sezar, Brütüs ya da uzaydan gelen prense benzeyen bir tarzı olduğunu iddia ederek cinselliğiyle ilgili imaları reddetti.7 Bu esnada Müren, perde arkasında gey kulüplerini destekledi ve yüksek profilli erkeklerle ilişkiler yaşadı. Yine de, medyadaki tasvirleri ve filmlerdeki rolleri aracılığıyla oluşturulan kamusal kişiliği, onu heteroseksüel olarak gösterecek şekilde özenle seçilmişti. Ulaşılamayan aşk ve melankoli temalarındaki müziği, dinleyicilerinde derin yankılar uyandırdı ve onun en derindeki duygularını ifade ettiği bir araç haline geldi. Müren’in oldukça geniş olan diskografisi, imkânsız aşkı, terk edilme korkusunu ve “onunla dinleyicisi arasındaki iletişimin vazgeçilmez aracı” olan melankoliyi haykıran şarkılarla dolu:8

Hiç kimseye söylenmeden
Hasretimiz bilinmeden
Gizli gizli görünmeden
Rüyalarda buluşuruz
Bu şarkıyla kavuşuruz

O dönemki rejimin militarist yansımalarına uygun olarak, Müren’in hayranları bir süre sonra ona “Paşa” demeye başladı. Bu lakabı gururla benimseyen Müren de lakabın manasına uygun olarak kamuoyunun dikkatini ışıltılı halinden uzaklaştırıp erkeksi bir bedene yönlendirdi. Şehir efsanesine göre, bir keresinde kendisine bu lakap sorulduğunda Müren, “Eğer bana Paşa derlerse ibne diyemezler” diye cevap vermiştir.9 Ancak bu koruyucu kalkan onun askeri angajmanını kalıcı bir hale dönüştürdü. Sahnede kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden Müren, tüm mal varlığını Türk asker ve gazilerine yardım eden Mehmetçik Vakfı’na bıraktı. Bu kararın, dünyanın en büyük eşcinsel porno arşivine sahip olduğu ileri sürülen Türk ordusunu kızdırmak ve köşeye sıkıştırmak için kurnazca bir hareket olup olmadığını söylemek zor.10 Bugün ne yazık ki hem şarkılarının telif hakları hem de kamuoyundaki imajı Türk ordusunun kontrolünde; Müren’in biyografisi yayınlanamıyor ve şarkılarını cover’lamak isteyenlerin orduya telif ücreti ödemesi gerekiyor.

Müren, Ersoy ve Huysuz büyük ölçüde queer selefler olarak görülürken aynı zamanda açık sözlü olmadıkları ve kendilerini “açıklayacak” kadar cesur olmadıkları için eleştirildiler. Burada toplumsal cinsiyet algısını bozan kişileri queer insanlar olarak tanımlama fikrini kendi içimde sorguluyorum; bunun hem anakronik hem de Batı merkezli olmasının yanı sıra kimlik kategorisinin gereksiz bir kısıtlaması olduğunu düşünüyorum. Kamuya mal olmuş isimlerden şeffaflık ve açılma performansı beklemiyorum, çünkü onlar da güvencesiz durumdalar. Onların queer olmak yerine queer kişiliklere/tarzlara sahip olduklarını veya queer eylemlerde bulunduklarını görmek isterim; Türk toplumunun kolektif hafızasına çoktan yerleşmiş olan queer dönemeçleri ve stratejileri kendi kafamda oturtmak için onların hayatlarına ve eserlerine bakmayı tercih ediyorum.

Pandemi, Türkiye’deki birçok LGBTIQ+ gece hayatı sanatçısını işsiz bıraktı ve güvencesiz durumlarını daha da kötüleştirdi. Bu durum karşısında Uzun, Türkiye ve Hollanda’dan queer sanatçıların dijital sanat, performans ve etkinliklerini sunmak için sosyal medya ve video konferanstan yararlanan çevrimiçi bir platform olan Through the Window‘un kurucu ortağı oldu. Hem görünürlük hem de finansal destek sağlayan bu girişim, yalnızca yeterince temsil edilmeyen yerel sanatçıları öne çıkarmakla kalmadı, aynı zamanda geleneksel sanat ortamının dışındakilere de işlerini yaratmaları ve paylaşmaları için ilham verdi. Uzun’a göre bu proje sadece sanatın sergilenmesinden ibaret değildi, aynı zamanda kendini ifade etmek ve bağlar kurmak için ortak alanlar yaratmak ve fiziksel mekânların kapanmasıyla oluşan boşluğu doldurmakla da ilgiliydi.

Kübra Uzun, ALAN 2020, 2021

Hiç bitmeyen performans

2020’nin Pride sezonu yaklaşırken Uzun, direniş ruhunu müziğe kanalize ederek ALAN2020’yi yarattı.12 Şarkı bir nevi o yılki Onur Yürüyüşü’nün marşı oldu. Camiadan insanlar büyük bir hevesle şarkı eşliğinde dans ettikleri videoları paylaştı ve daha sonra bu görüntüler son bir video klipte bir araya getirildi. Şarkının sözlerinin bir kısmı şöyle:

Yeter be isyan, ölümüne isyan

Hadi canım yandan, ondan bundan

Rak rak şak şak, Gururla dön bak

Kolay olmadı hiç kazanmak

Özgürüm aşkım!

Nefret batsın çiçekler açsın

Açsın saçsın dağlar taşsın

Yeditepe yedi renk lubunyayız biz

Renkler solmaz susturamazsın

Sanatçı/yönetmen Onur Karaoğlu ile işbirliği yapan Uzun, tiyatro, müzikal ve dijital sanatların unsurlarını bir araya getiren disiplinlerarası bir performans olan A Trans History Sung‘ı13 hayata geçirdi. Bu performans ilk kez Instagram’ın canlı yayın özelliği aracılığıyla, A Trans History Sung için oluşturulan bir hesapta yayınlandı. Daha sonra bu dijital performans, izleyici yorumları, paylaşılan resimler ve diğer meta-anlatılarla birlikte Volksbühne Berlin’in Next Waves Theater programının bir parçası olarak sergilenen dört kanallı bir videoya dönüştürüldü.

Performans, Uzun’un hayatındaki çok önemli bir an olan Berlin’e taşınma kararına odaklanıyor. Performans boyunca Uzun, bir trans olarak İstanbul’daki hayatından önemli hikâyeler anlatıyor ve bunların arasına kişisel ve kolektif anlam taşıyan şarkı performanslarını serpiştiriyor. Sanatçı, “Anılarımı, ortak hatıraları dinliyoruz, dijital bir anıt yaratıyoruz; İstanbul’dan ayrılsam bile bu Instagram hesabı bir anı olarak kalacak. Gitmek mi daha zor, yoksa kalmak mı? Kim gitmek zorunda kalıyor? Bu performansla ben gidiyorum ama gerçekten arzuladığım şey gitmek mi?”

2021 yılında Uzun, Mozart’ın arkadaşları için yazdığı “Leck mich im Arsch (Kıçımı Öp)” gibi muzır kanonlarından esinlenerek yeni bir yaklaşım sundu. Mozart’ın dört kısımdan oluşan kanonunu Lubunca sözlerle uyarlayan ve akapella olarak kaydeden Uzun, Koli Kanonu’nu yarattı. Bir başlangıç melodisinin belirli bir zaman aralığında daha fazla parça tarafından taklit edildiği, taklit prensibine dayalı bir müzikal form ve teknik olan Kanon, politik önermesi açısından ilginçtir. Her ses, aynı melodiyi armonize ederken, onu benzersiz şekilde farklı tonlarla besler, böylece onları ortak bir müzikal çerçeve içine yerleştirerek kişisel ifade ile kolektif anonimliğin bir karışımını elde eder.

“Koli Kanonu”, Uzun’un hayat verdiği dört kurgusal kişi tarafından söyleniyor: Butch Berna, Dikiz Jülyet, Madam Sipsi ve Kübra Uzun’un kendisi. Uzun’un evindeki sıradan bir çay buluşmasının arka planında geçen kanon, bu karakterlerin iç içe geçmiş, esprili ve güçlü anlatılarını gözler önüne seriyor. Uzun’un “yeni arkadaşlar” olarak adlandırdığı ve onlar için eleştirel kurgular ürettiği bu yeni karakterler, Huysuz Virjin, Zeki Müren ya da Bülent Ersoy’un evrenlerini anımsatıyor: Uzun’un tarzlarını benimsemesine ve örnek almasına rağmen politik olarak ayrıştığı kanonik karakterler. Kurgusal hayat anlatıları, tarzlar, kostümler, şarkı sözleri ve sesle birlikte Koli Kanonu, kendini queer bir karşı-kamusal dünya yaratma tarzını kullanan sanat işleriyle tamamlanmış bir müzik videosu olarak konumlandırıyor. Bir diğer video olan “Jülyet’s Habanera” da ise Uzun, Bizet’nin Carmen‘deki ikonik parçasını, yine Lubunca sözlerle ve kendi personalarını somutlaştırarak yeniden yorumluyor. Uzun’un personalarından Dikiz Jülyet bize şu sözlerle sesleniyor:

Minço benim, tita benim

Kime ne, istediğime veririm

Tüm şovşaklar, balamozlar

Sırayla, teker teker seçerim

Kübra Uzun’un yaşamı, eserleri ve persona’ları “gerçek olanı belirleyen sonsuz bir gündelik yaşam tiyatrosu” yaratıyor. Ontoloji ile performans arasındaki mesafeyi ortadan kaldırıyor ve asla kendi var etmediği bir kişiliğin kimliğine bürünmüyor, personaları o anda var oluyor  Performansı onun bir “dünya yaratma projesi”ni, tıpkı kamu kavramı gibi, “bir topluluk ya da gruptan öte” olduğu dünyalar yaratma çabasını sürdürüyor. Kübra Uzun’un çabaladığı farklı bir dünyadır; burası “tanımlanabileceğinden daha fazla insanı, birkaç referans noktasının ötesinde haritalanabileceğinden daha fazla alanı, doğuştan gelen bir hak olarak deneyimlenmekten ziyade öğrenilebilecek duygu biçimlerini zorunlu olarak içermektedir.” 14

Kübra Uzun, Jülyet’in Habanerası’ndan bir kare, 2022

  1. Rosza Daniel Lang/Levitsky, ‘‘Our Own Words: Fem & Trans, Past & Future,’’ e-flux 117(Nisan 2021): 20.
  2. Vintage Porn – Part I, 2014. Yönetmen: Emre Busse & Burak Erkil, Yapımcı: Pornceptual, Oyuncu: Q-BRA, Performans: Selin Tural, Makyaj: Deniz Eda Göze, Müzik: “Votre Toast” – Bizet, “Vogue – Madonna https://vimeo.com/110359301.
  3. Paul Miller, “Algorithms: Erasures and the Art of Memory,” Audio Culture: Readings in Modern Music içinde, ed. Christoph Cox ve Daniel Warner, güncellenmiş baskı (Bloomsbury Academic, 2017), 472.
  4. https://www.youtube.com/watch?v=Iv28guYlqU4 Pera Müzesi için, Istanbul. Yönetmen: Alper Yıldırım ve İpek Çınar; Görüntü yönetmeni: İlkin Eskipehlivan; Yapımcılar: Çiçek Çocuk, Alper Yıldırım ve İpek Çınar; Muzik: Çiçek Çocuk; Mix and Mastering: Barış Ergun; Styling: Antresx; Makyaj: Tusidi.
  5. “Bülent Ersoy giyimini düzeltmesi için emniyete çağrılarak uyarıldı,” Milliyet, 28 Ocak, 1981.
  6. Başak Ertür ve Alisa Lebow, “Coup de Genre: The Trials and Tribulations of Bülent Ersoy,” Theory & Event 17.1 (2014).
  7. Martin Stokes, “The Tearful Public Sphere: Turkey’s ‘Sun of Art,’ Zeki Müren”, Music and Gender: Perspectives from the Mediterranean içinde, ed. Tullia Magrini (Chicago: the University of Chicago Press, 2003), 307-328.
  8. Eser Selen, “The Stage: A Space for Queer Subjectification in Contemporary Turkey,” Gender, Place & Culture 19.6 (2012): 738.
  9. Selen, “The Stage,”737.
  10. Yakın zamana kadar, Türkiye’de eşcinsel erkeklerin “hasta” olduğu gerekçesiyle askerlik yapmaya elverişli sayılmamasına binaen, zorunlu askerlik hizmetinden muaf olmak isteyen eşcinsel erkekler, cinsel yönelimlerini doğrulamak için özellikle pasif bir rolde cinsel ilişkiye girdiklerine dair fotoğraf veya video kanıtı sunmak zorunda bırakılıyordu.
  11. https://www.npr.org/2022/06/27…
  12. Müzik: Mx. Sür ve Kübra Uzun; Söz: Kübra Uzun; Yönetmen: Efe Mine; Yapımcı: XSM Recordings; Mixing: Salih Topuz; Mastering: Çağan Tunalı; Mx. Sür ve Kübra Uzun’un Kostüm Tasarımı: AntreSx; Mx. Sür & Kübra Uzun’un Makyajı: tusidi; Çeviri: Willie Ray & Madır Öktiş.
  13. Video versiyonu: https://vimeo.com/485413101/ddddcc338f; Instagram sayfası: @atranshistorysung Tasarlayan ve Performansı Gerçekleştiren: Kübra Uzun, Tasarlayan ve Yöneten: Onur Karaoğlu, Video Kurgu ve Ses: Emre Kaya, Kamera: Metin Akdemir FOX, Arya Sezer, Çeviri: Nazım Dikbaş, Onur Karaoğlu
  14. Lauren Berland ve Michael Warner. “Sex in public.” Critical inquiry 24.2 (1998): 558

Çeviri: Erdem Gürsu, yazının diğer dillerdeki versiyonları bağlantıda.

Protocinema’nın yeni dijital yayını PROTODISPATCH, sanatçıların kıtalararası kaygıları ele aldığı, kişisel bakış açılarını içeren deneme serilerinden oluşuyor. İngilizce dilinde yayınlanan denemeler Argonotlar ve Protocinema işbirliğiyle önümüzdeki yıl boyunca Türkçe olarak Argonotlar’da kendine yer bularak bu küresel kaygıların Türkiye sanat ortamında da tartışılmasına alan açacak. Protodispatch’in diğer yayın partnerleri, New York’tan Artnet.com ve Bangkok’dan GroundControlth.com

İlginizi Çekebilir

Eleştiri

Leman Sevda Darıcıoğlu, Elif Saydam ve Ndayé Kouagou'yu bir araya getiren “Filizlendiğimiz Bir Çatlak” sergisi mekânlardaki ilişki sistemlerinin sınırlarını ve imkânlarını gözler önüne seriyor.

Eleştiri

Erinç Seymen’in Zilberman Gallery'de 2 Ağustos'a kadar görülecek "Kīpuka" başlıklı sergisine adını veren işinin David Wojnarowicz ve Anne Carson eşliğinde bir yakın okuması.

Gündem

Onur Ayı kapsamında Argonotlar olarak hazırladığımız özel içerikler queer sanat üzerine forumumuzla devam ediyor.

Gündem

Argonotlar olarak LGBTİ+ Onur Ayı kapsamında queer sanatçılara sanatsal ve düşünsel yaratıcılıklarına katkıda bulunan, onlara üretmek için cesaret ve ilham veren sanatçıları sorduk.