Connect with us

Ne arıyorsun?

Argonotlar

Söyleşi

WhatsApp’tan sergi yapmak: Zaman değişir, her şey değişir

Sergen Şehitoğlu’yla 35 sanat profesyonelinin WhatsApp yazışmalarıyla oluşturduğu sergi üzerine WhatsApp’tan bir söyleşi

06.2023-35-dergi, Proje Yürütücüsü: Sergen Şehitoğlu (SANATORIUM’un izniyle, Fotoğraf: Zeynep Fırat)

Sergen Şehitoğlu’nun benim de dahil olduğum 35 sanat profesyonelinin katkılarıyla oluşturduğu ve metnini ChatGPT ile birlikte yazdığı “06.2023-35-dergi” adlı son sergisi 17 Haziran – 22 Temmuz 2023 tarihleri arasında SANATORIUM’da gösterildi. Otuz beş katılımcının son altı ayda yaptığı bir yazışmayı serginin parçası olarak sunmasıyla gerçekleşen sergiden ilham alarak Sergen’e bu söyleşiyi WhatsApp üzerinden yazışarak yapmayı önerdim. Böylece 13 güne yayılan süreçsel ve deneysel bu yazışma da serginin bir parçasına dönüşmüş oldu.

Sergen Şehitoğlu (SANATORIUM’un izniyle, Fotoğraf: Zeynep Fırat)

Selam Sergen, iyiyim umarım iyisindir. Dün mesajın geldiği sıralarda rakı sofrasına oturmuştuk, o nedenle hemen dönemedim. Benim de dahil olduğum farklı katılımcıların yazışmalarını ekranlar aracılığıyla gösterdiğin sergin sona erdi ve bir dergiye dönüştü. Böyle bir proje üretmenin nereden estiğini, senin için nasıl bir ihtiyaçtan doğduğunu merak ediyorum doğrusu 💭

Afiyet olsun🍻 Ben de çok iyiyim. Yaklaşık üç yıldır, altı ayda bir yayınlanan bir dergi yürütüyorum. Derginin daha önceki, gerek benim yaptığım gerekse başka küratoryal yaklaşımlarla hazırlanan sayılarında daha “zamansız-mekânsız” üretimler yer aldı. Ancak bu sayı için gereken altı aylık süreçte zamandan ve mekândan bağımsız düşünmek hepimiz için çok zordu. Ben de benzer yerlerde yaşayan ve benzer meşgaleleri olan insanların, bu süreçte gündelik hayatlarındaki olayları “görmek” istedim. Bunu da dijital mecralardaki yazışmaları üzerinden gerçekleştirdim. Bu çok benzeşimli topluluğun kişisel yazışmalarının bir bütünlük oluşturacağını düşündüm, sanırım öyle de oldu.

06.2023-35-dergi, Proje Yürütücüsü: Sergen Şehitoğlu (SANATORIUM’un izniyle, Fotoğraf: Zeynep Fırat)

Aynı fikirdeyim, bu yazışmalar ve senin seçimlerinle oluşturulmuş yan yanalıkları bir akış oluşturuyor ve aynı zamanda politik bir tavır sergiliyor. Peki sanatçı olarak “geri çekilmek” senin pratiğinin neresinde duruyor?

Son 5 yıldır sanırım iki ana eksende iş üretiyorum. Biri daha çok verilerle, matematiksel yapılarla ilgilendiğim ve senin tabirinle geri çekilmediğim, sürecin sonucunda metalaşan üretimler. Bir de işbirliğine dayalı sanat olarak adlandırabileceğim, müellifi tam belli olmayan üretimler. 2020 yılında başladığım “Dergi” projesi, 2021 yılında gerçekleştirdiğim “Seascapes (at lockdown)” sergisi ve şu an bahsettiğimiz “06.2023-35-sergi”, katılımcılarla beraber yaptığımız, müellifliği paylaştığımız etkinlikler. Bu üretim yöntemini başka projelerde de sürdürmek istiyorum çünkü işbirliği ve katılım sonucunda oluşan yapılar bana tarihe not düşüyormuşum hissini veriyorlar ve “geri çekilme”/paylaşma/işbirliğinin, üretimlerin kalıcılığını arttırdığını düşünüyorum. Bunun üzerine çok fazla konuşabilirim. 😁

Sözünü ettiğin, birbirine paralel olarak ilerleyen iki taraflı üretimin başka veçheleri de var bence. İşlerinle 2020’de Sanatorium’daki kişisel serginde ilk kez karşılaştığımda, Instagram’da “matematik bilmeyen giremez” diye şakayla karışık bir paylaşım yapmıştım.🙃 O zaman makine mühendisliği eğitimi aldığını bilmiyordum. Lisede eşit ağırlık okuduğum ve matematiği de sevdiğim için sergi beni yakalamıştı ama genel izleyici açısından ezber bozan bir pratiğin olduğunu düşünmüştüm. Hâlâ aynı fikirdeyim. Bununla birlikte müellifliği paylaştığın bu projede herkesin kendinden bir parça bulabileceği “zamanın ruhu” söz konusu. Bahsettiğimiz karşıtlık oluşturan bir ikilik değil de tamamlayıcı bir ikilik daha çok.

2020 yılındaki “Çakıl Taşları” adlı sergim, gerçekten biraz söylediğin hissi barındırıyordu. Akademik bir didaktiklikle izleyiciye hiç alan bırakmayan, keyifli veya duygusal olmayan, bir matematik formülü veya bir grafik çizimi gibi, monosemik, tek anlamlı kapalı bir sistem olarak kurmaya çalıştığım bir sergiydi. Matematik benim için gündelik hayatımda da okumaktan ve üzerine düşünmekten/uğraşmaktan çok keyif aldığım bir alan bu arada, o sergide öykündüğüm Bernar Venet başta olmak üzere birçok sanatçıya buradan bir not düşmek istemiştim. Şu anki sergideyse tüm “benzer” katılımcılarla birlikte daha duygusal bir sergi oluşturmaya çalıştım. 35 ayrı katılımcının yazışmalarını sanki tek bir kişinin bir süreç içindeki yazışmalarıymış gibi kurguladım, hatta bunu yaparken kafamda bir senaryo, bir kurgu oluşturdum. Benim için ilk yazışmadan son yazışmaya kadar belirli bir akış var ve zamanla beraber konular da değişiyor. Bu sergi bahsettiğin diğer sergiye göre izleyicinin deneyimine çok daha açık, hatta izleyiciden talep ettiği süre ve fiziksel etkinlik de daha fazla (sergiyi gezenler ne demek istediğimi anlayacaklar). Ama tüm bu üretimleri gerçekleştirirken sanat tanımının sınırlarında olmaya çalışıyorum. Belki ezber bozan pratik olarak gözüken bu “esnetme” çabası olabilir.

06.2023-35-dergi, Proje Yürütücüsü: Sergen Şehitoğlu (SANATORIUM’un izniyle, Fotoğraf: Zeynep Fırat)

Bahsettiğin akışın temel bir sebebi var. Projeye davet ettiğin katılımcıların hepsi sanat alanında çalışan kişiler. Sergiyi gezerken her birimiz birbirimizden farklı olsak da ortak dertlerimiz ve politik kaygılarımız olduğunu düşündüm. Her bir yazışmada tanıdık bir şeyler vardı. Öte yandan yalnızca emojilerin yer aldığı ekranlar dikkatimi çekti. İnternet sonrası çağın yazışmalarını en çok şekillendiren şeylerden birinin emojiler olduğu ortada, yine de birkaç istisna hariç çoğumuz bir mesajı ya da söylemi olan yazışmaları seçmişiz. Bu konuda senin gözlemlerin neler oldu? (Dün akşam evde çalışmam gerektiği için “Dergi”nin lansmanına gelemedim bu arada, umarım keyifli geçmiştir!) ⚡️

Aslında kafamdaki çıktı da buydu: 35 ayrı kişinin belirli koşullar sebebiyle ortak bir durum oluşturması. Ve hem sergide hem dergide oluşan sonuçtan çok mutluyum. Ama emoji yorumun çok ilginç, ben bunu hiç düşünmemiştim ama Almanya’dan gelen bir küratör aynı yorumu yaptı, artık sadece emoji ve meme kullanarak yaptığı yazışmaların çoğunlukta olduğunu söyledi. Bu çok ilginç bir durum, sözel dilden yazıya, yazıdan da emojilere geçerken enformasyon miktarı da değişiyor aslında. İletişim de hem niteliksel hem niceliksel olarak farklılaşıyor. Buna alan dışı bir yorum yapamam ama bir değişimin tespitini yapmak açısından önemli. Bu sergide emojilerden oluşmuş birkaç yazışma var ama çok azınlıktalar. Bu projeyi ilk kafamda oluştururken katılımcıların bu yoğun dönemdeki yazışmalarını tekrar gözden geçirmelerini ve içlerinden bir tanesini sunmak üzere seçmelerini, sanatsal bir performans olarak düşünmüştüm. Belki de bu performansın çıktısı olarak iletimi daha doğrusal olan yazılı dialoglar seçilmiş olabilir. Ya da biz hâlâ kelimeleri kullanmayı seviyoruzdur. 🙂

06.2023-35-dergi, Proje Yürütücüsü: Sergen Şehitoğlu (SANATORIUM’un izniyle, Fotoğraf: Zeynep Fırat)

Dümeni güzel bir yere kırdık şimdi. Bazen çevremden Z kuşağının, başka bir deyişle internet sonrası doğanların kelimelerle değil emojilerle anlaştığına, kelimeleri son derece “ekonomik” olarak kullandıklarına dair bazı şikayetler duyuyorum. Sonra son seçimleri düşününce bir emojinin (kalp oluşturan eller) nasıl politikleştiğini görünce bu indirgemeci yorumları saçma buluyorum. Ayrıca 2500 yılının arkeologlarının dijital buluntularımızı nasıl değerlendireceklerini çok merak ediyorum. Bizden geriye hem fiziksel hem de dijital buluntular kalacak. Sergini gezerken bunlar da geçti aklımdan.

2014 yılında Kill Memories serisini oluştururken kafamdaki soru-n ilişki/iletişim için fizikselliğin ne kadar gerekli olduğu idi. (Thomas Ruff’un Nude serisinden ve Spike Jonze’un Her filminden aldığım ilhamla) ki o zamanlar hayatımızda online iletişimler yoğunlukta değildi ve bu seri bir başlangıç irdelemesiydi aslında. Daha sonra yaptığım post-internet alanında sayabileceğimiz serilerde de buna benzer, dijital alanlar ile fiziksel alanlar arasındaki çekişmelerle ilgilendim. Ama hiçbir zaman bu çekişmelerde bir kararım olmadı, sadece bir sanatçı metodolojisiyle belki biraz da avant-garde bir yaklaşımla, önümüzde (gelecekte) oluşacak konularla ilgili estetik çıktılar oluşturmaya çalıştım. Burada bahsettiğin durumda da kelimelerin yerlerini şekillere bırakmasından şikayet etmem, sadece farkına varabilirim. Zaman değişir, her şey değişir. Paul Virilio’nun teknolojilerle ilgili söylediği gibi: “The invention of the ship was also the invention of the shipwreck.” Ben de düşünceler, fikirler, durumlar, tespitler ve öngörülerle ilgileniyorum; şikayetler, yok saymalar, küçük görmeler ve değersizleştirmelerle değil. Ayrıca sembolizm, dilin güzel kullanımlarından biri bana göre, mesela birçok ağlama emojisi var ama hepsi farklı bir duruma karşılık geliyor. Sergiyle ilgili bu yorumun, kendi üretimlerimle ilgili tam fark etmediğim bir yakınlığı fark ettirdi, daha önce söylediğin “tamamlayıcı ikilik” sanırım bu. 🤔

06.2023-35-dergi, Proje Yürütücüsü: Sergen Şehitoğlu (SANATORIUM’un izniyle, Fotoğraf: Zeynep Fırat)

Yavaş yavaş sona gelirken ilk söyleşimi yapmak üzere Daniel Buren’le buluşmaya giderken kendimi daha “ciddi bi yazar” gibi hissetmek için ses kayıt cihazı satın aldığımı hatırladım. Halbuki telefonum ses kaydı alıyordu 🙂 Bu deneysel söyleşinin sonlarına gelirken sana sormak isterim: Eski usül bir ses kayıt cihazıyla kayda alınıp deşifresi yazar tarafından günlerce süren bir söyleşiyi mi tercih ederdin? 😅

Zaman ilerledikçe önceden yaptıkların o “ciddiyeti” sağlıyorlar sanırım. Kıyafete, ekipmana, “ciddiyete” ihtiyacın kalmıyor. Ben ilk fotoğraf çekmeye başladığımda tüm çıkan ekipmanları inceleyip sahip olmaya çalışırdım ama mesela Daido Moriyama’nın hiç kendi fotoğraf makinesi olmamış, ordan burdan bulduğu, ödünç aldığı ufak makinelerle çekmiş tüm fotoğraflarını. 🙂 Bu yaptığımız söyleşi de benim için çok ciddi bir söyleşiydi, kalem ya da daktilo fark etmiyor.😁 Sadece, bir kerede başlayıp bitmediği ve günlere yayıldığı için (başlarken 24 saat içinde yazmak üzerine küçük bir anlaşma yapmıştık, dolayısıyla diyaloğun parçaları kadar gün sürmüş olacak bittiğinde) keyifli bir alışkanlığa dönüşüyordu. Birbirini ‘gerçekte’ tanımayan yazarların düzenli mektuplaşmaları gibi.😉 O yüzden bittiğinde ufak da olsa bir boşluk kalacak geriye.

Ne güzel ifade ettin. Benim için de 13 güne yayılan süreçsel ve deneysel bir söyleşiydi; etkisi masa tenisine benzer bir histi benim için. 😊 Belki bu sergiye özel kalır, belki ileride yine tekrarlamak isterim; şimdilik ucu açık. Yakında yüzyüze de görüşmek dileklerimle bu söyleşiyi sonlandırıyorum.📱👋

İlginizi Çekebilir

Eleştiri

İzmir’in sanatsal geleneğinin bir halkası olarak ilk kez düzenlenen İzmir Akdeniz Bienali’nin çağrışımları; organizasyon şeması ve kentin sanatla ilişkisi üzerine düşünceler doğuruyor.

Söyleşi

Tuğçe Tezer’in 2013’ten bu yana yürüttüğü çalışmaların ürünü olan Antakya Yürünebilir Kent Tarihi Rehberi projesi bugün ayrı bir önem taşıyor. Yürünebilir Tarih turlarının ilki...

Eleştiri

Yapı Kredi Sanat Galerisi'nde sürmekte olan “Bugünü Resmetmek” sergisini Fatih Özgüven değerlendirdi: Nedir bugünü resmetmek? Yoksa kastedilen bu günü resmetmek mi?

Eleştiri

Duraklamalardan, düşünmeler ve hatırlamalardan ibaret, tanıdık nesneler ve hikâyelerin kesişenlerinin bol olduğu “Elinin Emeği Gözünün Nuru” yaz boyu Eskişehir’de Eldem Sanat Alanı’nda.