Connect with us

Ne arıyorsun?

Argonotlar

Eleştiri

İnsan neyin kaybolduğunu ve neyin asla yerine koyulamayacağını düşünmek için nadiren duraklar

Duraklamalardan, düşünmeler ve hatırlamalardan ibaret, tanıdık nesneler ve hikâyelerin kesişenlerinin bol olduğu “Elinin Emeği Gözünün Nuru” yaz boyu Eskişehir’de Eldem Sanat Alanı’nda.

Melike Taşçıoğlu ve Maury Vaughan’ın "Elinin Emeği Gözünün Nuru" sergisinden görünüm. Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz

Annemin çeyiz sandığı hep evimin bir yerinde, bazen bitkilerimi koyduğum ve üzerine Slang Design Studio’dan Nathaniel Hamon’un EV resmini astığım bir köşede, bazen altarımı kurduğum, taşlarımı ve çeşitli kıymetli nesnelerimi koyduğum bir alan oldu. Şimdi evimde sehpa olarak sıradan bir işlevle gündelik hayatımın parçası. Eşyalarımdan azad olduğum süreçte her yere taşıdığım en büyük parça bu ahşap sandık. İçinde küçük, sanki özel bir şeyleri koymalık bir bölmesi var. Kapağını açmaya yarayan tutacak kaybolmuş; yerine bir vakit metal bir top başlık konmuş. Annem ikinci evliliğini gerçekleştirirken bu sandıkla girmiş evine. İçine neler koyduğunu, ne şekilde taşındığını bilmiyorum. Bir kış günü evlenmiş.

Dantel yapan, hayatını bununla kazanan bir kadın olarak kendi yaptığı dantel örnekleri ve oyalar, oturma odası sehpa örtüsü takımları, ailesinden kalan el işlerinin, biz çocuklarının çocukluk eşyalarının; yine el işi battaniye ve çarşafların, elbiselerin olduğu, bebekliğinde giydirildiği deri pabuçlarının o bölmede yer aldığı, Almancı teyzemin Almanya’dan gelişlerinde getirdiği fistoların olduğu bir sandık. Hafızamda bu şekilde yer kaplıyor. Oradan oraya taşıdığım, hep bir şekilde yerini bulan bir nesne. Hikâyeler anlattıran yaşayan ağaçtan bir çeşit dolap. Sandığın içindekiler zamanla benimle de birlikte dönüşüyor. İçindeki işli şile bezi gecelikler kıymetini bilecek arkadaşlara hediye ediliyor, sandıkta durmaktan lekelenmiş dantelli çarşaflar sadece misafire değil bana da seriliyor, annemin çarıklarının yanına birkaç boncuk konuyor. Halamın benim için yaptığı horoz tencere tutacağı, kullanmadığım fazladan havlular sandıkta yerini buluyor. Bazı oya ve örtü motifleri yaptığım çantaları, defterleri süslüyor. Anneannemin, annemin ve içine dahil olmuş tüm kadınların izleri elden ele, yayılıyor. Bir yandan bir sürü örtü, masa örtüsü evimde yer bulamadığı için arada havalandırılmak üzere pamuklu çarşaflarla sandığa geri konuyor.

Melike Taşçıoğlu ve Maury Vaughan’ın “Elinin Emeği Gözünün Nuru” sergisinden Dalyancı Konağı’nın gardırobunda moloz yığınından çıkan iç çamaşırlar ve ses yerleştirmesi. Seslendirme: Ayşe Ataoğlu, Bengisu Keleşoğlu, Melike Atılkan – Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz

Anadolu Üniversitesi’nde akademisyen, sanatçı, tasarımcı Melike Taşçıoğlu ile Eskişehir’de bir okulda öğretmenlik yapan, heykeltıraş, sanatçı Maury Vaughan’ın Eldem Sanat Alanı’ndaki Elinin Emeği Gözünün Nuru kitabı ve sergisi bana bu sandığı hatırlatıyor.

Melike Taşçıoğlu ve Maury Vaughan’ın “Elinin Emeği Gözünün Nuru” süreç videosu, enstalasyon görünümü.  Kurgu ve ses: Eli Kasavi – Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz

“Çok da önemi yoktu aslında.

Eski eşyalar.

Kullanılmadan yıllardır

bir kenarda duruyordu.”[1]

“değerli şeyleri saklıyoruz

böyle bir eğilimimiz var değil mi?”[2]

Eşyalarla ilişkimiz, geçmiş ve şimdiyle ilişkimize dair bize çok şey söylüyor. Bulunduğumuz oda, ev, sokak, şehirle ilişkimiz dünyamıza dair referanslar veriyor. Maury Vaughan ve Melike Taşçıoğlu Eskişehir merkezin ya da turistik Odunpazarı’nın dışında, biraz uzaklarda olan, bir yanı lüks villalar bir yanı eski bağ evleri ve tarlaların yer aldığı 2021’de yeni taşındıkları evlerini kurarken çıktıkları yürüyüşlerde buluntu eşyaları da hayatlarına katıyorlar. Bu yürüyüşlerden birinde “Moloz atmayınız” yazısının altındaki moloz yığınındaki bir elişi örtü dikkatlerini çekiyor. Ve sonra Elinin Emeği Gözünün Nuru kitabı ve yaz boyu devam edecek olan Eldem Sanat Alanı’ndaki sergilerine vesile olan yürüyüşler, eşyalarla ilişkiler ve karakterlerle şekillenen bir süreç başlıyor.

Genç bir nüfusa sahip olan, haftasonu akın akın yerli ve dışarıdan turist ağırlayan rengarenk 19. yüzyıl konakları ve ne olacağı henüz netleşememiş yeni “sanat sokağı” ile Odunpazarı gibi cazibe alanları yanısıra şehirde yürümeye devam ettiğinizde Porsuk Çayı kenarındaki kafeler, parklar, çeşit çeşit heykeller ve her biri birbirinden farklı köprüleriyle yaşanır dedirten bir şehir Eskişehir. Şehirde yürürseniz bundan 10 yıl önce ziyaret edişlerimde farkına varmadığım, barlar sokağı ve Anadolu Üniversitesi’nden çıkıp da göremediğim hırdavatçılarla dolu Kurtuluş Mahallesi’nden, yeni yerleşim alanı, havalı yapılar ve AVM’siyle İstanbul’dan ve başka şehirlerden göç edenleri alışkanlıklarından koparmamak adına yapılanmış, ismi ile azade Hoşnut Mahallesi’ne varıyor, demografik ve mimari değişime her büyük kentteki gibi şaşıyorsunuz. “Elinin Emeği Gözünün Nuru” sergisine ve kitabına neden olan Karabayır Bağları bölgesi ise şehrin bambaşka bir yerinde, göç eden ve zaten şehirli olan üst sınıf ailelerin yaşadığı villaları, eskiden orada bağları olan yerlileri ve yakınındaki orta sınıfın, şehirden yorulmuşların yaşadığı, şehrin en büyük stadyumuna da yer veren bir bölge.

Melike Taşçıoğlu ve Maury Vaughan’ın Elinin Emeği Gözünün Nuru kitabından sayfalar. Fotoğraf: Gül Yavuz

Serginin sanatçıları, kitabın yaratıcıları Melike ve Maury, Karabayır Bağları bölgesinde yürüyüşlerde buldukları eşyaları önce biriktiriyor, temizliyor, sonra bu eşyaların birlikte ve tek tek olası geçmişleri üzerine düşünmeye başlıyor ve bir hikâye oluşturuyorlar. Eşyaların sahibinin hikayesinin gerçekle kurgu arası bir yerde sunulduğu, sergi ve kitapta ara ara izleyiciye hangisinin gerçek hangisinin hikâye olduğu üzerine sorgulattığı hassas, güzel bir yerde bırakıyorlar.

Melike Taşçıoğlu ve Maury Vaughan’ın Elinin Emeği Gözünün Nuru kitabından sayfalar. Fotoğraf: Gül Yavuz

Elinin Emeği Gözünün Nuru’nda bir kadının, hatta el yazısıyla yazdıklarından tanıdığımız bir “sanatçı”nın hikâyesine tanık oluyoruz. Bir zamanlar güzel el işi danteller yapan, sofrasına keten işli peçeteler koyan, masa örtüleri seren, gece uykudan önce zarif saten geceliğini giyen, beyaz elbisesi ve narin bedeniyle bu eski köşkte salınan ve belki gece pencerede durup uzaklara bakan, sevgilisinin yolunu gözleyen bir kadın. Aslında kendini çok da önemsemediğini söyleyen, ve kendisiyle ilgili bir araştırmaya soyunulmasını şaşkınlıkla izleyen, belki de özlemle hayatı boyunca görülmeyi ve duyulmayı bekleyen bir kadın. Biraz Melike’nin yaptığı meditasyonla bağ kurmaya çalıştığı “mektup” ile biraz da hikâyenin karakteri kadının yazdığını tahmin ettikleri gerçek cümlelerle şekillendirdikleri bir yarı-kurgu hikâye. Elinin Emeği Gözünün Nuru fikrinin çıkışı olan, sergi mekânının girişindeki molozlarla başlıyor. Karakterin bir hayalet gibi mekâna yerleştirdiği el emeği örtülere, peçetelere, kıyafetlerine girişteki odadan yayılan sesi eşlik ediyor. Yukarıda Porsuk Çayı’nı ve eski Eskişehir’i betimleyen bir duvar resmi, pencerede bulutlu aydınlık bir havada şimdinin Eskişehir manzarasıyla tanıdık ve eski ama hep aynı olan Eskişehir’de olası bir hikâyenin tanıklığı, görülmeye, okunmaya değer bir hikâye olarak oda oda eşyalarla anlatılıyor.

Melike Taşçıoğlu ve Maury Vaughan’ın Elinin Emeği Gözünün Nuru kitabından sayfalar. Fotoğraf: Gül Yavuz

“İnsan neyin kaybolduğunu ve neyin asla yerine koyulamayacağını düşünmek için nadiren duraklar” ve duraklamalar önümüzü görmek için kıymetli anlar…

Melike Taşçıoğlu ve Maury Vaughan’ın “Elinin Emeği Gözünün Nuru” sergisinden Mektuplar detay. Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz

Duraklamalardan, düşünmeler ve hatırlamalardan ibaret, tanıdık nesneler ve hikâyelerin kesişenlerinin bol olduğu “Elinin Emeği Gözünün Nuru” yaz boyu Eskişehir’de Eldem Sanat Alanı’nda devam ediyor. Sergiyi görmeniz, hissetmeniz, kitabı incelemeniz dileğiyle.


*Başlık Elinin Emeği Gözünün Nuru (Maury Vaughan ve Melike Taşçıoğlu Vaughan, 2023) kitabından alıntı.

[1] Elinin Emeği Gözünün Nuru, Maury Vaughan ve Melike Taşçıoğlu Vaughan, s. 36, 2023

[2] Elinin Emeği Gözünün Nuru, Maury Vaughan ve Melike Taşçıoğlu Vaughan, s. 37, 2023

İlginizi Çekebilir

Eleştiri

Leman Sevda Darıcıoğlu, Elif Saydam ve Ndayé Kouagou'yu bir araya getiren “Filizlendiğimiz Bir Çatlak” sergisi mekânlardaki ilişki sistemlerinin sınırlarını ve imkânlarını gözler önüne seriyor.

Eleştiri

Johanna Gustafsson Fürst ve Dilek Winchester’ın dans, tipografi, heykel, şiir gibi farklı mecralarda ürettikleri eserleri Arter'de GLOSSOLALALA sergisinde bir araya geliyor.

Eleştiri

Bu yazı, “Dön-Dün Bak: Türkiye’de Trans Hareketinin Tarihi” sergisini Benjamin’le ilişkilendirerek geçmişin devrimciliği, hafıza, direniş, nostalji/anti-nostalji gibi temalar altında analiz etme amacı taşıyordu. Ancak...

Eleştiri

İzmir’in sanatsal geleneğinin bir halkası olarak ilk kez düzenlenen İzmir Akdeniz Bienali’nin çağrışımları; organizasyon şeması ve kentin sanatla ilişkisi üzerine düşünceler doğuruyor.