Şubat ayında Frieze’de yayımlanan Àngels Miralda imzalı Who Killed the Independent Curator? yazısı ve ardından Emre Erbirer’in Argonotlar için kaleme aldığı Bağımsız küratörler için yer kaldı mı?: Sanat dünyasında güç döngüsü, kapalı devre ve daralan alan yazısı bağımsız küratörlüğün günümüzdeki durumunu kapsamlı şekilde hem uluslararası bağlamda, hem de Türkiye bağlamında ele almış oldu.
Yeni serimiz Meseleler’de sanat dünyasında tartışma yaratan konuları ilgili kişilerle konuşacağız. Serinin bu ilk bölümünde Erbirer’in yazısında ismi geçen muhataplara sorduk. Beral Madra, Derya Yücel, Bige Örer ve Merve Elveren’in verdikleri cevaplarla tartışmayı genişlettik.
Àngels Miralda’nın ve Emre Erbirer’in yazılarını okuduğunuzda ne düşündünüz? Kurumunuz içinde tartıştınız mı?
Beral Madra: Bu yazıların zamanlaması çok doğru; bu konu gündemde ve sürekli tartışılıyor. Benim de bu konuda yıllardır yayınlanan sunumlarım ve yazılarım var. 2020’de yazdığım yazıdan bir bölüm konuyu açıklıyor.
Derya Yücel: Her iki metni de kurum, küratörlük ve temsil ilişkileri üzerine önemli sorular açması açısından değerli buldum. Özellikle yetki, sorumluluk ve görünürlük meselesini tartışmaya açmaları güncel ve gerekli. KASA Galeri gibi Sabancı Üniversitesi bünyesinde, kâr amacı gütmeyen ve mütevazı bütçeyle çalışan bir yapı içinde bu meseleler zaten gündelik pratiğimizin bir parçası. Nitekim Àngels Miralda ile aylar süren bir çalışma sonucunda 24 Nisan-30 Mayıs tarihleri arasında KASA’da bir sergi ve konuşma programı gerçekleştirdik ve bu süreçte koordinatör olarak yer aldım. Bu tür işbirlikleri kurum içi tartışmaları besleyen ve görünür kılan deneyimler oluyor.
Bige Örer: Bu soruya cevabımı araştırma odaklı hayvan, kent ve doğa savunuculuğu yürüten Dört Ayaklı Şehir: Kent, Doğa, Hayvan Çalışmaları Derneği’nde küresel kampanyalar direktörü ve 2024 yılından bu yana bağımsız çalışan bir küratör olarak veriyorum.
Bağımsız küratörlüğün imkânları üzerine yürütülen bu tartışma girişiminde, şahıslardan ziyade gerek yapısal sorunlara, kurumların işleyişine dair eleştirel analize, gerekse yazının konusu olan bağımsız küratörlerin tecrübelerine hakkaniyetli biçimde yer verilmesinin dönüştürücü olacağını düşünüyorum.
Böylesine önemli tartışmaların, kültür sanat çalışanlarına yönelik, emek süreçlerini, çalışma
tecrübelerini göz ardı etmeksizin, karşılıklı teyit edilmiş olgulara ve verilere dayanarak, en
önemlisi de, kişilik haklarını ihlal etmeden yürütülmesinin, sağlıklı, dönüştürücü ve ilkeli eleştiri adına hayati olduğuna inanıyorum. Etik bir diyalogun mümkün olması için, öncelikle şahsıma mükerrer biçimde isnad edilen ve kişilik haklarımı ihlale varan “etik dışı pozisyonlanma” suçlamasının düzeltilmesini talep ediyorum. Bu bağlamda, teyit edilmeden yer verilen değerlendirmeler arasında yer alan, İKSV’deki görevimden ayrılma kararıma ilişkin de düzeltme yapılması gerekir. İstanbul Bienali ve Güncel Sanat Projeleri Direktörü olarak çalıştığım pozisyonumdan, 6 Şubat 2023 Pazarcık merkezli deprem ve binlerce insanın, hayvanın ölümüne neden olan felaketlerin ardından, sanatın daha iyi, adil ve hayvanların korunduğu bir dünyayı tahayyül etmemizi sağlayan dönüştürücü gücüne inanarak, hak temelli çalışmalar yürütmek amacıyla ayrıldım. Uzun yıllardır destek verdiğim araştırma odaklı hayvan hakları savunuculuğu yürüten toplumsal hareketlere daha etkin katkı sunuyorum, bir yandan da bağımsız küratör olarak çalışıyorum. Şahsımın kurumsal tecrübesine dair detaylıca yer verilmiş metinde, bu doğru bilgiye yazıda yapılacak bir tekziple yer verilmesini bağımsız çalışan bir küratör olarak talep ediyorum.
Merve Elveren: Àngels Miralda’nın uluslararası örnekler ve Emre Erbirer’in de yerel örnekler vererek açtığı bağımsız küratörlerin olanakları konusu uzun süredir alan içinde tartışılan bir konuydu. Bunun metinler aracılığıyla kayda geçmiş olmasını çok önemli buluyorum. Uzun süredir bir kuruma bağlı çalışmadığım için metinleri sadece kendi çevrem içinde tartışabildim. Ancak eklemek isterim ki, bağımsız veya kurum bünyesinde çalışmak birbiriyle oldukça geçişken. Bugün bir kurumda çalışan küratör yakın zamana kadar bağımsız çalışmış olabilir; tam tersi de geçerli. Miralda ve Erbirer’in yazılarında bahsettiği kronik durumu bu açıdan da düşünmek iyi olacaktır.
Çalıştığınız kurumun sergilerinde kimin küratör olacağına nasıl karar veriliyor? Siz çalıştığınız kurumda küratörlük yaptığınız zaman neleri ön plana koyarak karar veriyorsunuz?
Madra: 1980-2026 arasında çalıştığım kurumlarda (2016’ya kadar BM Çağdaş Sanat Merkezi) ve davet edildiğim projelerde küratörlüğü kendim yaparken her zaman gerekli olan yardımcı küratörlerle projelerin konuları bağlamında işbirliği yaptım. Küratörlük mesleğinin gerektirdiği düşünsel altyapının (siyasal, ekonomik, toplumsal, estetik bilgi, özgür ifade, sanatçıya saygı, sorumluluk ve deneyimler) tüm gerekliliklerini yerine getirmek kararlarımda etkindir.
Yücel: KASA Galeri’de program büyük ölçüde başvuruya açık ilerliyor. Sanatçılar ve küratörler projeleriyle başvuruyor ve değerlendirme sürecinden geçiyor. Bu anlamda kurum, alternatif bir alan olarak genç sanatçılara ve bağımsız küratörlere alan açmayı önceliklendiriyor. Benim rolüm çoğu zaman seçilen projelerde kolaylaştırıcı ve organizasyonel sorumluluk almak. Küratörlük yaptığım durumlarda ise kavramsal çerçeve, mekânla kurulan ilişki ve izleyici deneyimi belirleyici oluyor.
Örer: Yaklaşık iki buçuk yıldır bağımsız küratör olarak çalışmaktayım. İKSV bünyesinde İstanbul Bienali ve Güncel Sanat Projeleri Direktörü olarak görev yaptığım dönem boyunca, her sergi öncesinde serginin amacının, önceliklerinin, açabileceği tartışma başlıklarının, kamusal alanı nasıl ve ne yönde şekillendirebileceğinin, toplumsal süreçlerle hangi kapasitelerle, ne şekillerde ilişkilenebileceğinin, kapsamlı biçimde yeniden değerlendirilmesine, tartışılmasına, geliştirilip icra edilmesine özel bir çaba, emek ve dikkat göstermiş birisiyim.
Kültür-sanat alanında düşünen, çalışan, üreten kişilerin, kurumsal görev ve sorumluluklarının
yanı sıra, yaratıcı süreçlerde de etkin rol alabilmesinin, bu alandaki sanatsal üretimi erişebilir kılmak, kurum çalışanlarının emeğinin yaratıcılık kapasitesini artıracak biçimden yeniden üretiminin mümkün olmasının önemli olduğuna inanıyorum. İKSV bünyesinde çalıştığım
dönemde küratörlüğünü yaptığım çalışmalarla da, direktör pozisyonunun yazıda tarif edildiği şekliyle “lider” gibi bir iktidar pozisyonuna indirgemeden, sanatsal ve yönetsel vizyonu geliştirmeye katkı sağlayacak şekilde yürüttüm.
Elveren: Kurumda çalıştığım dönem boyunca sergilerin büyük çoğunluğu, halihazırda kurum bünyesinde çalışan küratörler ve programcılar tarafından hazırlanıyordu. Bu seçki de program ekibinin karşılıklı tartışmaları sonucunda karara bağlanıyordu. Ancak zaman zaman, özellikle araştırma sergilerinde, kurumun pozisyonuna denk düşen “dışarıdan” gelen projeler kabul ediliyordu veya bağımsız küratör, akademisyen davet ediliyordu.
Kendi küratöryel pratiğimin büyük çoğunluğunu da yine ortak/birlikte geliştirilen projeler oluşturuyor. Örneğin, devam eden bir veya birden fazla araştırma projesini sergiye davet etmek ve projeyi o araştırmaların etrafında kurgulamak; ya da farklı alanlarda pratiğini sürdüren kişileri eş-küratör, araştırmacı, yürütücü, sanatçı olarak projeye davet etmek ve dahil etmek. Her birinde amacım müşterek tartışma alanları oluşturabilmek.
Kurumunuz dışında küratörlük teklifi geldiği zaman nasıl bir yol izliyorsunuz? Miralda’nın yazısında “Bir kişi bir kurumu yönetiyorsa, bienalin küratörlüğünü kim yapıyor? Ve bir kişi bir bienalin küratörlüğünü yapıyorsa, kurumun yönetimini kim üstleniyor?” soruları yer alıyor. Aynı soru Erbirer’in yazısında da tekrarlanıyor. Siz bu soruya nasıl cevap verirsiniz?
Madra: Bağımsız küratörlüğüm her zaman öndedir; kurumun ideolojisi ve konumunu incelerim ve mutlaka işin yürütülmesinde bağımsızlığı sağlayan sözleşme yaparım. Türkiye’de kurumların özellikleri siyasal erkin durumuna da bağlıdır. Eğer proje kamu yararınaysa, kurumun siyasal ilişkisi ikinci plandadır; topluma yararı ön plandadır. Sözleşmede bağımsızlık ve özgür ifade önde gelir. Aynı zamanda kurumun ideolojisinin sanatçıların ideolojisiyle çatışmayacağı bir düzen kurulmasını sağlarım. Kurumlar da benim bu yaklaşımımı bilerek beni davet ederler. Bu yaklaşımı kabul etmeyen kurumlarla çalışmıyorum.
Yücel: Ben bağımsız bir küratör olarak hem kurumsal hem alternatif yapılarda freelance çalışıyorum. Projeyi değerlendirirken içeriği, üretim koşullarını ve birlikte çalışacağım ekibi önemsiyorum. Miralda ve Erbirer’in sorusuna gelince, kurum yöneticiliği ve küratörlük farklı sorumluluk alanları ve benim için önemli olan bu rollerin şeffaf ve dengeli yürütülmesi. Gerektiğinde ayrışmaları, gerektiğinde kesişmeleri mümkün, ama bu ilişkinin etik bir zeminde kurulması gerekiyor.
Örer: Bağımsız bir küratör olarak çalıştığım için, kurum temsiliyle ilgili soruları, ancak kendi tecrübem ve sanatsal pratiğimi yönlendiren etik-politik kararlarım çerçevesinde yanıtlamayı doğru buluyorum.
Elbette pozisyonlar arasında yetkilerin belirlenmesi, bu süreçlerin şeffaflık, hesap verebilirlik ve erişilebilirlik ilkeleriyle yürütülmesi sanatın demokratikleşmesi açısından çok önemli. Kendi pratiğimde, kurum içi ve dışındaki tüm angajmanlarımda bu ilkeler doğrultusunda hareket ettiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da şu: Bir kişinin, kültür sanat kurumunda profesyonel olarak çalışmasının, sanatın diğer icra biçimlerinde yer almasına engel teşkil etmemesi gerektiğine inanıyorum. Kurumlarda profesyonel olarak çalışanlar, sanatın icrasını mümkün kılan insanların emeği ile küratoryal emek arasında keskin ayrımlar yapmak, emek süreçlerinin iç içe geçmişliğini yok saymaya neden olur. Tekil tecrübeleri, kurumların içinde ve kurumlarla yürütülen sanatsal çalışmalarda alınan ilkesel kararları, etik-politik davranma çabaları, inisiyatif, sorumluluk ve karar alma gibi yoğun düşünsel ve duygusal emekle birlikte angajman gerektiren süreçleri de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bu sorumlulukların pek çoğunun bağımsız küratörlerin angajmanlarında da ortaya çıktığını da unutmamak gerekiyor.
Elveren: Bir kurum direktörü kurum dışında bir bienalin veya başka bir projenin küratörlüğünü üstlenebilir. Bu geçirgenliği değerli buluyorum, eğer etik kurallar çiğnenmiyorsa. Görevlerin üstlenilmesi konusu ise projeyi yürüten kurumun veya yönetici olunan kurumun ekiplerinin ne kadar yeterli olduğuyla ve emeklerinin karşılıklarını alıp-alamamalarıyla alakalı bir konu.
Miralda ve Erbirer’in sorusunu şu sorularla birlikte sormanın daha yararlı olacağı kanısındayım: Bir bienali/projeyi “saygın” yapan küratörünün başka bir kurumun yöneticisi olması mıdır? Bu yapılar kendilerini davet ettikleri küratörlerin özgeçmişleri veya unvanları üzerinden mi tanımlamayı tercih ediyor? Küratörlerin pozisyonları bu konuda ne kadar belirleyici oluyor? Sorun da seçimlerin sogrulanması da tam da bu sorularla başlıyor.
Bir başka kritik konu da kurum içinde çalışan küratörlerin durumu. Kurumu yöneten küratörler dışında ekip içinde çalışan küratörlerin kurum dışında proje yapmaları mümkün oluyor mu? Zira çoğunlukla maaşlı çalışan küratörlerin kurum dışında bir projede görev almalarına, kurum dışında bir projeyi temsil etmelerine izin verilmiyor. Yani, kurum yöneticisi “dışarıda” proje yapabilirken, kurum çalışanına aynı olanak sağlanmıyor.
Erbirer’in sorularından devam edelim… Çalıştığınız kurumda dışarıdan küratörlerle çalışırken nasıl bir yol izliyorsunuz? Bir yönergeniz var mı? Bağımsız küratörlerin seçiminde neleri ön plana çıkarıyorsunuz? Düzenleyeceğiniz sergiler için küratör araştırması yapıyor musunuz? Bir sergi için seçtiğiniz/önerdiğiniz küratörlerin o sergi için uygun olduğunu düşündüğünüzü sağlam, kanıta dayalı ve savunulabilir gerekçelerle sunuyor musunuz?
Madra: Kırk yıldır uluslararası ünlü küratörlerle işin başında, o küratörlerin sanatçıya ve sanat üretimine nasıl yaklaştıklarını öğrenerek ve izleyerek çalıştım. Yönergelerde bana uymayan koşullarda çalışmadım. Genellikle söz konusu küratörlerin yazılarını okuyarak ve gerçekleştirdikleri sergileri incelerim. Sağlam kanıtlar küratörün düşünsel sürecinde görülür.
Yücel: KASA Galeri’de dışarıdan küratörlerle çalışma süreci çoğunlukla açık çağrı ve proje başvuruları üzerinden ilerliyor. Sabit bir yönergeden çok, her projenin kendi dinamiğine göre şekillenen bir değerlendirme süreci var. Bağımsız küratör seçiminde önerinin gücü, araştırma derinliği ve kurumun programıyla kurduğu ilişki önemli. Aynı zamanda genç küratörlere alan açmayı da öncelikli görüyoruz. Evet, proje bazlı olarak küratör araştırması yapıyorum. Bazen doğrudan davet, bazen açık çağrı üzerinden ilerliyoruz. Seçilen küratörün o proje için neden uygun olduğunu kavramsal, yöntemsel ve pratik açıdan temellendirmek benim için önemli. Bu sadece isim üzerinden değil, önerinin içeriği ve potansiyeli üzerinden kurulan bir değerlendirme süreci.
Elveren: Kurumların davet ettikleri küratörü savunabileceğini düşünüyorum, ancak bu savunmalara karşı hem fikir olunabilir mi emin değilim. Kurumlar kendi yatkınlıklarına göre küratör seçiyor diyebiliriz. Öte yandan son senelerde kurumların “dışarıdan” bağımsız bir küratörü davet ettiği, farklı projelere yer verdiği örnekler bir elin parmaklarını geçmez herhalde. Özellikle büyük ölçekli kurumların yıllık programlarının içine açık çağrı eklemesinin bir zorunluluk olduğunu inanıyorum. Bu açık çağrılar sadece sergiler için değil; kamu programları veya gösterimler için de olabilir. Format ne olursa olsun gitgide azalan kaynakları -sadece küratörler arasında değil, sanatçılar arasında da- başka türlü paylaşmak ne yazık ki artık mümkün değil.
Galeriler ve küçük ölçekli yapılar son dönemde büyük ölçekli kurumların süregelen pratiğinin tersi bir yönde ilerledi; bağımsız küratörlerin önemli bir kısmı galerilerden ve küçük ölçekli kurumlardan gelen davetler ile çalışma imkânı buluyor.
Bağımsız küratörleri tanımak için neler yapıyorsunuz? Yakın zamanda çalıştığınız kurumda birlikte çalışmak istediğiniz bağımsız küratörler var mı?
Madra: En son 2024’te 10.Mediation Bienali’nde 5 kıtadan 19 küratörle çalışarak Feshane’de bir sergi gerçekleştirdik.
Yücel: Bağımsız küratörleri tanımak için sergileri, yazıları ve yürüttükleri projeleri yakından takip ediyorum. Kasa Galeri’nin yanı sıra doğrudan içinde yer aldığım ve düzenlediğim projeler de bu temas alanını genişletiyor. Örneğin BASE, genç sanatçılarla birlikte ekibe aldığımız genç küratör adaylarının da görünürlük kazandığı bir platform. Ya da RAST Galeri’de geliştirdiğim ve geçen yıl ilk edisyonunu gerçekleştirdiğimiz ÜÇGEN projesi, sanatçı-küratör-koleksiyoner arasında yeni bir diyalog modeli kurmayı hedefliyor ve yeni nesil küratörlere alan açıyor. Geçen yıl Melis Golar, Nergis Abıyeva ve Dicle Beştaş ile çalıştım. Bu yılki edisyonda da Naz Kocadere, Melis Bektaş ve Uras Kızıl yer alıyor. YASME ve Sesimiz Ol platformlarında ise gönüllü danışman ve program yürütücüsü olarak genç sanatçılar, sanat yazarları ve küratörlerle doğrudan çalışma imkânı buluyorum. Bu tür yapılar benim için hem takip hem de birlikte üretim alanı.
Örer: Bağımsız bir küratör olarak meslektaşlarımı daha yakından tanımak için sergileri ziyaret etmenin ötesinde farklı angajmanları da özenle yürütüyorum. Bunların başında sergilerin kavramsal çerçevelerini, üretim süreçlerini ve küratoryal tercihlerini dikkatle takip etmek; küratörlerin metinlerini, farklı mecralarda ürettikleri içerikleri ve yürüttükleri projeleri izlemek; onların düşünsel pozisyonlarını ve çalışma yöntemlerini anlamak geliyor. Çoklu krizlerin, savaşların, adaletsizliklerin ve şiddetin giderek yoğunlaştığı bir dönemde, hak savunuculuğu temelli çalışmalar yürüten ve hak mücadelelerine katkı sunan sanatçılar ile çalışmak beni çok heyecanlandırıyor ve motive ediyor.
Farklı coğrafyalardan bağımsız küratörlerle tanışmayı, onlarla bir arada çalışmayı, yüz yüze karşılaşmalar, ortaklıklar, uzun soluklu diyaloglar, araştırma programları ve dayanışma ağları kurmayı çok önemsiyorum. Bağımsız küratörler olarak bizler için, kurumların dışında, erişilebilir, örgütlenebilir, çağımızın toplumsal sorunlarına dair düşünen, sanatın dönüştürücü gücünü çoğalttığımız alternatif ağlar kurmanın aciliyetine inanıyorum. Devam eden çalışmalarımda ve üzerinde çalıştığım projelerde de, yerel ve uluslararası ölçekte çalışan pek çok meslektaşım ve sanatçıyla da benzer bir duyguda ortaklaştığımızı görmek, bağımsız küratörlüğün geleceği açısından da umut verici.
Elveren: Kendi jenerasyonumun bu konuda oldukça cömert olduğunu düşünüyorum. Küratörler olarak (bağımsız veya kurumda çalışan) birbirimizi takip ediyoruz; çalışma alanlarımızı biliyoruz ve projeler hakkında da birbirimize referans olmayı ihmal etmiyoruz.

























