Connect with us

Ne arıyorsun?

Argonotlar

Eleştiri

Onarıcı bir pratik olarak mâzîk

Sedgwick’e göre umut, kırıcı hatta travmatik bir deneyimdir. Ancak onarıcı olarak konumlandırılmış okur, karşılaştığı veya kendi yarattığı fragmanları veya kısmi-nesneleri umutla düzenlemeye çalışır.

İstanbul’un bunaltıcı bir yaz gününde (oysa ki daha Ağustos bile değil!) Boğaz vapurunu kaçırıp kendimi metroda buluyorum. Kafamda bir rota var ama bu rotaya pek de bağlı olmama gerek yok, ne de olsa artık büyüdüğüm şehirde turistim. Şişhane durağından iner inmez Galata kulesine doğru yürüyorum. Uzakta gözüme şehrin dört bir tarafında gördüğüm, sıradan ama bir o kadar da tehlikeli, acımasız bir obje takılıyor: polis barikatı. Bir anda plansızlığın, turist olmanın, yaz güneşinin verdiği sarhoşluk kayboluyor, yerini öfke ve hüzün, endişe ve suçluluk duygusunun bileşeni canavar bir his alıyor. Önünden geçtiğim o polis barikatı bana daha iki gün önce gözaltına alınan, susturulmaya çalışan, ama susmayı reddeden 373 kişiyi hatırlatıyor.

Son zamanlarda queer düşünceden yola çıkan onarıcı (reparative) pratikleri düşünüyorum. Aslında beni bu konuda düşündüren, bu pratikleri neoliberalizm ve sömürgecilik bağlamında eleştiren The Ruse of Repair isimli kitap. Akademisyen Patricia Stuelke, siyasi ve toplumsal eşitsizlikleri belgelemeye ve ifşa etmeye yönelik bir aktivizmin, kültürleri onarmak isteyen bir anlayışa dönüşmesini neoliberalizmin 80’li yıllarda yükselişe geçmesiyle açıklıyor. Stuelke’nin en büyük eleştirisi, onarıcı pratiklerin gerçeğin bilindiğini varsayması ancak gerçeğin çoğu zaman iktidar tarafından hasır altı edilmesi.

Onarıcı pratikleri teorileştiren isim, queer çalışmalarının mimarı sayılabilecek Eve Kosofsky Sedgwick. Sedgwick “Paranoid Reading and Reparative Reading; or, You’re So Paranoid, You Probably Think This Introduction is About You” (Paronayak Okumalar ve Onarıcı Okumalar, Ya Da O Kadar Paranoyaksın ki Muhtemelen Bu Yazı Senin Hakkında Sanıyorsun) isimli makalesinde özellikle AIDS dönemi Amerikan devletinin suç ortaklığını ifşa eden, “paranoyak” okumalara alternatif onarıcı okumalardan bahseder. Paranoyak bir okur için kötü sürprizler yoktur, çünkü paranoya kötü haberin her zaman önceden bilinmesini gerektirir. Sedgwick’e göre onarıcı olarak konumlandırılmış okur ise gerçeği ifşa etmekle uğraşmaz, sürprizlere karşı teslim olur:

mâzîk sergisinden görünüm.

“Onarıcı olarak konumlandırılmış okur için, sürprizler gerçekçi ve gerekli gelebilir. Ancak korkunç sürprizler kadar iyileri de olabilir… Okur geleceğin günümüzden daha farklı olabileceğini anlayacak kapasiteye sahip olduğundan, aynı şekilde geçmişin olduğundan farklı yaşanmış olabileceği fikri kadar son derece acı verici, son derece rahatlatıcı ve etik olarak önemli ihtimalleri aklında bulundurabilir.”[1]

The Ruse of Repair’in neredeyse her bölümü onarıcı pratiklerin neoliberal düzeni meşrulaştırdığını iddia ediyor. Kitabın merkezinde iki ayrı grubun dayanışma adı altında yaptığı ittifaklarda ortaya çıkan orantısız güç ilişkileri var, ancak bu örneklerin onarıcı pratiklerin çıkış noktasını (bilhassa queer özelinde), kasıtlı olarak çarpıttığını düşünüyorum. Stuelke’nin kitabı, sömürgeci bir İmparatorluğun[2] (Amerika) vatandaşları ve sömürdüğü toplumlar arasındaki başarısız dayanışma siyasetini eleştiriyor, ancak Sedgwick onarıcı pratiklere AIDS krizinin queer çevrelerde inanılmaz bir kayba sebep olduğu, devletin suç ortaklığının iyice bilindiği ve kanıtlandığı bir dönem sarılıyor. Adalet kavramanın yok sayıldığı, queer toplulukların sistematik olarak hedef alındığı şimdiki zamanda, onarıcı pratiklerin, ütopyaların ve ümit duygusunun var olan sistemleri meşrulaştırmaktansa, daha iyi bir gelecek için tek çare olduğunu düşünüyorum.

mâzîk sergisinden görünüm.

Onarıcı pratiklerin Türkiye’deki queer örneklerini incelemek amacıyla Depo’ya doğru ilerliyorum. Mekânın zemin katında Alev Ersan, İbrahim Alam ve İlyas Odman’ın ortak işi mâzîk sergileniyor. Mâzîk, sergi metnine göre, traşlanıp yakılan meşe ormanlarında kendini onararak yaşamda kalan “iltihaplı meşe” anlamına geliyor. Ancak mâzîk kelimesinden ufak modifikasyonlarla üvey oğul; dar alan; yolları çatallanan bir bahçe veya sihir anlamlarını da çıkarabilirsiniz. Sergi, farklı zaman dilimlerinde ziyaret eden iki kişinin farklı deneyimler yaşayacağı bir şekilde tasarlanmış.

Kapıdan içeri girer girmez, dışarıyla olan bağımın koptuğunu hissediyorum. İçerisi loş, pencereden sızan pembe gün ışığı olmasa yönümü bulmakta zorlanacağım. Bu körlük beni tedirgin ediyor, daha önce defalarca bulunduğum mekânda yabancı hissediyorum. Hemen etrafımı yokluyorum, ancak gördüklerim bulunduğum ortamı deşifre etmeme yardımcı olmuyor. Pencerenin karşısında cam bir masa var, masanın üstünde üç boyutlu geometrik objeler. Karşı duvarda iki ayrı ses birbirine girmiş. Bir yandan bir hoparlörden müzik çalıyor (indie bir parça, 80’ler), hemen yanında ise projektöre bir başka iş yansıtılmış. Ekran simsiyah, maskülen bir ses bir metin okuyor ama sanki kelimeler mitoz geçirmiş, birbirlerini tekrar ediyor. Masanın sağ tarafında bir başka hoparlör var ancak bu hoparlörden ses dahi çıkmıyor, acaba teknik bir hata mı var diye soruyorum içimden (çok da olası). Sol kenarda ise bir başka hoparlör ve bir bank var. Banka oturuyorum, ayağımın altında “uyku” yazıyor. Hoparlörden gelen müzik (bu seferki sözsüz) beni gevşetiyor. İşte şimdi rahatladım.

mâzîk sergisinden görünüm.

Sergiye ek olarak basılmış broşürde Derek Jarman, Eileen Myles, Hikmet Birand gibi yazarlardan alıntılar, Aubrey Beardsley’nin resimleri, İlyas Odman’ın notları ve Marina Papazyan’ın kaleme aldığı bir metin var. Papazyan’ın metni tıpkı sergi gibi insanın yönünü şaşırtıyor, ancak metnin ritmine alışınca farklı bir zamansallığı keşfediyorsun.

mâzîk’ın üretim sürecinde belli ki Derek Jarman ve Modern Doğa kitabının büyük etkisi var. Jarman’ın ismi hem sergi yazısında hem de broşür boyunca tekrarlanıyor. Mesela Papazyan, metninde Derek Jarman mavisinden bahsediyor ancak bu maviyi turuncu ay, kırmızı gelincikler, mor adaçayı, altın rengi yağ ile tarif ediyor. Aklıma Jarman’ın Farmakope adlı kitabındaki çiçeklerle süslü efsaneler geliyor. Biberiye bitkisi eskiden beyazdır, ancak Meryem Ana eline aldığı birkaç çalıyı kurutmak için elbisesine sürter. Çalılar anında cennetlik bir maviye bürünürler.[3] Çan çiçeği adını Sparta kralının oğlu Hyacinth’den alır. Rüzgâr tanırısı Zephyrus, Hyancinth’i beğenir, ancak Hyancinth’in kalbi güneş tanrısı Apollo’dadır. Hyancith’i Apollo ile gören Zephyrus, oğlanı öldürür. Sevdiğinin yasını tutan Apollo, çan çiçeğini onun mor kanından türetir ki ızdırabı sonsuza kadar yankılanır.[4]

mâzîk sergisinden görünüm.

Farmakope’de yazılan efsanelerdeki canlı renklere karşılık, gezdiğim alan loş, masadaki objeleri zor görüyorum. Jarman’ın son günlerini geçirdiği Prospect Cottage’in büyüleyici bahçesi yerine eski bir tütün deposundayım. Dungeness’in zengin bitki örtüsü, beton yığınına dönüşmüş Tophane’de eksik. Jarman’ın mavisini sergiyle özdeştirmeye çalışırken (sahi, nerede görmüştüm maviyi?) aklıma Jarman’ın bir başkamavisi geliyor. AIDS sebebiyle Jarman’ın körleşen gözleri, sadece mavi tonlarını ayırt edebiliyor. Bu körlüğün pratiğine engel olmasına izin vermeyen Jarman, 1993 yılında Blue filmini üretiyor. Yves Klein’in mavi tonunun 70 dakika boyunca statik olarak ekrana yansıltıdığı anlatıda aklımda kalan tek şey, o efsane dizeler: “Görüntünün curcunasında / size evrensel olan maviyi sunuyorum/ Mavi, ruha açık olan kapı/ Elle tutulur hale gelen sonsuz bir olasılık.”

Sergi broşüründe bir Derek Jarman alıntısı daha dikkatimi çekiyor. Bu alıntı beni tam da polis barikatını gördüğüm zaman hisettiğim duygulara götürüyor:

“Bu korkunç günlere ikimizi de hiçbir şey hazırlamadı. Güneş yolunu terk etti, zaman bir karmaşa içinde gitti.”[5]

Sedgwick’e göre umut, kırıcı hatta travmatik bir deneyimdir. Ancak onarıcı olarak konumlandırılmış okur, karşılaştığı veya kendi yarattığı fragmanları veya kısmi-nesneleri umut ile düzenlemeye çalışır. Şiddetin her gün daha boğucu olduğu günümüzde umuda yaslanmak, gerçeği ifşa etmek kadar değerli olabilir. “mâzîk” sergisi de Sedgwick’in queer geleneğinden beslenerek seyircisini onarıcı okumalara davet ediyor.


* 13 Ağustos’a kadar sürecek olan “mâzîk” sergisi Depo’da ziyaret edilebilir.

[1] Sedgwick, Eve Kosofsky. Touching Feeling: Affect, Pedagogy, Performativity. Series Q. (Durham: Duke Üniversitesi Yayınları, 2003), 146.

[2] Burada imparatorluk, Negri ve Hardt’ın İmparatorluk tanımından yola çıkarak kullanılmış, o yüzden i harfi büyük.

[3] Jarman, Derek. Pharmacopoeia. (Londra: Vintage Classics, 2022), 42.

[4] Jarman, Derek. Pharmacopoeia, 40.

[5] Jarman, Derek. Modern Nature: Journals 1989 – 1990, (Woodstock, N.Y.: Overlook Yayınları, 1994).

Abonelik alındı!

Bülten aboneliğinizi onaylamak için lütfen e-postanızı kontrol edin.

İlginizi Çekebilir

Eleştiri

Cecilia Alemani 1895’ten beri istisnalar hariç iki yılda bir gerçekleştirilen Venedik Bienali’nin beşinci kadın küratörü ve cinsiyet eşitliği konusunda bir fark yaratmaya kararlı.

Kütüphane

Genç sanatçılara yönelik düzenlenen etkinlikler hem seviliyor hem çok tartışılıyor. Bu etkinliklerin açtığı alanlar, kısıtlılıkları ve imkânları üzerine bir düşünme pratiği.

17. İstanbul Bienali

17. İstanbul Bienali'ni küratörleri Ute Meta Bauer, Amar Kanwar ve Devid Teh anlattı. Bienal 17 Eylül-20 Kasım 2022 tarihleri arasında ücretsiz görülebilir.

Gündem

Sanatçı monografileri, sanatçı kitapları, sergi katalogları ve kültür kitapları… Argonotlar olarak sanat ve kültür kitaplarını derlemeye devam ediyoruz. Karşınızda son birkaç ayın öne çıkan...