Connect with us

Ne arıyorsun?

Argonotlar

Gündem

Modern dansın öncüsü Martha Graham

İsmiyle tescillediği Graham tekniğiyle modern dansın öncülüğünü yapan Martha Graham’in hikâyesi 11 Mayıs 1894 tarihinde yani bundan tam 127 yıl önce başladı.

“Bu dünyadan iyi ya da kötü birçok şey edindim ve uzun yıllar boyunca birçok insanla çalıştım, hepsi de hazinemdir, bu benim hayata karşı borcum ve bir şekilde, Emily Dickinson’ın da dediği gibi, bu benim dünyaya mektubum…”
Martha Graham

Martha Graham, modern dansçı ve koreograf… Geliştirdiği teknik ile dansı yeniden şekillendirdi, sadece Amerika’da değil, tüm dünyada bir çığır açmış oldu. Graham tekniği, dans egzersizlerinin düzenli olarak sıralandığı ilk modern dans tekniğiydi. Öncü felsefesi nefes alışverişi olan Graham tekniği, kasılma ve gevşemeyle oluşan nefes döngüsüyle harekette devamlılığın sağlandığını savunur. Teknik spiral hareketler, zemin çalışmaları, düşüşler ve ellerin kullanımı gibi birçok farklı ilkeyi de bir araya getirir. Egzersizlerde risk almak, Graham tekniğinin anahtarıdır. Hareketin içine bireysel deneyim ve duyguları katmaktan korkmamak, bir dansçıyı Graham tekniği alanında başarılı kılan unsurlardır. İsmiyle tescillenen Graham tekniği hâlâ dünya çapında birçok dans okulunda öğretilmektedir.

Martha Graham yetmiş yıldan fazla dans etti ve koreograflık yaptı. Beyaz Saray’da sahne alan, kültür elçisi olarak yurtdışı seyahatleri yapan ve ABD’nin en saygın ödüllerinden biri olan Özgürlük Madalyasına layık görülen ilk dansçıydı. Yaşamı boyunca, Paris’ten Japonya’ya birçok yerde çeşitli ödüllerle onurlandırıldı.

Peki ya tüm bu hikâye nasıl başlamıştı?

Martha Graham, 1930’lar. Fotoğraf: Barbara Morgan.

Martha Graham’in hikâyesi 11 Mayıs 1894 tarihinde ABD’nin Pensilvanya eyaletinin güneybatısında bulunan Allegheny bölgesinde doğmasıyla başlar. Martha, anne tarafından İrlandalı ve İskoç’tur, baba tarafının soyu ise Mayflower pilgrimlerine dayanmaktadır. Babası psikiyatristtir. İnsanların ne söylediğiyle ilgilendiği kadar hal ve hareketlerini de yakından incelemektedir.

“Devinim asla yalan söylemez, babam böyle söylerdi. Derdi ki, devinimler kalbinde hissettiklerini açığa çıkarır. Bu sözler, dansçı olma yolunda aldığım ilk dersti.”

Martha, çocukluğunu geçirdiği Allegheny bölgesini şöyle anlatır:

“Tam anlamıyla kasvetli bir yerdi ve oradaki yaşam ışıltıdan ve dikkat çeken herhangi bir güzellikten yoksundu. Kömür endüstrisi hâkim olduğu için giydiğimiz her şey sonunda isle kaplanırdı. Her yerde kurum olurdu, pencere pervazlarında, kapılarda, ağaçlarda…”

Martha 14 yaşına geldiğinde ailesi Kaliforniya’nın Santa Barbara kasabasına taşınmaya karar verir. Pittsburgh’dan Kaliforniya’ya giden trene binerler ve batıya doğru seyahatleri böylece başlar. Dokuz gün sürecek bu tren yolculuğu daha sonra sanatçının Frontier adlı çalışmasına ilham olacaktır.

Bir gün ailesiyle birlikte kasabanın ana caddesinde yürürken, Martha mağazalardan birinde Bayan Ruth St. Denis’in dans performansının reklamını yapan bir postere rastlar. Yıl 1911’dir ve Bayan Ruth, yakın bir zamanda Los Angeles’ta bir temsilde bulunacaktır. Uzun dağınık saçları ile Doğulu kadınları anımsatan bir kostümün içindeki bu kadının görüntüsü sadece hafızasında yer etmekle kalmayıp adeta bir takıntıya dönüşür onun için. O temsile gitmek istiyordur. Sonunda anne ve babası onu Los Angeles’taki opera binasında gerçekleşen o performansı izlemeye götürür. Martha ne istediğinden artık emindir.

Birkaç yıl içerisinde efsanevi dansçı Ruth St. Dennis ve kocası Ted Shawn Amerika’nın ilk profesyonel dans okulunu açar. 1916 yazında Martha bu okula, Denishawn Dans Okuluna girer. Martha, oradaki herkese hayranlıkla bakar, onların büyük bir yaratma, güzel olanı ortaya çıkarma tutkusu olduğunu düşünür. Ama ne yazık ki Bayan Ruth onu dansçı olmak için biraz kısa boylu bulmuştur, üstelik 22 yaşında olan Martha’ya dansçı olmak için biraz geç kaldığını söylemiştir. Neyse ki, bir süre sonra Ted Shawn, Martha’daki yeteneği fark ederek onu kendi yanına turneler için asistan olarak alır. Martha, Denishawn’da çocuklara ders vermeye başlar ama sahnede dansçı olacak kadar ona güvenmemişlerdir. Martha gizli gizli dans çalışmaya başlar. Bu sırada da Ted’e asistanlık etmeye devam eder.

Martha Graham ve Martha Graham Dans Kumpanyası, 1929’da “Heretic” performansları sırasında. Fotoğraf: Soichi Sunami

Bir gün Ted’in dansçılarından biri provalar sırasında hastalanınca Martha, “Ben yapabilirim” der. Ted’in ve diğer dansçıların ona inanmayan bakışları arasında çıkar ve solosunu yapar. Martha bitirdikten sonra ona nasıl bulduğunu sorunca Ted, “En başından beri bu soloyu hep böyle hayal etmiştim” der ve 1917 yılında Martha’ya ekibine dansçı olarak katılmasını teklif eder. Martha, 1923 yılına kadar Denishawn’da dans etmeye devam eder.

Denishawn’da çalıştığı sırada piyanist ve kompozitör Louis Horst ile tanışır ve birbirlerine âşık olurlar. Martha, Denishawn’dan ayrıldıktan sonra, çok arzuladığı hayalinin peşine düşer: kendi dans stüdyosunu açmak. Louis de onunla birlikte hareket eder. 1925 yılında New York’a taşınan Martha, Carnegie Hall’da küçük bir stüdyo kiralar. Louis bu aşamada ona her türlü desteği gösterir, -gerek bir sevgili gerekse iş ortağı olarak… Martha’yı çağdaş müzikle tanıştıran kişi Louis olmuştur. Ona önce devinimin gelmesi gerektiğini, sonrasında ise müzikle devinimin nasıl iç içe geçebileceğini öğretir.

1920’lerin sonlarına gelindiğinde dans artık sanat ve eğlence hayatının içerisinde daha fazla yer almaya başlar, Broadway müzikallerinde, vodvillerde, lirik eğlencelerde ve balo salonlarında, artık her yerde dans vardır. Fakat birçok Amerikalı için sanat olan dans, hâlâ Avrupa’dan gelip sahnelenen bale eserleri demektir. Martha dansta kendine has bir dil yaratmak istiyordur, protest, sert ve de Amerikalı… Eserleri çoğu zaman fazlaca eleştiriye maruz kalmaktadır, rahatsız edici bulunmaktadır.

“Bazen çok az izleyici olurdu ama yine de bir şekilde beni ayakta tuttular. Birçok insan için ben bir isyankârdım. İsyankâr, kimi zaman yaptığı her şeye karşı boyun eğdirilmiş bir kadındır, korkutulmuş bir kadındır… Belki dini açıdan, belki sosyal açıdan bir isyankâr… İşte o zaman ben de bir isyankâr olduğumu fark ettim. Kadınlar diyarının dışındaydım. Diğer insanların dans ettiği gibi dans etmiyordum. Adına kasılma ve gevşeme dediğim şeylerim vardı. Zemini kullanıyordum. Sadece parmak uçlarını değil ayağımın tabanını da kullanıyordum. Çabalıyordum. Sahnede ayaklarım çıplaktı. Birçok yönden, çoğu insanın kaçmak için tiyatroya geldiği şeyleri sahnede onlara gösteriyordum.”

Martha Graham, “Lamentation” performansı sırasında, 1930.

1929 baharında Martha Graham, Heretic isimli çalışmasını sahneye koyar. Sahnede beyaz bir kostüm içerisinde olan Martha, siyah giyen dansçılardan oluşan duvara karşı meydan okur. Bu sefer kendini zalimlerin karanlığından kurtarmaya çalışan bir isyankârdır Martha. Yine her zamanki gibi bu temsilini bazıları nefret dolu ve çirkin bulurken, diğerleri bir başyapıt olduğunu düşünür.

1930 yılında ise bu kez Lamentation’ı sahneler. Bu sefer sahnede bir matemin dansı vardır. Bedene saplanıp kalan o evrensel ve bir bakıma onurlu bir yanı da olan kederin sınırlarına tanıklık etmek, o sınırları zorlamak için esneyen bir kostüm içinde dans eder Martha. Adeta derisinden tutarak bedeni esnetir gibi devinir sahnede.

Bu sırada Martha’nın eğitmen olarak ünü de artmaktadır. Broadway ve Hollywood’dan aktörler, müzik dünyasından şarkıcılar onunla çalışmak için stüdyosunun yolunu tutmaya başlar. Aslında dans etmekten çok, nasıl devinim halinde olacaklarını, bedenleriyle duygularını, zihinleriyle ruhlarını nasıl buluşturacaklarını öğrenmeye gelmektedirler. Bette Davis, Gregory Peck, Liza Minnelli, Joanne Woodward ve Woody Allen gibi isimler yıllar içinde ondan öğrendikleri tekniklerle kariyerlerinde yeni başarılara, ödüllere imza atarlar. Martha’nın kariyerinin son yıllarına doğru ise bu isimlerin arasına Madonna da katılacaktır. Okuluna genç bir öğrenci olarak gelen ve sırf onu daha fazla gözlemleyebilmek için prova saatinden iki saat kadar önce gelmeye başlayan Madonna’dan -birçok insanın tahminin aksine- övgüyle bahsedecektir. Eleştirilere boyun eğmeyip tepkisini açık sözlü bir şekilde ortaya koymaktan geri durmayan ve de çoğu kadının gizlemeye çalıştığı şeylere sahnesinde yer vermekten korkmayan bu öğrencisini belki de içten içe kendisine benzetmektedir. Madonna da vefalı bir öğrenci olduğunu gösterecek, 80’li yılların sonuna doğru Martha’nın okulunun zaman zaman karşılaştığı finansal krizleri aşmasında bir şekilde desteğini esirgemeyecektir.

Sağdan sola: Kathleen Turner, Madonna, Martha Graham, Calvin Klein, Graham’ın “Maple Leaf Rag” gösterisinin açılışında, New York City Centre, 1990.

Büyük Buhran’ın ilk yıllarına dönecek olursak; Martha, Louis ve dansçıları ile birlikte Amerika turnesine çıkar. Bu sırada Martha’nın ünü de gitgide artmaktadır. Vanity Fair, The New Yorker gibi dergiler kendisine ve temsillerine yer vermeye başlarlar. Bu yıllarda Louis ile birlikte Primitive Mysteries, Celebration, Frontier gibi eserleri sahneye koyarlar. Martha zor bir karakterdir, özellikle sahneleme aşamasında oldukça sinirli ve huysuz bir tavır sergilediğinden tüm bu yıllar içerisinde ilişkileri sürekli tartışma halinden dolayı zarar görmeye başlar.

Martha, 1934 yılında yazları Vermont’taki Bennington Kolejinde çalışmaya başlar. Bennington’da eğitmenlik yapmaya devam ederken Ballet Caravan’ın yönetmeni Lincoln Kirstein, kendisiyle çalışması için Erick Hawkins adında bir dansçıyı önerir. Böylelikle Martha’nın hayatına Erick girmiş olur. Erick’ten önce Martha’nın dans okulunda hiç erkek dansçı olmamıştır. Kısa sürede Martha ile Erick birbirlerine âşık olurlar. Martha 44, Erick ise 29 yaşındadır. Erick kötü bir bale ekolünden gelmesine rağmen temsillerde ön plana çıkar, Martha ile başrolde dans etmeye başlar. Bu durum bazı yetenekli dansçıları kızdırır, hatta bir kısmı bu nedenle Martha ile yollarını ayırır.

Martha Graham ve Eric Hawkins Bennington College’de, 1938. Fotoğraf: Barbara Morgan.

Erick’in hayatına girmesiyle Martha’nın dansı da değişir. Özellikle sahnede Erick ile olan ikili danslarında artık daha uysal ve de daha feminen bir tarza bürünmüştür. Doludizgin devam eden aşklarının neşesi sahnelenen eserlerin içeriğine de yansır. 1939 yılında komedi ve hiciv unsurlarına yer verilen Every Soul is Circus’u sahnelemeye başlarlar. Sahnede sirkin imparatoriçesi olan bir karaktere bürünen Martha bir akrobatla flört etmektedir, fakat sirkin asıl sahibi rolündeki Erick, onu akrobatın elinden tekrar alarak, kendine âşık eder.

Martha’nın katı tutumundaki esnemeler sadece dansı için değil, sahne tasarımına da yansıyacaktı. 1940’lı yıllarla beraber sahnede yeni dekor anlayışlarına yer açma fikri Martha’nın Japon asıllı Amerikalı tasarımcı Isamu Noguchi ile yollarını kesiştirir. Bu birliktelik birçok başarıyı beraberinde getirecek ve 22 farklı temsilin sahnelenmesini içeren uzun bir yol arkadaşlığına evrilecekti.

Sophie Maslow and Martha Graham “Deaths and Entrances,” performansları sırasında, 1943 civarı. Fotoğraf: Jerry Cooke.

Isamu ve Martha’nın çok ses getiren işlerinden biri 1944’te sahnelenen Appalachian Spring’tir. 19. yüzyılda Pensilvanya’ya göç eden bir aile ve yeni evli bir çiftin hikâyesini konu alan bu eser oldukça başarılı olur ve farklı alanlarla çeşitli ödüllerin sahibi olur. Bu arada Yunan mitolojisiyle de ilgili eserler üzerinde çalışmaya devam eden Martha, bu eserleri için de Isamu ile işbirliğini sürdürür.  Martha, 1946’da Cave of the Heart’da Medea, 1947’de ise Errand into the Maze’de Girit Prensesi Ariadne olarak seyirci karşısına çıkar. Erick’in Yunan klasikleri konusundaki ısrarı bu dönemki sergilenen eserlerde ağırlığını hissettirmektedir.

Erick hırslı bir karakterdir, temsillere ve okulun idaresine yönelik kararlarda daha fazla söz sahibi olmak istemektedir. Bu durum, okulun idaresi ve de koreografilerin içerikleri konusunda o zamana dek Martha’nın hep sağ kolu olan Louis açısından özellikle zorlu bir hal almaya başlar. Bu yeni değişikliklerden memnun değildir ve Yunan klasiklerine ağırlık verilmesinden rahatsızdır. Ayrıca Martha’nın kariyeri ve okulu açısından da endişelidir. Ortaya çıkan fikir ayrılıklarında Martha genellikle Erick’in tarafını tutmakta ve çoğu zaman Louis’i yalnız bırakmaktadır. Yine bir prova esnasında çıkan tartışma bu sefer iyice büyür ve Louis tüm ekibin önünde aşağılanmış olduğunu hissederek bu defa kesin kararını verir ve Martha’dan ve ekibinden ayrılır.

Martha Graham, “Cave of the Heart” performansı sırasında, 1946.

Martha 20 yıldan fazladır birlikte çalıştığı yol arkadaşını kaybetmenin şoku içindedir, fakat bu olayın üstünden çok geçmeden, iki hafta sonra Erick, Martha’ya evlenme teklif edecek ve 1948 sonbaharında Martha 54, Erick ise 39 yaşındayken çift Santa Fe’de evlenecekti.

Evliliklerinin ilk yıllarında Martha başarıyla kariyerine devam ederken Erick ise dansçı ve koreograf olarak istediği başarıyı bir türlü yakalayamamasını ve sürekli olumsuz eleştiriler almasını Amerikalı seyirci ve eleştirmenlere bağlar ve Martha’yı Avrupa’ya turneye çıkma konusunda ikna etmeye çalışır.

Nihayet 1950 yazında Erick, Martha’yı Paris ve Londra’dan oluşan bir turne için razı etmeyi başarır. Martha’nın Avrupa turnesi gibi bir isteği yoktur, hatta bu fikir her zaman ona biraz korkutucu geliyordur. Yine de eşinin hatrına bu turneye çıkmayı kabul eder. Ne yazık ki korkusu gerçek olur ve Paris’te bir akşam sahnede Every Soul is a Circus performansı esnasında dizini sakatlar. Zar zor temsili bitirir. Dizi şişmiş ve normalin iki katı büyüklüğe ulaşmıştır. Turnenin Paris ayağını tamamlayamadan iptal etmek durumunda kalırlar, çünkü doktorlar bu şekilde dans etmesine izin vermemişlerdir. O sırada doktor doktor dolaşan Martha belki iyiye gider umuduyla ekibiyle birlikte Londra’ya geçer, fakat dizi bir türlü iyileşmemektedir. Londra’daki doktorlar da bu şekilde sahneye çıkamayacağını yineler. Londra temsilleri de yapılamayacaktır. Paris’in ardından Londra turnesinin de gerçekleşemeyeceğini duyan Erick onu terk eder. Kazandıkları paranın kendine ait olan kısmını alır, bir not yazar ve Martha’yı Londra’da yüzüstü bırakıp gider. Martha, Erick’in gidişini “benimle işi bitti” diye yorumlar. Erick ise yıllar sonra bu durumu, “fikir ayrılıklarımız çok fazlaydı, kendi başıma hareket etmem gerektiğini ve kendi fikirlerimin peşinden gitmem gerektiğini anladım” olarak açıklayacaktır.

Martha Graham “The Witch of Endor” provalarında, 1965. Fotoğraf: Sam Falk.

Terkedilen ve dizi nedeniyle kariyeri tehlikeye giren Martha, tek başına Santa Fe’ye döner. Burada doktor kontrolünde sıkı bir programdan geçerek iyileşmeyi başarır ve bir şekilde o yılki Judith temsillerini tamamlamayı başarır.

Ertesi yıl Martha için tam bir geri dönüş olacaktır. Sahneye oldukça büyük prodüksiyonlu The Triumph of St. Joan’u koyar. Canlandırdığı Joan karakteri sanki kendisini anlatmaktadır. Hayatı boyunca dans hep ilk sırada gelmiştir. Dans nedeniyle etrafına, insan ilişkilerine fazla zaman ayıramayan Martha, kendisini Joan gibi hissetmektedir.

Martha, bu süreçte Noguchi ile çalışmaya devam eder. Onunla birlikte 1958’de bu sefer Clytemnestra’yı sahneye koyar. O sırada 64 yaşında olan Martha, karanlık ve karmaşık bir atmosfere sahip bu eseri ve canlandırdığı karakteriyle dans dünyasını bir kez daha şaşkınlığa uğratır. Takip eden yıllarda Martha bu yalnızlığını, acısını ve de aynı zamanda asiliğini ve sertliği ortaya koyan çeşitli eserler sahneler.

1967 yılına gelindiğinde ise Martha’nın sağlık durumu dans etmesini artık iyice zorlaştırmaya başlamıştır. Artrit hastalığı nedeniyle özellikle ellerini ve ayaklarını eskisi gibi kullanamamaktadır. O yıl sahnelenen Cortege of Eagles onun sahnede seyirci önünde son kez dans ettiği eser olur. Doktorlarını ve yakın çevresini dinleyerek sahneyi bırakır.

Martha Graham, Conn’s dans stüdyosunda ders verirken, 1960 civarı. Fotoğraf: Linda Lear Center for Special Collections and Archives.

“Bir dansçının hayatı asla basit değildir. Genellikle de oldukça kısadır. Belki ben bu genellemenin dışında sayılırım ama ben de belli bir noktadan sonra bazı şeyleri yapamamaya başladım. Yaşlılık, boyundaki bir ağrıdır. Yaşlanmak istemedim çünkü aslında yaşlandığımı fark etmemiştim. Bunun benim için sırtımda bir yük ve de korkulu bir şey olduğunu, ama katlanmam gerektiğini hissediyorum. Bence kıymeti bilinecek ya da sevilecek bir şey değildir. Her halükarda katlanması zor bir şey.

İşte böyle anlarda artık durma zamanımın geldiğini düşünüyorum. Aklıma Mallarmé’nin kuğu figürü, buz ayaklarının etrafında kapanana kadar kış vakti suda çok uzun süre kalan o güzel kuğu geliyor. Bazen acaba çok uzun süre mi kaldım diye merak ediyorum. Belki de sadece korkuyorum.”

Martha için sahneyi bırakmak hiç de kolay bir karar olmamıştır. Bir zamanlar kendisinin dans ettiği o eserlerde şimdi yerine başkalarının dans ediyor olduğunu görmek işkence gibi geliyordu. Bu duyguyla bir türlü başa çıkamıyordu, sonunda kendini içkiye verdi. Her geçen gün daha fazla içiyordu. Tüm sorumluluk ve görevlerini aksatmaya başlamıştı. Hatta yakın çevresindekiler içerek kendini öldürmeye çalıştığını düşünmüşlerdi.

Beş yıllık gelgitli bir dönemin ardından, 1972 yılında, kendi mirasının tehlikede olduğu fark ederek tekrar kendini toparlama kararı aldı. İçkiyi tamamen bıraktı. 79 yaşında, hem dansçılarının hem de okulunun geleceği için yeniden işlerin başına geçti. O tarihten itibaren de ölene dek ondan fazla yeni eseri ve çok sayıda eski eserininse yeniden uyarlamasını sahneye koydu. Bitirdiği son eseri Maple Leaf Rag 1990 yılının sonbaharında New York City Center’da prömiyerini yapmıştı.

“Sonunda tiyatro sahnesi tamamen boşaldı ve her yer kapanıp herkes gittiğinde her tiyatroda açık kalan o tek lambanın ışığında yürüyorum. Sahnenin ortasına konulmuş siyah renkli uzun bir metal direğin ucuna oturtulmuş parlak bir ampul. Hayalet ışık denir adına, hala bu tiyatroda olan ve bir şekilde devam eden tüm yaşamların ve efsanelerin sembolü olduğu için.

96 yaşında biri olarak bana sık sık ölümden sonraki hayata inanıp inanmadığımı soruyorlar. Ben hayatın kutsallığına, yaşamın sürekliliğine ve enerjiye inanıyorum. Ölümün anonimliği bana çekici gelmiyor. Benim için yüzleşmem gereken ve yüzleşmek istediğim sadece şu andır.”

Martha, 1991 yılında The Eyes of the Goddess isimli yeni bir projeye başlamış ve fakat aynı yılın Nisan ayında, 96 yaşındayken, zatürre nedeniyle hayata veda ettiği için bu çalışmasını tamamlayamamıştır. Ölümünün ardından aynı yıl Blood Memory isimli otobiyografik eseri yayımlanmıştır.

“Bu dünyadan iyi ya da kötü birçok şey edindim ve uzun yıllar boyunca birçok insanla çalıştım, hepsi de hazinemdir, bu benim hayata karşı borcum ve bir şekilde, Emily Dickinson’ın da dediği gibi, bu benim dünyaya mektubum…”

Peki ya tüm bunlar nasıl başlamıştı?

“Sanırım hiç başlamadı, öylece devam edip gitti…”

Kaynak
Martha Graham, Blood Memory: An Autobiography (1991), Doubleday, New York
“American Masters” Martha Graham: The Dancer Revealed (1994), Yön. Catherine Tatge, Belgesel, 56 dk., PBS.

Haftalık Güncel Sanat Gazetesi

İlginizi Çekebilir

Queer Sanat

Türkiye'deki ender queer sanat festivallerinden Baki Koşar Kültür ve Sanat Festivali'nin hikayesini Erdem Gürsu kaleme aldı.