Connect with us

Ne arıyorsun?

Argonotlar

Gündem

Monolitik, kakofonik ve kaotik: İstanbul Büyükşehir Belediyesi kültür politikaları, stratejisi ve programları

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kültür alanındaki beş yıllık politika, strateji ve çalışmalarını, açılan müzeler ve düzenlenen etkinlikler aracılığıyla Emre Erbirer kapsamlı olarak ele aldı.

Mart ayının gelmesiyle Türkiye’de 2024 yerel seçimleri için son düzlüğe girdik. Bu vesileyle son beş yıldır İstanbul’u yöneten -ve dilerim her şeye rağmen önümüzdeki beş yıl daha yönetecek olan- CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kültür politikalarına ve ardı ardına açtığı -önümüzdeki dönem 28 tane daha açacağını müjdelediği (!)- kültür merkezi ve müzelere, düzenlediği etkinlikler ile strateji ve programlarına bir göz atalım istedim. Bir kamu paydaşı ve kültür profesyoneli olarak sorgulamalarımızı kayıt altına alalım, nitelikli bir tartışma ortamı yaratalım ve yerel seçime hazırlanan belediye ile bir parçası olduğumuz kültür sektörünün kulağına kar suyu kaçıracağını umduğumuz soruları ortaya bırakalım.

2017 yılının Ocak ayında Istanbul Art News’in Piyasa eki için “Belediye’nin Müzecilikle İmtihanı” başlıklı bir yazı kaleme almış ve bir kamu kuruluşu olarak belediyenin kamudan uzak ve bir politikadan yoksun şekilde kültür alanını yönetmeye çalışması üzerine bir değerlendirme yapmıştım. O dönem AKP tarafından yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin İstanbul’da 9 adet müze açacağını öğrenmemiz beni ve başka birçok kültür profesyonelini bu müzelerin arkasındaki hikâyeyi sorgulamaya itmişti. (Değişen pek de bir şey olmadı, yeni İBB yönetimi de bir kısmından pek de haberimiz olmadan beş yılda adı müze olan yaklaşık 10 tane yapı açtı.) Aynı yazıda referans verdiğim, o zaman Gazete Duvar’da yazan, şu an Argonotlar’ın Kurucu Genel Yayın Yönetmeni olan Kültigin Kağan Akbulut, “Haberiniz var mı: İBB 9 müze açıyor” başlıklı ilgili yazısında şöyle bir soru soruyordu: “Bir kamu kurumu olarak İBB’yle olan ilişkimizin İstanbul Modern’den farklı bir yapıda olmasını bekleriz, değil mi? Ancak İBB’nin müze haberlerini öğrenme şeklimiz komik denecek düzeyde.”[1]

Sonuç olarak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi AKP’den CHP’ye geçti, arada pek çok “müze” ve bir o kadar kültür merkezi açıldı (ve açılmaya devam ediyor), pek çok vaat edilen müze rafa kalktı; sayısız konser, festival, etkinlik düzenlendi ancak kamu kuruluşlarının kültür alanıyla ilişkisi ve kamu ile ilgili tavırlarında bazı şeyler pek de değişmedi. İşbu yazı da İBB’nin yeri geldiğinde çok karmaşık bir şekilde ele aldığı, yeri geldiğinde bir seçim malzemesine çevirdiği, yeri geldiğinde ise üstünde tahakküm kurmak için çekinmediği ve yer yer “nepotizm ve vizyonsuzluk”[2] ile sürdürmeye devam ettiği bir alan olan “kültür” ile ilişkisine odaklanıyor. Zira belediyenin kültürle olan ilişkisi “Bina inşa etme ve açma fetişizmi, gösterişli ama içi boş etkinlik yapma merakı”[3]nın devam ettiğini de gösteriyor.

Temel sorumluluklar ve hayatın gerçekleri

Bir büyükşehir belediyesinin kültür alanındaki temel sorumlulukları arasında kültürel açıdan gelişen bir ortam için liderlik yapmak, yerel varlıkların ve kültürlerin gelişimini sağlamak için stratejik planlar oluşturmak, kültürün sağlık, eğitim ve ekonomik kalkınma alanlarına yansımasını artırmak için kurum içi ve dışı paydaşlarla işbirliği yapmak, farklı toplulukları anlamak ve karar alma süreçlerinde onlara yer vermek, kültürel mirası korumak ve geliştirmek için kültürü yerel planlara entegre etmek ve belediye hizmetlerinin ve müdahalelerin yerel, ekonomik, sosyal ve kültürel etkilerini değerlendirerek politikalar oluşturmak sayılabilir. Burada esas görevi yukarıda listelediğimiz sorumluluklar etrafında bir politika geliştirmek, geliştirilen politikalar ile ilgili stratejileri oluşturmak ve bu stratejileri bir program çerçevesinde uygulamaya geçirecek planları yapmak olan belediyenin kültür alanındaki izlerinin mekân-etkinlik eksenine sıkışmış olmasına dair bir örüntü görüyoruz. Yazının temel çerçevesinini de bu örüntüye dair bir eleştiri oluşturuyor.



İBB Genel Sekreter Yardımcısı ve Kültür Varlıkları Dairesi Başkanı Oktay Özel, The Art Newspaper’a verdiği söyleşide “İBB Miras’ın İstanbul’un mirasını korurken İBB Kültür’ün de bu mirası yaşatacak kültür politikaları ürettiğini” söylüyor, keza İBB Kültür Dairesi Başkanı Volkan Aslan, Dünya gazetesine verdiği söyleşide de “Kültürün demok­ratikleşmesinin yanı sıra kül­tür hakkı olarak kentin her kesi­minin kendini ifade edebileceği alanlar oluşturma isteğindeyiz.” söylemiyle bunu destekliyor; ancak ortada üretilen bir politika ve bunun yansıtıldığı alanları görmemiz pek mümkün değil. Aslan, bu söyleşisinde ayrıca bağımsızların öneminden dem vuruyor ve “hareket­lendirilmesi gereken bir kamu fonu meselesi”nden bahsediyor ve konuyu mevzuata bağlıyor. İşte tam da burada yurt dışındaki çoğu yerel yönetimin destek ve fon mekanizmaları ile ilişkilendiği bir yerde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin söyleşide de altını çizdiklerinin aksine monolitik bir yaklaşımla mekân-etkinlik ekseninde her şeyi “açan, işleten, organize eden” tarafta olduğunu da görmek önemli.

Bununla birlikte bu eleştirileri yaparken mevcut belediyenin birlikte çalışmasının pek mümkün olmadığı merkezi hükümet ile yaşanılan kutuplaşma ile yönetişim ve mevzuat sorununu, derinleşen ekonomik krizi, pandemi-deprem-seçim gibi olağan dışı süreçlerden geçtiğimizi de biliyor ve tüm bu eleştirileri, daha iyisinin olabileceğine dair düşünceleri beyan etmek için bir araç olarak gördüğümü ve daha iyisi için birlikte çalışarak elimizi taşın altına koyabileceğimizi (ve taş üstüne taş koyabileceğimizi) niyet ederek yapıyorum.[4] Zira daha önce Argonotlar için kaleme aldığım “İstanbul Modern bize yeni ne söylüyor?”başlıklı yazıdaki umudum ve niyetim baki: “Bu yazının kültür yönetimini konuşulan bir konu haline getirmesini ve yeni tartışmalar açmasını umuyorum ve yeni eleştirilerin de habercisi olmasını niyet ediyorum.”

Vizyon, politika, strateji ve program

İBB’nin kültür politikalarından sorumlu birimi Kültür Daire Başkanlığı tarafından 2020 yılının Şubat ayında, tam da pandemi başlamadan önce “İstanbul Kültür Sanat Platformu Oluşum Çalıştayı” başlıklı bir çalıştay düzenlenmişti.“İstanbul’un kültür sanat politikalarını katılımcı ve kapsayıcı bir şekilde planlamak, kültür sanat yaşamının sorunlarının, önceliklerinin, vizyonlarının sürdürülebilir kalkınma ilkeleri temelinde belirlendiği, tartışıldığı, çözümlerinin geliştirildiği, ortak aklın ve uzlaşmanın esas olduğu demokratik bir yapı olarak düşünüldüğü” belirtilen bu çalıştay sonucunda bir rapor yayınlanmış[5] ve sonrasında İstanbul Kültür Sanat Platformu Danışma Kurulu kurulmuştu.[6] Gönüllülük esasıyla çalışacak olan Danışma Kurulu üyelerinin görev sürelerinin bir yıl olması ve yılda en az üç toplantı yapmaları öngörülmüştü. Bu kuruldaki üyelerin görev süresi bittiğinde yerlerine yeni üyeler seçilmedi. İBB Miras ve İBB Kültür’ün mevcut çalışmalarının arkasındaki vizyonu ortaya koyan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski Genel Sekreter Yardımcısı ve şu anda Fatih Belediyesi Başkan Adayı olarak duyurulan Mahir Polat, Ocak 2023’te Politikyol’a verdiği söyleşide, İBB’nin “Uzunca bir süredir kültür-sanat dünyası için bir çalışma ağı modeli tasarlamak üzere hummalı bir çaba içerisinde” olduğunu ve “Yakında açıklanması beklenen bu modelde, kültür-sanat dünyasındaki tüm paydaşlar bir araya getirilecek ve yabancı işbirlikleriyle de bu alan güçlendirilecek; uluslararası kurumlarla ortak projeler, sergiler, yayınlar, koleksiyon ortaklıkları yoluyla seçenekler genişletilecek.” ifadelerinde bulunuyordu. Aradan bir yıl geçti ancak bu çalışma ağı modeline dair paylaşılan bir şey olmadı.

Dinamik Göz sergisi açılışından görünüm

Yeni yönetimin vizyonuyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde kurulan ve kuşkusuz yeni yönetimin en önemli yapı taşlarından biri olan İstanbul Planlama Ajansı (İPA), yerel politikaların stratejik planlamayla geliştirilmesi için çok önemli bir adımdı. İPA çatısı altında onlarca çalıştay yapıldı, araştırma yürütüldü, rapor ve yayın hazırlandı, strateji geliştirildi. Ancak dört yılda odağına kültür-sanatı alan sadece iki tane içerik üretildi ki ikisi de planlama ile ilgili değil. İstanbul Planlama Ajansı ve İBB Kültür Daire Başkanlığı işbirliğinde 2021 yılında düzenlenen “İklim Krizi ile Mücadelede Kültür Sanatın Rolü: COP26 Ardından Ekolojik ve Sürdürülebilir Dönüşüm” çalıştayı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi Etüd ve Projeler Dairesi Başkanlığı, İstanbul Planlama Ajansı ve amberPlatform işbirliğinde 2022 yılında düzenlenen “Kamusal Alanda Dijital Sanat” atölyesi, İPA’nın kültür-sanat alanındaki tekil faaliyetleri olarak kendine yer buldu.[7]

Bu ajans çatısı altında bir bileşen olarak konumlandırılan Vizyon 2050 Ofisi ise “Nasıl bir İstanbul istiyoruz? İstanbul’un geleceğini birlikte nasıl planlayabiliriz?” sorularına bir vizyon ve strateji çalışmasıyla yanıt vermek için çalışmalar yürütmeye başladı ve bu çalışmaların bir sonucu olarak -oldukça nitelikli bir politika belgesi olarak nitelendirebileceğimiz- İstanbul Vizyon 2050 Strateji Belgesi’ni 2022 yılının yaz aylarında yayınladı. Ancak bu strateji belgesinde de kültür, daha çok kültürel miras ve kenti kültürel açıdan bir odak haline getirmek gibi alanlarda kendine yer bulurken kültür politikalarının temel birer parçası olmasını beklediğimiz kültürel hizmetlere erişim, kültürel üretime katılım, kültürel ifadelerin çeşitliliğin korunması, kültürün demokratikleştirilmesi, kültürlerarası diyalog alanlarının yaratılması, sanatsal ifade ve yaratıcılık özgürlüğü gibi konuların kendine gerektiği kadar yer bulamaması kaçırılmış bir fırsat oldu. Keza aynı raporda kullanılan “İstanbul’da yer alan kültürel tesisler ve kültür endüstrileri, kentin merkezindeki Beyoğlu, Fatih, Kadıköy, Beşiktaş ve Şişli ilçelerinde kültür üçgeninde yoğunlaşmaktadır.”[8] ifadesi neredeyse 15 yıl önce yapılan “Kültür Ekonomisi Envanteri: İstanbul 2010” yayınına referans veriyor. Son on beş yılda envanterde ne gibi bir değişiklik oldu ve özellikle belediye(ler) tarafından açılan kültürel tesisler ile yeniden işlevlendirilen mekânlar burada nasıl rol oynuyor gibi konular da bu bakış açılarını zenginleştirmesi adına önemli veriler sunabilirdi. Yine aynı raporda bahsedilen “Sultanbeyli, Gaziosmanpaşa, Zeytinburnu ve Güngören gibi kent merkezinde bulunan ilçeler; kültürel hizmet sunan tesis oranının, İstanbul’daki toplam kültürel tesis oranına göre en düşük olduğu ilçelerdendir.”[9] ifadesini referans alarak İBB’nin son dört yılda bu ilçelere kültürel hizmet sunan hangi tesisleri açtığını veya neleri değiştirdiğini de sorabiliriz.

İBB’nin kültür alanındaki iştiraki Kültür A.Ş’nin 2022 yılı faaliyet raporunda ise “2020-2024 hedeflerinin yer aldığı ‘stratejik plan’ çalışmaları tamamlanmıştır.” ibaresi geçmekte ancak kamu ile paylaşılan herhangi bir stratejik plan çalışması olmadığı için buna dair bir analiz yapmak mümkün değil.

Kültür[ün] yönetimi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde yıllardan beri devam eden “kültür”ün nasıl ele alınacağı ve yönetileceğiyle ilgili bir yönetişim karmaşası var. Bu karmaşa, mevcut yönetim sürecinde de ne yazık ki çözülemedi. Keza bunun sancılarını da somut sonuçlarını da her gün görüyoruz. İBB’de temel olarak kültürel faaliyetler ve kültür politikaları ile ilgilenen bir Kültür Dairesi Başkanlığı var. Bu başkanlığa bağlı Kültürel Etkinlikler, Orkestralar, Şehir Tiyatroları ve Turizm şube müdürlükleri mevcut. Bu daire başkanlığının görevlerine ne yazık ki İBB’nin sitesinden ulaşamıyoruz. İlgili daire başkanlığı için açılan kultursanat.istanbul adresi de bize bu aşamada yardımcı olmuyor. Bu alandaki ihalelere bakmak istediğimizde ise bizi 2007 yılından kalma bir ihale çağrısı karşılıyor. İBB’nin ilgili alanda geçmiş ve mevcut ihaleleri olsa dahi bu sayfada güncel olarak kendine yer bulamamış. Kültür Dairesi Başkanlığı’nda Daire Başkanı görevine Şubat 2023 itibarıyla vekâleten Volkan Aslan atandı. Daha önce Ataşehir Belediyesi’nde Sanat Koordinatörü ve Kültür Müdürü olarak görev alan Aslan, halen bu görevi sürdürüyor. Kültürel Etkinlikler, Şehir Tiyatroları ile Kütüphane ve Müzeler şube müdürlerinin bu alanlardaki deneyim ve yetkinliklerini ise sorgulamadan edemiyorum. Bu sorgulamalar önemli, zira bu şube müdürlükleri İstanbul’da kültürel etkinlik, tiyatro, kütüphane ve müzeyle ilgili birçok mekânın ve programın sorumluluğunu üstleniyor ve İstanbulluların kültür-sanatla buluşmasını sağlayan esas kararları onlar veriyor. Kültür ile ilgilienen bir diğer birim ise kamuoyunda İBB Miras olarak bilinen Kültür Varlıkları Dairesi Başkanlığı. Bu başkanlığa bağlı olarak da Koruma ve Uygulama Denetim, Kültür Varlıkları Projeler, Kültürel Miras Koruma ile Kütüphane ve Müzeler başlıklı dört adet şube müdürlüğü daha var.

İBB’nin ayrıca 1989 yılında kültür, sanat ve turizm hizmetleri sunmak üzere kurduğu ticari amaçlı bir anonim şirket olan Kültür A.Ş. ise “İstanbul’un kültürel, coğrafi ve sanatsal güzelliklerini yurt içinde ve yurt dışında tanıtmak için kültürel organizasyonlardan yayımcılık faaliyetlerine, müze işletmeciliğinden açık alan reklamcılığına, kültürel mekân işletmeciliğinden ulusal ve uluslar arası panel, sempozyum ve festivallere uzanan geniş bir yelpazede organizasyonlar” gerçekleştiriyor. Bu çerçevede kamuya açık ihalelere girerek ya da bizzat kendisi projeler üretip finansmanını sponsorluklar ya da kendi öz kaynakları ile temin ederek kültür ve sanat alanında bir aktör olarak faaliyetlerde bulunuyor.[10] Kültür A.Ş.’nin çalışmalarına ise kultursanat.istanbul’dan farklı olarak kultur.istanbul adresinden ulaşılabiliyor. İşte karmaşa burada tekrar devreye giriyor. Kültür A.Ş.’ye 2020 yılı sonunda Genel Müdür olarak kültür sektörünün Pozitif ve Zorlu PSM vasıtasıyla yakından tanıdığı Murat Abbas atandı. Murat Abbas, popüler kültür ve kültürün ticarileşmesi üzerine kurduğu dengeli bir strateji ve sektörden getirdiği yetkin isimlerle kurduğu ekiple çalışmalarına devam ediyor. Ancak Kültür A.Ş.’nin çalışmaları, mevcut bir politika, strateji ve program olmadan ve doğru yönetişim mekanizmaları kurulmadan ne yazık ki bütüncül bir şekilde değerlendirilemiyor.

İstanbul’da, Kültür Dairesi Başkanlığı’nın sahibi olduğu, farklı işlevlerde 30’dan fazla mekân var. Bunun yanı sıra Kültür A.Ş.’ye bağlı olarak faaliyet gösteren 5 müze ve 16 kültür merkezi var. Bu kültür merkezlerinin bir kısmının sahibi Kültür Dairesi Başkanlığı ancak faaliyetlerini Kültür A.Ş.’ye bağlı olarak sürdürüyorlar. Bununla beraber Kültür A.Ş. İstanbul Kitapçısı’nın 14 şubesinin yönetimini de üstleniyor. İBB, ayrıca Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü’ne bağlı 62 kütüphane ile 13 adet müzeyi de yönetiyor. Bu müzelerin bir kısmının sahibi Kültür Dairesi Başkanlığı ancak faaliyetlerini Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü’ne bağlı olarak sürdürüyorlar.[11] (Bununla birlikte “müze” adını vererek açtıkları ancak müze olmaktan çok uzak mekânlarla da müze kavramının içini boşalttıklarını da söylemek gerek.) İBB ve iştiraklerinin sahip olduğu tüm müze, galeri, kültür merkezi, yaşam merkezi, konser salonu, sinema, kütüphane, kitapçı gibi mekânları tek bir yerde mi görmek istiyorsunuz? Göremezsiniz, zira tüm bunları görmek ve aralarındaki ilişkileri anlamak için üstün bir çaba sarf etmeniz gerekiyor.

Dinamik Göz sergisi, Artistanbul Feshane

İBB çatısı altında yakın zamanda uluslararası ilişkiler ve işbirliklerini geliştirmek için Kültürel Diplomasi Ofisi başlıklı bir birim de hayata geçirilmiş. Bu birimin görev ve sorumluluklarını, işleyişini ve hedeflerini ise henüz bilmiyoruz. Gila Benmayor’un Ekonomim’deki “Kültürel diplomasi meyvelerini veriyor” başlıklı yazısından öğrendiğimiz kadarıyla “Dönem dönem yurt dışına çıkıp önde gelen sanat kurumlarıyla görüşüyorlar, buraya davet ediyorlar, yurt dışında fahri temsilcileri var ve kültür-sanat üzerinden İstanbul’u tanıtmayı hedefliyorlar.” Kültürel Diplomasi ofisinin başında yer alan Ozan Şakar’ın ekonomi ve yatırım bankacılığı alanındaki kıymetli deneyiminin kültürel diplomasi, uluslararası ilişkiler ve kültür politikalarına nasıl katkı sağladığı ise merak konusu. Bununla birlikte Volkan Aslan’ın önce Dünya gazetesindeki söyleşisinden, ardından geçtiğimiz haftalarda ArtDog Istanbul’daki söyleşisinden öğrendiğimiz kadarıyla belediye bünyesinde bir de Kültür Politikaları birimi kurulması için çalışılıyormuş. Bu birimin de Kültürel Diplomasi Ofisi ile eşgüdümlü çalışacağını anlıyoruz. Belki bu sayede politika-strateji-program ekseninde bir düzelme olur.

İBB’nin kültür-sanat alanındaki çalışmalarına katkıda bulunması için kurulan ancak -her ikisinin de üyesi olduğum için- nitelikli bir şey ürettiği konusunda şüpheli olduğum iki yapı daha var: İstanbul Kent Konseyi Kültür-Sanat Çalışma Grubu ile İstanbul Turizm Platformu Kültür-Sanat Komisyonu. Bu iki yapının da henüz İBB’ye bir katkı sunduğunu veya fayda sağladığını görmedim. (Eğer mevcut bir faydası varsa görmeyi çok isterim). Bu tip farklı yapıların İBB ile nasıl çalıştığı ve bu yapıların işleyiş süreçlerine dair bir sistem tasarımı ve yönetişim çalışması elzem, aksi takdirde bu yapılar tabela dernekleri gibi bir işlev üretmeden varlıklarını sürdürmeye devam edecek ve karar alma/verme süreçlerinde herhangi bir etkileri olmayacak.

Kaynakların paylaşımı

İBB’nin kültür alanındaki işlerini eleştirirken ele almanın önemli olduğu bir konu da kuşkusuz mevcut kaynakların paylaşımı ve yeni kaynakların yaratılması ve dağıtılması sürecinin adil ve şeffaf olup olmadığı.

Bir kamu kuruluşu hangi karar mekanizmalarıyla belirli küratörleri seçer, o küratörlerle ve onların seçtiği sanatçılarla sergi yapar? Belediyenin düzenlediği konserlerde, sahip olduğu mekânlarında ve düzenlediği etkinliklerinde ağırladığı kişilere neye göre karar verilir? Bu kişilere nasıl bir finansal katkıda bulunulur? Örneğin Cendere Sanat’ta arka arkaya açılan iki serginin de küratörleri neden aynıdır? Aynı küratörlerin yakın zamanlarda İBB’nin diğer mekânları Müze Gazhane ve Taksim Sanat’ta sergi yapmaları, İBB’nin yarışmalarında jüri olmaları bize ne söyler? Peki ya müzik alanında işler nasıl? İBB’nin konserlerine vesile olduğu müzisyenlerin seçimi nasıl oluyor? Burada “çeperdeki kentliler öncelikli olmak üzere, dezavantajlı kültürel ve sosyal gruplar tarafından üretilen kültürel ve sanatsal değerler”[12] ne kadar öne çıkıyor? Veya “sponsorluk mekanizmalarının dışında kalan yaratıcı potansiyeli yüksek sanatçılar”[13] İBB’nin konser programlarında kendine ne kadar yer bulabiliyor? Peki ya İBB mekânlarında etkinliklerde konuşmacı ve moderatör olarak yer alan kişiler emeklerinin karşılığında bir ücret alıyor mu? O çok bahsi geçen bağımsızlar nasıl destekleniyor? İBB tüm bu kaynakların dağıtımına dair nitelikli bir veri tutuyor mu? İBB Veri Politikası bu süreçlere dâhil mi?

100 Yıl Perspektifinde Sanat: Türkiye’de Modern ve Çağdaşın Serüveni sergisinden görünüm

Örneğin yeni açılan İstanbul Tasarım Müzesi’ne bakalım. Alanda 40’tan fazla kiracı yer alıyor ancak bu kiracıların bir kısmının neden burada olduğunu anlamak oldukça zor, keza bir kısmının hiçbir içerik ve programlama olmadan sadece yer doldurmak için alana dâhil edildiği görülüyor. Hiçbir açık çağrı yapılmadan, değerlendirme/kürasyon kriterleri belirlenmeden, etkileşim stratejisi ve deneyim tasarımı yapılmadan oluşturulan bu alan bir müze olmadığı gibi; kiracılara satış izni verilmediği için kaybettiği “dükkân” fonksiyonu ve 16. yüzyıldan beri taşıdığı ticari işlevi yüzünden bir “tasarım dükkânı” bile olamıyor. İstanbul Tasarım Müzesi’nde yer alan 40’tan fazla sanatçı, tasarımcı ve kurum kim tarafından, hangi kriterler doğrultusunda seçildi? Buradaki mekânlarda yer almak için neden bir açık çağrı yapılmadı, değerlendirme kriterleri oluşturulmadı, bağımsız bir seçici kurul belirlenmedi? (O çok sevilen liyakat kelimesi acaba unutuldu mu?) Mesela İstanbul Tasarım Bienali’ni kaldıran ve Tasarım Mağazası’nı yıllar önce kapatan İKSV, “tasarım” başlığı altında burada kendine nasıl yer buluyor? Veya kâr amacı güden bir özel şirket olan TEPTA Aydınlatma, halihazırda İBB’nin işlerine sponsor olduğu için mi ücretsiz mekân tahsisinden yararlanabiliyor? Bu işler nasıl dönüyor? (Yakın zamanda İBB Kültür üzerinden eriştiğimiz İstanbul Tasarım Müzesi Talep Formu bu sürece nasıl bir katkı sağlayacak, o da ayrı merak konusu.) Peki ya asli görevleri arasında “İstanbul’un kültürünü kitap merkezli yerli ve yabancı mecralarda tanıtmayı hedefleyen İstanbul konulu nitelikli ve özenli prestij kitaplarla kentin kültür envanterine ciddi katkılar sağlanmasını öncelikleyen yayıncılık faaliyetleri”[14] olan Kültür A.Ş.; neden Franz Kafka, Stefan Zweig, Hüseyin Rahmi Gürpınar gibi telif hakları konusunda bir sorun yaşamayacağı çoksatan kitapları basıyor ve yayıncılık piyasasında haksız bir rekabet avantajı elde ediyor?

Bu alanda güzel şeyler de yapılmıyor değil elbet. Vizyon 2050 Strateji Belgesi’nde yer alan 2022 yılının verilerine göre “İstanbul’da kültür harcamalarının hane halkı gelirine oranı %3, kültürel aktivitelere katılım gösteren İstanbulluların toplam nüfusa oranı %7.5 ve İstanbulluların %44,6’sı bütçe ayıramadığı için kültür ve sanat etkinliklerine katılamamış.”[15] Ayrıca “İstanbul’da gençlerin %47’si kültür ve sanat faaliyetlerine bütçe ayıramamakta ve bütçe ayıramama, kültür sanat etkinliklerine katılamama sebepleri arasında, %45 ile en üst sırada yer almakta.” Kültür A.Ş tarafından 2023 yılının yazında hayata geçirilen Koltuk Senin uygulaması, bu açıdan önemli bir boşluğu dolduruyor. Bu uygulama, 24 yaş ve altı İstanbullulara kültür-sanat etkinliklerinden ücretsiz faydalanma fırsatı sunuyor. Zorlu PSM’nin “Son Dakika Koltuğum” uygulamasına benzer bir şekilde işleyen sistem, sadece İBB değil farklı kültür kurumlarının da dâhil olmasıyla gençlerin kültüre erişimi için önemli bir fırsat sunuyor. Bu kapsamda 2022 yılında İstanbul’da 13 farklı mekân ve 273 etkinlikte 11.945 gencin ücretsiz olarak etkinliklerle buluşturulması sağlanmış.[16] Peki bunun yanı sıra, gençlerin kültüre katılımı önündeki finansal engeller dışında başka ne gibi engeller olduğuyla ilgili bir araştırma yapılmış, strateji geliştirilmiş ve politika uygulanmış mı?[17]

Yine Kültür A.Ş. tarafından 2022 yılında hayata geçirilen Radar İstanbul adlı uygulama ile İstanbulluların şehirde var olan kültür-sanat etkinliklerini tek platformdan keşfedebildiği ve harita özelliğiyle en yakınındaki etkinlikleri görebildiği bir sistem amaçlanmış. Ancak bu platform,“Kültür sanat sektörünün ve en büyük 10 biletleme şirketinin altyapısı ile entegre edilen”[18] bir şekilde yapıldığı için kültür sektöründe büyük balığın küçükleri yediği tablo tekrar kendini göstermiş. Tekrar sormakta fayda var: Bağımsızlar nerede? Peki ya dezavantajlı gruplar? Kültürel ifadelerin çeşitliliği peki? Bununla beraber Radar İstanbul’dan İBB’nin kendi etkinlik ve programlarına ulaşılamıyor; İBB Kültür’ün etkinliklerine bir başka İBB mobil uygulaması olan İstanbul Senin’den ulaşabiliyorsunuz. Ayrıca yabancı turistler için hazırlanan ve geçtiğimiz aylarda lansmanı yapılan visit.istanbul adlı bir platform var ki buradan güncel ve nitelikli bir bilgi edinmek imkânsız. Bu kadar çok ve birbiriyle entegre olmayan dijital platform ve uygulamaya ihtiyaç var mı? Bu uygulamaların her birinde ayrı ayrı oluşturulan hesaplar, tutulan veriler, depolanan bilgiler neye hizmet ediyor? Sözünü çokça ettikleri, o çok sevilen yapay zekâ burada nerede?

Yeniden işlevlendirme

Kuşkusuz yeni İBB dönemine damgasını vuran şey, İBB Miras tarafından dönüştürülen ve yeniden işlevlendirilen alanlar oldu. Geçtiğimiz dönemlerde İstanbul’un pek çok ilçesinde açılmış; niteliği, tasarımı, işlevi, erişimi vb. başlı başına sorgulanabilecek pek çok kültür merkezi, yerini 2019 sonrasında yeni yönetimin vizyonu doğrultusunda daha nitelikli kültürel mekânlara bıraktı. Bunda şüphesiz İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 2022’de yayınladığı Vizyon 2050 Strateji Belgesi’nde yer alan “İyi Yaşam Sağlayan Canlı ve Duyarlı Mekânlar” teması altındaki “Kültürel mirası korumak, yaratıcı ve yenilikçi yaklaşımlarla kentsel yaşamla bağını güçlendirmek” amacı da yol gösterici olmuştur. Ancak aynı belgede yer alan “Herkes İçin Erişilebilir ve Adil Kentsel Olanaklar” teması altındaki “İstanbulluların aktif katılımıyla kenti sanat ve kültür alanında odak haline getirmek” ile “Eşit ve Özgür Toplum” temasındaki “Bütün toplumsal ve kültürel grupların özgünlükleriyle birlikte yaşayabilmesine imkân sağlamak” amacının kendine burada nasıl karşılık bulduğunu da sorgulamak gerekiyor.

Yeni İBB yönetimi, kendisinden önceki yönetim döneminde niteliksiz mimari tasarımlar ve alakasız programlarla şehrin dört bir yanında hiçbir kültürel dokuya ve kente entegre olmadan açılan kültür merkezleri yerine, halihazırda var olan kültürel veya endüstriyel miras yapılarını dönüştürme ve yeniden işlevlendirmeyi tercih etti.[19] Bunu yaparken de başarılı bir şekilde markalandırdığı İBB Miras ile kültürel mirası sahiplenmeyi hem stratejik bir hamle olarak ele aldı, hem de kamu nezdinde kültürel mirasa dair bir farkındalık yaratmayı başardı. (Başarının sonuçlarını önümüzdeki seçimlerde göreceğiz.) Peki bu yeni kültür mekânları, İBB’nin şu anki kültür politikalarının önceki yönetimden nasıl farklılaştığına dair ne söylüyor?

En başta tabii ki şehrin dört bir yanında kimliksiz ve niteliksiz yeni binalar yapmak yerine mevcut alanların işlevlendirilmesi, kültürel mirasın korunması ve kamuya açılması adına önemli bir kazanım. Ancak bununla beraber işlevlendirme ve programlama kısmında geçtiğimiz yönetimle benzer bir modelin tekrarlandığını görüyoruz. Zira İstanbul’un kültür hayatına kazandırılan bu mekânlar, herhangi bir araştırma ve stratejiden yoksun bir şekilde, toplumsal ihtiyaçların karşılanması için katılımcı yöntemler kullanılmadan, tarihsel bağlamından uzak, birbirine çok benzer içerik ve programları halka “sunan” bir konumda duruyor. Oysaki Vizyon 2050 Strateji Belgesi’nde “İşlevini kaybetmiş miras alanlarının, alanın niteliklerinin ve tarihsel bağlamının dikkate alınarak toplumsal ihtiyaçların karşılanması için katılımcı yöntemler, yenilikçi ve yaratıcı yaklaşımlarla yeniden kullanımının sağlanarak korunması hedeflenmektedir.”[20] deniliyordu. Keza aynı belgede yer alan “İstanbul’da sivil toplumun kültürel miras hakkı bağlamında Emek Sineması, Taksim Meydanı ve Gezi Parkı, Haydarpaşa Garı, Validebağ Korusu, Hasanpaşa Gazhanesi, tarihi kent bostanları gibi kültürel miras değeri atfedilen alanların korunmasına yönelik önemli deneyimleri vardır. Ancak İstanbul, kültürel mirasın korunmasına ilişkin toplumsal taleplerin güçlenebileceği katılım ve izleme araçlarına sahip değildir. Bu açıdan İstanbulluların kültürel mirası belirleme, mirasa erişme ve ondan yararlanma, koruma, yönetme, geliştirmede söz sahibi olmasını sağlayacak katılım ve izleme araçları geliştirilmelidir.”[21] ibaresi üzerinden İBB’nin kültürel mirasa yaklaşımında salt restorasyon ve yeniden işlevlendirmeyi önceliklendirdiğini; kültürel mirasın korunmasına ilişkin toplumsal taleplerin güçlenebileceği ve İstanbulluların kültürel mirası belirleme, mirasa erişme ve ondan yararlanma, (onu) koruma, yönetme, geliştirmede söz sahibi olmasını sağlayacak katılım ve izleme araçlarını oluşturmak konusunda nitelikli ve kapsayıcı bir adım atmadığını söyleyebiliriz. Açık şantiye gibi uygulamalarla restorasyon süreçlerini kayıt altına alan yayınlar bu alanda önemli adımlar ancak katılım ve izleme süreçlerinde daha fazla yapılandırılmış ve demokratik araca ihtiyaç var. Zira yakın zamanda Haliç Dayanışması’nın hafızamızı tazelediği Tweet zinciri ile 2018 yılında Recep Tayyip Erdoğan tarafından Bilim Merkezi olacağı duyurulan Haliç Tersanesi’nin 2020 yılında yeni İBB yönetimi tarafından herhangi bir strateji olmadan, önce İstanbul Müzik Müzesi, ardından “Denizcilik temalı yaşayan müze”, daha sonra 2022 yılında ise İstanbul Sanat Müzesi adıyla açılacağını öğrendik. Geçtiğimiz hafta açılan ve 300’den fazla esere ev sahipliği yapan “müze”, basın bülteninde iddia edildiği gibi çağdaş sanatla da ilişkilenmiyor. Bu müzeyle ilgili de çeşitli sorular sorulabilir. Bu müzenin bir küratörü, sanat tarihi danışmanı ve ekibi var mı? Önümüzdeki dönemde yanına Deniz Müzesi geleceğini de öğrendiğimiz[22] bu alanda, halihazırda bir Deniz Müzesi olan İstanbul’un ikinci bir deniz müzesine ihtiyacı gerçekten var mı?[23] Şehirde İstanbul Modern Sanat Müzesi (İstanbul Modern) adlı bir müze varken İstanbul Sanat Müzesi adıyla bir müze açmak özellikle turistler için kafa karıştırıcı olmayacak mı?

Oktay Özel, The Art Newspaper Türkiye’ye verdiği söyleşide, İBB Miras tarafından şehre kazandırılan yapıların işlev süreçlerini tasarlarken kendileri için en önemli kriterin “O çevredeki kullanıcıların gündelik hayata dair alışkanlıkları”olduğunu söylüyor. Ancak yeniden işlevlendirme çalışmalarının çıktılarına baktığımızda mahallelilerin gündelik hayata dair alışkanlıkları yerine popülist ve tekdüze bir işlevlendirme ve programlama görüyoruz. İBB Miras tarafından restore edilerek yeniden işlevlendirilen ve İBB Kültür tarafından programlanan tüm mekânlarda benzer bir içerik ve programlama görüyoruz. O zaman şunu soralım, İBB Miras ekibinde “restoratörden konservatöre, mimardan inşaat mühendisine, sanat tarihçisinden arkeoloğa, iç mimardan grafik tasarımcıya kadar çok çeşitli alanlardan uzmanlar”[24] bulunuyor ise bu ekipte araştırmacı, sosyolog, antropolog, sosyal tasarımcı, servis tasarımcısı, stratejist, kültür yöneticisi ve küratör de var mı? Yoksa niye yok?

Peki neler farklı olabilirdi?

Şüphesiz tüm bu sorular bizi kapsamlı bir kültür stratejisine duyulan ihtiyaca getiriyor. Bununla birlikte kaynak paylaşımı ve yönetişim açısından dünyada stratejiden beslenen iyi örnekler yok değil.

Örneğin Londra’dan sorumlu yerel yönetim Greater London Authority’nin 2018 yılında Kültür Stratejisi belgesinde strateji ve programlar şu dört ana başlıkta inceleniyor:

1. Londra’yı Seviyorum – Daha fazla insanın kapılarının önünde kültürü deneyimlemesi ve yaratması.

2. Kültür ve İyi Büyüme – Kültürel mekânları ve alanları desteklemek, kurtarmak ve sürdürmek.

3. Yaratıcı Londralılar – Geleceğe yönelik çeşitli ve yaratıcı iş gücüne yatırım yapmak.

4. Dünya Şehri – Bugün ve gelecekte küresel bir yaratıcı güç merkezi olmak.

Bu belgede 19 politika maddesi ile 85 alt aksiyon adımı var. Buna bağlı olarak mahalle ölçeğinde yerel kültürü destekleyen programlar, risk altındaki kültür ve topluluk mekânlarını odağına alan, kamusal alanda çeşitlilik ve temsiliyeti koruyan, Londra’da sanatçıların ve yaratıcı işletmelerin çalışmak için kalıcı ve uygun fiyatlı alanlar bulabilecekleri alanları belirlemeye yönelik, girişimlerin büyümelerinin desteklendiği ve yerel halkın yaratıcı sektör becerilerini öğrenmesine ve istihdama giden yollara erişmesine yardımcı olunan bölge programları ile sanatçılar ve yaratıcılar için uzun vadeli, uygun maliyetli bir alan sağlamak, bu kritik endüstri için canlı ve korunaklı bir gelecek kurgulamak, toplulukların değerini artırmak ve Londra’yı güçlendirmek için kurulmuş fon mekanizmaları var.

Berlin’de ise yine özgün bir yapı görüyoruz. Berlin federal eyaletine ait kâr amacı gütmeyen bir şirket olarak faaliyet gösteren ve projelerinin içeriği konusunda tam özerkliğe sahip olan Kulturprojekte Berlin; Berlin kültür hayatını daha da güçlendirmek, tanıtmak ve şehrin çeşitli kültürel aktörleri arasında daha derin bağlantılar kurmak için çalışıyor. Bunun yanı sıra kültürel ve yaratıcı profesyoneller için bir danışma merkezi işlevi gören Kreativ Kultur Berlin; proje finansmanı, kültürel finansman, profesyonelleşme ve serbest meslek konularında soruları olan veya bir başlangıç ​​​​projesi planlayan Berlin’deki kültürel ve yaratıcı profesyonellerin ilk iletişim noktası olarak hizmet veriyor. Creative City Berlin ise şehirdeki sanatçılar, kültür üreticileri ve yaratıcı endüstriler için merkezi bir platform görevi görüyor. Berlin’deki finansman programları, çalıştaylar, etkinlikler ve açık pozisyonlar ile iş olanakları hakkındaki en son bilgileri tek bir platform üzerinden paylaşıyor.

Londra ve Berlin gibi şehirlerde görülen en önemli farklılıklar, kültür politikalarının yaratıcı ekonomiyle birlikte kapsamlı bir şekilde ele alınması, kültürel stratejinin veri ve kanıta dayalı politika geliştirme yöntemiyle belirlenmesi, tüm üretim süreçlerinde yerel yaratıcıların ve toplulukların dahiliyeti ve üretilen stratejilerin nitelikli programlarla kamu ile buluşması şeklinde. Peki tüm bunları birlikte düşündüğümüzde İstanbul; politika, strateji ve programlama konusunda neden potansiyelinin altında kalıyor ve İBB neden daha adil ve yaratıcı olamıyor?[25]

Artistanbul Feshane

Sonsöz

Mahir Polat, Ocak 2023’te Politikyol’a verdiği söyleşide “Kültürün küresel pazarda bir piyasa ilişkisine dönüştüğünü, kültür kurumlarının kamusal anlamda güçlendirilmediği için de pazar ilişkilerine maruz kaldığını, sanatın metalaştığını”belirtiyor ve “Sanatın özgürleşmesi gerektiğini” ve “Belediyelerin de ona gerekli altyapıyı sağlaması gerektiğini” ekliyor. Buradan yola çıkarak Vizyon 2050 Strateji Belgesi’nde belirtilen hedefler ve görmesek dâhi varlığından haberdar olduğumuz, Kültür A.Ş.’nin 2020-2024 hedeflerinin yer aldığı “stratejik plan”ın geldiğimiz noktada ne kadar tutturulmuş olduğunu sorgulayabiliriz.

Son olarak şunları sormayı da değerli buluyorum: İstanbul Büyükşehir Belediyesi kültürün demokratikleşmesi için gerçekten çabalıyor mu? Kültür kurumlarının kamusal anlamda güçlendirilmesi ancak kültür kurumlarının kurumsal yapılarının ve finansal sürdürülebilirliklerinin desteklenmesiyle mümkün olmaz mı? Sanatın özgürleştirilmesi için İBB’nin şeffaf, adil, kapsayıcı ve yenilikçi bir işbirliği ve yönetişim politikası benimsemesi gerekmez mi? Belediyelerin altyapı sağlaması gereken alanlarda ihtiyaç analizi olmadan gerekli altyapı nasıl belirlenir? Bu sorular uzar gider, yanıtlar tartışılabilir. Yeni İBB yönetiminin kültür alanına nitelikli katkıları kuşkusuz çok fazla ancak değiştirilmesi gereken pek çok şey olduğu da aşikâr. Bu değişimi önümüzdeki dönemde hep birlikte görme ve daha demokratik ve şeffaf bir İBB’ye sahip olma umuduyla.


[1] Akbulut’un ilişkilenme üzerine kurduğu bu analoji için seçtiği diğer örnek her daim bir kapalı kutu olmayı seçen İstanbul Modern olunca ve yakın zamanda İstanbul Modern’in kamuyla ve kültür sektörüyle ilişkisi ve İBB’nin İstanbul Modern’den ayrılan (Yoksa görevden affını isteyen mi demeliyiz?) Levent Çalıkoğlu ile olan ilişkisi gibi diğer ilişkileri de düşününce yüzümüze ister istemez koca bir gülümseme yayılıyor. Zira kamunun ta kendisi olarak ülkenin “İlk modern ve çağdaş sanat müzesi”nin 10 yıldan fazla süredir genel direktörlüğünü yürüten en üst düzey çalışanının neden işten ayrıldığı, bu ayrılığın neden kamu, sektör profesyonelleri ve medyayla düzgün bir şekilde paylaşılmadığı bilinmez; bu ayrılığı izleyen pek çok dedikodu devam eder ve taraflardan hiçbiri açıklama yapmazken İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Levent Çalıkoğlu ile Casa Botter’de sergi serileri yapacağını haber almamız, bu sektördeki ilişkiler üzerine cuk diye oturan bir örnek oldu. Kültigin, 2019 yılında yine Gazete Duvar’da kaleme aldığı “Kültür ve sanat dünyası yeni İBB’den neler bekliyor?” başlıklı yazısında ise uzun bir sürenin ardından CHP’ye geçen İBB yönetimi için “Türkiye’nin büyük kentleri artık CHP’li belediyelere emanet. Peki, başta İBB olmak üzere sosyal demokrat belediyeler nasıl bir kültür ve sanat vizyonu geliştirecek?”diye sormuştu. Ben de 2021 yılında kültür.limited için kaleme aldığım “Gelecek ancak geçmişin sahiplenilmesi ile yaşanabilir*: Müze Gazhane”yazımda İBB’nin Müze Gazhane ile miras, hafıza, kent mücadelesi, topluluk ve mekân ile ilişkilerine odaklanmıştım. Sonrasında Onur Atay, Argonotlar için kaleme aldığı“Muğlak kavramların kamusal alanları: Yerel yönetim ve kültür sanat mekânları” başlıklı makaledebazı mecralara ait özelleşmiş tipteki mekânları bağlamın dışında tutarak genel mekân enflasyonuna dair güncel bir bakış atmaya çalışmıştı, ancak genel mekân enflasyonuna dair bütüncül bir analiz ve bağlam sunmayan bu yazı, analiz ve bağlama aslında ne kadar ihtiyacımız olduğunu; zira veri ve kanıta dayalı politika geliştirmenin esas mesele olması gerektiğini bize tekrar göstermişti.

[2] https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/04/19/kultur-ve-sanat-dunyasi-yeni-ibbden-neler-bekliyor

[3] https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/04/19/kultur-ve-sanat-dunyasi-yeni-ibbden-neler-bekliyor

[4] Kültür sektöründe taş üstüne taş koymak ile ilgili daha fazla okumak için: https://argonotlar.com/kultur-sanat-sektorunde-neden-tas-ustune-tas-koyamiyoruz/

[5] İlgili rapor, çalıştay katılımcıları ile doğru bir şekilde paylaşılmamış; 3. partiler aracılığıyla elde edilmişti. Rapora halen kamuya açık bir bağlantıdan erişim mümkün değil.

[6] https://kultur.istanbul/istanbul-kultur-sanat-platformu-danisma-kurulu-ilk-toplantisini-yapti/

[7] İşbu yazıyı yazarken haberdar olduğum bir başka çalıştay ve henüz yayınlanmamış rapor ise yine İstanbul Planlama Ajansı tarafından Şubat 2023’te gerçekleştirilen “İkinci Yüzyılı Karşılarken: İstanbul’da Kültür Sanat” başlığını taşıyor.

[8]https://vizyon2050.istanbul/upload/content/vizyon2050_strateji_belgesi_120623comp2_2023612_1352369.pdf

[9]https://vizyon2050.istanbul/upload/content/vizyon2050_strateji_belgesi_120623comp2_2023612_1352369.pdf

[10] https://kultur.istanbul/kultur-a-s/

[11] Oktay Özel’in paylaşımlarına göre ise 2019’dan bugüne 63 anıt eser, 34 kamusal sanat eseri, 22 yeni müze, 197 tarihi çeşme ve 943 tarihi alan İBB Miras korumasıyla buluşmuş. İşbu yazının yazıldığı süreçte de 3-4 tane adı müze ve kültür merkezi olan yer açıldı, o yüzden bu sayılar güncel durumu göstermeyebilir.

[12]https://vizyon2050.istanbul/upload/content/vizyon2050_strateji_belgesi_120623comp2_2023612_1352369.pdf

[13]https://vizyon2050.istanbul/upload/content/vizyon2050_strateji_belgesi_120623comp2_2023612_1352369.pdf

[14] https://kultur.istanbul/faaliyet-raporu/

[15]https://vizyon2050.istanbul/upload/content/vizyon2050_strateji_belgesi_120623comp2_2023612_1352369.pdf

[16] https://kultur.istanbul/gorsel/2021/04/2022-KULTUR-AS-FAALIYET-RAPORU.pdf

[17] Yakın zamanda Ünalan’da açılacağı söylenen prova sahnelerinin de bu açıdan önemli bir açığı kapatacağını öngörüyorum. https://artdogistanbul.com/kultur-sanat-turkiyede-sinifsal-olarak-da-bir-umut/

[18] https://kultur.istanbul/gorsel/2021/04/2022-KULTUR-AS-FAALIYET-RAPORU.pdf

[19] Bu yeniden işlevlendirilen kültürel ve endüstriyel miras alanları arasında Haliç Sanat Fener Evleri 1-2-3, Gülhane Sarnıcı, Bebek Sarnıcı, Anadolu Hisarı Müzesi, Taş Mektep, Kadıköy İskelesi, Beşiktaş İskelesi, Tarihi Moda İskelesi, Baruthane, Metrohan, Cendere Sanat Müzesi, Casa Botter Sanat ve Tasarım Merkezi, Yedikule Gazhanesi, Beyoğlu Sineması, Müze Gazhane, Artİstanbul Feshane, Bulgur Palas, İstanbul Sanat Müzesi ve Çubuklu Silolar yer alıyor.

[20]https://vizyon2050.istanbul/upload/content/vizyon2050_strateji_belgesi_120623comp2_2023612_1352369.pdf

[21]https://vizyon2050.istanbul/upload/content/vizyon2050_strateji_belgesi_120623comp2_2023612_1352369.pdf

[22] https://www.ekremimamoglu.com/gundem/istanbul-sanati-halic-tersanesinde-actik/

[23] Haliç Tersaneleri ile ilgili kapsamlı bir analiz için: https://birartibir.org/alti-asirlik-mirasin-yagmasi/

[24] https://www.artnewspaper.com.tr/2024/02/26/kulturel-miras-ve-cagdas-kent-estetigi-uygulamalariyla-ibb-miras

[25] İBB’nin vizyonu “Adil, yeşil ve yaratıcı şehir, mutlu İstanbullu…”ya bir gönderme.

İlginizi Çekebilir

Eleştiri

İzmir’in sanatsal geleneğinin bir halkası olarak ilk kez düzenlenen İzmir Akdeniz Bienali’nin çağrışımları; organizasyon şeması ve kentin sanatla ilişkisi üzerine düşünceler doğuruyor.

Söyleşi

Tuğçe Tezer’in 2013’ten bu yana yürüttüğü çalışmaların ürünü olan Antakya Yürünebilir Kent Tarihi Rehberi projesi bugün ayrı bir önem taşıyor. Yürünebilir Tarih turlarının ilki...

Eleştiri

Yapı Kredi Sanat Galerisi'nde sürmekte olan “Bugünü Resmetmek” sergisini Fatih Özgüven değerlendirdi: Nedir bugünü resmetmek? Yoksa kastedilen bu günü resmetmek mi?

Eleştiri

Duraklamalardan, düşünmeler ve hatırlamalardan ibaret, tanıdık nesneler ve hikâyelerin kesişenlerinin bol olduğu “Elinin Emeği Gözünün Nuru” yaz boyu Eskişehir’de Eldem Sanat Alanı’nda.