Anna Laudel İstanbul’un, açık çağrıyla gerçekleştirdiği grup sergisi “Zeitgeist” 34 sanatçıyı ağırlıyor. Serginin ismini aldığı “Zeitgeist” kavramı, yalnızca bir dönemin ruhunu tanımlamakla kalmıyor; aynı zamanda o ruhun nasıl üretildiğini, dolaşıma girdiğini ve yeniden yazıldığını da ifade ediyor.
Galerinin gerçekleştirdiği açık çağrı sonucunda gelen başvurularla oluşturulan sergide; resim, heykel, fotoğraf, video ve disiplinler arası üretimlerden oluşan ve farklı ifade biçimlerinin buluştuğu bir ortak alan izleyiciye sunuluyor.
Anna Laudel İstanbul’da 3 Temmuz – 30 Ağustos 2026 tarihleri arasında ilk edisyonu gerçekleşen sergi, galerinin yeni üretimlere alan açma ve farklı sesleri görünür kılma yaklaşımını sürdürüyor. İstanbul’daki “Zeitgeist” sergisiyle eş zamanlı olarak Anna Laudel Düsseldorf, yeni sanatçılara alan açma misyonunu sürdürerek bağımsız sanatçıların üretimlerine odaklanan ayrı bir sergiyi de izleyiciyle buluşturuyor.
Biz de “Zeitgeist” sergisinde yer alan dokuz sanatçıyla üretim süreçlerini ve zeitgeist kavramının işlerindeki yerini konuştuk.
Ahmet Mert Hasret

Çalışmalarım biçim-içerik ikililiğinde biçimin kendi içeriğini oluşturması etrafında genişlemekte. Bu dinamikte kendi başına bir biçim olan imgelerden ve kendilerine has tuhaf dünyalarından oldukça sık besleniyorum, imgenin büyüsünün bir türlü bitmeyeceğine inananlardanım ben de. Daha önce MAMUT’un 11. Edisyonu gibi büyük projelerde yer aldım, aynı zamanda 2025 yılında ilk solom “Artık Hep Birlikte Misafiriz”i yaptım. Pratiğimde dikkat ettiğim birçok şey var, özellike yaptığım işlerin içimdeki sıcaklığa ulaşıp ulaşmadığını kontrol etmek gibi benim için oldukça kıymetli ama bir o kadar da anlaşılması zor içsel bir durumun olduğunu söyleyebilirim. Bir sanatçı olarak kendimde ne kadar çok derinleşebilirsem neyi yapmak istemediğime o kadar net karar verdiğimi görebiliyorum.
Sergideki eserlerim annemle uzun zamandan beridir beraber yürüttüğümüz simbiyotik anne-oğul ilişkisinin sanatçı-asistan ilişkisine aramızdaki duygusal bağın karşılıklı yönetimiyle gerçekleşti. Bir aradalığımızla oluşturduğumuz duygu topluluğunda hem beraber hem de birbirimizden ayrı olarak aramızdaki ilişkiyi sıkça sorguladığımız süreçte, işlerim bu dinamiğin şahitliğini üstlenen bu gerçeklikteki karşılıkları oldu.
“Zeitgeist”te yer almak benim için oldukça ilginç, çünkü içsel yolculuğum sürecinde onlarca kez duyduğum bir kelimeydi “zeitgesit” ve bunun şu an parçası oluyor olmak hem içimde belli başlı bir şeylerin gediğine oturmasını sağladı hem de gerçekliğinden kaçamayacağım büyüklükte sanat hayatımda kendime olan inancımı tazelememi sağladı.
Berk Günay

Sanat pratiğim ağırlıklı olarak yağlı boya üzerine kuruluyor; son dönem çalışmalarımda kâğıt ve yüzeyden taşan üç boyutlu formları da resme dahil ediyorum. Daha önce Karşı Sanat Çalışmaları’ndaki “5.1 Bir Atölye Sergisi”, ABD’de Era Contemporary tarafından düzenlenen “Titania’s Ball” sergilerine katıldım. Çalışmalarımda beden, hafıza, zaman, aidiyet ve bilinç arasındaki kırılgan ilişkiye odaklanıyorum. Figürlerin, organik biçimlerin ve hareketli fırça darbelerinin birbirine karıştığı, içsel duyumlarla dış gerçekliğin sınırlarının belirsizleştiği tekinsiz alanlar kurmaya çalışıyorum.
Untitled Silence, kontrolün kaybolduğu ve bilincin kısa süreliğine kırıldığı bir anı ele alıyor. Figürler ve washi kağıdı formları, bu ani kopuşun yarattığı bedensel ve zihinsel sarsıntının etkilerini bilinç altından yüzeye taşıyor. Eser, yaşanan olaydan çok geride kalan duygusal izi görünür kılmaya çalışıyor. “Zeitgeist” sergisine katılmak, pratiğimin yeni bir izleyiciyle buluşması açısından benim için önemliydi.
Damla Yılmaz

Üretimlerimde baskı, kolaj ve seramiği bir araya getiren bir dil kurmayı tercih ediyorum. İşlerimin çıkış noktasını çoğunlukla mekânlarla kurduğum ilişki oluşturuyor. Bu süreçte çalışmalarım, Eldem Sanat Alanı’nın Eskişehir’de üreten sanatçılardan oluşan seçkisi “Lokal02”de yer aldı. Ardından seramik çalışmalarımdan oluşan bir seriyle KTSM ve BASE işbirliğiyle düzenlenen “İyi Bak Dünyana” sergisine katıldım. Üretim sürecinde beni en çok heyecanlandıran şey ise denemek. Malzemelerle farklı teknikler üzerine çalışmayı, onları bir araya getirmenin yeni yollarını aramayı seviyorum. Çalışmalarımda mekânı, hatıralar ve kişisel anılar üzerinden yeniden düşünerek oluşturmayı önemsiyorum.
Sergide yer alan çalışmam Sketch For Summer, kişisel bir kaybın ardından yaz mevsimine ve hafızamda yer eden bir yere yeniden dönme ihtiyacından doğdu. Bu süreçte o yer, zihnimde her seferinde yeniden kuruldu. Çalışmadaki parçalı yapı da bu değişen hatırlama biçimini görünür kılmaya çalışıyor. Anna Laudel, temsil ettiği sanatçılar ve hazırladığı seçkileriyle uzun zamandır ilgiyle takip ettiğim bir galeri. Bu nedenle “Zeitgeist” sergisinin bir parçası olmak ayrıca anlamlı. İşimin farklı sanatçıların üretimleriyle birlikte aynı bağlamda izleyiciyle buluşması benim için çok kıymetli bir deneyim.
Emre Çalış

Sanatsal pratiğim yokluk, iz, bellek, aidiyet ve insan ilişkilerinin görünmeyen katmanları etrafında şekilleniyor. Orada Olmayana Bakmak çalışmalarımda yaşam alanını kaybetmiş canlıların ve geçmiş yaşam biçimlerinin geride bıraktığı izlere yönelirken, 40 Yıllık Husumet serisinde büyüdüğüm coğrafyadaki akrabalık ilişkilerini, kırgınlıkları ve kuşaklar boyunca aktarılan çatışmaları ele aldım. “Mesafe”, “Tertibat”, “40 Yıllık Husumet” ve “Orada Olmayana Bakmak” başlıklı kişisel sergilerimin yanı sıra Akbank Günümüz Sanatçıları, Devlet Resim ve Heykel, Şefik Bursalı Resim Yarışması ve farklı ülkelerde düzenlenen karma ve grup sergilerinde yer aldım. Üretimlerimde öznenin kendisini doğrudan göstermek yerine nesneler, mekânlar ve geride kalan belirtiler aracılığıyla kişisel deneyimi daha geniş bir hafıza ve toplumsal ilişki alanına taşımaya çalışıyorum.
Küçük Bir Kuştum, Aynada Kendimi Gördüm, Öldüm III, aile belleğinin fotoğraflar, gündelik eşyalar ve ev içindeki düzenlemeler aracılığıyla nasıl korunduğuna odaklanıyor. Danteller, saat, cam eşyalar ve vitrinde saklanan nesneler farklı zamanlara ait yaşanmışlıkları aynı görüntüde bir araya getirirken vitrini geçmişin izlerinin korunduğu bir hafıza alanına dönüştürüyor. Çalışmada artık orada bulunmayan kişilerin, temas ettikleri nesneler ve geride bıraktıkları görüntüler aracılığıyla gündelik yaşamın içinde varlıklarını sürdürme biçimleriyle ilgileniyorum.
Esra Demirkaya

Sanatsal pratiğimde, kentleşmeyle birlikte doğayla kurduğumuz ilişkinin dönüşümünü ve doğal olanın yapay malzemeler aracılığıyla yeniden üretilmesini araştırıyorum. Ahşap baskı, yerleştirme ve farklı malzemeleri bir araya getirdiğim üretimlerimde, doğanın kent yaşamı içerisindeki görünürlüğü ve insan müdahalesiyle değişen yapısı üzerine düşünüyorum. Bugüne kadar T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 10. ve 11. Güncel Sanat Proje Yarışmaları, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) 75. Yıl Güncel Sanat Yapıtı Yarışması, Bazaart 15. Edisyon Projesi, IGK Hukuk Duruşma Arası Sanat Molası “Bahar ve Kırılgan Zamanlar” sergisi ve çeşitli karma sergilerde yer aldım. Üretimlerimde, malzeme ile kavram arasındaki ilişkiyi güçlendirmeye ve izleyicide gündelik yaşamda fark edilmeyen ayrıntılar üzerine yeni bir bakış geliştirmeye önem veriyorum.
“Zeitgeist” sergisinde yer alan eserim, ahşap üzerine mono baskı tekniğiyle ürettiğim Bastırılamayan serisinden bir parça. Bu seri, betonun, asfaltın ve kentin sert yüzeyleri arasından kendiliğinden filizlenen yabani otları odağına alıyor; doğanın tüm müdahalelere rağmen var olma ve görünür olma gücünü görünür kılmayı amaçlıyor. Baskı tekniğinin bıraktığı izler ve yüzeyde oluşan kırılmalar da bu direnç fikrini biçimsel olarak destekliyor. “Zeitgeist”te yer almak ise, günümüzün ruhunu farklı yaklaşımlarla ele alan sanatçılarla aynı çatı altında buluşmak ve kendi üretimimi bu ortak tartışmanın bir parçası olarak sunabilmek açısından benim için oldukça değerli.
Gülşah Sözbir

Üretimlerimde gravür, çizim ve kolaj gibi teknikler aracılığıyla yerel hikâyeler, kolektif hafıza ve insanın çevresiyle kurduğu ilişki üzerine düşünüyorum. Özellikle aile, birey ve kırsal yaşam gibi küçük anlatılar üzerinden toplumsal yapıya bakıyorum. İlişkilerin daha büyük toplumsal anlatıların izlerini taşıdığına inanıyorum. Bugüne kadar Mamut Art Project, Edirne Bienali, Bazaart ve Taksim Sanat başta olmak üzere çeşitli karma sergilerde yer aldım.
Maziyi Dile Getiren Yegâne Varlık Resimdir adlı çalışmam, kırsal yaşamdan yola çıkarak insan ve hayvan arasındaki ilişkiyi, aile içinde kuşaktan kuşağa aktarılan davranış kalıpları ve otorite biçimleri üzerinden ele alıyor. Fotoğraf kapları üzerine katmanlı gravür baskılarla belleğin parçalı yapısını görünür kılmaya ve geçmişle bugün arasında görsel bir ilişki kurmaya çalıştım. “Zeitgeist” sergisinde yer almak, genç bir sanatçı olarak üretimlerimin farklı bağlamlarda okunabilmesi ve yeni izleyicilerle buluşması açısından benim için oldukça değerliydi.
İkra Nur Doğrudil

Üretimlerimde ağırlıklı olarak hastalık kaynaklı deformasyonlar ve bedenin kırılganlığı üzerine çalışıyorum, bu temaları çoğunlukla keçe malzemeyle ele alarak yara ve beden dokusunu vermeye çalışıyorum. Son yıllarda Mamut Art Project, BASE, Kasa Galeri ve Ankara’daki çeşitli sanat alanlarında işlerimi sergileme fırsatı buldum. Çalışmalarımda izleyiciye hem tanıdık hem de rahatsız edici bir form sunarak bedenimiz üzerinde kurduğumuz sınırlara yönelik bir sorgulama alanı oluşturmaya önem veriyorum.
“Zeitgeist” sergisindeki işim, yüzü kimliğin en belirgin göstergesi olarak ele alırken, deformasyonla beraber bu kimlik üzerinden yabancılaşma durumunu ele alıyor. Bu sergide yer almak benim için hem üretimimi daha geniş bir izleyiciyle buluşturmak hem de benzer meseleleri tartışan sanatçılarla aynı alanda yer almak açısından önem taşıyor.
Nilay Sayrav

Sanat pratiğim, zaman içinde renkten beyaza doğru ilerleyen bir araştırma süreci içinde şekillendi. Başlangıçta farklı renk paletleri ve tonal ilişkiler üzerine yoğunlaşan resimlerimde, doğadaki dönüşüm süreçlerine odaklandıkça beyazı daha merkezi bir unsur olarak ele almaya başladım. Benim için beyaz, nötr bir renkten çok; boşluğu, zamanı, ışığı, mekânı ve maddenin sürekli dönüşümünü görünür kılan bir ifade aracıdır.
Resimlerimde doğadaki dönüşüm süreçlerinden hareketle, formun sürekli değişen yapısını; görünürlük ile belirsizlik, kalıcılık ile geçicilik arasındaki ilişkiyi resim aracılığıyla araştırıyorum.
Öğrencilik yıllarımdan itibaren ve mezuniyetimin ardından, yurt içinde ve yurt dışında çeşitli galeri ve sanat fuarlarının karma sergilerinde yer aldım.
Anna Laudel Gallery’deki “Zeitgeist” sergisinde yer alan resimlerim, karın zaman içinde sıkışarak glasyolojide (Buzul bilimi) firn olarak adlandırılan ara evreden geçip buza dönüşme sürecinden ilham alıyor. İlgimi çeken, dönüşümün tamamlanmış hâli değil; kar ile buz arasında zamana yayılan oluş sürecidir. Firn, eskiyle yeninin, çözülmeyle yeniden oluşumun arasında duran bir evre olarak doğanın mevsimsel döngüsünü görünür kılar. Bu döngü, insanın da zaman, deneyimleri ve çevresiyle birlikte sürekli değişen ve dönüşen bir varlık olduğunu düşündürüyor.
Bu nedenle zeitgeist kavramını yalnızca içinde yaşadığımız dönemi tanımlayan bir ifade olarak değil; doğayı ve insanı sürekli dönüştüren zaman fikri üzerinden değerlendiriyorum. Dolayısıyla bu açıdan serginin başlığı ile resimlerimin odağındaki düşünce örtüşüyor. Benim için bu sergi, uzun süredir üretimimde izini sürdüğüm doğa, zaman ve dönüşüm ilişkisine dair araştırmanın güncel bir karşılığını temsil ediyor.
Ferhat Tunç

Video, enstalasyon, fotoğraf, kül ve metin gibi farklı mecraları birbiriyle ördüğüm üretimlerimde, fikirlerim ile kullandığım malzemeler arasında düşünsel bir zemin kuruyorum. Son dönemlerde külleşme süreçleri bağlamında monomateryal kullanımı üzerine yoğunlaşıyor; malzemenin sınırlarını zorlamayı ve bu sınırlar içerisinde yeni düşünsel alanlar yaratmayı önemsiyorum. Bu sorgulamalarımı paylaştığım sergiler arasında; bu yıl Secant Space’de Emanuele Resce ile birlikte gerçekleştirdiğim “In Transformation” adlı duo sergim bulunuyor. Ayrıca Institut Français de Turquie’de “Var Kalma Pratikleri (Les Pratiques de Survivance)” (2024), Simbart Project’te “Dönüşüm Bilinci” (2023) ve Istanbul Art Residency kapsamında düzenlenen “Home” (2022) gibi grup sergilerinde yer aldım.
Külden Kompozisyonlar: Kalan-Kaybolan Kelimeler ve Biçimler adlı çalışmam; atılmış kağıt hurdalarından elde edilen sözlük, kitap, gazete, dergi gibi dokümanların yanması sonucu ortaya çıkan sayfa küllerinden oluşur. Sayfalar üzerindeki metinlerin yanmasıyla semantiğin ortadan kalkması, geriye yalnızca baskı altı malzemenin izlerini, renklerini, biçimlerini ve kimi harfleri bırakır. Geride kalanın ne anlatabileceğine yoğunlaşan bu eser; bir zamanlar anlamlı bir bütün sunan yapının yanma, aşınma, değişim gibi fiziksel süreçlerle yok oluş ve arda kalan izler arasındaki ilişkiyi irdeler. Üretim sürecini Daire Sanat Konuk Sanatçı Programı’nda gerçekleştirdiğim bu eser, Anna Laudel’deki “Zeitgeist” sergisinin sunduğu olanaklarla farklı disiplinlerden sanatçıların işleriyle bir arada, serginin ismine uygun bir biçimde sergilenme imkanı buldu.




























