Connect with us

Ne arıyorsun?

Argonotlar

Söyleşi

Kültür ve sanata destek programı CultureCIVIC’i konuştuk

Dört yıl sürecek ve toplamda dört farklı kategoride 14 açık çağrıyla hibe dağıtacak olan CultureCIVIC’in kapsamı, başvuru süreci ve programına dair detaylar.

PIXEL, Fotoğraf: Ali Gürer.

Türkiye’de, özellikle İstanbul dışındaysanız kültür ve sanat alanında yeni bir şeyler yapabilmeniz, olanak bulmanız çok zor. Hele bir de yapmak istedikleriniz içine toplumsal grupları, sivil toplumu dahil ediyorsa olanak bulmaktan başka dertleriniz de var demektir.

Kurumsallaşma ve sürdürülebilirliğin sanat kurumları için gün geçtikçe zorlaştığı ülkemizde birkaç kişinin bir araya gelip gerçekleştirdiği sanat etkinlikleri çölde vaha etkisi yaratabiliyor. Sinema kulüpleri, sanat inisiyatifleri, müzik atölyeleri görünürlükleri düşük olsa da çok önemli bir eksikliği dolduruyor. Ne yazık ki bu bağımsız girişimler de çoğunlukla maddi ve lojistik sorunlarla boğuşuyor.

Bu sorunlara bir nebze de olsa çözüm olmak isteyen CultureCIVIC Kültür Sanat Destek Programı isimli yeni bir oluşum yola çıktı. Türkiye’deki kültür ve sanat alanındaki sivil toplum projelerini desteklemeyi amaçlayan programda bağımsız sanat girişimlerinin en çok ihtiyacı olan hibe destekleri ve çeşitli atölyeler yer alacak. Goethe-Institute İstanbul, Anadolu Kültür, İstanbul Kültür Sanat Vakfı, Institut Français Türkiye ve Danimarka Kültür Enstitüsü Türkiye ortaklığında, Türkiye Hollanda Büyükelçiliği işbirliğiyle gerçekleşen bir Avrupa Birliği projesi olan CultureCIVIC Kültür Sanat Destek Programı sanat alanına ihtiyacımız olan enerjiyi getirecek gibi. Dört yıl sürecek ve toplamda dört farklı kategoride 14 açık çağrıyla hibe dağıtacak olan CultureCIVIC’in ilk çağrısı Yerel Projeler Hibe Programı’nın başvuru tarihi 30 Ağustos’a kadar devam ediyor.

Program Direktörü Ayşe Utku Erarslan, İstanbul Bienali ve İKSV Güncel Sanat Projeleri Direktörü Bige Örer ve Anadolu Kültür Direktörü Asena Günal’la programın detaylarını konuştuk.

Bige Örer, Ayşe Utku Erarslan, Asena Günal

Kültigin Kağan Akbulut: Uzun bir dönem Türkiye’deki uluslararası fonlar sanat alanına çok nadir veriliyordu. Ama bir süredir medya ve sanat alanlarının da bu havuzun içine alındığını görüyoruz. Neden Avrupa Birliği fonları ve Avrupa merkezli fonlar sanat alanına girmeye başladı sizce? Önce bu genel çerçeveden başlayıp sonra detaylara gelelim.

Bige Örer: Öncelikli olarak şunu söyleyeyim, 2000’li yılların başından beri Avrupa Birliği fonlarından faydalanan kültür sanat kurumları ve yapıları var. Üniversiteler de olmuştu. Ama son dönemde daha çok kültür merkezlerinin de işbirliğiyle gerçekleşen, aynı zamanda sivil toplum ve kültürel diyaloğu da hedefleyen fonların açıldığı da bir gerçek. Bir dönem Türkiye, Avrupa Birliği’nin aslında tüm ülkelerine açmış olduğu Culture programının ortaklarından biriydi ve o kanalla fon almak ve doğrudan başvuru sahibi olmak aslında mümkün olabiliyordu. Sonra Türkiye bu programdan çıktı ve sadece ortak olarak bir parçası olabildi projelerin. 

Tabii, Avrupa Birliği projelerini düşündüğümüzde, proje yazım süreci çok ciddi bir deneyimi ve birikimi gerektiriyor. Bunun dışında AB fonlarında genellikle bütçenin bir bölümünün başvuru yapan kurum tarafından karşılanması beklenebiliyor. Kimi zaman bu %50-50, kimi zaman da %80-90 olabiliyor. Bu gerçekleştirdiğimiz CultureCIVIC Kültür Sanat Destek Programı’nda böylesi de bir katkı beklenmiyor. Bunun kolaylaştırıcı bir etkisi olduğunu söyleyebilirim. Son dönemde, belki de bu sebeplerle bir takım daha büyük ölçekli ve uzun yıllara yayılan projelerin gerçekleşmesi mümkün olabildi.

CultureCIVIC: Kültür Sanat Destek Programı çevrimiçi basın toplantısından ekran görüntüsü, 11 Temmuz 2021.

K.K.A.: Asena, senin de uzun süredir İstanbul Depo’da ve Anadolu Kültür’de farklı fonlarla ve bağımsız kurumlarla birlikte çalışma deneyimin oldu. Senin bu konuda görüşün nedir?

Asena Günal: Aslında AB fonları kültür sanat alanında önceden de vardı, hiç yok değildi. Farklı ülkelerin destekleri de söz konusuydu. Fakat şöyle bir yönü var. Son dönemde ülkede otoriterleşme artıkça, kültür sanatla ifade özgürlüğü alanı da baskılara maruz kaldıkça bence bu alandaki destekler artıyor. Şu anda konsorsiyum yapısına benzer iki başka yapı daha var devam eden. Bir tanesi Hafıza Merkezi’yle Heinrich Böll Vakfı’nın ortaklaşa yürüttüğü Haklara Destek Programı, diğeri de Hrant Dink Vakfı’nın Uluslararası Olof Palme Merkezi ile birlikte yürüttüğü Sivil Toplumu Güçlendirme Programı. Bu programlarda daha çok insan hakları alanından çalışan oluşumları desteklemek amaçlanıyor. Para AB’den geliyor ama buradaki tecrübeli yerleşik kuruluşlar aracılığıyla dağıtılıyor. 

CultureCIVIC onun kültür sanat versiyonu gibi bir şey. Yani burada da bir konsorsiyum var, farklı kuruluşlar AB fonuna ihtiyacı olan kültür sanat oluşumlarına dağıtıp onların kapasitesini geliştirmeyi hedefliyor. Aslında sivil toplumu insan hakları alanında desteklerken kültür ve sanatı da desteklemek bu işin bir boyutu. Kültürel haklar denen şeyin insan haklarının bir parçası olduğu ve aslında bunun sadece kültür sanata erişim değil ifade özgürlüğünü de kapsadığı daha net görüldü. Kültür sanat alanındaki baskılar da daha net görüldü. Osman Kavala’nın hapiste olduğu bir durumda, bir sürü şeyin yasaklandığı, sansüre uğradığı bir durumda kültür sanat alanı üzerinden de bir desteğin elzem olduğunu bence Avrupa da görüyor.

Ozan Ünlükoç: Peki, siz bu çalışmanın hazırlığını nasıl yaptınız? AB mi size önerdi, siz mi AB’ye önerdiniz? Nasıl ikna ettiniz fon kurumunu? Neleri vurguladınız? 

A.G.: Anadolu Kültür ve Diyarbakır Sanat Merkezi ekibinden, İKSV’den ve daha önce Kültür İçin Alan’ı yürüten Goethe-Institut Istanbul ekibinden arkadaşlar yürüttü başvuru sürecini. Yine Goethe Enstitüsü’nün Münih’teki ekibinden destek alındı. AB, böyle bir fon açıyoruz diye çağrı yaptı. Biz de Kültür İçin Alan tecrübesinden faydalanarak buna başvurmaya karar verdik ve hep beraber hazırlandı bu başvuru.

K.K.A: Bu çalışmanın öne çıkan yönlerinden biri de sivil toplum ve sanatı bir araya getirmesi. Sen de zaten buna vurgu yaptın Asena. Bugüne kadar da sivil toplum, aktivizm ve sanat arasında bağ kuran çeşitli örnekler gördük. İlginç örnekler de çıktı ama çok kötü örnekler de gördük. Sergi yapmanın, derneklerin sergi yapmasının popülerleştiği bir dönem vardı, hatırlarsınız. Siz burada ayrımı nasıl göreceksiniz? Sivil toplum, aktivizm, sanat işbirliğini nasıl ele alacaksınız bu projede?

A.G.: Burada hedef aslında altyapısı olmayanlara ulaşmak. Bize ulaşanların en iyi sergiyi yapmasını beklemeyeceğiz. Ve zaten bu projede büyükşehirler dışına destek olmak, tüzel kişilik olma koşulunun aranmaması da var. Böyle iki, üç kişinin bir araya gelip oluşturduğu bir platform, kooperatif, inisiyatif şeklinde de başvurulabilecek olması, başvuruların kullanıcı dostu bir formatta olması, az sorulu bir formatta olması, bütün bunlar aslında altyapıyı güçlendirmeye yönelik kararlar. Burada o etkileşimin sivil toplum, sanat-aktivizm etkileşiminin ideal formda olması beklenir ama böyle çok büyük beklentilerle en iyi sanat ürünleri, en iyi aktivizm örnekleri desteklenecek diye bir yerden başlamak bence sakıncalı olur. Ama bu benim düşüncem tabii.

K.K.A: Bu soruya Direktör olarak belki Ayşe daha iyi cevap verebilir. Bu çalışmada çok fazla aktör var, konsorsiyum şeklinde İKSV, Anadolu Kültür, Goethe Enstitüsü, Danimarka Kültür Enstitüsü, Fransız Kültür Merkezi ve Hollanda Büyükelçiliği var. Bu kurumların görevleri, pozisyonları nedir tam olarak?

Ayşe Utku Erarslan: Bige ve Asena bu kuruluşlarla birlikte daha uzun süredir çalışıyorlar. Kültür İçin Alan, Be Mobile-Create Together! gibi farklı proje deneyimleri var. Ancak ben kendi gördüğüm kadarıyla nasıl bir rolleri olacağını anlatayım. Öncelikle yabancı ortaklardan başlamakta fayda var. Yabancı ortakların bence bu projeye dahil olması çok daha önemli olacak, ancak şimdi çok görünür değiller. Projeyle birlikte hareket eden bir ekipleri yok kendi içlerinde. Ama bugüne kadarki Türkiye sahasındaki deneyimleri ve uluslararası bağlantıları sayesinde çok iyi bir network kapısını bize açabileceklerini düşünüyorum. Bu yüzden de dahiliyetlerinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. İkincisi, zaten Türkiyeli ortaklar İKSV, Anadolu Kültür’ün birikimlerini tartışmaya gerek yok. 

Zaten projenin ana iskeleti Goethe Enstitüsü’yle birlikte Anadolu Kültür’ün ve İKSV’nin üzerinde olacak. Konsorsiyum olarak güçlü bir konsorsiyum. Goethe İstanbul ofisi olarak aslında bu projenin yürütücülüğünü üstleniyoruz ama aynı zamanda Goethe’nin uluslarası ayrı bir ekibi var. Yine bu alanda hibe programları ile ilgili dünyanın dört bir yanında yapılan işler var. Bu çalışma göründüğü gibi bir ulusal proje, ancak uluslararası bir tarafı da var ve o kısmı da projeye çok değer katacak.

K.K.A: Şimdi bir de hibe programlarına gelelim. Hem bu programın yapısını konuşmuş oluruz. Dört farklı başlık var, Yerel Projeler, Yapısal Destek, Kentler Arası Ağ Oluşturma ve Sanatsal Üretim şeklinde. Bu başlıkları nasıl oluşturdunuz, kırılımlara nasıl karar verdiniz? Karar verme sürecine kimler dahil oldu?

B.Ö.: Aslında AB proje çağrısı yapıldığında Goethe Enstitüsü, Anadolu Kültür ve İKSV ile iletişime geçerek birlikte bir proje üretmeye davet etti bizleri. Biz de bu daveti kabul ettik. Ondan sonra alanın ihtiyaçlarına uygun olarak bir proje geliştirmek istedik. AB’den gelen kaynağın kültür sanat alanında çalışan STK’lara, kültür üreticilerine ve aktivistlere fon sağlamasından yola çıkarak aslında bu programın katılımcı ve bütünlüklü bir şekilde farklı aktörlere nasıl ulaşabileceğiyle ilgili birlikte kafa yormuş olduk. Kendi alanlarımızdaki deneyimleri de paylaşabileceğimiz, daha çok İstanbul dışına odaklanan, yerel projeleri destekleyen, yapısal destek veren, kimi zaman kuruluşları, kimi zaman profesyonelleri, sivil toplum çalışmalarını, kentler arasındaki ağı geliştirmeyi destekleyebilecek ve bir yandan da sanatsal üretimleri de destekleyebilecek böyle farklı başlıklarda bir program geliştirdik. Uzun soluklu olması bizim için önemliydi. Finansal katkı tabii ki çok önemli ama biz özellikle Anadolu Kültür ve İKSV olarak böyle bir projede yer almamızı sadece bir finansal katkı sağlamanın ötesinde görüyoruz.

Zaten kuruluş amacımız da olan, bu alandaki iletişimi, diyaloğu bir arada çalışma pratiğini geliştirmek, desteklemek ve tek seferli finansal destek değil, onun ötesinde kimi zaman bu alandan yetkin isimlerin danışmanlığında geliştirebilecekleri alanlar, zeminler ortaya koymak istedik. Bir şekilde aslında kamusal alanda gerçekleşen bu diyalogların, bu üretimlerin daha görünür olmasını ve daha geniş kitlelere ulaşabilir olmasını sağlamayı hedefledik ve böyle bir programı ortaya çıkarmış olduk hep birlikte. 

O.Ü.: Hibeler arasında idari, teknik, mali farklılıklar var. Daha teknik sormak gerekirse bu farklılıkları nasıl oluşturdunuz?

B.Ö.: Uzun diyaloglar ve tartışmalar oldu proje yazım sürecinde. Goethe Enstitüsü’nün Münih’teki merkez ofisi de çok destek oldu. Biz Anadolu Kültür’le birlikte İKSV olarak birtakım önerilerde bulunduk, belirli bölümlerin yazımını üstlendik ama toparlayıcı ve Avrupa Birliği’nin de önceliklerini de bilerek aslında bütçe oluşturmaktan tutun da bu programların bir arada akışının nasıl sağlanacağı konusunda Goethe-Institut Münih ofisi destek verdi.

O.Ü.: Şimdi de başvuruların seçim sürecine gelelim. Asena, büyükşehirlerin dışına önem verileceğinden bahsetti. Jüride kimler olacak mesela? Ya da nelere öncelik vereceksiniz seçimlerde?

Erarslan: Şöyle başlayalım isterseniz, hibe programlarının isimleri ve ölçekleri başvuru aşamasında küçük hibeler, orta ölçekli hibeler ve büyük hibeler olarak düzenlenmişti. Küçük ölçekli hibeler yerel projeler için ve aynı zamanda sanatsal üretim için diye ikiye ayrılıyordu. Fakat bunların isimleri değil, amaçları belirlenmişti. 

Bunlar üzerine çalışıp Yapısal Destek, Kentler Arası İşbirliği, Yerel Projeler ve Sanatsal Üretim diye dört bölüme ayırdık. Yerel Projeler başlığı ismi itibariyle yanıltıcı olabiliyor, İngilizce ismi Grassroots Projects ve Türkçeye çevirirken zorluk yaşadık. Bu hibelerin tutarlarının kategorilerinin belirlenme süreci proje alındıktan sonra da yine istişarelerle devam etti. 

On dört tane açık çağrıdan bahsediyoruz. Çağrıların her biri için başvuru süresi bittiğinde bir jüri kurulu oluşturulacak. En az dört, en fazla beş kişiden oluşacak şekilde iki tanesinin bağımsız jüriden oluştuğu bir jüri kurulu. Bir kişinin Goethe Enstitüsünden, iki kişinin ortak kurumlardan yer aldığı bir jüri olacak. Online platform üzerinden başvurular iletiliyor. Aynı platform üzerinde oldukça şeffaf bir şekilde on sene boyunca saklanacak. Başvuru rehberinde yüz üzerinden bir puanlama skalası oluşturduk, beş farklı kategoride başvuruların hangi sorulara bağlı kalınarak nasıl değerlendirileceğine dair çok net bir tablo çizdik ve bu tablo üzerinden jüri bakıp puanlayacak. Jürideki temel prensiplerimizden biri de kurumlardan olsun, bağımsız olsun her jüri 14 açık çağrının tümünde sadece üç kez görev alabilecek. Yani jürilere ciddi bir rotasyon kuralı getirdik.

Akbulut: Şimdi biraz daha tartışmalı konulara gelelim. Türkiye’de bu tarz küçük inisiyatiflere, küçük sanat kurumlarına yönelik en büyük fonlardan biri benim gördüğüm kadarıyla. 1.6 Milyon Avroluk bir bütçeden bahsediyoruz. Ama tüm Türkiye’yi ve sanatın bütün dallarını hesaba kattığımızda küçük bir fon aslında. Birçok kurum bundan mahrum kalacak. Dolayısıyla kimler fon alabilecek, kimler fon alamayacak konusu tartışma yaratacak bir mesele. Başvuru dosyalarının şablonu, skorlama tablosu gibi konuları çok iyi belirtmişsiniz. Ancak daha içeriden bir soru sormak istiyorum. Kültüre desteğin bu kadar az olduğu bir ortamda karşınıza gelen bu dosyalarla nasıl baş edebileceksiniz? 

A.U.E: Bu bir kültür sanat destek programı. AB tarafından elimize verilmiş bir fon var o fonun içinde hareket etmek zorundayız. Bizim gayemiz bu fonların hepsinin dağıtılmasını sağlamak, kasada hiçbir kuruşun kalmamasını sağlamak ve proje sahiplerinin görünürlüğünü arttırmak. İki yüzün üzerindeki bütün proje sahiplerini bu projenin dört senelik programının içinde tutabilmek ve projelerin görünürlüğünü sağlayabilmek. 

Bunun dışında kapasite geliştirme etkinliklerini de hesaba katarsak bunu sadece bir hibe programı olarak da görmemek gerekiyor. Destek programı diyoruz ama destek programı sadece hibe programı anlamına gelmiyor. Hibe almak istemeyen, alamayan, hibeye başvurmayan, başvursa da alamayan irili ufaklı bir sürü kurumun bu projede yer alabileceği çok fazla alan var. Etkinlikler, buluşmalar, toplantılar, konferanslar bir dizi şey var. Dolayısıyla ben bu hibe konusundaki tartışmaların sıkıntı çıkaracağını düşünmüyorum. Dediğim gibi daha teknik bakıyorum.

A.G.: Soruya dair ben de şunu söylemek isterim. Dediğin çok doğru. Sonuçta bütün ihtiyaçları karşılayamaz böyle bir fon ama yine de baktığın zaman bu büyüklükte kültür sanat alanına ayrılmış bir fon daha önce yoktu. Parça parça belki vardı fonlar ama AB’nin bu kapsamda bir fonunu ilk kez görüyoruz. Burada şu da önemli, normalde bu tür fonlara başvurma deneyimi olmayan, belki alt yapısı olmayan bütün bu oluşumlara destekleyici bir tarzı olacak bu fonun. 

Örneğin şu şekilde düşünmek lazım; başvuru sahipleri İngilizce bilmiyorlar ve aslında fon kuruluşlarıyla çok da iletişimi yürütemiyorlar. İşte böyle bir durumda bizim ekibimizle Türkçe olarak iletişime geçerek AB fonunu kullanmış olacak. Bir de Ayşe’nin dediği gibi bu iş bir tek hibe değil, aynı zamanda bunun bir kapasite geliştirme boyutu da var. Veri temelli bir ihtiyaç analizi yapıp onun üzerine kapasite geliştirme programları oluşturulacak. Çok talep olacağını biz şimdiden görüyoruz. İlk bilgilendirme toplantısına iki yüz kişi katıldı. Ayrıca sürekli e-postalar geliyor, bana da sürekli soranlar oluyor. Sahada böyle bir ihtiyaç olduğu çok açık zaten. Biz bunu Kültür İçin Alan’da da görüyorduk. Kültür İçin Alan ilk başta Diyarbakır, Antep ve İzmir olmak üzere üç şehirle sınırlıydı, şimdi onların çevresindeki şehirler de eklendi. Bu ihtiyacı orada da görüyorduk, biliyorduk. Şimdi bu bütün Türkiye’ye yayılacak ve daha kapsayıcı bir proje olarak işleyecek.

B.Ö.: Aslında Ayşe ve Asena oldukça geniş çapta bilgi verdiler ama senin de dediğin gibi bir yandan fon dağıtma süreci oldukça komplike bir süreç. Bu kadar ihtiyacın olduğu bir alanda, Türkiye’de yüzlerce farklı fon yapısı mümkün olsa, bu fondan faydalanamayan gidip başka bir fona kolayca erişebilir olsa, belki bu süreçler daha kolay atlatılabilir. Bu kadar kısıtlı kaynakların olduğu bir durumda ve bireylerden tutun, kurumlara kadar herkesin böyle finansal kaynak konusunda büyük bir mücadele vermesi gerektiğini bildiğimiz bir bağlamda bu tür fonların adaletli bir şekilde dağıtımı ve bölüşümü çok önemli bir konu. Bu anlamda bu çok önemli bir soru. Bizim de üstünde oldukça uzun soluklu olarak düşündüğümüz ve nasıl bu mekanizmayı en doğru şekilde kurabiliriz diye kafa yorduğumuz bir soru. 

Biraz evvel Asena’yla British Council, Julie’s Bicycle ve İKSV’nin katılımıyla gerçekleştirilen Climate Connection yuvarlak masa toplantısından çıktık. O toplantıda da dile getirilen meselelerden biri İstanbul dışına da kültür sanat faaliyetlerinin, programlarının yayılabilmesi, desteklenmesiydi. Özellikle biz de hem projenin yazım sürecinde, hem de değerlendirme sürecinde zaten hali hazırda var olan kaynaklara erişimi mümkün olan yapıları biraz da dışarıda tutacak, İstanbul dışında faaliyet gösteren, bir şeyler yapmak isteyen ama belki farklı alanlarda sıkıntılar yaşayan kişilere biraz alan açabilmek için tasarladık. Ve aslında bağımsız jüri üyelerinin katılımıyla süreci oldukça transparan bir şekilde gerçekleştirmekte karar kıldık. Umarım umduğumuz gibi adil bir şekilde dağılımını sağlayabiliriz, o mekanizmayı kurmuş olabiliriz.

O.Ü.: Kapasite geliştirme programını biraz daha detaylandıralım mı? Konferanstan bahsettiniz. Söz konusu program planlandı mı, neler olacak, hangi ihtiyaçlara cevap verilecek?

A.U.E.: Programın içeriğini katılımcılarla, proje sahipleriyle bir araya gelerek ve araştırmalar yaparak şu sıralar tasarlıyoruz. On iki tane workshop yapma zorunluluğumuz var, belki daha fazla bile yapabiliriz. Bunları dört farklı modülde ortaya koyacağız ve bunların başlıkları, detayları üzerine çalışıyoruz. Bu konuda biraz daha vakite ihtiyacımız var. Doğrusu da bu şekilde olmalıydı. Projenin yazılım aşamasında belirlenmiş birtakım “eğitim” faaliyetleri düzenlemek yerine proje başladıktan sonra tekrar tartışarak, sürekli gündemde tutarak, sürekli analizler yaparak, sürekli iştirakçilerle görüşerek yapılacak daha dinamik bir araya gelmeler dizisi düşünüyoruz. Genel anlamda belki şunu da eklemek lazım bu konuda. Benim gördüğüm kadarıyla farklı kentlerden insanlarla tanışabilme, ilham verme konusunda boşluklar oluyor zaman zaman. Boşluk olduğunu nereden anlıyoruz? Bu boşluk doldurulduğu zaman insanlar çok memnun kalıyorlar ve çok iyi değerlendirmeler yapıyorlar bunlarla ilgili. Dolayısıyla bunlara yönelik genel anlamda belki bir toplantılar, atölyeler, buluşmalar gibi programlardan bahsedebiliriz.

K.K.A.: Destek programıyla ilgili en çok merak edilen konuladan birine gelelim. Dediğim gibi başvuru dosyasında çok detaylı olarak açıklamışsınız her şeyi. Açıkladığınız resmi şartlar dışında başvuracak kişilere başvuru dosyasında nelere vurgu yapmasını önerirsiniz? Sizce nelere odaklanmalılar? Nelere dikkat etmeliler? Şu ana kadarki fon süreçlerinde ne gibi eksikler gördünüz? Neler önerirsiniz? 

A.U.E.: Benim buna çok sabit bir cevabım var. Proje ekibimiz çalışa çalışa bir yol haritası çıkardı. Birincisi, başvuru sahipleri başvuru rehberindeki yönlendirmelerle kendi statülerilerine, ne gibi bir proje amaçladıklarına bakıp hangi başvurunun kriterlerine uygun olduklarını tesbit etmeli. En hızlı adım atmalarını sağlayacak yöntemlerden birincisi bu. Ben kimim, biz kimiz? Benim ortaklarım olacak mı? Ben tek başıma mıyım? Benim iştirakçilerim olacak mı? O zaman bu hibe programlarından hangisi bana uygun?

İkinci adım faaliyetlerin uygunluğu. Faaliyet başlıkları çok net bir şekilde yazılmış ve sınırlandırılmış. Bu faaliyetlerden hangileri benim hayalimdeki yapmak istediğim, planladığım şeye uygun düşüyor veya ben kendi yapmak istediklerimi bu başlıklar içerisindeki faaliyetlere nasıl dönüştürebilirim? Nasıl kabul edilebilir uygun bir faaliyet haline getirebilirim? 

Üç adımlı bir şey oluşturduk ekip arkadaşlarımızla birlikte. Üçüncüsü de mutlaka değerlendirme kriterleri olacaktır. Yönlendirici bir tarafı varsa o da son olarak değerlendirme kriteri olacaktır. Başvuruları hazırlarken ben bu sorulara cevap verebiliyor muyum ya da nasıl cevap verebilirim diye düşünmeli başvuru sahipleri.

O.Ü.: Asena ve Bige, sizin daha önceki deneyimlerinizden söyleyecekleriniz var mı başvuru sürecine dair? Şu konular eksik, sorunlu olabiliyor, şunlara dikkat ederseniz güzel olur diyebileceğiniz şeyler?

B.Ö.: Bu konuda proje ekibi yardımcı olmaya çok açık. Proje ekibiyle başvuru sahipleri başvuru sürecinde temas halinde olacak. Şu an ekip gelen soruları cevaplıyor. Bu süreçte ne gibi teknik desteklere ihtiyaçları var tartışılıyor. İçerik konusunda nasıl yardımcı olunabilir diye düşünülüyor. Temel sorular ve çok temel bir bütçe formatıyla ilerleme yolunda ilerledik. O anlamda umarım kolay geçer yazım süreci. Ama herhangi bir sorunda ihtiyaç belirdiği takdirde ekibe başvurup onlardan bilgi almalarını ben tavsiye edebilirim.

A.G.: Evet, yardıma açık bir ekip. Fakat başvuruyu da ekip şekillendirmemeli. Bu zor bir denge ve biz bunu Kültür İçin Alan’da da yaşıyoruz. İnisiyatife destek olmak istiyorsun ama onun yerine başvuruyu şekillendirmemen lazım, onun yapmasına zemin hazırlaman lazım. Bizim ekip arkadaşlarının onu gayet iyi kotaracağına eminim.

O.Ü.: Ben bitirirken şöyle bir şey sormak istiyorum. Dört yılın sonunda ne olmasını planlıyorsunuz? Dört yılın sonrası nasıl şekillenecek? 

B.Ö.: Temel olarak Türkiye’de kültür sanat alanında sivil toplum çalışmalarının güçlenmesini ve bu alanda bir arada durabilmeyi, bir arada üretebilmeyi amaçlıyoruz. Daha fazla desteklemeyi ve o ağı geliştirmeyi hedefliyoruz, birbirimizin yaptığından haberdar olmak destek verebileceğimiz alanlarda yan yana durabilmek. Sonuçta bu fon özellikle sadece kültür sanat alanında bireysel olarak çalışmalar yapan kişileri desteklemeye yönelik bir fon da değil. Asena’nın da aslında konuşmanın başında dile getirdiği gibi kültürel diyalog, toplumsal katılım, ifade özgürlüğü, demokratik süreçlerin oluşturulması tek bir fonla çözülebilecek sorunlar değil. Ama bu projenin bu alanlardaki süregelen mücadelelere bir katkı sunabildiğini görmek istiyoruz.

A.G.: Dört yıl sonrası için gerçekten ihtiyacı olan ve alanın demokratikleşmesine katkı sunacak oluşumların, kolektiflerin hem kendi projelerini gerçekleştirme fırsatı buldukları, hem yeni insanlarla, hatta yurtdışındaki benzer gruplarla tanıştıkları, iş birliği yürüttükleri bir şey olmasını hedefliyoruz. Aslında çok zor zamanlardan geçiyoruz. Ve baktığımız zaman her şeye rağmen kendi yapmak istediği işe devam eden insanlara destek olma ihtiyacı açıkça ortaya çıkıyor. Biz bunu Anadolu Kültür’deki diğer projelerde, mesela ihraç edilen akademisyenlerin kurduğu kültürel oluşumlarda ya da belediyesine kayyum atanınca ortada kalan kültür sanat üreticilerinde görüyoruz. Benzer bir sürü örnek verilebilir. Antep’te daha çok Suriyelilerin kültür sanat alanına katılımı, sivil alana katılımı öncelikliydi. Şehirlere göre değişebilir, duruma göre değişebilir ama belli ki bir ihtiyaç var ve ben bu projenin uzun vadede bu ihtiyaçlara karşılık gelip aslında çok az olan fırsatları bu oluşumların önüne sermesini bekliyorum. 

A.U.E.: Ben de Türkiye’nin dört bir yanından çok farklı alanlarda kültür sanat faaliyeti gerçekleştiren grupların bu projeyle kendilerini duyurduklarını, kitaplarını yayınladıklarını, festivallerini yaptıklarını hayal ediyorum. Hiç gitmediğimiz yerlerde, illerde, ilçelerde insanlarla buluşacağımızı düşünüyorum bu proje sürecinde.

Haftalık Güncel Sanat Gazetesi

İlginizi Çekebilir