Connect with us

Ne arıyorsun?

Argonotlar

Söyleşi

Seçil Büyükkan ile “Kökleri Topraktan Uzak” üzerine

İşlerinde doğum-
ölüm, varlık-yokluk, doğa-insan
gibi düaliteleri, kullandığı farklı baskı teknikleriyle ele alan Seçil Büyükkan ile Suumart’ta gerçekleşen kişisel sergisini konuştuk.

Seçil Büyükkan'ın Summar'ta gerçekleşen "Kökleri Topraktan Uzak" sergisinden görünüm.

Seçil Büyükkan’ın yeni kişisel sergisi “Kökleri Topraktan Uzak” geçtiğimiz haftalarda Summart’ta açıldı. Bu sergide farklı baskı teknikleri ile ürettiği işleri merkezine alan Büyükkan; toprak, doğa, insan ilişkisi üzerinden birçok farklı meseleyi içerisine alan bir sorgu sürecinin içerisine giriyor. İşlerinde bir yandan doğum-ölüm, varlık-yokluk, doğa-insan gibi düaliteleri işleyen, öte yandan dünyanın gerçeklerini kavrama konusunda “somut varoluştan soyut kavramlar”a doğru hareket eden sanatçı, nihayetinde kendi dünya tasavvurunun ön plana çıktığı bir sergi kurguluyor.

Seçil Büyükkan ile işlerinde tercih ettiği baskı teknikleri, resim-baskı ilişkisi ve yeni kişisel sergisi “Kökleri Topraktan Uzak” üzerine konuştuk.

Seçil Büyükkan

Summart’ta açılan yeni kişisel serginiz “Kökleri Topraktan Uzak”, geçtiğimiz yılın aynı döneminde Mixer’de açılan bir önceki serginiz “Kendime Doğru Bir Adım” ile organik bir bağ kuran, özel bir sergi. Öncelikle söz konusu bu iki sergi arasında ne tür bir bağ ve paralellik söz konusu? Birinin bittiği yerde diğer sergi nasıl başladı?

Yeni sergimin geçtiğimiz yıl Mixer’de açtığım “Kendime Doğru Bir Adım” sergisinin devamı niteliğinde bir sergi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Üretim biçimi bakımından her üretimim bir öncekiyle bağlantılı oluyor. Bir önceki sergi hem kavramsal çerçevesi hem de teknik özellikleri bakımından kendime (öze) döndüğüm üretimlerden oluşan bir sergiydi. Birçok inanışta “kutsal” kabul edilen “ağaç” formları kullanarak oluşturduğum resimler hem benim bu formlara resimsel yaklaşımımı gösterir hem de “kutsallık” kavramını “ağaç” üzerinden ele almaktadır. Son sergimde “ağaç” imgesini her şeyden bağımsız ve özgür bir varlık olarak düşünerek bağlı olduğu topraktan kopararak kendi yaşam döngüsünü oluşturduğunu gösteren daha soyut formlar oluşturdum. Boşlukta dönen, birbiriyle bağlanan ve topraktan uzak konumlanmış ağaç formları hiçbir şeye ihtiyacı olmadan yaşamını sürdürebilen güçlü bir varlık görünümünü yakalamaya çalıştım.

Serginin adının oldukça şiirsel olduğunu, öte taraftan sergiyi görünce anlamsal olarak da kendisine yeni bir alan açtığını söylemek mümkün. Bu başlık nereden geldi? Kök ile toprak ilişkisi/imgesi üzerinden vurgulamak istediğiniz temel meseleler/başlıklar neler?

Sergi isimlerinin özellikle de şiirsel bir niteliğe sahip olabilmesini çok önemsiyorum. Üretimlerimle derin bağları olan Uzak Doğu sanat formlarının, tekniklerin ve öğretilerin sergi isimlerimin de merkezi olduğunu söyleyebilirim. Uzak Doğu sanatına sadece görsel değil, yazınsal sanatına olan hayranlığımı da sürekli dile getiriyorum. Sergi isimlerini de bu çizginin dışına çıkmadan oluşturmaya çalışıyorum.

Ağaçlar, farklı ağaç formları, bu formlara verilen biçim ve anlamlar; “Kökleri Topraktan Uzak”ın ana gövdesini oluşturan unsurlar. Ağaçlar ve doğayla olan ilişkiniz bu noktada nerede başladı ve sizi doğayla temas kurmaya yönlendiren ana faktörler neler oldu?

Beni doğayla temas kurmaya yönlendiren ana faktörlerin başında Uzak Doğu-Doğu sanatı gelir. Lisans eğitimimi “baskı sanatları” bölümünde yaptığım için ilk incelediğim ve çok etkilendiğim Japon ve Çin sanatının benim üretimlerimde büyük etkisi olmuştur. Bana her zaman çağının ötesinde ve anlaşılması zor bir mertebede olduğunu düşündürmüştür. Mekânlardaki “kutsal” hissiyatı, boşluğun kullanımı, estetik algısı ve belki de anlatamadığım birçok his beni doğa üzerine düşünmeye ve üretmeye yönlendirdi. Ben de doğayı kendi algım ve iç dünyamla birlikte yorumlamaya başladım. Bu yorumlamaları yaparken de özellikle meditasyon yapan bir “keşiş” gibi doğanın zihnimde kalan yansımalarını aktarmaya çalışıyorum.

Doğa-insan ilişkisi 21. yüzyılın sanatta, edebiyatta, sinemada ve daha birçok disiplinde en çok tartışılan konu başlıklarından. Öte taraftan bu konuya dair geliştirilen farklı yaklaşım ve değerlendirmeler meselenin bir diğer yanını temsil ediyor. Siz, doğa-insan ilişkisine hangi perspektiften, nasıl bir tutumla yaklaşıyorsunuz?

Doğa ve insanı birbirinden ayırmadan bir bütün olarak ele almaya çalışıyorum. Mesela karanlık ve boş mekânlardan aslında bir yerlerde hep insana dair ipuçları ya da insan varlığına dair soruları akla getiren görüntüler oluşturmaya çalıştım. Temel geometrik öğeler, boşluklar, ağaçların biçimleri vb. gibi simgesel unsurlarla doğa-insan-zaman ilişkisini yansıtmaya çalıştım. Günümüzde çevresel sorunların yoğunlukla yaşanması, tartışılması ve ele alınması yanında benim üretimlerimin daha çok içsel ve fantezi dünyasına ait olması; belki de yaşantılarımızın sıkıştırıldığı bu karanlık dünyanın bendeki yansımasıdır diye düşünüyorum.

Düalite (kimi yerde yaşam ile ölüm, kimi yerde insan ile insan-ötesi arasında), sizin sergideki işleriniz kapsamında sıkça vurguladığınız bir diğer önemli başlık. Sizin için bu serginin merkezinde yer alan düaliteler neler oldu?

Genel olarak vurguladığım doğum-ölüm-arınma (nefs) ve yeniden doğuş gibi kavramlar bütün üretimlerimin temel konusunu oluşturuyor.

Baskı ile resim, akademik olarak da sanatçı olarak da sizinle ilgili iki önemli açılım ve alan. Yeni serginizde de daha önceki sergilerinizde de bu iki alanın kesişimlerine veya ayrıksılıklarına yer yer değiniyorsunuz. Peki “Kökleri Topraktan Uzak”ta bu durumu nasıl nitelemek gerek? Baskı ve resimle ilişkinizi, sanatınızdaki görünümlerini nasıl yorumlarsınız?

“Geleneksel Baskı Sanatları” tüm üretim sürecimi kökünden etkileyen en önemli faktördür. Bir çeşit derin bağ ya da belki de saplantı diyebileceğimiz bir unsur. Fakat her ne kadar geleneksel desem de baskı sanatı konusunda oldukça geniş bir bakış açısından yaklaşmayı tercih ediyorum. Çünkü kullandığımız her teknik amacımıza ulaşmak için kullandığımız araçlardır. “Baskı” da benim için bazen “Gelenek”, bazen de sadece bir “araç”tır. Resimlerime etkisi de büyüktür. Öyle ki dışarıdan gelen yorumlara göre çizimlerim gravüre benzetilmektedir.

Baskı ve resim yapmak, bu ikisi arasındaki fark işlerinize nasıl yansıyor? Baskı işleriniz ile resimleriniz arasında ne tür yakınlık veya uzaklıklar görüyorsunuz?

Aslında baskı ve resmi birbirinden çok da ayırmıyorum. Üretim biçimi açısından düşündüğümüzde her iki üretimi de iç içe görüyorum. Kalıbını hazırladığım bir baskıyla işim bittiğinde kalıbı da ayrıca sergileyebilirim ya da yaptığım baskıya resim muamelesi yapıp istediğim görüntüyü elde edene kadar özgürce müdahale edebilirim. Bu durumu geleneğe çok da bağlı kalmamaya örnek olarak verebiliriz.

İşlerinizin üretimleri sırasında kullandığınız kalıplara da sergide yer veriyorsunuz. Bu anlamda tüm bu işlerin oluşum sürecinde ne tür kalıplar kullandığınızı görmek bizim için kıymetli bir deneyim oldu diyebilirim. Bu noktada, sergide kalıplara yer verme düşüncesi nasıl gelişti ve kullandığınız baskı tekniği nasıl icra ediliyor?

Sergideki büyük bez baskı linol kalıplar kullanarak yaptığım tamamen el baskısı bir üretimdir. On metre uzunluğundaki bu baskının üretim süreci zor ve zahmetliydi. Çünkü 10 metre bezi tamamen açarak basabilecek bir mekânım yok. Bu büyüklükte bir baskıyı elde etmek bu bakımdan hem zahmetli hem de kuruma süresini de eklediğimizde haftalar alan bir süreç. Teknik olarak hazırlanan linol kalıplar kauçuk merdanelerle homojen bir biçimde boyanır ve kâğıda ya da aktarılmak istenilen materyale pres yardımıyla aktarılır. Geleneksek baskı presleri de genel olarak manuel makinelerdir. Baskı yapılacak alan, baskı yapılacak materyal ve presin basım şiddeti baskı sanatının önemli unsurlarıdır. Çok fazla baskı çeşidi vardır. Linol baskı tekniği benim en çok kullandığım tekniktir.

Sergi gezimiz sırasında “Kökleri Topraktan Uzak” ile bir sonraki serginiz arasında devam edecek, etme ihtimali olan bazı noktalar olacağına değinmiştiniz. Son olarak sergileriniz arasındaki bu tür kesişimler ve bir sonraki serginiz üzerine ne(ler) söylersiniz?

Bir sonraki sergimde ne yapacağım genelde bir önceki sergimi açtığımda bellidir. Fakat üretimlerimde özgür olmaya çok önem verdiğim için yapacağım şey, üreteceğim resimler sergiyi hazırlarken değişiklik gösterebilir. Özellikle mekâna özgü çalışmayı da çok önemsiyorum. Sergiyi hazırlarken sergi açacağım alanı tekrar tekrar kontrol ederek ve ölçerek sergiyi biçimlendiriyorum. Bu sergimden sonra da yapacağım sergi şimdiden şekillenmeye başladı. Yine kendi ilgi alanlarım etrafında dönecek olan yeni üretimler her zaman olduğu gibi bu sergide de eksilmeler ve değişiklikler gösterecektir. Çünkü her ne kadar birbiriyle bağlantılı işler üretsem de değişimi ve gelişimi çok önemsiyorum. Yeni teknikler ve malzemeler denemeyi seviyorum.

İlginizi Çekebilir

Eleştiri

İzmir’in sanatsal geleneğinin bir halkası olarak ilk kez düzenlenen İzmir Akdeniz Bienali’nin çağrışımları; organizasyon şeması ve kentin sanatla ilişkisi üzerine düşünceler doğuruyor.

Söyleşi

Tuğçe Tezer’in 2013’ten bu yana yürüttüğü çalışmaların ürünü olan Antakya Yürünebilir Kent Tarihi Rehberi projesi bugün ayrı bir önem taşıyor. Yürünebilir Tarih turlarının ilki...

Eleştiri

Yapı Kredi Sanat Galerisi'nde sürmekte olan “Bugünü Resmetmek” sergisini Fatih Özgüven değerlendirdi: Nedir bugünü resmetmek? Yoksa kastedilen bu günü resmetmek mi?

Eleştiri

Duraklamalardan, düşünmeler ve hatırlamalardan ibaret, tanıdık nesneler ve hikâyelerin kesişenlerinin bol olduğu “Elinin Emeği Gözünün Nuru” yaz boyu Eskişehir’de Eldem Sanat Alanı’nda.