Connect with us

Ne arıyorsun?

Argonotlar

Söyleşi

Meçhul kıyılarda: Yaprak Akıncı ile “Minus” üzerine

Yaprak Akıncı ile İstanbul’daki ilk kişisel sergisi “Minus”u ve gelecek tasavvurlarını konuştuk.

Terminal, tuval üzerine akrilik, triptik, 2022

Londra-İstanbul arasında yaşayan ve üreten Yaprak Akıncı’nın İstanbul’daki ilk kişisel sergisi “Minus”, tuval ve gravür baskı kâğıdı üzerinde kurgulanan mekânlar aracılığıyla meçhul ve insansız bir geleceği merkeze alıyor. “Minus” özelinde Yaprak Akıncı ile akademik eğitimiyle resim pratiği arasındaki ilişkiyi, pandeminin üretim dinamiklerine etkilerini, malzeme tercihlerini, tekinsizliği ve gelecek tasavvurlarını konuştuk. Sergi 13 Mayıs tarihine kadar Millî Reasürans Sanat Galerisi’nde görülebilir. 

Sergideki en erken tarihli işin 2020 yılına ait. 2020 Covid-19 salgınının başladığı, tüm yaşam pratiklerimizin altüst olduğu bir yıl. Pandeminin “Minus”un üretim dinamiklerinde nasıl bir rolü oldu? Üç yıla yayılan üretim sürecine ve üretimini gerçekleştirdiğin mekânlara dair neler söylersin? Millî Reasürans ile nasıl bir araya geldiniz?

Millî Reasürans Sanat Galerisi’nin benimle iletişim kurması 2018 senesine dayanıyor. O sırada Londra’da bir fuara katılmıştım, Türkiye’de bununla ilgili çıkan bir haber aracılığıyla da işlerimi görmüşlerdi. Sergi, 2021 Şubat ayında açılacaktı ancak pandemi dolayısıyla iki sene ertelenmek zorunda kalındı. O zamandan bu yana bu sergi üzerine düşünüyorum, iki tanesi dışında bütün işler son bir sene içerisinde ortaya çıktı.

2020 senesinde kar manzaralarına eğilmeye başlamıştım, bu sergi de o çalışmalarımın devamıdır. Ancak takip ettiğim konu genel olarak aynı çerçevede kalsa da resmetme tarzım hızlı değiştiği için sergiye koyacağım işleri son seneye kadar bekletmeye karar verdim.

Bunu o zaman farkında olarak yapmamıştım ama şimdi bakınca karla kaplı soğukla sabitlenmiş yeryüzüyle pandeminin getirdiği o sessiz, durağan ve yalnız hayat arasında güçlü bir bağ görüyorum.

Misdistribution I, tuval üzerine akrilik, 2022

İşlere isim vermek bir anlamda onları çerçeveye almak da demek. Sergiyi oluşturan işleri ve sergiyi isimlendirme süreçlerine dair neler söylersin?

İşlerimi isimlendirirken ya da dediğiniz gibi çerçevelendirirken resimlerimde de yaptığım gibi mümkün olduğunca sınırlarını gevşek bırakmaya çalışıyorum. Bir his veya bir fikir vermelerini istemekle beraber aslında daha çok benim için ifade ettikleri anlamdan yola çıkıyorum. İsimleri bulurken ironiden yola çıktığım, aslında resimde eksik olan konuya gönderme yaptığım da oluyor. Eksiklikleri işlediğim bu sergide “eksiltilmiş”, “eksi” anlamlarına gelen “Minus” kelimesini seçtim; aynı zamanda sıfırın altını da işaret ettiği için bu soğuğa gömülmüş sergiyi desteklediğini de düşünüyorum.

Lisans eğitimini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Grafik Tasarımı Bölümünde tamamlamışsın. Figüratif olmayan, grafiksel etkilerden uzak resimler var sergide. Resim pratiğinle akademik eğitimin arasında nasıl bir ilişki kuruyorsun?

Üniversiteyi bitirip resim yapmaya başladığım ilk zamanlarda grafik tasarımın çalışmalarımdaki etkileri açıkça görülüyordu. Çok daha grafiksel, kontrastı yüksek, keskin hatlarla dolu resimler yapıyordum. Grafik tasarımıyla resim sanatı arasındaki çekişmede kendime bir yol bulmaya çalıştığım, gelgitlerle dolu birkaç seneden sonra 2016 yılı civarında betimlediklerimi bir ufuk çizgisine oturtmaya başladım. Sanıyorum o dönemden sonra renklerin birbirine daha çok karıştığı, biçimlerin daha belirsiz olduğu ve boşlukların ön plana çıktığı daha dingin bir dil kullanmaya başladım. Buna rağmen hâlâ kompozisyonun ve kontrastın önemli elemanlar olduğu, süslemelerdense fonksiyonelliğe daha yakın bir çizgide işler üretiyorum.

Tuval üzerine kurguladığın manzaraların hepsinin karla kaplı olduğunu görüyoruz. Bir yandan insan icadı, yakıt çıkarma araçlarının merkezde olduğu manzaralar bunlar. Endüstriyel işlemlerde kullanılan makineleri hem örten hem de imleyen bir yerde duruyor kar. Kar aracılığıyla oluşturmaya çalıştığın örüntü nedir?

Geleceğe ait senaryolarımı resmederken, insanın icat ettiklerinin yeryüzü şekillerine, toprağa, buza, denize veya çamura gömüldüğü sahneler yaratıyorum. Bu sergimde de yakıtları çıkarmak ve dağıtmak amacıyla kullanılan, yani ısısıyla ve enerjiyle bağlantılı elemanların soğuğa gömülmüş olmalarının karşıtlığını işlemek istedim. Burada kapsayan kar, aynı zamanda sıkıştırır, daha çok belirginleştirir ama yutmaya da devam eder.

İnsan elinden çıkmış, uygarlığın belli bir döneminden sonrasını işaret eden bu kalıntıları müphem bir geleceğe hapsetmiş gibisin. Öte yandan sınırları uçsuz mekânlarında insan yok.  Bu sebeple resimler boyunca yoğun bir tekinsizlik hissiyle baş başa kalıyoruz. Mark Fisher, “Tuhaf ve Tekinsiz’’ adlı denemesinde tekinsizliğin “yokluğun mevcudiyetinden’’ ya da “mevcudiyetin yetersizliğinden’’ meydana geldiğini söyler ve tekinsizliğin esasında meçhul faillerin ardında bıraktığı izler olduğunu ileri sürer. Buradan yola çıkarak şunu sormak istiyorum: Senin resimlerindeki tekinsizliğin faili kimler olabilir? Hiçbir şey olmaması gerekirken bir şeylerin olduğu ya da bir şeylerin olması gerekirken hiçbir şeyin olmadığı bu ıssızlığa dair neler söylersin?

Sanıyorum ki bu tekinsizlik hissini gözü kara bir biçimde peşinden koşulan hırsların bir sonuca varmadığı ya da varmış olsa da anlamsızlaştığı bir gelecek dünyasında, insan tarafından yaratılmış unsurların kimse tarafından kullanılmıyor olması yaratıyor. Yani bu durumun faili, kendine her şeyi hak gören ama hırslarının bir gün oturacak bir zemin bulamayacağı ihtimalini hesaba katmayan insan.

Overburden isimli serinden bahsetmek istiyorum biraz. Gravür baskı kâğıdı üzerine kömür tozu, tutkal ve akrilik kullandığın bir seri.  Malzeme olarak kömürü ilgi çekici buldum. Kömür, hem en eski çizim malzemelerinden biri hem de 18. yüzyılın ikinci yarısından beri gelişen sanayi ve endüstride kullanılan ana enerji kaynaklarından. Bir açıdan resimlerin içselleştirdiği meseleye dair somut bir gösterim. Aynı zamanda yine bir çizim malzemesi olarak kontrolü zor ve kâğıt üzerinde rastlantısallığa açık. Kömür kullanımına dair neler söylemek istersin? Çalışmalarında malzeme mi fikri, fikir mi malzemeyi takip ediyor?

Malzeme ve fikrin birbirini sürekli destekleyerek bir devinim içinde olduğunu düşünüyorum. Hem kontrol etmek hem rastlantısallığa izin vermek genel olarak üretim sürecinde hep uyguladığım yöntemler olduğu için kömür gibi kontrol etmesi zor bir malzeme beni yeni yollara taşıdı. 

Bu işlerde doğada serbest halde bulunan kömürü kâğıda mono baskı tekniğiyle uygulayarak kendi yolunu çizmesine izin verdim. Son olarak bu tesadüflerle başlayan lekeleri akrilikle kontrol altına aldım. Kömür madeni eskavatörlerini hatırlatan bu beyaz akrilik, siyah yüzeyi eksilterek bir şekilde yeryüzünden kömürü çalmış gibi olur.

“Minus” sergisinden görünüm, Fotoğraf: Engin Gerçek / Studio Majo

Resimlerdeki gökyüzü gözle tanık olamayacağımız genişlikte bir renk paletine sahip. Ne Orta Çağ’daki gibi ilahi bir niteliğe işaret ediyor ne de salt meteorolojik hakikate sığınıyor. Bir kıyamet tahayyülü veyahut heyula gibi. Kaotik gökyüzü tasvirlerine dair neler söyleyebilirsin?

Resimlerimde gökyüzü yeri tamamlar, yerden çıkar ve yere iner, net bir şekilde ondan ayrılamaz. Bugün gördüğümüz gökyüzü renkleri gelecekte olmayabilir, çünkü toprak ve atmosfer değişmiştir. Yeryüzünde gördüğümüz renkler gökyüzüne de ulaşır, belki karın soğuğu, belki yerdeki çatlakların karanlığı, belki de zehirli gazlar gökyüzüne de yansımıştır. Gökyüzü yerden daha dingin de olabilir, derin yorgunlukları bünyesinde taşımasından kaynaklı olarak kaotik de olabilir.

Resimlere bakarken Turner’ın insan ve doğa mücadelesini konu alan kaza sahnelerini, Constable’ın bulutlarını veya Alman romantiklerinin doğanın içindeki mistik yalnızlığını akla getirmek mümkün. Senin işleri oluştururken referans noktaların, yararlandığın yazılı veya görsel materyaller nelerdi?

Yakıtlarla bağlantılı olan bu serginin hikâyesi Sardunya Adası’nda denk geldiğim terk edilmiş kömür madenleriyle başladı. Daha sonra bu madenlerde kullanılan eskavatörlerin fotoğraflarına ulaşmamla konuyu geliştirmeye devam ettim ve sonunda petrol tankerleri ve gaz dağıtımında kullanılan boruları da araştırmamın içine katarak yakıt odaklı bir görsel koleksiyon oluşturdum.

Distopik bir gelecek senaryosu olarak bir süredir ilgimi çeken ve güneş ışınlarının yeryüzüne ulaşamaması sonucunda dünyanın derin bir soğuğa gömüleceği ihtimaline odaklanan “büyük kış’’ konusu da sergideki işlerin birbirine bağlayıcısı konumunda.

İlginizi Çekebilir

Eleştiri

Johanna Gustafsson Fürst ve Dilek Winchester’ın dans, tipografi, heykel, şiir gibi farklı mecralarda ürettikleri eserleri Arter'de GLOSSOLALALA sergisinde bir araya geliyor.

Eleştiri

Bu yazı, “Dön-Dün Bak: Türkiye’de Trans Hareketinin Tarihi” sergisini Benjamin’le ilişkilendirerek geçmişin devrimciliği, hafıza, direniş, nostalji/anti-nostalji gibi temalar altında analiz etme amacı taşıyordu. Ancak...

Eleştiri

İzmir’in sanatsal geleneğinin bir halkası olarak ilk kez düzenlenen İzmir Akdeniz Bienali’nin çağrışımları; organizasyon şeması ve kentin sanatla ilişkisi üzerine düşünceler doğuruyor.

Söyleşi

Tuğçe Tezer’in 2013’ten bu yana yürüttüğü çalışmaların ürünü olan Antakya Yürünebilir Kent Tarihi Rehberi projesi bugün ayrı bir önem taşıyor. Yürünebilir Tarih turlarının ilki...