Connect with us

Ne arıyorsun?

Argonotlar

Söyleşi

Ayvalık’ta queer sanat için bir mekân: gri alan

gri alan’ın motivasyonu, Ayvalık’ın güzel ara sokaklarından birinde beklenmedik şekilde insanların, yalnızca sanat üreten ve tüketenlerin değil, herkesin karşısına çıkmak oldu.

gri alan; ana akım galerilerin aksine çoğulcu, tartışmaya alan açan, queer bir mekân olma niyetiyle 2021 Temmuz ayında yola çıktı. Günlük hayatın akışı içinde sanat izleyicisini, Ayvalık’ın bir sokak köşesinde karşılayarak, güncel sanatın “mesafeli” algısını bozmak üzerine bir alan açmayı hedefliyor. Çoğulcu bir perspektifle yola çıkan gri alan, kolektif bir proje oluşturmak isteyen sanatçılara fikir paylaşım alanı yaratıyor. Ayvalık’ta iki yıldır çeşitli projelerle faliyetlerini sürdüren gri alan yıl boyunca karma ya da solo sergilere ev sahipliği yapıyor.

Öykü Güneş bir süredir Ayvalık’ta hayata geçirdiği gri alan ile yeni ve kapsayıcı bir queer sanat mekânının yürütücülüğünü yapıyor. Öykü; mekânlarının kuruluş sürecini ve bir sanat inisiyatifi olarak Ayvalık’da yaşadığı deneyimleri açıklıkla ve samimiyetle anlattı.

Merhaba Öykü, umarım her şey yolundadır. 21 Nisan’da açılan Bahar Seçkisi ile tekrar sanatseverlerle buluştunuz. Son dönemde İstanbul dışındaki kentlerde birbiri ardına açılan, sanat çeperine dahil olan inisiyatiflerin sayısı artmakta. Ben de İstanbul’da yaşayan bir İzmirli olarak bundan ziyadesiyle memnunum. Darağaç, Hayy Open Space ya da Monitör düzenli olarak etkinlikler yapmaya İzmir’de devam ediyorlar. Kültürel sermayenin merkezileşmesine dair bir tepki gibi geliyor bir yandan bu gelişme. Tüm bu genişlemeden doğru bize gri alan ne zaman ve nasıl başladı anlatabilir misin?

Metin merhaba, her şey yolunda. Umarım sen de iyisindir. Evet, bu oluşumların artması bir yandan kültürel sermayenin merkezileşmesine tepki olarak, hem de bir şeye çok da dahil olmadan kendi sözlerini söylemeleri mutluluk ve ilham verici. Bu inisiyatiflerden en yakından izleyebildiğim Darağaç oldu. Vizyonları ve çabaları bende her zaman hayranlık uyandırmıştır. Kültürel merkezlerin dışına çıkıp kendi alanından yayılmak, kendi sözünü söyleyebilmek, bunu yaparken de merkezden kopyalanmak yerine merkezin dışından yeniden üretmek gri alan’ın en büyük motivasyonlarından oldu. Başka bir sanat piyasasının, üretim odağının mümkün olduğunu görmek istedik. Temsiliyetin tekellerde olması temsil edilemeyen sanatçıların üretimine darbe vuran bir konu. Queer sanatı, -burada ana akımın dışında anlamı ile kullanıyorum- ana akıma dahil etmeden sürdürülebilir hale gelmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Görünürlük için kimileri daha çok savaşmalı. Biz de bunun için kendimize duvarlar yaratmak istedik. Aralayıcı değil kapsayıcı ve dahil edici, üretime alan açan ve besleyen. Bu niyetle 2021’in Temmuz ayında kapılarımızı açtık.

Ayvalık aslında sanatseverler için yeni bir merkez değil. Martch Art Project, Barbara Residency ya da Gate 27 gibi programlar/oluşumlar halihazırda varlıklarını sürdürüyorlar. Peki tüm bu Ayvalık’daki sanat atmosferinin ortasında böyle bir inisiyatif oluşturma fikri nereden aklına geldi?

Sanatla olan kişisel ilgim sebebiyle, hatta seninle ilk tanıştığımızda yaptığın üretimler de bana ilham kaynağı olmuştur. Böyle bir alan yaratma hayalim hep vardı. Ayvalık’ı çok sevmemin ve burada yaşamak ve üretmek istememin sebeplerinden biri de burada bu oluşumların güçlü bir şekilde gerçekleşmeleri, burada sanata ilginin var olması oldu. Bu noktada gri alan’ın motivasyonu, Ayvalık’ın güzel ara sokaklarından birinde beklenmedik şekilde insanların, yalnızca sanat üreten ve tüketenlerin değil, herkesin karşısına çıkmak oldu. Planlı bir şekilde bir açılışa gitmesine, sonrasında yorum yapma ihtiyacı hissetmesine, ya da o şekilde sosyalleşmesine gerek kalmadan sokakta güncel sanatla karşılaşmasını sağlamak. Güncel sanatın mesafeli algısını kırmak için doğru bir yerde olduğumuzu düşünüyorum.

Senin yaptığın çoğu sergiye katıldım, hatta Pride seçkisinde filmimi de göstermiştiniz. Bir yandan insanların ilgisi gerçekten heyecan verici ama diğer yandan burası sayfiye bir yer. Benim gözlemlediğim sergiye gelen sanatseverlerin dışında, yoldan geçerken uğrayan ya da kahveye içmeye oturan lokal insanlar da mekâna ilgi gösteriyor. Ayvalıklılar mekâna nasıl tepkiler verdi, sergiler sence yeterince ilgi görüyor mu?

gri alan’ın ilk olarak şaşkınlık yarattığını söyleyebilirim. Oğul (Doğa Gökşin) aramıza katılmadan önce alanın barı yoktu. İnsanlar tam olarak ne olduğunu anlayamamış olabilirler. Duvarlarda resimler asılı, bomboş bir alandı, hatırlarsın. Açılışlar keyifli ve yoğun ilgiyle geçiyordu, şimdiki gibi. Fakat diğer zamanlarda çoğunlukla sadece özellikle haberdar olan kesim geliyordu. Kasabanın yerleşik halkının ilgisi de şaşkınlık ile başladı. Şimdi ise giderek artan, mutlu eden bir ilgi var. Açılışa katıldıktan sonra beş altı kere aynı sergiyi gezmeye gelen kitleler oluşmaya başlaması heyecan verici. Bunun sebeplerinden biri de, “Muğlak” sergisinde, izleyicilerin eserlere dair sorularını yanıtsız bırakıp, izleyici ve eser arasındaki ilişkiye dair söz söylemememiz oldu. İzleyiciler, sergiyi başka günlerde tekrar tekrar gezip deneyimlerini paylaştılar. “Bu sefer burada bunu gördüm, bu sefer bunu hissettim.” gibi. Deneyim paylaşımı bence o serginin en yoğun hissiyatıydı.

Mekânınız sanatçı seçimi ve sergi kürasyonlarını belirlerken neleri önemsiyorsun, mekânın bir sanat manifestosu ya da politikası var mı?

Eser ve sanatçı seçimleri sürecinde, sergi konseptlerine de bağlı olarak çoğulcu bir yaklaşımı benimseyen queer sanat görünürlüğüne destek veren ve sanat izleyiciliğine odaklanan bir bakışı benimsiyoruz. Sanat izleyicilerinin başka galerilerde karşılaşma ihtimallerinin az olduğu eserleri deneyimlemelerini, sanatçıların da bu kitlelere ulaşabilmesini istiyoruz. Sanatçı seçimlerinde konsept ve teknik konular dışında normalde aynı sergide bulunma ihtimalleri az olan sanatçıları bir araya getirmeyi şaşırtıcı ve besleyici buluyorum. Kariyerinde belli bir yere gelmiş, bilinen, hatta ‘ana akım’ bile sayılabilecek sanatçılarla birlikte, hayatında ilk defa eserini gri alan’da izleyiciye sunan sanatçılar da yer alıyor.

Sanatçı temsiliyeti üzerine bir planlamanız var mı peki? Sergilerinde yer verdiğiniz sanatçılar sana böyle önerilerle geliyor mu? gri alan böyle bir fonksiyonel yapıya doğru evrilebilir mi ?

Bağımsız bir inisiyatif olduğumuz için bağlayıcı temsiliyet anlaşmalarına olumlu bakmıyoruz. Evet, böyle önerilerle gelen, bağlayıcı bir anlaşma olmaksızın temsil ettiğimiz sanat izleyicilerine tanıttığımız sanatçılar var.

gri alan’ın eser satışları için nasıl bir politika/stratejisi var? Eser satın alma prosedürü nasıl ilerliyor ve/de sanatçılarla nasıl bir anlaşma yapıyorsunuz?

gri alan’da sergilenen eserler için sanatçı herhangi bir ücret ödemiyor. Açık çağrılara başvuru ve katılım ücretsiz. Eserin satışı durumunda inisiyatifin de sürdürülebilirliğini göz önüne alarak sanatçının üretimini destekleyecek sembolik bir anlaşma yapıyoruz.

Bahar Seçkisi’ni bu sene tekrar yaptınız ve geçtiğimiz sene olduğu gibi kırka yakın sanatçının katıldığı seçkiyi nasıl belirledin peki Öykü? Mekânın kapasitesi ve teknik olanakları sizce yeterli oluyor mu? Diğer yandan eserlerin asılması, yerleştirilmesi gibi teknik konuları nasıl hallediyorsunuz?

Bahar seçkisini bu sene 2. kez gerçekleştirdik. Gelenekselleşmesini dilediğimiz bir seçki. Açık çağrı üzerine başvurular geldi, onların arasından olabildiğince fazla sanatçıyı davet etmek önceliğimizdi. Ama kargolar geldiğinde ben de bir an için tüm işler nasıl gri alana sığacak diye telaşlanmadım değil. Bu durum Bahar Seçkisi ve Pride sergileri için geçerli. Bahar seçkisi de bu sebeple bahar gibi kalabalık, karmakarışık, çok renkli bir sergi oldu. Büyümekte olan, bağımsız bir oluşum olduğumuz ve iki kişilik bir ekipten oluştuğumuz için teknik imkânlarımız şu an tam istediğimiz gibi değil, ama üzerine koyarak ilerliyoruz.

Diğer konsept sergilerde sanatçılarla ilk iletişimi biz kuruyoruz. Eserlerin asılması, yerleştirilmesi en çok zamanımızı alan konulardan biri. Neyse ki, ekibimiz küçük olsa da bu kasabada koli açmak bile ilgi çekici bir parti haline dönüşebiliyor.

İstanbul dışındaki sanat mekânlarına bakınca kendi sanat alanını nasıl bir yerde görüyorsun?

Henüz çok yeni, yoğurulan ve dönüşen bir oluşum. Düzenli üretimde bulunan diğer inisiyatifleri umut verici ilham kaynakları olarak görüyorum. Ortak meseleyi sürdürmenin, sanatın ticarileşmesinin, sanat eserinin dekoratif malzeme olarak görülmesinin önüne geçilmesini hızlandıracağını düşünüyorum. Başka bir sanat piyasasının mümkün olduğuna inanmanın bir yolunun da bu turistik kasabadaki bir mahalleden geçiyor olduğunu düşünmek mutluluk verici.

Haziran ayındaki Pride sergisinden söz edelim mi? Ayvalık’da sence bir queer komüniteden ve bu alana ilgi duyan bir sanatsever çevreden bahsedebilir miyiz?

Haziran ayındaki Pride sergisi, ikinci Pride sergisi oldu. “Evinde” isimli sergide, bu kez biraz derine inip kimlik perspektifinden ele aldık. Belki bir Pride sergisi için karanlıktı ama, zaten kimse evinde hissetmiyordu sanki. Oldukça ilgi gördü, eserlerin kendi içerisindeki diyalogu açısından da izleyiciye ulaştığını düşünüyorum. Henüz deneyimlediğim kadarıyla Ayvalık’ta queer bir komünite sözü belki keskin kalır ama queer sanata ilgi duyan çevrenin varlığından bahsedebiliriz. Tabii ki biz görünür oldukça daha çok tanışma yaşıyoruz. Giderek kalabalıklaşıp bir araya geliyoruz diyebilirim.

En son seninle buluştuğumuzda Şirince’deki sanat kampına katıldığını söylemiştin. Nasıl geçti oradaki buluşma?

Şirince Nesin Köyü’nde sanatçılar ve küratörleri bir araya getiren bir eğitim kampı vardı. Bu organizasyona ben de seçildim. Benim için çok verimli oldu. Eğitici olmasının yanı sıra yeni ağlar kurmak, projeler ve fikirler üzerine uzun uzun konuşmak çok iyi geldi. Yalnız olmadığımızı hissettim. Orada kurduğumuz yakınlıklar ile yeni işbirlikleri kurup projeler üzerine çalışmaya devam ediyoruz.

Geçtiğimiz günlerde Deformans isminde Tulya Madra, Serdar Ateşer ve Ali Akas’ın bir araya geldiği bir ses performansı gerçekleşti. Bir yandan performans sanatına da alan açıyorsunuz. Nasıl geçti etkinlik?

Etkinlik çok canlı ve tutku doluydu diyebilirim. Benim yeni yeni içine girdiğim bir alan, fakat büyüleyici bir deneyim oldu. Yaz ortasından beri planladık üzerine düşündük, yaz sonunda gerçekleştirebildik. Hepsine minnettarım bu teklifimizi kabul ettikleri için.

Yakın döneme dair gri alan’ın nasıl planları, süprizleri olacak?

Kasım ayında C. Nazım Arslan’ın kişisel sergisini düzenleyeceğiz. Sonrasında “DISSENSUS” konusunu irdelemeyi planlıyoruz. Son sergiyi başka bir bağımsız sanat inisiyatifi olan No 238 ile gerçekleştirdik. Bağımsız sanat temsiliyetini kolektif çalışmalar ile vurgulayan projeler üretmeye devam edeceğiz. Yine söyleşiler, film gösterimleri de gerçekleşecek. Onun dışında farklı disiplinlere, teknik imkânları da zorlayıp daha çok yer vermek istiyoruz. Ayrıca tasarım pazarları, art shoplar, küçük mezatlar ve tabiki bol bol müzik de olacak. Onun dışında, sınırlı planlar olmadan zamanın ruhuna göre, hatta bazen içgüdüsel hareket ediyoruz. Biz de bu sürprizlerin çoğunu merakla bekliyoruz.

Bu yazı bir Avrupa Birliği projesi olan CultureCIVIC: Kültür Sanat Destek Programı’nın desteklediği “Sanat Haberciliğini ve Eleştirisini Yerelden Geliştirmek” projesi kapsamında Argonotlar tarafından komisyon edilmiştir. 

İlginizi Çekebilir

Eleştiri

Johanna Gustafsson Fürst ve Dilek Winchester’ın dans, tipografi, heykel, şiir gibi farklı mecralarda ürettikleri eserleri Arter'de GLOSSOLALALA sergisinde bir araya geliyor.

Eleştiri

Bu yazı, “Dön-Dün Bak: Türkiye’de Trans Hareketinin Tarihi” sergisini Benjamin’le ilişkilendirerek geçmişin devrimciliği, hafıza, direniş, nostalji/anti-nostalji gibi temalar altında analiz etme amacı taşıyordu. Ancak...

Eleştiri

İzmir’in sanatsal geleneğinin bir halkası olarak ilk kez düzenlenen İzmir Akdeniz Bienali’nin çağrışımları; organizasyon şeması ve kentin sanatla ilişkisi üzerine düşünceler doğuruyor.

Söyleşi

Tuğçe Tezer’in 2013’ten bu yana yürüttüğü çalışmaların ürünü olan Antakya Yürünebilir Kent Tarihi Rehberi projesi bugün ayrı bir önem taşıyor. Yürünebilir Tarih turlarının ilki...